Yeni damat adayı

Vaveyla Yazarı: Fatoş Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Yeni damat adayı

Bu günden sonra görselle yapmaya karar verdim ama ne kadar uğraşsam da adamın dövmesini değiştiremedim normelde
Курдская красавица
Yani kürt güzeli yazması gerek
{Yanlış anlaşılmasın adam türk yalnızca orda yazanı herkes anlamasın diye rusça yazmış}

İyi okumalar oy ve yorum bekliyorum

Yaman, “Gel,” diye hafifçe seslendiğinde kapı aralandı ve içeri Melike girdi. Yüzünde her zamanki tatlı gülümsemesi, gözlerinde ise benden bir şey isteyeceğini belli eden o masum ifade vardı. Doğruca Yaman'a yöneldi, ellerini arkasında birleştirerek başını hafifçe yana eğdi.

“Ya enişte, iki dakika bir müsaade etsene.”

Melike'nin ağzından çıkan enişte kelimesiyle Yaman'ın yüzündeki bütün sertlik eriyip gitti. Az önce odanın içinde kasvetli bir hava estiren adamdan eser kalmamıştı. Sanki karşısındaki Melike değil de dünyanın en masum insanıydı.

“Müsaade senin, enişten kurban.”

Şaka mı yapıyordu bu adam? Bir insana bu kadar çabuk nasıl yumuşayabilirdi? Üstelik söz konusu benim kardeşim olduğunda, kendisinin o meşhur asık suratından geriye hiçbir şey kalmıyordu.

Yaman, Melike'nin başını hafifçe okşadıktan sonra odadan çıktı. Kapı kapanır kapanmaz kardeşim bana döndü. Yüzündeki tatlı gülümseme bir anda kaybolmuş, yerini endişeli bir ifade almıştı.

“Abla, bana yardım et.”

Bu cümleyi tek nefeste söylemişti. Sanki birkaç saniye daha beklese bütün cesaretini kaybedecekti.

Kaşlarımı çatıp kolundan tuttum ve yatağın kenarına oturmasını sağladım.

“Ne oldu? Niye böyle panikledin?”

Melike, sarı saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. Gözlerini kaçırması, birazdan duyacağım şeyin hiç de hoşuma gitmeyeceğini anlamama yetmişti.

“Abla, Mete'ye ailemin onu istemediğini söylersem beni kaçırır.”

Bir süre yüzüne baktım.

Sonra bir daha baktım.

Ardından derin bir nefes aldım.

“Melike, sen ne diyorsun? Bu çocuk asker değil mi? Askerler de insanları dağ başına kaldırıyor mu artık?”

Kardeşim, söylediğim şey karşısında gülümsemekten kendini alamadı. Üstelik yüzündeki ifade, Mete'nin böyle bir şey yapabileceğine dair en ufak bir şüphesinin olmadığını gösteriyordu.

“Vallahi abla, kendisiyle tanışsan bunu hemen yapabileceğinden emin olabilirsin.”

Şu hâline bakın! Kaçırılmaktan bahsederken bile çocuğu savunuyordu. İnsan sevdiği birinden söz ederken nasıl bu kadar değişebilirdi? Melike normalde de neşeli bir kızdı ama Mete'nin adı geçtiğinde yüzüne yerleşen o aptalca mutluluk, başka bir meseleydi.

İçimden bir kez daha derin bir nefes aldım.

“Peki, tamam. Ailem izin verdi, de. Bir süre oyala çocuğu. Benden dolayı zaten sana öyle kolay kolay yaklaşamaz. O arada sen de ne yapacağına karar verirsin. Vakti geldiğinde gerçeği söylersin.”

Aklıma gelen ilk çözümü sunmuştum. Kusursuz değildi ama kardeşimin gözlerindeki endişeyi biraz olsun azaltmıştı.

Melike'nin yüzü bir anda aydınlandı. Yatağın üzerinde doğrulup boynuma sarıldı ve yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu.

“Sağ ol, ablaların ablası!”

Ardından bir şey olmamış gibi ayağa kalkıp odadan çıktı.

Arkasından bakakaldım.

Bu kız, sunduğum çözümü sorgulamadan kabul etmişti. Belki de ileride işler karışırsa bütün suçu benim üzerime atacaktı. Melike'yi tanıyordum; gerektiğinde insanın gözünün içine baka baka masum rolü yapabilecek kadar yetenekliydi.

Başımı iki yana salladım.

“Allah sonumuzu hayır etsin.”

---

Arkadaşlarımla buluşacağım yere gitmek için üzerime doğru düzgün bir şeyler giyindim. Saçlarımı gelişigüzel topladıktan sonra aynanın karşısında durup kendime baktım. Son zamanlarda hayatım öyle bir hâl almıştı ki bazen kendimi kendi hikâyemin içinde kaybolmuş gibi hissediyordum.

Bir gün zorla evlendiriliyor, ertesi gün kocamla didişiyor, bir başka gün de kardeşimin sevgilisinin onu kaçırmasını engellemek için akıl veriyordum.

