8. bölüm · Kudzir*Nefretle Başlayan Bir Aşk Hikayesi
.
Vezir evine geldiğinde, telefonu daha kapıdan girmeden çalmaya başladı. Arayan annesi Leman Hanım’dı.
"Vezir, neredesin sen günlerdir? Telefonlarını açmıyorsun, haber yok. Yine o kadınla mıydın? O senin dengin olmayan kadınla mı vakit harcıyordun?"
Vezir’in yorgunluğu, annesinin sesini duyar duymaz yerini sert bir öfkeye bıraktı. "Anne, yeter artık. Nerede olduğum seni ilgilendirmez. Kudret hakkında böyle konuşmanı da istemiyorum, ona karşı saygılı ol."
Leman Hanım’ın sesi yükseldi. "Bak, senin iyiliğin için konuşuyorum. Arkadaşım Sevim’in kızı Nilgün döndü yurtdışından. Pırıl pırıl, tam sana göre bir kız. Yarın akşam size bir yemek ayarladım, gidip onunla tanışacaksın. Bu saçmalık artık son bulmalı"
Vezir, valizini sertçe kenara fırlattı, sesi odada soğuk bir rüzgar gibi esti. "Anne sen benim kaç yaşında olduğumun farkında mısın? Benim kendi hayatım var artık. Bana sormadan nasıl böyle bir şey yaparsın? Nilgün'le falan tanışmıyorum, böyle bir yemeğe de gelmiyorum. O konu kapandı, bir daha da sakın açma"
"Vezir, benim sözümü çiğneyemezsin..."
"Anne," dedi Vezir, sesini iyice buz gibi yaparak, "Kudret’in kim olduğunu, ne kadar güçlü ve değerli bir kadın olduğunu anlamanı beklemiyorum ama benim hayatıma müdahale etmene de izin vermeyeceğim. Bir daha bu konuyu açarsan, seninle konuşacak tek bir kelimem kalmaz. İyi geceler."
Vezir, annesinin daha fazla konuşmasına fırsat vermeden telefonu kapattı. Elini alnına dayayıp uzun süre sessizce bekledi.
Vezir, telefonu kapattıktan sonra içinde biriken tüm o öfke ve huzursuzlukla, babası Agah Bey’i aradı. Babası, Vezir'in sesindeki o keskin ve huzursuz tonu duyar duymaz bir şey olduğunu anladı. Vezir, annesinin tavrını, Nilgün adındaki yabancı bir kadınla onu tanıştırmaya çalışmasını ve Kudret’i küçümseyen ağır sözlerini tek nefeste anlattı.
"Baba, annem yine bildiğini okumaya çalışıyor" dedi Vezir, sesini kontrol etmeye çalışarak. "Kudret’le çok güzel bir ilişkimiz var, birbirimizi gerçekten seviyoruz. Annemin bu yersiz ve saçma takıntılarının bizi yıpratmasına izin vermeyeceğim. Lütfen, onunla konuş ve bu işin artık bir sınırı olduğunu ona anlat."
Agah Bey, oğlunun sesindeki kararlılığı duyunca hafifçe iç çekti. "Merak etme evladım" dedi sakin ve otoriter bir sesle. "Annen bazen fazla ileri gidiyor, biliyorum. Sen kendi yoluna bak, ben onunla bu konuyu ciddiyetle konuşup halledeceğim."
Telefonu kapattıktan kısa bir süre sonra Agah Bey, salonda huzursuzca gezinen Leman Hanım’ın karşısına dikildi. Sesi son derece soğuk ve netti. "Leman, Vezir’in hayatına ve onun seçimlerine müdahale etmeyi bırak artık. Kudret, oğlumun seçtiği kadındır ve Zülfikar ile aramızdaki hukuk da düşünüldüğünde, bu evliliğe karşı herhangi bir engel görmüyorum ben, aksine onaylıyorum"
Agah Bey, bir an duraksayıp karısının gözlerinin içine bakarak ekledi: "Vezir'in huzurunu bozacak, bu ilişkiyi zedeleyecek tek bir hamleni daha istemiyorum. Bu konu benim için kapanmıştır, sen de bunu böyle bilesin."
