8. bölüm · Kül ve Sır
7. BÖLÜM: SESSİZLİK
7. Bölüm: Sessizlik
(Derin’in ağzından)
Gözlerimi açtığımda tavana ilk baktım.
Beyaz ışık gözümü yakıyordu.
Bir an nerede olduğumu anlamadım.
Sonra kolumdaki sızı geldi.
“Of…”
Sağ bileğim sargıdaydı.
Hastane kokusu…
İçime oturdu.
Bir anda her şey geri geldi.
Deprem… enkaz… Karan…
Kalbim sıkıştı.
“Uyandın mı?”
Tuna’nın sesi.
Başımı çevirdim. Sandalyede oturuyordu, yorgun görünüyordu.
“Hastaneye nasıl geldim?” dedim.
“Bayıldın,” dedi kısa.
Durdu.
Sonra asıl soruyu sordum.
“Karan?”
Tuna gözlerini kaçırdı.
İçim buz gibi oldu.
“Karan nerede?”
Tuna derin nefes aldı.
“Ameliyatta.”
Sessizlik.
“Ne…?” dedim.
“Beton omzuna ve göğsüne zarar vermiş,” dedi Tuna. “Ama yaşıyor Derin. Yaşıyor.”
Ama o “yaşıyor” kelimesi bile iyi gelmedi.
“Onu görmek istiyorum.”
Tuna başını salladı.
“Şu an imkânsız.”
“Umurumda değil.”
Ayağa kalkmaya çalıştım.
Bileğimden acı fırladı.
“Ah!”
Tuna hemen tuttu beni.
“Dur!”
“Beni bırak Tuna!”
Sesim ilk kez bu kadar kırılmıştı.
“Onu görmek istiyorum dedim!”
Tuna sustu.
Sonra daha yumuşak konuştu:
“Şu an ameliyatta. Doktorlar çıkmadan kimse giremez.”
O an sustum.
Çünkü başka çarem yoktu.
---
Saatler geçti.
Ben koridorda oturdum.
Bileğim sızlıyordu ama umurumda değildi.
Her kapı açıldığında irkiliyordum.
Her ayak sesi…
Sanki o çıkacakmış gibi.
Tuna ara ara yanımda duruyordu ama konuşmuyorduk.
Çünkü konuşulacak bir şey yoktu.
---
Bir süre sonra ameliyathane kapısı açıldı.
Kalbim fırladı.
Doktor çıktı.
“Tuna!”
Hemen ayağa kalktım.
“Durumu stabil,” dedi doktor. “Ameliyat başarılı geçti ama yoğun bakıma alacağız. Bir süre kritik takipte olacak.”
Dizlerim titredi.
Ama bu sefer düşmedim.
“Görebilir miyim?” dedim.
Doktor başını salladı.
“Bir kişi.”
Tuna bana baktı.
“Git,” dedi
Yoğun bakımın önüne geldim.
Cam vardı sadece.
İçeri giremedim.
Karan oradaydı.
Hareketsiz.
Ama yaşıyordu.
Bunu görmek bile yetti.
Elimi cama koydum.
“Salak…” dedim kısık sesle.
“Beni böyle korkutmak zorunda mıydın?”
Sesim titredi.
“Ben sana kızacağım daha… o yüzden sakın gitme.”
Gözlerim doldu.
Ama ağlamadım.
Sadece orada durdum.
Bir süre sonra Tuna geldi.
“İyi misin?”
Başımı salladım.
Ama iyi değildim.
Hiç değildim.
“Derin…”
“Bırak,” dedim.
“Şu an konuşmak istemiyorum.”
Tuna sustu.
Yanıma oturdu.
Ve ilk defa hiçbir şey söyleyemedi
Birkaç dakika sonra
"Tuna... teşekkür ederim herşey için"
Tunanın gözleri doldu
"Rica ederim ne demek"
Öksürdüm ve devam ettim
"Yaşadıklarımı kaldıramıyorum Tuna. Göğsüme oturdular ve nefes aldırtmıyorlar. Karan daha yeni atlattı değil mi duman zehirlenmesini? Neden kendini enkaza attı... Neden?" Gözlerim doldu titreyen sesimle devam ettim
"Çok korktum.... Çok... Seni seviyorum dedi bana. Sanki sonra söyleyemeyecekmiş gibi. Ben aslında... Bu kadar ciddi düşünmüyordum yani biz bir nevi arkadaşız"
Tuna birkaç saniye sustu.
