10. bölüm · Kudzir*Nefretle Başlayan Bir Aşk Hikayesi

Kıskançlık Krizi

Ece Ece

Akşamüstü Vezir, Kudret'in odasına doğru adeta uçarak gitti. İşlerini her zamankinden daha hızlı toparlamış, Kudret’in odasının kapısında belirdiğinde yüzünde her şeyi geride bırakmanın huzuru vardı. "İşin bittiyse çıkalım mı canım?" diye sordu, sesi bir çocuğun heyecanını taşıyordu.

Kudret, masasındaki son notlarını yazıp kalemini kenara bıraktı. "Evet, hadi çıkalım" diyerek çantasını aldı.

Vezir arabaya binerken, "Karnın aç mı?" diye sordu. "Seni eve bırakmadan önce, şöyle güzel bir şeyler yiyelim mi? Bildiğim çok güzel bir yer var."

Kudret hafifçe gülümseyerek, "Olur, çok açım ama çok da geç kalmayalım eve olur mu" diye cevap verdi.

Vezir onu şehrin ışıklarının denize vurduğu, salaş ama bir o kadar da samimi bir yere, deniz kenarındaki çok meşhur bir köfteciye götürdü. İkisi de arabadan inip o deniz kokulu havayı soluyarak tahta masalardan birine oturdular. Ekmek arası sıcak köfteler geldiğinde, Kudret ilk ısırığını aldıktan sonra şaşkınlığını gizleyemedi. "Vezir, inanamıyorum. İlk defa böyle bir yerde yemek yiyorum ve tadı muhteşem. Çok beğendim"

Vezir, Kudret’in neşesi karşısında gülümsemeden edemedi. Şakacı bir tavırla, "Eh tabi Kudret Hanım siz bilmezsiniz böyle yerleri, ama o lüks restoranlardan daha iyi buralar" diyerek ona takıldı.

Kudret hemen kaşlarını çattı, suratını asarak "Ya ne alakası var. Hemen de lafı ona getiriyorsun. Gitmeyeceğim bir daha seninle bir yere, hep böyle yapıyorsun"

Vezir, Kudret’in bu tatlı sinirini hemen yatıştırmak için ona doğru uzandı. Elini tuttu ve yanağına nazik bir öpücük kondurdu. "Tamam, tamam, şaka yaptım. Senin bu halini görmeyi çok seviyorum, o yüzden biraz üzerine geldim. Affet beni." Kudret hemen gardını indirip gülümsemeye başladı, "Tamam affettim" diyerek köfte ekmekten bir ısırık daha aldı.

Yemeklerini yiyip deniz havasını solurken, Vezir’in bakışları derinleşti. Elini uzatıp Kudret’in ellerini tuttu. "Kudret, biz kısa zamanda çok şey yaşadık ama aramıza artık başka sorunlar girmesini istemiyorum. Ben ilişkimizi daha ciddi bir yere taşımak istiyorum. Geleceğimi seninle kurmayı, evimizi, hayatımızı birleştirmeyi hayal ediyorum. Sen ne düşünüyorsun? Benimle bir ömür boyu beraber olmak istiyor musun?"

Kudret, Vezir’in bu beklenmeyen ciddi teklifi karşısında bir an duraksadı. İlişkinin daha çok taze olduğunu, üzerine çöken ailevi baskıların hala sıcak olduğunu düşünerek biraz ağırdan almak istese de, kalbi başka şeyler söylüyordu. "Vezir, çok hızlı gitmiyor muyuz? Seninle bir hayat kurmanın hayali beni heyecanlandırıyor ama her şey çok üst üste geldi. Annene inat yapar gibi koşa koşa evlenmek istemiyorum. Hayır demiyorum ama, sadece biraz zamana ihtiyacım var" dedi, sesi yumuşak ve samimiydi.

Vezir bu cevabı bir onay gibi kabul etti, yüzünde umutlu bir gülümseme belirdi. "Sen öyle istiyorsan öyle olsun, yeter ki sen yanımda ol. O zaman, işleri biraz daha ciddileştirelim. Kardeşlerinle tanışmak istiyorum. Onların da beni tanımasını, seni ne kadar çok sevdiğimi bilmelerini istiyorum."

Kudret, kardeşlerinden bahsettiğinde gözleri parladı. "Kardeşlerim mi? İnanır mısın, onlar da seni merak ediyor. Senin hakkında çok soru soruyorlar. O zaman ben onlarla konuşup sana haber vereyim, hep beraber akşam yemeğine çıkarız"

O akşam, deniz kenarında birbirlerine verdikleri sözlerle birlikte, geleceğe dair ilk somut adımları da atmış oldular. Dönüş yolunda ikisinin de içi rahattı, artık sadece birbirlerine değil, birbirlerinin dünyalarına da yer açmaya başlamışlardı.