Ancak Leman Hanım, kocasının bu çıkışını yüzünde küçümseyen bir ifadeyle karşıladı. Agah’ın odadan çıkmasının hemen ardından, Leman Hanım kendi kendine mırıldandı "Siz o kadının, bizim ailemize ve Vezir'e uygun olmadığını göremiyorsunuz."
Kocası odadan çıkar çıkmaz, Leman Hanım’ın zihnindeki planlar yeniden işlemeye başladı. Kocasıyla tartışmanın bir faydası olmayacağını, bu işin çözümünün sadece kendi planlarında olduğunu düşündü. Agah Bey’in söylediklerini bir an bile ciddiye almamıştı, aksine, kendi bildiğini okumaya ve bu ilişkiyi kendi yöntemleriyle sabote etmeye çok daha kararlı hale gelmişti. Leman Hanım için savaş şimdi başlıyordu.
İstanbul’un bitmek bilmeyen temposu, Abant’ın o huzurlu günlerini sanki bir sis bulutunun ardına hapsetmişti. Bir hafta boyunca dosyalar, bitmek bilmeyen toplantılar ve otogardaki o kaotik yönetim, ikisini de birbirinden koparmış, seslerini sadece gecenin geç saatlerinde telefonda duyar hale getirmişti. Vezir, bu özleme daha fazla tahammül edemeyeceğine karar verdi. Kudret’in ofisine doğru yola çıktığında, elindeki kocaman çiçek buketiyle sanki haftalardır biriken tüm hasreti taşıyordu.
Kudret, masasındaki evrak yığınlarının arasında boğulmuşken, kapısının aniden çalmasıyla başını kaldırdı. Vezir’i, elinde çiçeklerle kapıda görünce gözleri ışıldadı. Hiç düşünmeden yerinden fırladığı gibi ona doğru koştu ve Vezir’in boynuna atladı. Kollarını onun boynuna sımsıkı dolarken, yüzünü onun omzuna sakladı.
"İyi ki geldin" diye fısıldadı Kudret, sesi özlemle titreyerek. "Seni o kadar çok özledim ki, bu bir hafta bir yıl gibi geçti sanki. İşler, güçler, çok şey birikti bir türlü başından kalkamadım"
Vezir, gülleri masaya bırakıp Kudret’i kendine daha sıkı çekti. Saçlarından derin bir nefes alarak, "ben de seni çok özledim sevgilim, daha fazla dayanamadım hasretine. Dedim, benim sevgilim beni unuttu herhalde." Kudret boynunu bükerek nazlanmaya başlar, " hiç unutur muyum sevgilim, o kadar çok yoruldum ki 1 haftadır hiçbir şeye fırsat bulamıyorum ama aklımda hep sen vardın"
Onun bu haline dayanamayan Vezir, " oy benim sevgilim çok mu yorulmuş, gel bakayım böyle" der ve ellerinden tutup yavaşça çekerek masanın önündeki kanepeye oturtur, kendisi de oturup Kudret’in bacaklarını kendi üstüne doğru uzatır. Dikkatlice ayakkabılarını çıkarıp, yere bırakır ve ayaklarına masaj yapmaya başlar. Kudret panikle " Dur Vezir, napıyorsun birisi gelecek. Ya babam gelirse" der, ama Vezir hiç oralı olmaz. "Merak etme gelen olmaz, olursa da korkma kimse bi şey olmaz". Kudret şaşkınlıkla bakar ve " kendine çok güveniyorsun Vezir bey ama babamın engeline takılırsan görürsün o zaman". Vezir gayet kendinden emin bir şekilde " hayatım bizi tanıştıran zaten babalarımız değil mi, onların dünden rızası var. Yarın evlenelim desek çok sevinirler" der.