Sanki ne diyeceğini seçmeye çalışıyordu.
Sonra yavaşça bana döndü.
“Derin…” dedi kısık sesle. “Karan seni sadece arkadaş olarak görseydi… ölür gibi yaralıyken bile ilk seni düşünmezdi.”
Gözlerim tekrar doldu.
Başımı çevirdim.
Çünkü ağlarsam duramayacaktım.
“Ben ona kızgınım,” dedim titreyen sesle.
“Tuna ben gerçekten kızgınım.”
“Neden?”
“Neden kendini hiç düşünmüyor?” diye fısıldadım. “Herkesi kurtarmaya çalışıyor ama ya kendisi?”
Sesim yükselmeye başladı.
“Ya onu kaybetseydik?!”
Koridorda sesim yankılandı.
Tuna bir şey demedi.
Çünkü cevabı yoktu.
Derin nefes almaya çalıştım ama boğazımdaki düğüm büyüyordu.
“Elimi tuttu…” dedim.
“Gözleri kapanırken bile elimi bırakmadı.”
Bir damla yaş yanağımdan süzüldü.
“Hâlâ hissediyorum.”
Tuna gözlerini kaçırdı.
Sanırım o da kötü oluyordu artık.
“Karan hep böyleydi,” dedi sonunda. “Kendini düşünmezdi.”
Sinirle güldüm.
“Harika. Ne güzel özellik.”
Tuna hafifçe kaşlarını çattı.
“Derin—”
“Hayır Tuna!” diye kestim sözünü. “Ben o enkazın önünde… onun öldüğünü sandım!”
Sesim çatladı.
“Kalbim durdu resmen.”
Artık ağlıyordum.
Sessiz sessiz değil.
Gerçekten.
“Ben daha ona hiçbir şey söylemedim ki…”
O cümle ağzımdan çıkınca ikimiz de sustuk.
Tuna bana baktı.
Ben hemen gözlerimi kaçırdım.
Çünkü fark etmiştim.
Ben korktuğum şeyin adını sonunda anlamıştım.
Kapının camından tekrar Karan’a baktım.
Makinelere bağlıydı.
Omzu tamamen sarılmıştı.
Yüzü solgundu.
Ama hâlâ oydu.
Ve canımı acıtan da buydu zaten.
Bu kadar kırılmış hâlini görmek.
“Uyandığında ona bağıracağım,” dedim burnumu silerken.
Tuna hafifçe gülümsedi.
“Eminim korkudan tekrar bayılır.”
İlk kez çok küçük güldüm.
Ama hemen ardından gözlerim yine doldu.
Çünkü içimdeki korku hâlâ geçmemişti.
Ya bir daha gözlerini açmazsa?
O düşünce aklıma geldiği anda nefesim tekrar sıkıştı.
Ve ben bu gece ilk kez şunu fark ettim:
Karan’ın başına bir şey gelmesi…
Benim canımı kendi canımdan daha çok yakıyordu.
Koridorda sessizlik vardı.
Sadece cihaz sesleri…
Ve ara sıra geçen hemşirelerin ayak sesleri.
Saatin kaç olduğunu bile bilmiyordum artık.
Tuna bir ara kahve almak için yanımdan ayrılmıştı.
Ben hâlâ camın önündeydim.
Gözümü bir saniye bile Karan’dan çekemiyordum.
Bir anda içeride hareketlilik oldu.
Kaşlarımı çattım.
Hemşirelerden biri monitöre baktı.
Diğeri Karan’a yaklaştı.
Kalbim hızlandı.
“Ne oluyor…?”
Fısıldadım resmen.
Sonra…
Karan’ın parmakları hafifçe kıpırdadı.
Nefesim kesildi.
Camın önüne yaklaştım.
“Karan…”
Gözkapakları yavaşça hareket etti.
Sanki açmak için savaşıyordu.
Hemşire doktora seslendi.
Ben artık kalbimin sesini duyuyordum.
Ve birkaç saniye sonra…
Karan gözlerini araladı.
Donup kaldım.
İlk yaptığı şey etrafa bakmak oldu.