Üstelik bütün bunları yaparken hâlâ normal bir insan gibi yaşamaya çalışıyordum.

Ne büyük başarı!

Buluşacağımız yere vardığımda tahmin ettiğim gibi en son gelen bendim. Masanın etrafındaki dört kişiyi görür görmez yüzümde kendiliğinden bir gülümseme oluştu.

Fethi, sandalyesini Zerrin'e yaklaştırıyordu. Zerrin ise sanki aralarında görünmez bir sınır varmış gibi aynı miktarda uzaklaşıyordu. Fethi yaklaşıyor, Zerrin uzaklaşıyor; Zerrin uzaklaştıkça Fethi daha çok sırıtıyordu.

Bu ikilinin ilişkiside böyleydi ilişki denebilirse tabii.

Yakup ise her zamanki gibi mahkeme duvarını andıran suratıyla oturuyordu. Omuzları dik, kolları göğsünde birleşmişti. Bir insanın yalnızca oturarak bile çevresine tehdit saçabilmesi gerçekten ayrı bir yetenekti.

Firuze'ye gelince…

Kız, kollarının üzerine yüzünü gömmüş, masada uyuyormuş gibi duruyordu. Ancak Yakup'un hemen yanında oturduğunu ve ara sıra ona doğru çevirdiği sert bakışları düşününce gerçekten uyuduğuna inanmak pek mümkün değildi.Büyül ihtimalle yakubun gazabına uğruyordu.

Yanlarına yaklaşırken çantamı sandalyeye bıraktım.

“Firuze'yle ne oldu?”

Soruyu sorarken gözlerim doğrudan ona yönelmişti. Başını kaldırmasını bekledim ama cevap Yakup'tan geldi.

“Yekta kendisini aldatmış. Bir de çocuğu başka bir kadınla yatakta basmasına rağmen ağlayan kim, tahmin edin.”
Yekta firuzeyin sevgilisiydi çok sapık bir çocuktu lakin ne zaman ayrılsalar firuzeyi bir daha aldatmayacağına dair söz verip kızcağızı kandırıyordu

Yakup'un sesi öyle sinirli çıkmıştı ki masadaki bardakların bile birazdan çatlayacağını düşündüm.

Firuze başını kaldırdı. Bembeyaz yüzünde burnu ve gözleri kızarmıştı. Buna rağmen bakışlarında, ağlamadığını kanıtlamak için dünyayı karşısına almaya hazır bir ifade vardı.

“Ağlamıyorum ben. Sadece kurşunlara üzülüyorum.”

Fethi bir anda kahkahayı bastı.

“Ufak at da senin gibi 1.60 lar yesin!”

Bana da laf sokmuştu şerefsiz. Bir gün o ağzını bantlayacaktım ama şimdilik Firuze'nin meselesi daha önemliydi.

“Ne kurşunu?” diye sordum.

Fethi, sanki dünyanın en komik olayını anlatıyormuş gibi Zerrin'e döndü.

“Benim inci çiçeğim, Yekta'nın kıçını delmiş!”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra ben de kahkahayı patlattım.

Öyle sıradan bir gülüş değildi bu. Günlerdir içimde biriken bütün sıkıntılar, o an yerini tutamadığım bir kahkahaya bırakmıştı. Masadaki herkes bana dönerken gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı.

Fethi'nin Zerrin'e sürekli inci çiçeğim demesine artık kimse şaşırmıyordu. Zerrin bile kendisini susturmaktan bıkmış, bu adamın ağzından çıkan her şeye alışmıştı.

Gözlerimdeki yaşları silip Zerrin'e döndüm.

“Gerçek manada mı?”

Zerrin'in yüzünde bir anda tuhaf, ürkütücü bir gülümseme belirdi.

“Gerçek. Hem de iki mabadini deldim şerefsizin.”

Bir kez daha kahkaha attım.

Yakup, iki parmağıyla alnını ovuşturdu.

Ve "Zerrin bu silah sevdasından vazgeçmelisin"

Firuze kızarmış gözlerine rağmen konuşmaya dahil oldu
"Abicim sen şimdi Yektayı savunmuş oluyorsun"
Yakubu abisi ve babası bilirdi Firuze
Yakup karşılık olarak
“Ben kimseyi savunmuyorum! Senin başına bir şey gelmesin diye uğraşıyorum!”dedi

Firuze'nin yüzündeki ifade bir anda değişti. Gözleri doldu ama bu defa başını eğmek yerine Yakup'a baktı.

“Biliyorum.”

Tek kelimeydi.

Yakup'un bütün öfkesi de o tek kelimeyle bir parça dağıldı. Elini uzatıp Firuze'nin başını kendisine doğru çekti, saçlarını hafifçe okşadı. Dışarıdan bakıldığında sertliğinden yanına yaklaşılmayan bu adamın, söz konusu Firuze olduğunda dünyanın en korumacı insanına dönüşmesi beni her zaman duygulandırırdı.

