19. bölüm · Kudzir*Nefretle Başlayan Bir Aşk Hikayesi

Gözyaşları

Ece Ece

Vezir, sabah erkenden hazırlanıp annesi ve babasıyla kahvaltı yapmak için onların evine gider. Hem kahvaltıda Kudret'le evlilik kararı aldıklarından bahsedip, onu istemeye gideceklerini söyleyecektir. Eve doğru yürürken içindeki heyecanı ve gerginliği bastırmak için derin derin nefesler alıyordu. Leman Hanım’ın Kudret’e karşı olan tavırlarını ve katı duruşunu değiştirmenin zor olacağının farkındaydı. Ancak bu sefer kararlıydı, annesi ne kadar sert çıkışır çıkışsın, hangi olumsuz sözü söylerse söylesin, bu sabah kesinlikle alttan almak, sakinliğini korumak ve tatlı dille onu ikna etmek için elinden geleni yapacaktı.

Kapıyı çaldığında, içeriden gelen aceleci adımlardan Leman Hanım’ın ne kadar heyecanlandığı belli oluyordu. Kapı açılır açılmaz Leman Hanım, karşısında günlerdir yüzünü göremediği oğlunu görünce dünyalar onun olmuş gibi bir çığlık kopardı ve Vezir’in boynuna sımsıkı sarıldı.

"Oğlum, sonunda aklına gelebildik ha? Günlerdir ne arıyorsun ne soruyorsun, öldüm meraktan" diye sitem etmeye hazırlanırken, Vezir annesinin bu sıcak sarılışına aynı şekilde karşılık verdi. Annesinin saçlarına küçük bir öpücük kondurup, "Tamam annem geldim işte, ben de özledim sizi" diyerek o sitemi daha başlamadan kibarca kapattı. Leman Hanım oğlunun bu tatlı dili karşısında yumuşayıp, "Geç içeri hadi geç, kahvaltı yapalım beraber" diye söylenerek onu içeri buyur etti.

İçeri girdiklerinde, babası salonun baş köşesindeki koltuğunda oturuyordu. Vezir hemen babasının yanına gidip elini öptü, ardından sımsıkı sarıldı. Babasının o yorgun ama şefkatli yüzüne bakarak, "Nasılsın babam, sağlığın nasıl?" diye sordu.

Babası hafifçe gülümseyip derin bir nefes aldı. "İyi olmaya çalışıyorum oğlum, ne olsun. Bu aralar biraz yorgunluk var üzerimde, tansiyonum arada oynayıp duruyor. O yüzden kaç gündür otogara da gelemiyorum, seni işlerle yalnız bıraktım, içim rahat etmiyor" dedi, sesindeki mahcubiyetle.

Vezir, babasının ellerini kendi ellerinin arasına alıp sıktı. "Hiç kafana takma öyle şeyleri baba, sağlığın her şeyden kıymetli. Otogardaki işler yolunda. Sen sadece dinlenmene bak," diyerek babasının içini rahatlattı.

Babası, oğlunun bu olgun ve sorumluluk sahibi halinden gurur duyarak başını salladı. Mutfaktan gelen kahvaltı kokuları ve Leman Hanım’ın tabak sesleri arasında, Vezir derin bir nefes alarak asıl konuyu açacağı o anın yaklaştığını hissetti. Leman Hanım'ın davetiyle hep birlikte kahvaltı masasına geçtiler.

Vezir, içindeki o büyük heyecanı ve birazdan açacağı konunun yaratacağı fırtınayı belli etmemeye çalışarak neşeli görünmeye özen gösteriyordu. Masadaki küçük sohbetler, fincan sesleri arasında kahvaltının sonlarına doğru Vezir, cesaretini toplayıp derin bir nefes aldı.

"Anne, baba..." dedi, sesi hem kararlı hem de temkinli çıkıyordu. "Size çok önemli bir haber vereceğim."

Agah Bey merakla çatalını bırakıp oğluna bakarken, Leman Hanım aniden kaşlarını çattı. Gözlerinde beliren o şüpheci ifadeyle hemen parmağını kaldırıp Vezir’i uyardı: "Sakın! Sakın o kadınla ilgili bir şey söyleme Vezir, başlarım şimdi haberine de sana da"

Vezir, annesinin bu sert tepkisi karşısında sinirlenmemeye, aksine sakinliğini korumaya kararlı olduğu için bozuntuya vermedi. Bakışlarını bir an önüne indirip yutkundu, ardından tekrar annesinin gözlerinin içine bakarak yumuşak ve sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

"Anne, dinle beni ne olur. Kudret hakkında bildiğin, düşündüğün her şey çok yanlış. Onu tanımıyorsun, o çok iyi bir kadın. Ben onu çok seviyorum anne. Onsuz bir hayat düşünemiyorum, onsuz yapamam. Ondan ayrı geçirdiğim günlerde çektiğim acıyı, hissettiğim eksikliği bir bilsen. Artık aranızdaki bu kırgınlıkların bitmesini, senin de bizim bu ilişkimize saygı duymanı ve onu kabullenmeni istiyorum."

