8. bölüm · KudZir ⏳📚
Bölüm 8
Ertesi sabah yağmur yerini nemli, serin ve dingin bir havaya bırakmıştı. Sabahın erken saatlerinde feribota binerek Tarihi Gelibolu Yarımadası'na geçtiler. Şehitliklerin olduğu yere geldiklerinde herkes bir anda sessizleşti.
Kudret rehber eşliğinde öğrencileri Şehitler Abidesi'nin önüne topladı. Konuşmaya başladığında sesindeki o net ve profesyonel ton, yerini derin bir duygu seline bıraktı.
"Gençler," dedi Kudret, gözleri abideye kayarken. "Burası sadece mermerden bir anıt değil. Burada, sizin yaşlarınızdaki binlerce gencin vatan uğruna yarım kalmış hikayeleri yatıyor. Tarih, sadece geçmişte yaşanan acıları değil, o acıların bize kazandırdığı kimliği hatırlatır."
Vezir, grubun arkasında durmuş, kollarını göğsünde birleştirerek Kudret'i dinliyordu. Kadının gözlerindeki o vatan ve meslek aşkı, sesinin titreyen ama dik duran tınısı Vezir'in göğsünde tarifsiz bir hayranlık uyandırdı. Kudret konuşmasını bitirdiğinde öğrenciler duygulanmış, birçoğunun gözleri dolmuştu.
Öğrenciler anıtın etrafını gezerken, Vezir yavaş adımlarla Kudret'in yanına doğru yürüdü. Kudret, rüzgarda uçuşan saçlarını kulağının arkasına iterek denize doğru bakıyordu.
"Çok güzel anlattın," dedi Vezir, onunla birlikte denizin sonsuz maviliğine bakarak. "Edebiyatın kelimelerle yapamadığını, sen sesinle ve yüreğinle yaptın."
Kudret hafifçe gülümsedi. "Buraya her geldiğimde içim titrer Vezir. Kendimi çok küçük, çok eksik hissederim. Onca hayat burada son bulmuşken, bizim dert ettiğimiz şeyler o kadar anlamsız geliyor ki."
Vezir, Kudret'e doğru döndü, aralarındaki mesafeyi bir adıma indirdi. "Onlar bize bu hayatı özgürce yaşayalım diye bıraktılar. Kendini eksik hissetme."
Kudret başını kaldırıp Vezir'in gözlerinin içine baktı. Çanakkale Boğazı'ndan esen sert rüzgar ikisinin kıyafetlerini birbirine savururken, aralarındaki o görünmez bağ artık koparılamayacak kadar sıkılaşmıştı. Kudret ilk kez kaçmadı. Vezir'in gözlerindeki o sonsuz güvene teslim olmak istediğini fark etti.
"İstanbul'a döndüğümüzde," diye fısıldadı Kudret, sesi rüzgarda nerdeyse kaybolacaktı. "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, değil mi?"
Vezir, elini yavaşça kaldırıp rüzgarın Kudret'in yüzüne savurduğu saç telini yakaladı ve parmak uçları hafifçe kadının yanağına değdi.
"Eskisi gibi olmasını isteyen kim?" dedi Vezir, sesindeki o yoğun aşkla. "Biz yeni bir tarih yazmaya başladık bile."
Pazar akşamı İstanbul'a doğru dönüş yolculuğu başladığında, otobüsün içi çok sessizdi. İki günlük yoğun gezinin, yürünen kilometrelerin ardından tüm öğrenciler koltuklarına yığılmış, derin bir uykuya dalmıştı.
Otobüsün içi yine loş mavi ışıklarla aydınlatılıyordu. Kudret, pencere kenarında oturmuş, dışarıda hızla akan otoban ışıklarını izliyordu. İçinde tarif edemediği bir heyecan ve korku karışımı vardı. Okula döndüklerinde ne yapacaklardı? Öğretmenler odasındaki o bakışlarla, dedikodularla nasıl baş edeceklerdi? En önemlisi, kalbini bu adama kaptırmışken nasıl profesyonel kalabilecekti?
Vezir, yan koltukta sessizce oturan kadının içindeki o fırtınayı çok iyi seziyordu. Hiç konuşmadı. Avucu yukarı bakacak şekilde elini açık tuttu.
Kudret, gözlerini dışarıdaki ışıklardan çekip Vezir'in açık duran eline baktı. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Parmakları titriyordu. Dakikalarca o ele baktı. Hayatı boyunca koyduğu kurallar, aşılmaz duvarlar, 'asla' dediği her şey zihninde canlandı.
Ve sonra, ilk kez kuralları yıktı.
Kudret, elini yavaşça hareket ettirerek parmaklarını Vezir'in avucunun içine bıraktı.
Vezir, o sıcak dokunuşu hissettiği an nefesini tuttu. Bir saniye bile beklemeden parmaklarını Kudret'in parmaklarının arasından geçirerek ellerini sıkıca kenetledi. Kudret'in eli narin ve sıcaktı; Vezir'in eli ise korumacı ve güçlüydü. Vezir, kenetlenen ellerini hafifçe kaldırıp dudaklarına götürdü ve Kudret'in elinin üzerine tüy hafifliğinde bir öpücük kondurdu.
Kudret gözlerini kapattı, içinden büyük bir yük kalktığını hissetti. Yol boyunca, İstanbul sınırlarına girene kadar elleri bir an bile ayrılmadı. Karanlık otobüste, kırk öğrencinin uyuduğu o sessizlikte, parmak uçlarıyla birbirlerine dünyanın en güzel aşk şiirini fısıldadılar.
Ancak ikisi de biliyordu ki, İstanbul'un ışıkları göründüğünde bu eller ayrılmak zorunda kalacaktı. Okulun kapısından içeri adım attıkları an, aralarındaki bu ilişki koridorların ardına gizlenecekti...
🤍