Kudret’in evinin önünde araba durduğunda, günün yorgunluğunu unutturan o tatlı huzur hala arabanın içini dolduruyordu. İkisi de bu anın bitmesini istemeyen bir edayla birbirlerine baktılar.

Kudret, kemerini çözerken hafifçe Vezir’e doğru döndü. "Bu akşam için çok teşekkür ederim Vezir. Her şeyiyle çok özeldi" dedi, sesi içten ve yumuşaktı. "Kardeşlerimle konuşup en kısa sürede sana haber vereceğim, söz veriyorum."

Uzanıp Vezir’in yanağına yumuşak, sıcak bir öpücük kondurdu. Vezir de aynı şefkatle karşılık verip onun yanağına doğru eğildi. Bu basit temas bile aralarındaki bağı daha da güçlendiriyordu.

Kudret arabadan inip bahçe kapısına doğru yürürken, arkasına dönüp Vezir’e el salladı. Vezir de gülümseyerek el salladı. Kudret evin kapısından içeri girip gözden kaybolana kadar bekledi.

Arabanın vitesini boşa alıp uzaklaşmaya başladığında, Vezir’in yüzünde silinmeyen bir tebessüm vardı. Artık sadece iki aşık değil, birbirlerinin hayatına, ailelerine ve geleceğine ortak olan bir çift olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlardı. İçindeki o huzur duygusu, annesinin yarattığı tüm o kaosu bastırmaya yetmişti bile.

Ertesi sabah, güneşli bir İstanbul gününe uyandıklarında, Kudret’in evindeki kahvaltı sofrası hareketliydi. Kudret, kardeşleri Derya, Zafer ve Cennet ile babası Zülfikar Bey’in olduğu masada, daha fazla saklamasına gerek kalmayan o büyük değişikliği paylaşmaya karar verdi. Zülfikar Bey’in zaten bu ilişkiyi bildiğini ve onay verdiğini bilmek, Kudret’e büyük bir cesaret veriyordu.

"Size bir şey söylemem lazım," dedi Kudret, sesindeki neşeyi gizleyemeyerek. "Baba senin de iznin olursa Vezir ile artık ilişkimizi ciddi bir boyuta taşımak istiyoruz. Sen zaten Vezir’i tanıyorsun ama hem seninle yakınlaşmak hem de kardeşlerimle tanışmak istiyor"

Derya, Zafer ve Cennet birbirlerine bakıp gülümsediler. Ablalarının yüzündeki o taze baharı, gözlerindeki ışıltıyı haftalardır görüyorlardı. "Sonunda yaa" diye haykırdı Cennet. "Kudret ablamızın aklını başından alan, yüzünü güldüren o meşhur Vezir Bey’le tanışma vakti gelmiş demek ki." Zafer ve Derya da heyecanla onayladılar, hepsi ablalarının kalbini bu kadar güzelleştiren adamı tanımak için sabırsızlanıyordu. Herkes bakışlarını Zülfikar'a çevirdi ve onun ne tepki vereceğini bekliyorlardı. Zaro tabağındaki bakışlarını yavaşça kaldırdı, elindeki çay bardağını masaya koydu, "Vezir’in babasını iyi biliyorum, zaten babasıyla aramızda sizin evliliğinizin uygun olacağını çok önceden konuşmuştuk. Vezir'i yakından tanımasam da iyi birisi olduğunu ve çok başarılı bir adam olduğunu biliyorum. Kızım, eğer senin gönlün varsa, gerçekten mutlu olacağını düşünüyorsan, benim rızam var evlenmenize." Babasından aldığı onayla sevinçle babasına sarıldı Kudret. Haftasonu pazar akşamı için hemen ortak bir karar aldılar.

Kahvaltının ardından Kudret, kalbi yerinden çıkacakmış gibi heyecanla hazırlanıp dışarı fırladı. Kapıda onu bekleyen Vezir’in arabasına doğru adeta koştu. Kapıyı açıp koltuğa oturduğu an, Vezir’e kocaman, içten bir günaydın öpücüğü kondurdu.

Vezir, Kudret’in bu alışılmadık derecede neşeli ve enerjik hali karşısında şaşırdı ama yüzündeki tebessüm anında yayıldı. "Günaydın, çok neşelisin bu sabah, ışıl ışılsın" dedi, sevgiyle onun saçlarını okşayarak.