Leman Hanım başta kollarını göğsünde kavuşturmuş, kara kara ve son derece sert bir şekilde oğlunu süzüyordu. Ancak Vezir’in kelimelerindeki o inancı ve içten gelen aşkı dinledikçe, kadının yüzündeki o katı duvarlar yavaş yavaş çatlamaya başladı. Oğlunun gözlerindeki kararlılığı görünce, bu sevgiye karşı koyamayacağını, aksi takdirde evladını kaybedeceğini derinden hissetti. Leman Hanım, Vezir’in konuşması boyunca ağzını hiç açmadan, sadece oğlunu dinledi.

Vezir uzun uzun Kudret’in ne kadar iyi bir insan olduğundan, ona olan sevgisinin büyüklüğünden bahsettikten sonra, sözü en kritik noktaya getirdi. "Ve,biz Kudret'le evlenmek istiyoruz. Kudret’in babası Zülfikar Bey ile görüştüm. Bu evliliğe onay vermek için tek bir şartı var. Sizinle birlikte, hep beraber gidip kızını istememizi istiyor."

Masada bir an derin bir sessizlik oldu. Agah Bey, duyduğu haberle adeta havalara uçtu. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle hemen oğluna uzanıp kolunu sıktı. "Çok şükür be oğlum. Tebrik ederim, çok sevindim"

Ancak Leman Hanım hala sessizliğini koruyordu. Vezir, annesine baktı. "Anne?" dedi çekingen ama umut dolu bir sesle. "Hala kötü mü düşünüyorsun onun hakkında? Gitmeyecek misin?"

Agah Bey de eşine dönerek araya girdi, "Hadi artık Leman" dedi ikna edici bir sesle. "Bırak şu inadı, uzatmanın kimseye faydası yok. Görüyorsun işte, birbirlerini çok seviyorlar. Bırak yuvalarını kurup mutlu olsunlar."

Leman Hanım biraz daha nazlanmak, o eski otoritesini son bir kez sergilemek ister gibi başını başka tarafa çevirdi. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra derin bir iç çekti. "İyi, peki madem..." dedi, yüzünde hafif bir teslimiyetle. "İstediğiniz gibi olsun, gidelim isteyelim."

Aldıkları bu onayla birlikte masadaki hava bir anda tamamen değişti. Agah Bey rahat bir nefes alıp neşeyle gülerken, Vezir’in içini mutluluk kapladı. Oturduğu yerden kalktı, annesinin arkasına dolaşıp hemen boynuna sarıldı. Yanaklarına, saçlarına art arda öpücükler kondururken sesindeki coşkuyu gizleyemedi:

"Teşekkür ederim annem, beni dünyanın en mutlu insanı yaptın. Çok teşekkür ederim"

Leman Hanım oğlunun bu samimi sevgisine daha fazla dayanamayarak hafifçe gülümsedi ve elini Vezir’in koluna koydu. Evdeki tüm bulutlar dağılmıştı.

Vezir’in heyecanı o kadar büyüktü ki, yerinde duramıyordu. Bir o yana bir bu yana koştururken ellerini ovuşturuyor, kendi kendine mırıldanıyordu, "Ne yapayım ben, Kudret’e haber vermem lazım, arasam mı? Yok yok, telefonda olmaz, en iyisi yanına gideyim ben. Hadi görüşürüz"

Tam kapıya doğru yönelmişti ki Agah Bey’in babacan ve tok sesiyle durdu:

"Oğlum, bir dur, sakin ol. Bir nefes al, dur acele etme"

Vezir olduğu yerde dönüp ellerini iki yana açtı, "Olmaz baba, o da haber bekliyor benden. Zülfikar Bey’e hemen söylememiz gerek, duramam ben"

Agah Bey başını sallayıp gülümseyerek yerinde rahatça arkasına yaslandı. "Dur bakalım, o iş öyle olmaz. Ben Zülfikar’ı ararım, hangi gün müsait olurlarsa ziyarete gideceğimizi söylerim. Çiçeğimizi, çikolatamızı alır, usulüyle gider, kızımızı isteriz."

Vezir bu teklifi duyunca bir çırpıda babasının yanında bitti, gözleri parlıyordu, "Hemen ara o zaman baba, ne duruyorsun Allah aşkına"

O sırada Leman Hanım daha fazla sessiz kalamadı, oğlunun bu aceleci, yerinde duramayan halini izlerken içindeki o anaç şüphe depreşmişti. Kaşlarını hafifçe çatıp ciddi bir tonla araya girdi,

"Oğlum, bu ne acele böyle? Kızı kaçırıyorlar sanki. Bu kız senin aklını başından almış. Söyle bakayım bana, yoksa hamile falan mı? O yüzden mi bu telaşınız?"

