7. bölüm / 13
Küller Altında7. BÖLÜM:YEŞİL VE SONSUZLUK
Bölümler 13Şu an: 7. BÖLÜM:YEŞİL VE SONSUZLUK
- 1 1. BÖLÜM:KURŞUN ASKERİN YANGINI260 kelime
- 2 2. BÖLÜM474 kelime
- 3 3. BÖLÜM851 kelime
- 4 4. BÖLÜM726 kelime
- 5 5. BÖLÜM850 kelime
- 6 6. BÖLÜM1.033 kelime
- 7 7. BÖLÜM:YEŞİL VE SONSUZLUK746 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. BÖLÜM947 kelime
- 9 9. BÖLÜM771 kelime
- 10 10. BÖLÜM448 kelime
- 11 11. BÖLÜM633 kelime
- 12 12. BÖLÜM597 kelime
- 13 13. Bölüm620 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ankara’nın sabah güneşi, Hacettepe Üniversitesi İngilizce Psikoloji 3. sınıf öğrencisi Zümra Arslan için her zamanki gibi telaşla başlıyordu. Aynaya her baktığında gördüğü o dalgalı saçları, 1.72 boyu ve kum saati vücuduyla dikkat çeken bir kızdı Zümra. Ama dışarıdan görünen bu kusursuz tablonun arkasında, ruhunun derinliklerinde 16 yaşından kalma derin bir yara saklıydı. Annesi Ece Hanım bir işletmeci, babası Kenan Bey ise pilanlar ve cetveller arasında yaşayan bir mimardı. Zümra henüz 16 yaşındayken, dünyası o büyük boşanmayla sarsılmıştı. Kendisinden çok, onun velayeti için bitmek bilmeyen kavgalar etmişlerdi. Bir hafta annesinde, bir hafta babasında mekik dokuyan o yorgun kız çocuğu, zamanla her ikisinin de başkalarıyla evlenip yeni çocuklar yapmasıyla iyice yalnızlaşmıştı. Şimdi o dolaylı, mesafeli kardeşlerin uzağında, Ankara’da kendi kurduğu öğrenci evinde bir başına nefes alıyordu.
Yatağından hışımla kalktı. Koridoru adımlayıp ev arkadaşı Füsun’un odasının kapısına dayandı ve sertçe vurdu. "Füsun! Kes artık şunu, sabahın bu saatinde!"
Kapı yavaşça açıldığında, Füsun o sevimli kıvırcık saçları ve suçlu kahverengi gözleriyle Zümra’ya baktı. Katılacağı müzik yarışması için sabahtan beri prova yapıyordu ama ev ahalisini, en çok da Zümra’yı çileden çıkardığını yeni fark etmişti. Mahcup bir sesle, "Affedersin zümrüt gözlüm, heyecandan işte..." dedi.
Zümra hafifçe gülümseyip banyoya geçti. Aynadaki yeşil gözlerine bakarak dişlerini fırçaladı. Üzerindekileri çıkarıp ılık suyun altına girmeden hemen önce, göğsünün tam ortasındaki yeşil renkli sonsuzluk dövmesine takıldı gözü. Bu dövme onun için sadece bir şekil değildi; hayatındaki tüm o parçalanmışlıklara inat, kendi içindeki sevginin ve gücün sonsuzluğunu temsil ediyordu. Teninin o aşırı hassas yapısı yüzünden sıcak suya sığındı, soğuk suya bir türlü alışamayan o narin bedeniyle acele bir banyo yapıp hemen hazırlandı. Bugün vize sınavı vardı ve acelesi vardı.
Fakat üniversitenin kapısından içeri adım attığı an, varlığını dahi hissetmek istemediği o gölgeyle karşılaştı. İçinden "Tüh, şansa bak ya..." diye geçirdi. Girişteki duvara yaslanmış, o sarı saçları ve mavi gözleriyle etrafa çapkın gülücükler saçan Cenk duruyordu. Yakışıklı sayılabilecek bir yüzü vardı belki ama Zümra için o çapkınlığın ardında sadece katıksız bir salaklık yatıyordu.