Kudret, kemerini takarken kocaman gülümseyerek "Kardeşlerimle konuştum hayatım" dedi. "Hepsi seninle tanışmayı çok istiyorlar. Ayrıca babam da senin ve bizim hakkında çok olumlu konuştu. Pazar akşam yemeği için bir plan yaptık, sana da uygunsa tabii?"

Vezir’in gözlerinde o an harika bir ışık parladı. "Uygun olmak ne kelime," dedi kararlılıkla. "Onlarla tanışmak benim için en büyük mutluluk. O günü iple çekeceğime emin olabilirsin. Hemen rezervasyon yapıyorum o zaman"

İkisinin arasındaki bu heyecanlı uyum, yaklaşan akşam yemeğinin sadece bir tanışma değil, aynı zamanda geleceğe atılan en güzel adımlardan biri olacağının müjdesini veriyordu.

Vezir, öğlene doğru dosyaların arasında kaybolmuşken ofisin kapısının aralanmasıyla başını kaldırdı. Nilgün’ün o tanıdık, kendinden emin duruşunu gördüğü an bütün günün enerjisi bir anda çekildi. Yerinden hızla kalkıp kapıya doğru hamle yaptı. "Niye geldin? Sana bir daha gelmemen gerektiğini söylemiştim" dedi, sesi buz gibiydi.

Nilgün hafif bir gülümsemeyle kapıda durmaya devam etti. "Vezir, sadece iki dakika. Dinlemezsen gitmeyeceğim, burada bekleyeceğim."

Vezir, ofiste çalışanların dikkatinin çekilmesinden çekindiği için homurdanarak koltuğu işaret etti. Nilgün hızla konuya girdi, "Biliyorum, her şey çok hızlı oldu ama kalbime söz geçiremiyorum. Seni gördüğüm andan beri başka bir şey düşünemez oldum. Birbirimize bir şans verelim, seni gerçekten mutlu edebilirim."

Vezir, sabrını korumaya çalışarak araya girdi. "Nilgün, kırmadan konuşmaya çalışıyorum ama yanlış yoldasın. Ben Kudret’i seviyorum, benim dünyamda ondan başka kimseye yer yok. Boşuna umutlanma, bu konu kapandı."

Nilgün, umursamaz bir ifadeyle ayağa kalktı. "Senin kararın bu olabilir ama ben seni bekleyeceğim, Vezir. Zamanla her şeyin değişeceğine inanıyorum." diyerek ofisten ayrıldı.

O sırada Kudret, kendi odasının penceresinden dışarı bakarken Nilgün’ü Vezir'in ofisinden çıkarken gördü. Öfkeyle yumruklarını sıktı. "Ne işi var bunun burada yine" diye düşündü, hemen kapıya yöneldi, Vezir'in yanına gidip hesap sormayı düşündü ama sonra durdu. "Dur Kudret fevri davranma," dedi kendi kendine, "Bakalım kendi gelip anlatacak mı?"

Vezir, işlerini toparlar toparlamaz, az önceki gerginliği üzerinden atmaya çalışarak Kudret’in odasına girdi. "Hadi sevgilim, yemek molası. Seni bu ofis havasından kaçırmaya geldim."

Kudret, yüzünde yapmacık bir sakinlikle Vezir’e baktı. "Çok çalıştın bugün galiba. Sabahtan beri hiç aramadın, neler yaptın bakalım? Gelen giden çok oldu mu?"

Vezir’in kalbi hızlı atmaya başladı ama belli etmedi. "Her zamanki gibi dosyalar, raporlar. Klasik ofis işleri, ne olsun."

Kudret’in içindeki öfke alevlenmeye başladı. Vezir onu çekiştirerek öğle yemeğine doğru götürürken, Kudret yol boyunca tek kelime etmedi. Restorana oturduklarında Vezir, "Kudret, iyi misin? Bir durgunluk var üzerinde" diye sordu.

Kudret, bardağı sertçe masaya bırakıp gözlerini Vezir’e dikti. "Bugün yanına biri geldi mi, Vezir? Doğruyu söyle."

Vezir’in dudakları hafifçe titredi, kekelemeye başladı. "Şey... Yani, aslında Nilgün geldi bugün"

Kudret bir anda patladı. "Önce sorduğumda neden yalan söyledin? Pencereden gördüm onu, kendin gelip söylemeni bekledim ama söylemedin"

Vezir şaşkınlıkla geri yaslandı. "Kudret, yanlış anlamandan korktum. Seni üzmemek için söylemedim. Önemli bir şey değildi, gerçekten."