Sonra gözleri…
Beni buldu.
O an içimde tuttuğum her şey parçalandı.
Gözlerim doldu.
Ama bu sefer ağlamadım.
Sadece ona baktım.
Karan kaşlarını hafifçe çattı.
Sanki beni orada görünce kötü olmuş gibiydi.
Dudakları çok hafif kıpırdadı.
“Derin…”
Sesini duyamadım ama ne dediğini anlamıştım.
Bir hemşire beni dışarı almak istedi.
“Lütfen bekleyin—”
“Bir dakika,” dedim hemen.
Gözümü Karan’dan ayırmadan.
Karan çok yavaş şekilde elini kaldırmaya çalıştı.
Ama acıyla yüzü buruştu.
Refleksle cama yaklaştım.
“Yapma!” dedim hemen.
“Zorlama kendini!”
Gözlerini birkaç saniye kapattı.
Sonra tekrar bana baktı.
O bakış…
Mahvolmuş gibiydi.
Suçlu gibi.
Sanki beni ağlattığı için kendinden nefret ediyordu.
Ve o an sinirlendim.
Gerçekten sinirlendim.
Camın arkasından ona bakıp gözlerimi sildim.
“Salaksın sen,” dedim dudaklarım titreyerek.
“Kahraman olmaya çalışırken geberiyordun farkında mısın?!”
Karan hiçbir şey diyemedi.
Sadece bana baktı.
Ve gözlerinin içindeki o kırılmış ifade…
Benim bütün öfkemi darmadağın etti.
Çünkü ilk kez…
Karan korkuyordu.
Benden değil.
Beni kaybetmekten.
Karan gözlerini benden ayırmadı.
Sanki ben gidersem tekrar gözlerini kapatacakmış gibi bakıyordu.
Hemşire bir şeyler söylüyordu ama hiçbirini dinlemiyordum.
Çünkü Karan’ın yüzündeki ifade normal değildi.
Canı yanıyordu.
Hem de çok.
Ama buna rağmen ilk düşündüğü şey bendim.
Sinirim daha da arttı.
“Niye yaptın bunu? Daha yeni bir duman zehirkenmesi atlatmışkrn neden Karan?” dedim cama yaklaşarak.
Karan yavaşça nefes verdi.
Dudakları zar zor hareket etti.
“Çocuk… içerideydi…”
Gözlerimi kapattım.
“Yine aynı şey.”
“Derin…”
“Hayır konuşma!” diye çıkıştım hemen.
Hemşire bile dönüp bize baktı.
“Bir gün kendini öldüreceksin sen!”
Karan’ın bakışları düştü.
İlk kez gerçekten suçlu görünüyordu.
“O an seni gördüm…” dedi kısık sesle. “Enkaza koşuyordun.”
Kaşlarımı çattım.
“Ee?”
“Çok korktum.”
Kalbim duraksadı.
Karan yutkundu.
“Sana bir şey olacak sandım.”
Sinirle güldüm.
“Bana bir şey olacak diye sen oluyordun ama!”
Sesim yine çatladı.
“Ben seni o halde gördüm Karan!”
Elimi yumruk yaptım.
“Hareket etmiyordun…”
Gözlerim yeniden doldu.
“Ben… öldün sandım.”
Karan’ın yüzü değişti o an.
Canı omzundan değil de söylediğim cümleden yanmış gibiydi.
Gözlerini kapattı birkaç saniye.
Sonra çok yavaş konuştu.
“Özür dilerim.”
Bu kadar.
Bağırmadı.
Şaka yapmadı.
Kendini savunmadı bile.
Sadece özür diledi.
Ve nedense bu daha kötü hissettirdi.
Çünkü gerçekten pişmandı.
Camın önünde sessizce durdum.
Sonra gözüm omzundaki sargılara kaydı.
Kolunu neredeyse hiç oynatamıyordu.
İçim yeniden sıkıştı.
“Kırık mı?” dedim istemsizce.
Karan kısa bir nefes verdi.
“Omuz… çıkmış. Çatlak da varmış.”
Bir an hiçbir şey diyemedim.
Çünkü itfaiyecilikte omuz her şeydi.
Karan bakışlarımı fark etmiş gibi hafifçe başını çevirdi.
