17. bölüm · Kül ve Sır
16. Bölüm:Sabah Şoku
16. Bölüm: Sabah Şoku
(Karan'ın ağzından)
Başım ağrıyordu.
Hem de fena.
Gözlerimi açmadan önce bunu fark ettim.
Sonra koltuğun rahat olmadığını.
Sonra da...
Bu koltuğun benim koltuğum olmadığını.
Kaşlarımı çattım.
Yavaşça gözlerimi açtım.
Tavan.
Tanıdık değildi.
Bir saniye durdum.
İki saniye.
Üç...
Bir anda doğruldum.
"Ne—"
Başım dönünce tekrar koltuğa çöktüm.
"Allah kahretsin..."
Etrafıma baktım.
Küçük salon.
Kitaplık.
Battaniye.
Ve sehpanın üstünde...
Pembe bir saç tokası.
Donup kaldım.
"Yok artık."
Bir kez daha etrafa baktım.
Sonra gerçek kafama dank etti.
"Derin'in evi."
Yüzümü ellerimin arasına aldım.
"Ben öldüm."
Tam o sırada mutfaktan ses geldi.
Başımı kaldırdım.
Derin elinde kupa ile kapıda belirdi.
Bana baktı.
Sonra gülmemek için dudağını ısırdı.
Bu daha kötüydü.
"Uyandın mı?"
"Ben neden senin evindeyim?"
Derin kupasından bir yudum aldı.
"Çünkü kendi evinin anahtarını bulamadın."
Gözlerimi kapattım.
"Tamam."
"Sonra arabada uyudun."
"Tamam."
"Sonra seni yukarı taşımak zorunda kaldım."
Gözlerimi açtım.
"Ne yaptın?"
Derin sırıtıyordu artık.
"Seni yukarı çıkardım."
"Ben ağır biriyim."
"Fark ettim."
Yüzümü tekrar kapattım.
"Harika."
Derin kahkaha attı.
Direkt.
Açık açık.
"Dur daha bitmedi."
İçimde kötü bir his oluştu.
"Ne bitmedi?"
Derin telefonunu çıkardı.
"Hayır."
"Evet."
"Derin."
"Evet."
Telefon ekranını bana çevirdi.
Video.
Ben.
Kumların üzerinde.
Yüzüm son derece ciddi.
Ve şöyle diyordum:
> "Direksiyonun yuvarlak olması bence büyük hata."
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra videoda Tuna'nın kahkahası duyuldu.
Benimse yüzüm yavaş yavaş düştü.
"Sil."
Derin gülmekten konuşamıyordu.
"Hayır."
"Sil."
"Hayır."
"Derin sil şunu."
"Kesinlikle silmiyorum."
Tam o sırada telefon çaldı.
Ekranda Tuna'nın adı yazıyordu.
Derin açtı.
Hoparlöre verdi.
İlk duyduğumuz şey Tuna'nın kahkahası oldu.
"UYANDI MI?"
Gözlerimi kapattım.
"Ben gidiyorum."
Tuna daha çok güldü.
"ABİ BANA DÜŞTÜĞÜN VİDEOYU DA ATMIŞ."
Donup kaldım.
"...hangi video?"
Tuna'nın cevabı anında geldi.
"HEPSİNİ."
Derin'in kahkahası bütün salona yayıldı.
Ben sadece tavana baktım.
Ve o an tek bir şey düşündüm:
İtfaiyede yangınla mücadele etmek...
Bunun yanında çok daha kolaydı.
Ben hâlâ koltukta oturuyordum.
Başım ağrıyordu.
Ama artık sebebi içki değildi.
Utançtı.
Derin telefonuyla oynuyordu.
Bu tehlikeli bir şeydi.
Çok tehlikeli.
"Derin."
"Hm?"
"Videoları sil."
"Hayır."
"Derin."
"Hayır."
Şüpheyle gözlerimi kıstım.
"Kaç tane video var?"