"Doğru anlatsan yanlış anlamazdım ama sen saklayınca altında kötülük arıyorum Vezir. Ne için gelmiş, ne konuştunuz?" dedi Kudret gözleri öfkeden kızarmıştı.

Vezir derin bir nefes aldı, Kudret’in gözlerinin içine bakarak teslim oldu. "Beni sevdiğini, birbirimize şans vermemiz gerektiğini söyledi."

Kudret duyduklarından sonra sinirden deliye dönmüştü, elleri titremeye başladı. Vezir'e adeta hesap sorar gibi sert bir ifadeyle, "Sen ne dedin?" dedi, "Olur mu dedin, kabul ettin mi?"

Vezir, Kudret'i ilk defa bu halde görüyordu ve gözlerindeki öfke onu endişelendirmişti. Kudret'in olay çıkarmasından korkarak kelimelerini seçerek konuşup Kudret'i sakinleştirmeye çalışıyordu. "Kudret, sevgilim, n'olur sakin ol, düşündüğün gibi bir şey yok inan bana. Tekrar konuşmak ve hislerini söylemek için gelmiş, bende ona seni ne kadar sevdiğimi ve hayatımda senden başka kimseye yer olmadığını net bir dille anlattım. Gitmesi gerektiğini söyledim. Sırf sen gereksiz yere canını sıkma diye konuyu açmadım, yemin ederim."

Kudret kıskançlıktan ne dediğini bilmiyordu, tekrar sinirle ve hafif alaycı bir şekilde konuşarak "aaa ayıp etmişsin kadın sana ilan-ı aşk etmiş sen de onu reddetmişsin, bir çay içmeye gitseydiniz, belki fikrin değişirdi." Vezir nasıl ikna edeceğini şaşırmıştı, sakinliğini korumaya çalışarak cevap vermeye çalıştı, "Sevgilim şu an öfkeden ne dediğini bilmiyorsun, yalvarıyorum sakince düşünmeye çalış. İnan bana rahatsız olmanı gerektirecek bir şey olmadı. Seninle ilişkimizin ciddiyetini anlaması için tekrar tekrar aynı şeyleri söyledim. Hadi artık şu fikirleri kafandan at nolur, günümüzü onun yüzünden mahvetmeyelim"

Kudret hiç cevap vermeden geriye çekildi ve kollarını önünde bağladı, hala çok sinirle bakıyordu. Vezir yerinden kalkıp, Kudret’in yanına oturdu, sandalyesini yanına yaklaştırdı, kafasını eğip Kudret'in yüzüne baktı ama Kudret kafasını öbür yana çevirdi. Kolunu kaldırıp Kudret'in omzuna attı, Kudret geri çekilmek için biraz çırpındı ama Vezir sıkıca tutarak kendisine doğru çekti. Diğer elini Kudret’in yanağına koydu, nazikçe okşadı ve kendine doğru çevirdi yüzünü. Kudret öfkeli bakışlarını aşağıdan kaldırmadı. Vezir yaklaşarak gözlerinden öptü. Sonra yanaklarından, sonra alnından öptü. Ağır ve karizmatik bir sesle "Gözlerime bak Kudret" dedi, "Boş yere üzüyorsun kendini hayatım, yapma bunu bize. Senin kalbimdeki sevgini, hiçbir şey eksiltemez. Kimsenin buna gücü yetmez, senin bile. Bırak şu inadını artık unut Nilgün’ü falan, senden başka kimse yok"

Kudret, "O seni unutamıyor ama, nasıl baktıysan kadına, seni hiç tanımadığı halde aşık olmuş" der tripli bir şekilde. Vezir bu hallerini bir yandan çok tatlı bulur ve gülümser, "Kudreett ben sadece sana güzel bakıyorum, o da anlayacak bunu vazgeçecek bu boş sevdadan. Sen de uzatma artık güzelim hadi gülsün yüzün artık"

Vezir’in ısrarlarına dayanamayan Kudret, "tamam ama," der "bir daha geldiği zaman saklamayacaksın, hatta hemen beni arayıp çağıracaksın sen asla konuşmayacaksın. Bir daha gelsin ben ona yapacağımı bilirim. Sevgilimi elimden almaya çalışmak ne demekmiş göstereceğim ben ona"

Vezir, bir anda kıskanılan ve paylaşılamayan erkek olmanın verdiği şımarıklıkla bu durum hoşuna gider. Ve Kudret’in kaplana dönüşmesini izlemekten keyif almaya başlar. Alttan alta güler çaktırmamaya çalışarak ama başarısız olur. Kudret, Vezir’in yüzündeki o kaçamak gülümsemeyi yakaladığı an, öfkesinin yönü bir anda değişir. "Sen gülüyor musun?" der, kaşları sinirle havalanarak. "Ben burada senin yüzünden sinir krizi geçiriyorum, o kadını yolmak için plan yapıyorum, sen orada bıyık altından gülüyor musun? Seni vururum Vezir haberin olsun."