“Doktor birkaç ay zorlanacağımı söyledi.”
Birkaç ay…
Karan için birkaç ay demek cehennem gibiydi.
Çünkü o yerinde durabilen biri değildi.
“Derin…”
Yine bana baktı.
“Bileğin nasıl?”
O an gerçekten delircektim.
“Benim bileğim umurumda değil!”
Sesim koridorda yankılandı.
“Sen hâlâ beni düşünüyorsun!”
Karan kaşlarını hafifçe çattı.
“Seni düşünmem normal değil mi?”
Kalbim resmen tekledi.
Ve nefret ediyordum bundan.
Çünkü ona kızmaya çalıştıkça söylediği her şey daha çok canımı yakıyordu.
Başımı çevirdim.
Ağladığımı görmesini istemiyordum.
Ama sesim ele verdi beni.
“Bir daha yaparsan…”
Duraksadım.
“Bir daha kendini böyle tehlikeye atarsan gerçekten senden nefret ederim.”
Karan uzun süre sustu.
Sonra çok yavaş şekilde:
“Nefret etme,” dedi.
“Onu kaldırmam.”
Donakaldım.Bunu demesini artık bende kaldıramazdım. Hemşireye odaya girio giremeyeceğimi sordum o da izin verdi
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.Karan sadece beni izliyordu, içi yanıyordu ama ben bu 1 gecede sadece akli dengemi değil psikolojimi kaybetmiştim.
"Korktum Karan... Çok korktum. Hele o bana son dediğin... Sen hatıtlamıyor olabilirsin ama... Neyse bunu söylersem daha kötü olur.... Sana çok sinirliyim."
Karan’ın gözleri bir anda doldu.
İlk defa o kadar çaresiz görünüyordu ki içim parçalandı.
Konuşmaya çalıştı ama sesi çok güçsüz çıktı.
“Derin…”
“Hayır!” dedim ağlayarak.
“Elimi bırakıp gözlerini kapattın sen!”
Nefesim titriyordu.
“Ben orada öldüğünü sandım!”
Karan acıyla gözlerini kapattı.
Sanki söylediklerim omzundan daha çok acıtıyordu onu.
Yavaşça başını salladı.
“Hatırlıyorum…” dedi kısık sesle.
Kaşlarım çatıldı.
“Neyi?”
Gözlerini bana kaldırdı.
“Seni seviyorum dediğimi.”
Kalbim resmen sıkıştı.
O an odadaki bütün sesler yok oldu sanki.
Sadece ona bakıyordum.
Karan yutkundu.
“Yarım kaldı biliyorum.”
Sesim çıkmadı.
Çünkü ağlarsam yine duramayacaktım.
Karan gözlerini benden kaçırdı bu sefer.
“Söyleyemeden giderim sandım.”
O cümle beni mahvetti.
“Hâlâ aynı şeyi yapıyorsun işte!” diye bağırdım.
“Kendini düşünmüyorsun!”
Elimle gözyaşlarımı sildim.
“Ben seni kaybetmekten korktum Karan!”
Sesim o kadar kırılmıştı ki kendi sesimi tanıyamadım.
Karan’ın eli yatakta hafifçe kıpırdadı.
Sanki bana dokunmak istedi ama gücü yetmedi.
“Gel buraya,” dedi çok yavaş.
Yerimde kaldım.
Çünkü yaklaşırsam tamamen dağılacaktım biliyordum.
Karan gözlerini kapatıp nefes verdi.
“Derin…” dedi. “Sana bakınca ilk defa korkuyorum.”
O an nefesim durdu resmen.
“Enkazın önünde ağladığını gördüm.”
Gözleri tekrar bana döndü.
“Ben o görüntüyü kaldıramadım.”
Hıçkırık tuttum.
Karan devam etti.
“Canım yanıyor ama umurumda değil.”
“Yapma…” dedim ağlayarak.
“Böyle konuşma.”
“Gerçek bu.”
Bir an sustu.
Sonra çok zorlanarak:
“Ben sana bir şey olmasını kaldıramam.”
Artık dayanamadım.
Yatağın yanına gidip dikkatlice elini tuttum.
Parmakları soğuktu.
Karan gözlerini kapattı sanki sadece buna bile ihtiyacı varmış gibi.
