9. bölüm · Küller Altında

9. BÖLÜM

Kar Tanesi

"Oğlum! Alo! Hey, lan!"
Mazhar’ın omzuna inen sert bir şaplak, onu daldığı o derin düşüncelerden bir anda çekip çıkardı. Refleksle irkilip yanındaki dosta döndü. "Lan ne vuruyorsun oğlum?" diye çıkıştı.
Arhun, elini havada sallayarak alayla güldü. "İki saattir sana sesleniyorum burada. Sahnedeki kız şarkısını bitirdi, indi gitti, haberin olsun. Sen hala boş boş bakıyorsun havaya. Kendine gel."
Mazhar, gözlerini sahnenin boşalan ışıklarından çekip boğazını temizledi. "Boş konuşma Arhun," dedi sesini toparlayarak. "Ne oldu, aradın mı Malik’i?"
"Hıı, aradım," dedi Arhun, ciddileşerek başını salladı. "Yapmış işleri. İstanbul’da yeni şirket için tam istediğin gibi bir yer bulmuş."
Mazhar’ın gözlerinde zeki ve kararlı bir parıltı belirdi. "Tamam, ben de bir kaç yazılım formatı hazırladım zaten. Taslağı sana atarım birazdan. İstanbul’daki o binayı tamamen üzerime alacağım."
Arhun kaşlarını kaldırıp arkadaşına üstten bir bakış attı. "Hepsini nasıl alacaksın oğlum? Edebiyat öğretmeni parasının iki katı gider oraya."
Mazhar hafifçe gülümsedi, arkasına yaslanırken sesindeki o gizli gücü saklama gereği duymadı. "Sevgili babacığım, o kadar oğlunu yazılım ve sertifikalarında boşuna okutmadı herhalde Arhun? Ee yani, biraz da yardım etsin sevgili oğluna."
Arhun bir an doğruldu, ardından mekandaki bağlama sesini bastıracak güçte bir kahkaha patlattı. "Lan oğlum! Zamanında 'Ben edebiyat hocalığı yapacağım, idealist olacağım' diye tutturuyordun. Hayırdır, parayı görünce nasıl da o dönüşü yaptık ama?"
Mazhar da dostunun bu neşesine katılarak güldü. Akılları bir anlığına geçmişe, üniversite yıllarına gitmişti. Mazhar, üniversitedeyken Baybars ailesinin küçük oğlu olduğunu, yani aslında ne kadar zengin olduğunu Arhun’dan uzun süre saklamıştı. İkisi de aynı devlet yurdunda kalıyordu. Arhun gerçeği ilk öğrendiğinde şok olmuş ve Mazhar’ın üzerine yürümüş, "Bunu benden sakladığına ve benim şu biricik kalbimi kırdığına inanamıyorum lan! Zengin adamın yurtta ne işi var?" diye sitem etmişti. Mazhar ise o zamanki rahatlığıyla, "Ne yapayım oğlum, izin verirseniz koskoca Baybars ailesinin küçük oğlu olarak ben bu yurtta kalabilir miyim mi deseydim? Salak," diyerek geçiştirmişti.
Ankara’nın o dertli havasını dağıtan bu eski hatıralarla iki arkadaş masadan kalktılar. Dışarı çıktıklarında Mazhar, "Gel benim eve bir an," diyerek Arhun’u davet etti.
Arhun gülerek omuz attı. "Ne bileyim lan oğlum... Şaka şaka, tabii ki geleceğim. O kadar çağırıyorsun, gelmez miyim lan?"
Mazhar’ın kendi başına kaldığı, sakin ama modern döşenmiş evinin kapısını açtıklarında Arhun ıslık çalarak içeri girdi. "Oooo, Mazhar Bey! Zevkleriniz de güzelmiş hani."
"Lan oğlum kes, ne var? Altı üstü bir ev."