Kudret, ayaklarını yere indirip Vezir’in göğsüne başını yaslayıp içini çekti, " Seni görünce tüm yorgunluğum hafifledi biliyor musun." Vezir Kudret'i belinden daha çok çekerek kendisine yaklaştırdı ve dudaklarını birleştirdi. Ufacık öptükten sonra hafifçe ayrıldı fakat geri çekilmedi. 1 haftalık hasretten sonra bu öpücük onlara yetmemişti, tekrar daha da tutkuyla öpüşmeye devam ettiler. Kapının çalmasıyla Kudret yerinde sıçrayıverdi hemen geri çekilip koltuğun bir ucuna kadar kaydı, üstünü başını düzeltip, "Giiir" diye seslendi. Vezir şaşkınca napıyorsun der gibi baktı ama Kudret ciddi bir şekilde kapıya baktı. Gelen asistanı Nazlı'ydı, imzalanacak dosyaları getirmişti. Kudret Nazlı'ya açıklama yapması gerekiyormuş gibi düşünerek saçma sapan konuşmaya başladı, " Biz de Vezir bey'le toplantı yapıyorduk, otobüs alımlarıyla alakalı, o da birazdan kalkacak zaten." Vezir gülmemek için kendini zor tutuyordu, bacak bacak üstüne atmış, bir kolunu kanepenin kenarına yaslamış, diğer kolunu kanepenin üst tarafına doğru uzatmış vaziyette yüzünde gayet ciddi bir ifadeyle hiç bozuntuya vermemeye çalışıyordu. Diğer tarafta Nazlı da şaşkınca dinliyordu Kudret'i. Çünkü Kudret hanım ona hiçbir zaman açıklama yapmazdı, sadece yapılacak işlerle ilgili bilgi verirdi daha fazla ayrıntıya girmezdi. Şaşkınca Kudret’i dinlerken gözleri yerdeki ayakkabılara takıldı, belli belirsiz bir gülümseme vardı dudaklarında, Kudret’in konuşması bittikten sonra imzalanacak evrakları masasına bıraktı ve izin isteyerek odasından ayrıldı.
Nazlı odadan çıktıktan sonra Kudret rahat bir nefes aldı ve bir anda omuzlarını düşürdü. Vezir hemen bakışlarını ona doğru çevirdi ve yandan bir gülüşle imalı imalı bakmaya başladı, yerdeki ayakkabıları alıp Kudret'e göstererek onun ayaklarının dibine bıraktı. Kudret "eyvah ayakkabılarımı giymeyi unuttum, kesin gördü ya rezil olduk senin yüzünden Veziiiirr" diyerek eliyle yüzünü kapattı. Vezir kanepenin üst tarafındaki kolunu indirmeden yavaş yavaş Kudret'e doğru yaklaşırken "demek toplantı yapıyoruz ha Kudret hanım, eee onayınız var mı peki otobüs alınmasına" der ve yüzünü kapattığı ellerini tek tek indirir.
Kudret sinirle bakarak, "dalga geçme Vezir Allah aşkına ya elim ayağım titredi burada heyecandan, sana dedim biri gelir diye dinlemedin beni"
Vezir inatla daha da yaklaşıp bir yandan kısa kısa öperken bir yandan konuşmaya devam etti, "bence çok güzel idare ettin sevgilim hayran kaldım seni izlerken, ayakkabını da unutmasaydın hiç anlamazdı" der kahkahayla. Kudret, Vezir’i durdurmaya çalışır, " Ya tamam Vezir yeter bu kadar, hadi git artık sen. Keyfim kaçtı zaten, rahatsız oldum ben"
Vezir geri çekilir ve "Tamam öyle olsun" der, "ama devamını istiyorum haberin olsun. Akşam işin bitince bekle, ben bırakacağım seni evine".
Kudret el sallayıp "tamam hadi görüşürüz" der ve Vezir zor da olsa odadan çıkar.
