14. bölüm · Kül ve Sır
13. Bölüm: Sessizliğin İçinde
Begenin plssss
13. Bölüm: Sessizliğin İçinde
(Derin’in ağzından)
Sabah uyandığımda ilk hissettiğim şey… yorgunluk değildi.
Boşluktu.
O tuhaf, açıklayamadığın türden.
Telefonuma baktım istemsizce.
Bildirim yoktu.
Zaten ne bekliyordum ki?
Kendime bile cevap veremedim.
Yorganı üstümden yavaşça atıp ayağa kalktım.
Bugün işe gidiyordum.
Ve bunu düşünmek bile midemi sıkıştırıyordu.
Mutfakta su içerken telefonum titredi.
Refleksle baktım.
Tuna.
“Hazır mısın?”
Bir saniye durdum.
“Hayır.”
Hemen cevap geldi.
“Harika. Zaten hazır olmanı beklemiyordum.”
İstemsiz güldüm.
Ama gülüşüm kısa sürdü.
Çünkü o an aklıma geldi.
Karan.
Ve o sarılma.
Sanki vücudum hatırlamış gibi oldu.
Göğsüm sıkıştı.
Telefonu masaya bıraktım.
“Saçmalama Derin,” dedim kendi kendime.
“Bugün sadece iş.”
Hastaneye vardığımda bina her zamanki gibiydi.
Ama benim içim değil.
Kapıdan girerken herkes bana baktı.
Ya da ben öyle hissettim.
Tuna uzaktan el salladı.
“Bak kim gelmiş.”
Yanına yürüdüm.
“Abartma.”
“Sen abartıyorsun zaten.”
Gözlerimi devirdim.
Ama o an…
Onu gördüm.
Karan.
Koridorun ucunda.
Üzerinde hastane kıyafeti yoktu ama yürüyordu.
Yavaş.
Dikkatli.
Omzunu hâlâ koruyordu.
Ama ayaktaydı.
Gözlerimiz bir an çarpıştı.
Ben hemen baktım başka yere.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Tuna fısıldadı.
“Konuşacak mısınız?”
“Hayır.”
“Kesin mi?”
“Kesin.”
Ama sesim bile kendime inandırıcı gelmedi.
Bir adım attım.
Sonra bir adım daha.
Karan arkamdan seslenmedi.
Ama hissettim.
Baktığını.
Ve işte o an…
Her şeyden daha ağır olan şey şuydu:
Biz barışmamıştık.
Ama artık birbirimizi tamamen de kaybetmemiştik.
Ve bu… en zor kısmıydı.
Karan bana yaklaştığında geri çekilmedim.
Ama içim… hâlâ temkinliydi.
Bir insanı affetmek, ona tekrar yaklaşmaktan daha kolaydı.
Bunu yeni öğreniyordum.
“Derin.”
Sesi bu kez daha yumuşaktı.
Daha dikkatli.
Sanki yanlış bir kelime söylerse her şey yeniden kırılacakmış gibi.
Gözlerimi kaçırdım.
“Ne var?”
Karan kısa bir nefes verdi.
Omzunu hafif kıpırdattı, acı hissetti ama belli etmemeye çalıştı.
“Yaptıklarımdan dolayı…”
Durdu.
Sanki kelimeler boğazında takılıyordu.
Bu Karan’a hiç benzemiyordu.
“Pişmanım.”
dedi sonunda.
Basit.
Net.
Kaçmadan.
Bir an sustum.
O cümleyi beklemiş miydim bilmiyorum.
Ama duyunca… içimde bir şey gevşedi.
Karan gözlerime baktı.
“Beni affet demiyorum.”
“Çünkü hak etmiyorum.”
Bir adım daha attı.
Artık aramızda neredeyse mesafe kalmamıştı.
Ama dokunmuyordu.
Sadece yakın duruyordu.
“Ben sadece…”
Sesi düştü.
“Yanlış yaptım.”
“Ve seni kaybettiğimi düşündüğümde…”
Durdu.
Başını hafif eğdi.
“Bunu kaldıramadım.”
Boğazım düğümlendi.
Ama hâlâ sert durmaya çalıştım.
“Beni ittiğinde… ben de kaldıramadım.”
dedim.
Sessizce.
Karan başını salladı.
“Biliyorum.”
“Onun için buradayım zaten.”
Bir saniye bile beklemeden elini kaldırdı.
Ama acele etmedi.
Sadece yavaşça…
Bileğime dokundu.
O temas…
Elektrik gibi değildi.
Daha sakin.
Daha gerçekti.
Gözlerim istemsizce düştü.
Ama elimi çekmedim.
“İzin var mı?” dedi kısık sesle.
İlk kez bu kadar dikkatliydi.
Bir an durdum.
Sonra başımı hafifçe salladım.
Ve o an…
Karan sadece bileğimi tutmadı.
Beni kendine daha yakına çekti.
Ama sert değil.
Sanki korkuyordu.
Beni yeniden kırmaktan.
Nefesim yavaşladı.
Kalbim hızlandı.
Ama bu sefer panik değildi.
Karan’ın eli bileğimden yukarı çıktı.
Parmakları hafifçe titriyordu.
Ama bırakmadı.
“Derin…”
dedi.