Ve ilk kez sesi tamamen kırıldı.
“Özür dilerim Derin.”
“Bir daha seni böyle korkutursam…”
Durdu.
“İstediğin kadar bağır bana.”
Ben sözlerin etkisiyle dalmışken hemşire süreniz doldu demesiyle ayağa kalktım
"İyi bak kendine Karan. Şimdi yanına Tuna gelecek umarım bahsettiğim şeyi anlatmaz"
"Neyi?"
Söyleyemezdim. Çok sinirliydim canım yanıyordu ama bunu ben söyleyemezdim.Artık kaldıramadığımı bu yüzden bayılıp bileğimi kırdığımı tek kelime dahi söyleyemezdim. İçim içimi yerdi
"Söyleyemem..." nefes aldım "Aslında hiç önemli bişey değil ama öğrenirsen üzülmenden korkuyorum"
Karan birkaç saniye sustu.
Bakışları direkt yüzümdeydi.
Sanki söyleyeceğim şeyden gerçekten korkmuş gibiydi.
“Neden üzüleyim ki?” dedi kısık sesle.
Gözlerimi kaçırdım.
Çünkü biraz daha yanında kalırsam her şeyi söyleyecektim.
Benim onun yüzünden bayıldığımı…
Kalbimin hâlâ normale dönmediğini…
Enkazın önünde onu kaybettiğimi düşündüğüm an içimde bir şeylerin kırıldığını…
“Sadece…” dedim yavaşça. “Kendini suçlarsın.”
Karan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Zaten suçluyorum.”
O kadar hızlı söylemişti ki nefesim kesildi.
Kaşlarımı çatıp ona baktım.
Karan gözlerini benden ayırmadan konuştu.
“Senin o halini gördüğümden beri kendimden nefret ediyorum.”
Kalbim sıkıştı.
“Hemşire haklı,” dedim zorla gülmeye çalışarak. “Dinlenmen lazım.”
Tam arkamı dönecekken sesi geldi.
“Gitme.”
Adımlarım durdu.
O tek kelime bile içimi paramparça etmeye yetmişti.
Yavaşça arkamı döndüm.
Karan bana bakıyordu.
Yorgun…
Acı çekiyor…
Ama en çok da korkmuş görünüyordu.
“Biraz daha kal,” dedi.
Sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
Gözlerim yeniden doldu.
“Karan…”
“Lütfen.”
Bu adam normalde yardım istemezdi.
Kimseye “kal” demezdi.
Ve şu an bana bakarken gerçekten kırılmış görünüyordu.
Yavaşça tekrar yatağın yanına oturdum.
Karan derin nefes verdi.
Sanki ben gidince kötü bir şey olacakmış gibi rahatladı.
Parmakları hâlâ elimin içindeydi.
Başparmağını çok hafif oynattı.
Canı yandığı için yüzü buruştu.
“Hareket ettirme şunu,” dedim hemen.
Refleksle eline daha sıkı sarıldım.
Karan gözlerini kısa süre kapattı.
“Bağırınca daha güzelsin,” dedi kısık sesle.
Bir anda ona baktım.
“Şaka yapma dedim sana!”
Sesim yine yükselmişti.
Karan hafifçe başını salladı.
“Şaka değil.”
Kalbim yine saçma şekilde hızlandı.
Sinirle burnumu sildim.
“Şu halinle bile beni delirtiyorsun.”
Karan çok hafif gülümsedi ama o bile yüzünü acıyla gerdi.
Sonra bakışları bileğimdeki sargıya kaydı.
Gülümsemesi anında yok oldu.
“Gerçekten çok mu acıyor?”
O an yalan söylemek istedim.
Ama söyleyemedim.
“Acıyor,” dedim dürüstçe.
Karan gözlerini kapattı.
Çenesi gerildi.
Sanki o acıyı kendi hissediyormuş gibi.
“Ben yaptım,” dedi kendinden nefret eder gibi.
“Hayır,” dedim hemen.
“Aptal gibi bayılan bendim.”
“Ben yüzünden.”
Ses çıkmadı ağzımdan.
Çünkü haklıydı.
Ve bunu kabul etmesi canımı daha çok yakıyordu.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Sonra Karan gözlerini tekrar açtı.
“Derin…”
“Hmm?”
Bir süre sadece bana baktı.