"Aman abicim eğleniyorum şurada, ne var yani? Bana da eğlence çıktı işte. Seninle tanışana kadar hayat gerçekten çok sıkıcıymış oğlum. Seninle tanıştım, her bir günüm ayrı bir aksiyonla geçiyor."
Tam o sırada, evin derinliklerinden, banyo tarafından tuhaf bir tıkırtı ve bir düşme sesi geldi. İki arkadaş bir anda buz kesti.
"Lan, o neydi?" dedi Arhun fısıldayarak.
Mazhar’ın yüzündeki o sakin öğretmen ifadesi anında silindi, yerini tehlikeli bir ciddiyete bıraktı. Kapının kenarında duran ahşap kalın sopayı eline aldı. Yavaş, sessiz ve temkinli adımlarla koridorda ilerlemeye başladı. Ses banyodan geliyordu. Mazhar tam banyonun kapısına yaklaştığı anda kapı aniden içeriden açıldı. Mazhar, karanlıkta karşısına çıkan karaltıyı görür görmez hiç düşünmeden sopayı yapıştırdı!
"Ağaaaağağa!"
Yarım saat sonra, salonun ortasında lambanın altında duran Rüzgar, kafasına tuttuğu buz torbasıyla inliyordu. "Oyyy, çok ağrıyor ya! Gerizekalı mısın abi, kendi evinde ne vuruyorsun lan?"
Mazhar, elindeki ilk yardım çantasından pansuman malzemelerini çıkarırken sinirle homurdandı. "Rüzgar! Asıl senin benim evimde ne işin var oğlum? Evin barkın yok mu senin, sürekli buradasın? Bir de benim banyomda ne arıyorsun?"
Rüzgar acıyla yüzünü buruşturarak arkasına yaslandı. "Abicim sana ne? Hem sen kendin demedin mi bana, istediğin kadar gelebilirsin, burası senin de evin sayılır diye? Biz abi kardeş değil miyiz?"
O sırada koltukta bacak bacak üstüne atmış olanları izleyen Arhun araya girdi, yüzünü ekşitti. "Olmadı birader... Hani senin tek kardeşin, tek dostun bendim Mazhar? Rüzgar, sen kimsin?"
Rüzgar kafasındaki buzu düzelterek dik dik baktı. "Can kardeşiyim asıl! Sen kimsin be? Ve abimin evinde, banyosunda ne arıyorsun?"
"Yeter!" diye gürledi Mazhar. "Hay dilimi eşek arısı ısırsaydı da o lafı demeseydim sana Rüzgar. Ağzımdan bir kere çıktı, tapusunu istiyorsun evin." Elindeki pamuğu sertçe çocuğun kafasına bastırdı.
"Ağğğ abi! Ben nereden bileyim senin Şırnak'taki o köyden bugün döneceğini? Ev boştur diye geldim kafa dinlemeye."
Mazhar derin bir "Ya sabır" çekerek pansumanı bıraktı. "Ailenin haberi var mı bu durumdan? Yine ne yaptın, neden kaçtın evden?"
Rüzgar gözlerini kaçırdı. "Valla abi, kavga ettik yine evdekilerle. Çektim kapıyı çıktım. Sığınacak tek sen varsın, ne yapayım?"
Mazhar, aralarında kan bağı olmasa da öz kardeşinden öte gördüğü Rüzgar'ın bu halini görünce içindeki o korumacı şefkate engel olamadı. Öfkesi saniyeler içinde söndü. "Tamam..." dedi sakin bir sesle. "Kafanı toparlayana kadar buradasın. Ama bir daha habersiz banyoma sızarsan, bu sefer sopayla kalmam, haberin olsun."
Evdeki bu gürültülü ve patırtılı gece, Mazhar’ın zihnindeki o yeşil gözlü kızın hayalini bir anlığına gölgelese de, İstanbul’a doğru yapacağı o büyük hamlenin fitilini çoktan ateşlemişti.