Cenk, o sinir bozucu sırıtışıyla hemen Zümra’nın yolunu kesti. "Ooo, psikolog hanım! Bakıyorum yine erkenciyiz. Sınavdan sonra bir kahve içeriz artık, hayır demezsin herhalde?"
Zümra gözlerini devirdi, çantasının askısını düzelterek mesafeli bir sesle araya girdi. "Hiç sanmıyorum Cenk. Sınavdan hemen sonra Füsun’la çok acil bir işimiz var, eve dönmem gerekiyor. Başka kapıya," diyerek yanından hızla sıyrıldı ve amfiye doğru yürüdü.
Girdiği vize sınavı gerçekten de düşündüğünden çok daha zor geçmişti. Sınav çıkışı yorgun argın koridorda yürürken Füsun neşeyle yanına koştu. Elinde, Zümra’nın hayatta hayır diyemeyeceği o en sevdiği tatlı duruyordu.
"Zümram! Bak sana ne getirdim, en sevdiğin tatlıyı yaptım ellerimle!" dedi Füsun, gözlerinin içi parlayarak.
Zümra durup arkadaşına şüpheyle baktı. "Efendim Füsun... Hayırdır, bu sefer benden ne istiyorsun bakayım?"
Füsun masum bir tavırla dudak büktü. "Ya kızım, aşk olsun ne alaka şimdi? Canım arkadaşıma tatlı da mı yapamayacağım?"
"O alaka Füsun," dedi Zümra gülerek. "Sen durup dururken bu tatlıyı yapmazsın. Çıkar bakayım baklayı ağzından."
Füsun pes ederek ellerini teslim olur gibi kaldırdı. "Tamam, tamam... Biliyorsun ben akşamları o kafede şarkı söyleyip gitar çalıyorum ya. Bizim solist arkadaşın sesi tamamen kısılmış, bildiğin fısıldıyor kız. Bizim çevrede de senin sesinin ne kadar duru, ne kadar güzel çıktığını herkes bilir. Yalvarırım Zümra, sadece bu akşamlık sahnede bana eşlik et, beni orada tek başıma bırakma!"
Zümra ilk başta kaşlarını çattı, kesin bir dille reddetti. "Asla olmaz Füsun! Ben psikoloji okuyorum, sahne ne alaka? Hem ben heyecanlanırım, yapamam." Ancak Füsun’un o ısrarcı, yalvaran bakışlarına ve dostluğuna daha fazla dayanamadı. Sonunda derin bir iç çekerek kabul etmek zorunda kaldı.
Eve gidip hazırlandığında, gözlerinin o derin yeşilini ortaya çıkaracak, sadeliğin zarafetini taşıyan yeşil bir elbise seçti. Gözlerinden dolayı yeşili her zaman çok sevmişti ve bu elbise ona adeta fısıldayan bir büyü katmıştı.
Akşam mekanın kulisinde kalbi göğüs kafesini zorlarken, ışıkların kararmasıyla sahneye doğru yürüdü. Mikrofonu eline aldığında salondaki o uğultu bıçak gibi kesildi. Füsun gitarın tellerine dokundu ve Zümra o duru, hüzünlü ve büyüleyici sesiyle şarkıya başladı.
Şarkının daha ilk nakaratında, salonun loş ışıkları arasında, en öndeki masalardan birinde oturan bir adamın bakışlarını üzerinde hissetti. Başını o yöne çevirdiğinde, esmer, kahverengi gözlerinin altında derin bir yorgunluk taşıyan, sanki dünyaya sadece acı çekmek için gelmiş gibi bakan o adamla göz göze geldi. Adam, elindeki kadehi masaya koymayı unutmuş, tamamen Zümra’ya kenetlenmişti.
Zümra şarkıyı söylerken, o adamın gözlerindeki dipsiz karanlığı hissetti. Adamın bakışlarındaki o yoğunluk Zümra’nın kalbindeki yeşil sonsuzluk dövmesini titretirken; Mazhar ise tam sol göğsünde, kalbinin üzerinde taşıdığı annesinin gözlerinin tam karşısında, bu kez yaşayan en canlı ve en güzel yeşil gözleri görüyordu. İki yaralı ruhun hikayesi, o loş sahnede, tek bir bakışla mühürleniyordu.
Bölüm etkileşimi