Sanki söylemek istediği şeyleri toparlıyordu.
Sonra çok yavaş:
“O cümle yarım kalmadı aslında,” dedi.
Kaşlarım çatıldı.
“Ney?”
“Seni seviyorum.”
Nefesim durdu resmen.
Karan gözlerini benden kaçırmadan devam etti.
“Bil diye söyledim.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki konuşursam ağzımdan çıkacak sanıyordum.
Karan hâlâ bana bakıyordu.
Cevabımı bekliyormuş gibi değil de…
Sadece bilmemi istiyormuş gibi.
Gözlerimi kaçırdım.
“Şu an bunları konuşmanın sırası mı?” dedim kısık sesle.
Karan çok hafif başını salladı.
“Ölüyordum sanmıştım.”
Nefesim kesildi.
“Öyle düşününce…” dedi zorlanarak. “İçimde tutmak istemedim.”
Elini istemsizce biraz daha sıktım.
Karan’ın bakışları hemen ellerimize kaydı.
Ve o an yüzündeki o kırılmış ifade ilk kez biraz yumuşadı.
“Sen de korktun,” dedi sessizce.
Sinirle güldüm.
“Korktum mu?”
Gözlerim yeniden doldu.
“Karan ben aklımı kaybettim.”
Bu sefer sustu.
Çünkü abartmadığımı anlamıştı.
Derin nefes aldım ama sesim yine titredi.
“Stres yüzünden bayıldım ben.”
Karan’ın yüzündeki bütün ifade bir anda değişti.
Kaşları çatıldı.
“Elin…”
“Düşerken kırıldı.”
Bir anda odadaki hava değişti.
Karan bana öyle bir baktı ki…
Sanki biri gidip omzuna tekrar beton düşürmüş gibi.
“Derin…”
Sesi tamamen çökmüştü.
Ben hemen devam ettim.
“Bak yine kendini suçlayacaksın diye söylemek istemedim.”
Karan gözlerini kapattı.
Çenesi sertleşti.
“Ben seni koruyamadım.”
O cümle odaya oturdu resmen
"Karan.... Senin hiçbir suçun yok. Sağlıkçı olmama rağmen ben kendimi koruyamadım
Karan gözlerini bana çevirdi.
Öyle bir baktı ki…
Sanki söylediğim şeye gerçekten inanmak istiyordu ama yapamıyordu.
“Derin…” dedi kısık sesle. “Sen enkazın ortasında benim için ağlıyordun.”
Boğazım düğümlendi.
“Ben seni o halde görünce…” nefes verdi zorlanarak. “Kendimden nefret ettim.”
Kaşlarımı çattım.
“Yapma şunu.”
“Nasıl yapmayayım?” dedi ilk kez sesi biraz sertleşerek. “Senin bileğin kırılmış.”
“Senin de omzun kırıldı bir de beni düşün.”
Karan sustu.
Gerçekten sustu.
Sanki o cümle gidip tam kalbine oturmuştu.
Bakışları yavaşça yüzümde dolaştı.
Sonra çok kısık bir sesle:
“Ben kendimi önemsemiyorum ki.”
Kalbim sıkıştı.
“Hep seni düşünüyorum.”
Gözlerim yeniden doldu.
Sinirle burnumu sildim.
“Bak yine aynısını yapıyorsun.”
Karan kaşlarını hafifçe çattı.
“Neyi?”
“Kendini yok sayıyorsun.”
Sesim titriyordu artık.
“Sanki senin canın yanmıyormuş gibi konuşuyorsun.”
Karan birkaç saniye bana baktı.
Sonra dudaklarından yorgun bir nefes çıktı.
“Canımın yanması umurumda değil Derin.”
Gözlerimi kapattım.
Çünkü bu adam gerçekten beni mahvedecekti
"Karan ben senin canının yanmasına bu kadar üzülürken sen nasıl umrumda değil dersin?"
“Bilmiyorum…” dedi kısık sesle.
“Nasıl umurumda değil dediğimi bile bilmiyorum.”
Yutkundu, nefesi ağırlaştı.
“Ben sadece…” durdu.
Sanki kelime arıyordu ama bulamıyordu.
Sonra çok daha kısık:
“Ben sadece seni kaybetmek istemiyorum"