Vezir’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Anne! Ne diyorsun, saçmalama Allah aşkına, yok öyle bir şey. Çok seviyorum diyorum, başka anlamlar çıkarma lütfen" diyerek hemen annesini sakinleştirmeye çalıştı.

Leman Hanım ikna olmamış gibi dudak büzdü, "Ne bileyim, yirmi yaşında delikanlı gibi böyle aceleci davranman bir tuhaf geldi de ondan."

Vezir hafifçe gözlerini devirip sitem etti, "Aşk olsun anne. Yirmi yaşında değilim evet ama yaşlı mıyım ben"

Annesi elini sallayarak gülümsedi, "Tamam, tamam kızma, bir şey demedim. Ama sen de biraz sakin ol yavrum, isteyeceğiz dedik işte, sözümü tutacağım."

Vezir derin bir soluk alıp yerine otururken, içindeki o korkuyu saklayamadı, "Ne yapayım anne, bir aksilik çıkacak diye ödüm kopuyor. Kudret’i kaybetmek istemiyorum bir daha."

Agah Bey oğlunun bu sabırsızlığı karşısında dayanamadı, cebinden telefonunu çıkarıp Zülfikar’ın numarasını tuşladı.

O sırada diğer tarafta, Zülfikar ve ailesi de kahvaltı masasında oturuyorlardı. Telefonun çalmasıyla Zülfikar ekrana baktı, "Agah arıyor" dediğinde masadaki herkesin dikkati bir anda ona odaklandı. Kudret, Vezir’in annesi ve babasıyla konuşacağını bildiği için heyecanlandı, ellerini masanın altında birbirine kenetleyip nefesini tuttu.

Zülfikar telefonu açtı. İki eski dostun kısa hal hatır sormalarının ardından Agah Bey lafı uzatmadı, "Zülfikar kardeşim, hayırlı bir iş için, Allah'ın emriyle aileni ziyaret etmek istiyoruz. Müsait olduğunuz bir akşam size gelelim diyoruz."

Zülfikar, başını kaldırıp masada kendisine dik dik bakan meraklı gözlere, özellikle de pırıl pırıl parlayan Kudret’e baktı. Hafifçe tebessüm ederek cevap verdi, "Buyurun gelin Agah, yarın akşam müsaitiz bekleriz."

Telefon kapanır kapanmaz Kudret dayanamayıp öne doğru atıldı, "Baba, ne oldu? Agah Bey ne için aramış?"

Zülfikar ciddiyetini bozmamaya çalışsa da gözlerindeki yumuşamayı gizleyemedi, q"Yarın akşam hayırlı bir iş için gelecekler. Hazırlıklarınızı yapın bakalım."

Cennet ile Derya bir anda sevinçle çığlık atıp ellerini çırptılar ve Kudret’in boynuna atıldılar. Kudret mutluluktan havalara uçmamak için zor duruyordu, gülümsemeyle kalbinin atışlarını dizginlemeye çalışıyordu.

Aynı dakikalarda, Agah Bey telefonu kapattığında Vezir hemen atıldı, "Ne oldu baba? Zülfikar Bey ne dedi, ne zaman gidiyoruz?"

Agah Bey, oğlunun bu heyecanını biraz işletmek, o tatlı telaşını izlemek için yüzünü asar gibi yaptı. Başını iki yana sallayıp, "Valla oğlum, kabul etmedi" dedi. "Müsait değiliz, başka zaman dediler."

Vezir’in yüzündeki tüm ışık bir anda söndü. Rengi attı, olduğu yerde kalakaldı. "Ne?.. Nasıl kabul etmedi ama baba? İki gün önce onay vermişti, neden değişti fikri? Ne olur baba, tekrar ara, yalvarırım ısrar et. Seni kırmaz o, lütfen" diye adeta yalvarmaya başladı.

Leman Hanım, kocasının şaka yaptığını anlamamıştı, oğlunun bu haline üzülmesiyle birlikte içindeki o eski öfke bir anda kabardı. Ayağa kalkıp ellerini beline koydu, "Aaa, yeter ama, benim oğlumdan iyisini mi bulacakmış o kızına. O istemiyorsa biz hiç istemiyoruz."