Akşam Vezir, ofisindeki masanın başında hararetle maillerini kontrol edip, projelerini gönderirken, kapının eşiğinde beliren silüetle başını kaldırdı. Kudret, yüzünde o muzip ve şefkatli gülümsemeyle içeri girdi. Vezir’in yanına kadar gelip arkasına geçerek, adamın yorgunluktan çökmüş omuzlarını hafifçe sıktı, ardından iki yanağına art arda küçük öpücükler kondurdu.
"Sevgilim daha bitmedi mi işlerin?" dedi Kudret, Vezir’in yüzünü avuçlarının arasına alarak. "Akşam oldu bırak artık yarın devam edersin"
Vezir, Kudret’in dokunuşuyla birlikte tüm gerginliğinin dağıldığını hissetti. Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Laptopunu kapatıp kenara itti. "Haklısın, geri kalanı yarın hallederim. Bu kadar yeter." Yerinden kalkarken, "Sen burada iki dakika bekle, ceketimi alıp geliyorum, hemen çıkalım" derken yanağından öpmeyi ihmal etmez.
Kudret, Vezir’in arkasından sevgi dolu gözlerle bakarken, ofisin kapısı hafifçe tıklandı ve içeri yabancı, şık giyimli bir kadın girdi. Nilgün, etrafı süzerek içeri girdiğinde Kudret onu merakla karşıladı.
"Hoş geldiniz" dedi Kudret, "Buyurun, kime bakmıştınız?"
Nilgün, dudaklarında hafif, yapmacık bir gülümsemeyle cevap verdi: "Vezir Bey ile görüşecektim. Leman Hanım beni yönlendirdi, kendisiyle tanışmak için gelmiştim."
Kudret bir anda buz gibi oldu, "Leman Hanım mı?" diye sordu sesi titreyerek. "Arkadaşı mısınız, ne için tanışacaksınız?"
Nilgün, mağrur bir tavırla başını salladı. "Leman Hanım annemin çok yakın dostudur. Ailece bir tanışma tertip etmişler, Vezir Bey’le de vesileyle tanışmış olacağız."
Kudret’in kulaklarında uğultular başladı. Şokun etkisiyle ne diyeceğini şaşırdı, sinirden dili tutulmuştu. O anda diğer odadan Vezir, ceketini giymiş bir halde içeri girdi, "Hadi hayatım gidelim" diye seslendi. Nilgün’ü görünce duraksadı kadını hayatında ilk kez görüyordu.
Vezir’in "tanımıyorum" ifadesini görecek hali kalmamıştı Kudret’in. Gözlerinde alevlenen öfkeyle birlikte, sandalyesinin üzerindeki çantasını hışımla kaptı ve tek kelime etmeden kapıya yöneldi.
"Kudret. Dur bir dakika, ne oluyor?" diye seslendi Vezir arkasından, şaşkınlıkla. Kudret durmadı, topuklarının sesi otogarda yankılanırken, hızla ilerledi. Vezir, onu durdurmak için peşinden kapıya kadar koştu ama Kudret çoktan bir taksiye binip uzaklaşmıştı.
Vezir geri döndüğünde, Nilgün’e baktı "Siz kimsiniz hanımefendi, neler oluyor burada" diye sordu. Nilgün, "Ben Leman Hanım'ın arkadaşının kızı Nilgün" diye kendin tanıtınca, Vezir neler döndüğünü anladı ve hemen sözünü keserek, "Tamam gerek yok devam etmenize hanımefendi, annem size ne anlattı bilmiyorum ama boşuna zahmet etmişsiniz buraya kadar. Benim hayatımda başka birisi var ve ben onu her şeyden çok seviyorum. Bizim tanışmamız gibi bir şey söz konusu bile olamaz. Lütfen çıkar mısınız, kapatıyorum çünkü. Size iyi akşamlar."
Nilgün şaşkınca kalakalır, Vezir’in tavrı karşısında ne diyeceğini bilemez. Vezir Nilgün'ü ofisten çıkarttıktan sonra kapıyı kilitler ve kadına dönüp bakmadan arabasına binip gider.