Derin'in yüzündeki gülümseme büyüdü.
Benim içime korku düştü.
"Derin."
"Biraz."
"Biraz kaç?"
"Yeterince."
Ben tam cevap verecekken telefon bana doğru döndü.
İlk video başladı.
---
Videoda ben vardım.
Kuma oturmuşum.
Gökyüzüne bakıyorum.
Son derece ciddi bir yüz ifadesiyle:
> "Yıldızlar yaklaşmış."
Arka plandan Tuna'nın sesi geldi.
> "Abi onlar aynı yerde."
Ben videoda birkaç saniye düşünmüşüm.
Sonra:
> "Bizi izliyor olabilirler."
Video bitti.
Derin kahkahayı bastı.
Ben gözlerimi kapattım.
"Bir sonrakini açma."
Açtı.
---
Bu sefer arabadaydık.
Ben emniyet kemeriyle savaşıyordum.
Tam bir dakika boyunca.
Bir dakika.
Sonra videodaki ben:
> "Bu kemer bana karşı."
Derin videoyu durdurup gülmeye başladı.
Ben:
"Bu komik değil."
"Çok komik."
"Hayır."
"Çok komik."
---
Sonraki video açıldı.
Bu sefer kumların üzerindeydim.
Yüzüm ciddi.
Çok ciddi.
> "Eğer araba kaçarsa..."
Video burada bitiyordu.
Ben hemen:
"Tamam kapat."
Derin:
"Hayır."
"Kapat."
"Hayır."
---
Sonra Derin bir an durdu.
Telefon ekranına baktı.
Yüzündeki gülümseme değişti.
Ben kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Bir tane daha var."
"Kötü mü?"
"Biraz."
İçimdeki korku büyüdü.
"Açma."
Açtı.
---
Bu sefer sahil.
Derin'in boğulma şakası.
Benim yüzüm ekranda görünüyordu.
Panikle suya koşuyordum.
"DERİN!"
Videoyu izlerken bile içim sıkıştı.
Sonra görüntü devam etti.
Ben onu sudan çıkarıyorum.
Defalarca sesleniyorum.
Yüzümdeki korku...
Gerçekti.
O an salondaki gülümseme biraz kayboldu.
Derin de sessizleşti.
Videodaki ben:
> "Derin... lütfen..."
Sonra video devam etti.
Ve Derin gözlerini açıyordu.
Şakanın ortaya çıktığı an.
Videodaki Tuna kahkaha atıyordu.
Ama ben...
Ben videoda hiç gülmemiştim.
Sadece rahatlamıştım.
Bunu şimdi fark ediyordum.
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Derin telefonu yavaşça indirdi.
"Şey..."
Başını kaşıdı.
"Galiba biraz abartmışız."
Ben ona baktım.
Sonra omuz silktim.
"Evet."
"Çok mu korkmuştun?"
Bir saniye sustum.
Sonra dürüstçe cevap verdim.
"Evet."
Derin'in gülümsemesi küçüldü.
"Özür dilerim."
Başımı salladım.
"Tamam."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra telefonu tekrar eline aldı.
Ben hemen şüphelendim.
"Ne yapıyorsun?"
Derin sırıttı.
"Bir video daha var."
"DERİN."
"Bu son."
"DERİN."
Videoyu açtı.
---
Videodaki ben, arabada gözlerim yarı kapalı halde şunu diyordum:
> "Derin..."
> "Hm?"
> "Ben biraz sana güveniyorum galiba."
Üç saniye sessizlik.
Sonra videodaki ben devam ediyordum:
> "Ama deniz hâlâ sallanıyor."
Derin kahkahayı patlattı.
Ben ise yüzümü ellerimin arasına gömdüm.
"Telefonunu ver."
"Hayır."
"Derin ver."
"Hayır."
"Telefonunu kıracağım."
"Başka videolar da var."
"..."
O an anladım.
Benim kariyerim bitmişti.