Vezir panikle annesine döndü, "Anne bir dur, ne olur. Zaten ortalık karışık, daha çok karıştırma gözünü seveyim"

Agah Bey, şakanın uzadığını ve evde kriz çıkmak üzere olduğunu görüp kahkahayı patlattı. "Tamam, tamam sakin olun. Şaka yaptım, şaka"

Vezir ve Leman Hanım şaşkınlıkla Agah Bey’e baktılar. Agah Bey gülerek devam etti: "Kabul etti tabii ki. Yarın akşam bekliyorlar, hazırlanın diyorlar"

Vezir rahat nefes aldı, sonra sevinçten havalara uçtu. Önce babasının boynuna atıldı, ardından annesini yanaklarından öptü. "Canım babam, canım annem" diye bağırdıktan sonra, durduğu yerde bir saniye bile daha fazla kalamayacağını anlayıp, "Benim hemen Kudret’e gitmem lazım, onu görmem lazım" diyerek kapıya koştu ve evden dışarı fırladı.

Vezir, arabasını çalıştırıp hemen yola çıktı. Heyecanla telefonu eline alıp Kudret’i aradı. Telefon ilk çaldığında Kudret, "Aşkııım" diye öyle büyük bir neşe ve coşkuyla açtı ki telefonu, içindeki tüm mutluluk sesine yansımıştı.

"Güzel sevgilim" dedi Vezir, direksiyonu tutan eli heyecandan titreyerek. "Biliyor musun, konuştum babamla, yarın akşam babanın istediği gibi ailecek seni istemeye geleceğiz"

Kudret’in sevinç çığlığı telefonda yankılandı, "Evet biliyorum Vezir, babam yanımızda konuştu. O kadar mutluyum ki, sonunda önümüzdeki engeller kalkıyor" derken, gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Vezir farketmiş gibi "Ağlıyor musun sen" diye sordu. Kudret bir yandan burnunu çekerken, bir yandan gözlerini siliyordu "Evet" dedi, "Ağlıyorum ama mutluluktan ağlıyorum"

İkisi de kavuşmanın ve büyük günün hayaliyle birbirlerine olan sevgilerini, mutluluklarını haykırırken Vezir, "Seni almaya geliyorum, yoldayım şimdi, hemen hazırlan sevgilim" dedi.

"Tamam, bekliyorum" dedi Kudret gülerek.

Ancak tam o saniyede, tali yoldan aniden fırlayan bir arabayı Vezir son anda fark etti. Direksiyonu sağa kırmak için hamle yaptı ama geç kalmıştı. Çarpışmanın o korkunç sesi telefonun ahizesinden Kudret’in kulağına kulakları sağır edercesine çarptı. Camların kırılma sesiyle birlikte Vezir’in ağzından çıkan boğuk bir inilti duyuldu ve telefon elinden kayıp arabanın tabanına düştü.

"Vezir? Vezir ses ver. Ne oldu?" Kudret’in yüzündeki o gülümseme bir anda dondu, kanı çekildi. "Vezir! Vezir aşkım ses ver bana!"

Vezir’den çıt çıkmıyordu. Kudret, telefona hıçkırıklar içinde, nefesi kesilerek bağırmaya devam etti, "Vezir, yalvarırım konuş, bir ses ver. Ne oldu, neredesin?"

O sırada telefondan başka bir ses duyuldu. Diğer arabadan inen ve kazayı hafif sıyrıklarla atlatan adam, endişeyle Vezir’in kapısını açmış,Vezir'le ilgilenirken yerde duran telefondan gelen sesi fark edip yerden almıştı.

"Alo, Alo, hanımefendi beni duyuyor musunuz?" dedi adam telaşla.

Kudret hıçkırarak, titreyen sesle, "Ben... Ben duyuyorum. Ne oldu Vezir'e, iyi mi?" diye bağırdı.

"Kaza yaptık hanımefendi. Ben iyiyim ama beyefendi baygın, başını çarpmış galiba. Panik yapmayın, hemen ambulansı aradım, birazdan burada olurlar. Hangi hastaneye götürürlerse ben size haber vereceğim, sakin olun lütfen" diyerek adam telefonu kapattı.

Kudret elindeki telefonla, gözyaşları sel olmuş bir halde salona çığlık çığlığa koştu. "Baba! Derya!" diye haykırırken ayağı takıldı, az kalsın düşüyordu.

Babası ve kardeşleri panikle ayağa kalktılar. Kudret, nefes alamaz halde, kelimeleri yutarak konuştu: "Baba... Vezir... Kaza yapmış. Telefonda duydum, baygınmış. Hastaneye götürüyorlar, ne olur gidelim baba, yalvarırım gidelim"

Zülfikar’ın endişeyle "Kızım kendine gel, bi sakin ol" derken Kudret çoktan kapıya doğru koşmaya başlamıştı bile. Derya, ablasının arkasından hemen yetişti. "Abla bekle, beraber gidiyoruz"

Yolda adamı tekrar arayıp hangi hastaneye kaldırıldığını öğrendiler. Acil servisin önüne geldiklerinde Kudret perişan haldeydi, tek dileği sevdiği adamın o hastane kapısının ardında sağ salim uyanmış olmasıydı.