Vezir, hemen ciddileşmeye çalışarak elini havaya kaldırdı. "Hayır, hayır. Gülmüyorum, yemin ederim gülmüyorum" dese de gözlerindeki o parıltıyı gizleyemiyordu. "Sadece... beni bu kadar çok sevip sahiplenmen, bu kadar güzel kıskanman... İtiraf etmeliyim ki, çok hoşuma gitti."

Kudret, Vezir’in bu itirafı üzerine iyice sinirlendi. "Senin derdin belli, sen benim sinirlenmemden keyif alıyorsun. Sana son kez söylüyorum Vezir Yılmaz. Eğer bir daha o kadınla ben yokken konuşursan, o seninle konuşmaya çalıştığında bana haber vermezsen seni de o kadını da perişan ederim"

Vezir, Kudret’in bu tatlı sinirini yatıştırmak için hızla masanın üzerine uzandı ve ellerini tuttu. "Tamam, sustum. Valla sustum. Merak etme bir daha gelirse sevgilimle konuş diyeceğim hemen seni çağıracağım söz veriyorum asla konuşmayacağım"

Kudret, hala hafifçe çatık olan kaşlarını Vezir’in üzerine dikti, sesi otoriter bir tona büründü: "sen geç dalganı geç, bir daha konuştuğunuzu görürsem o zaman görüşeceğiz seninle"
Vezir, bir asker gibi dimdik oturarak başını salladı. "Anlaşıldı. Emredersin. Bir daha sen yanımda yokken hiçbir kadınla muhattap olmayacağım, söz veriyorum. Sen ne dersen o."

Kudret’in bu keskin tembihleri, Vezir’in üzerinde bir emir gibi yankılanmıştı. Vezir, sevgilisinin bu korumacı tavrından hem biraz çekiniyor hem de içten içe hoşuna gidiyordu.

Hadi kalkalım deyip kalktıklarında saatin epey geçtiğini farkederler. Tartışmanın hararetiyle saate hiç bakmamışlardır. Tekrar otogara gitmekten vazgeçerler ve Vezir Kudret'i evine bırakır.

Evin önüne geldiklerinde Kudret, vedalaşmadan önce içindeki o tatlı telaşı paylaştı. "Vezir, yarın akşam için çok heyecanlıyım. Kardeşlerimin seni görünce nasıl tepki vereceklerini, aranızın nasıl olacağını o kadar çok merak ediyorum ki"

Vezir, direksiyonun üzerindeki ellerini önüne çekip Kudret’e doğru döndü. "İnan bana, ben de en az senin kadar heyecanlıyım," dedi samimiyetle. "Sadece onları tanımak için değil, senin hayatının bir parçası olan o insanlarla vakit geçirmek için de sabırsızlanıyorum."

Kudret, yarınki planın detaylarından bahsetmeye devam etti. "Yarın işim yok, bütün günümü yemeğe hazırlanmaya ayıracağım. Zaten iş düşünecek halde değilim" dedi şakayla karışık.

Vezir, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle, "Yarın akşam sizi almaya geleyim mi" diye teklif etti.

Kudret ise başını iki yana sallayarak reddetti. "Hayır, gelmene gerek yok. Biz akşam hazırlanıp direkt gideriz, sen yolunu değiştirme restorantta buluşuruz. Ama nolursun sakın geç kalma Vezir"

Vezir, Kudret’in bu tembihleri karşısında hafifçe gülerek elini kalbinin üzerine koydu. "Merak etme sevgilim tam saatinde hatta siz gelmeden orada olacağım"

Kudret, son bir kez gülümseyip vedalaştıktan sonra kapıya doğru yöneldi. Vezir, o gözden kaybolana kadar yerinden kıpırdamadı. Arabasını çalıştırıp kendi evine doğru sürmeye başladığında, zihninde yarın akşamki yemekte neler konuşacağını düşünmeye başlamıştı bile. Sevdiği kadının ailesiyle tanışacak olmanın verdiği sorumluluk ve heyecan, onu şimdiden daha dikkatli ve özenli davranmaya itiyordu