Bu kez daha yakındı.
“Ben gerçekten özür dilerim.”
Gözlerim doldu.
Ama geri adım atmadım.
“Bir daha yapma.”
dedim sadece.
Karan başını salladı.
“Yapmayacağım.”
Bir an oldu.
Hiçbir şey yoktu.
Sadece koridor sesi.
Ve biz.Dudaklarımiz birbirine değerken...
Sonra Karan çok yavaş…
beni bir adım daha kendine çekti.
Bu sefer izin istemeden değil.
Sadece… emin olmak için.
Ve ben kaçmadım.
Kafam istemsizce omzuna yakın bir yere geldi.Tutkuyla beni öpüyordu
Daha çok…
“geri döndüm” gibiydi.
Karan nefes verdi.
Sanki ilk kez rahatlamıştı.
“Tamam…” dedi kısık sesle.
“Tamam.”
Ben de fısıldadım.
“Bir daha beni öyle bırakma.”
Karan’ın eli biraz daha sıkılaştı.
“Bırakmayacağım.”
Ve o an…
Sarılma değil.
Kavga değil.
Sadece…
iki insanın yeniden birbirini seçmesi vardı.
Ben geri çekildim
"Daha sana çok güvenemiyorum karan bey"
Anlayışla başını salladı
Tuna baskın attı
"Vaka var, küçük çocuk demirliklere sıkişmış ortak görev yanii"
Gözleriyle bizi süzdü
"Sevişmeniz bittiyse çabuk gelin"
Sinerlendim
"Tuna!"
O sırada tuna kaçtı. Biz de hemen araçlara doğru koşmaya başladık...
Biz de hemen araçlara doğru koşmaya başladık.
Tuna çoktan ambulansa binmişti.
............
Kapıyı açıp içeri atladım.
"Kaç yaşında çocuk?" diye sordum.
Tuna telsize bakıp cevap verdi.
"Yaklaşık sekiz yaşında."
Karan'ın yüzü ciddileşti.
"Durumu?"
"Sağlık ekipleri bilincinin açık olduğunu söylüyor. Ama bacağı demirliklerin arasında sıkışmış."
İçimde tuhaf bir huzursuzluk oluştu.
Çocuk vakaları beni her zaman daha çok etkiliyordu.
Sirenler eşliğinde olay yerine ulaştık.
Küçük bir parkın önü kalabalıktı.
İnsanlar etrafa toplanmıştı.
Bir kadın ağlıyordu.
"Benim oğlum!"
Kalabalığı geçip içeri girdiğimizde çocuğu gördüm.
Demir korkulukların arasında sıkışmıştı.
Yüzü gözyaşlarından kıpkırmızıydı.
Korkudan titriyordu.
"Anneee..."
İçim parçalandı.
Hemen yanına çömeldim.
"Merhaba."
Çocuk bana baktı.
Gözleri doluydu.
"Canın çok acıyor mu?"
Başını salladı.
Karan diğer tarafta durumu inceliyordu.
Demirler dikkatlice kesilmeliydi.
Yoksa çocuk daha çok yaralanabilirdi.
Ben çocuğun dikkatini dağıtmaya çalıştım.
"Adın ne bakalım?"
"H-Hakan..."
"Memnun oldum Hakan."
Titreyen bir gülümseme verdi.
"Ben Derin."
Arkamdan Karan'ın sesi geldi.
"Sakin ol küçük adam. Seni çıkaracağız."
Çocuk korkuyla ona baktı.
"Korkuyorum."
Karan dizlerinin üzerine çöktü.
"Ben de küçükken korkardım."
Bir an hepimiz ona döndük.
Tuna kaş kaldırdı.
Ben de şaşırdım.
Karan devam etti.
"Ama sonra öğrendim."
"Ne öğrendin?" diye sordu çocuk.
Karan hafifçe gülümsedi.
"Korkmak kötü bir şey değil."
"Kaçmak istemek de değil."
"Önemli olan korkarken de dayanabilmek."
Çocuk dikkatle onu dinliyordu.
Ben ise...
İlk kez Karan'a farklı bakıyordum.
Telsizden ses geldi.
"Kesim işlemi başlayabilir."
Karan ayağa kalktı.
"Tamam."
Sonraki birkaç dakika dikkatli geçti.
Demir yavaşça kesildi.
Hakan acıyla yüzünü buruşturdu.
Ama ağlamıyordu artık.
Sonunda son parça da ayrıldı.
"Tamam!"
Bir anda çevrede alkış koptu.
Çocuğun annesi ağlayarak oğluna sarıldı.
Ben derin bir nefes verdim.
Farkında olmadan omuzlarım gevşemişti.
Tam ambulansa yönelirken Karan yanıma geldi.
Sessizce.
Birkaç saniye konuşmadık.
Sonra bana baktı.
"İyi iş çıkardın."
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Sen de."
Tuna ikimizin arasına dalıp kahvesini kaldırdı.
"Şok oldum."
İkimiz de döndük.
"Neye?" dedim.
"Beş dakikadır kavga etmiyorsunuz."
"Tuna."
"Tamam tamam sustum."
Ama gülüyordu.
Ve uzun zamandır ilk kez...
Ben de gülüyordum.