Onlar benim ailemdi. Kan bağımız olanlarla sınırlı değildi bu. Bazen insan, kendisini anlayan birkaç kişinin yanında dünyanın geri kalanını unutabiliyordu.

Ben de tam olarak bunu yapıyordum.

O akşam saatlerce oturduk. Birimiz konuşuyor, diğerimiz laf yetiştiriyor, sonra hepimiz birden gülmeye başlıyorduk. Fethi'nin Zerrin'i kızdırmak için bulduğu yeni yöntemler, Firuze'nin Yekta'ya duyduğu öfkeyi mizaha dönüştürmesi, Yakup'un ikisini de azarlamaya çalışırken kendisini onların arasında bulması…

Her şey o kadar tanıdıktı ki bir an için hayatımın geri kalanındaki karmaşayı unuttum.

Keşke zaman, insanın mutlu olduğu anlarda biraz daha yavaş aksaydı.

Fakat akşam ilerledikçe eve dönmem gerektiğini hatırladım. Yaman'ın benim için aldığı evi bilmiyordum. Zaten evlendirildiğimiz gün ona özellikle şart koşmuştum: İki oda bir salon olacak, gösterişten uzak duracak ve mümkünse sıradan bir aile apartmanında yaşayacaktık.

Benim hayalim, başkalarının gözünü kamaştıran evlerde yaşamak değildi. Sabah uyanıp kahvaltımı hazırlamak, resimlerimi çizmek, istediğim zaman dışarı çıkmak ve hayatımı kendi kararlarımla şekillendirmekti.

Normal bir insan gibi yaşamak…

Ne kadar basit bir istekti, değil mi?

Ama ben, bu isteği gerçekleştirebilmek için istemediğim bir evliliğin içine girmiştim. İşin trajikomik tarafı tam olarak buydu.

Aile evinin kapısına geldiğimde telefonumu çıkarıp Yaman'ı aradım.

“Alo?”

“Efendim, Züleyha.”

Sesindeki sakinlik bile sinirimi bozmaya yetiyordu.

“Yaman, gelip beni bizim evden alsana. Ben bizim evin yolunu bilmiyorum.”

“Konum atayım, sen gel.”

Bir an gözlerimi kapattım.

Bu adam gerçekten benim sabrımı sınamak için yaratılmıştı.

“Peki, kocacığım. Belki yolda benzinin biter. Birinden yardım isterim. Ellerimiz birbirine değer, ardından ben ona gönlümü kaptırırım. Sonra senden boşanır, onunla evlenirim. Üstüne iki çocuk yaparız, üçüncüyü de düşünürüz, sen de—”

“Tamam, kapat. Geliyorum.”

Sesindeki sinir öyle belirgindi ki dudaklarımın kenarındaki gülümsemeyi gizlemek için başımı eğdim.

“Sen nasıl istersen, kocacığım.”

Telefonu kapattım.

İnsan bazen sırf karşısındaki adamın sinirini bozmak için bile evli olmaktan keyif alabilirdi. Benim durumumda evlilik, romantizmden ziyade karşılıklı sabır testi gibiydi.

Bahçedeki çardağa oturup Yaman'ı beklemeye başladım. Evin çevresinde korumalar vardı ve onların dışında kimse beni görmüyordu.

Bir süre sonra Melike'yi merdivenlerden inerken fark ettim.

Etrafa kaçamak bakışlar atıyor, kapının önündeki korumaya bir şeyler söylüyordu. Korumaysa onunla birkaç kelime konuştuktan sonra kapıyı araladı.

Bir dakika.

Bu kız nereye gidiyordu?

Üstelik kaçak gibi davranmasına rağmen oldukça süslüydü. Sarı saçlarını özenle şekillendirmiş, şık kıyafetler giymişti. Yüzünü uzaktan tam seçemiyordum ama belli ki bu buluşma için hazırlanmıştı.

Melike dışarı çıkar çıkmaz ayağa kalktım ve korumanın yanına gittim.

“Ne dedi sana?”

Adam şaşkınlıkla bana döndü.

“Sizin yanınıza gidiyormuş, hanımefendi.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Benim yanıma mı? Sen de izin verdin öyle mi? Benim burada olduğumu bilmiyor musun?”

Korumaya fazla yüklenmek istemiyordum. Muhtemelen Melike'nin söylediklerine inanmıştı. Yine de kardeşimin bu kadar rahat yalan söyleyebilmesi beni hayrete düşürüyordu.

Cevap beklemeden bahçe kapısından çıktım.

Evin büyük bahçesinin ardından caddeye ulaştım. Sağa sola bakındım, birkaç sokak ilerledim ve sonunda Melike'yi gördüm. Topuklu ayakkabılarıyla hiç acele etmeden yürüyordu.

Yaklaşık on dakika boyunca sokak değiştirdi. Ben de arayı açmamaya çalışarak peşinden gittim.

Sonunda daha tenha bir caddeye ulaştık.

O sırada karşı yönden uzun bir siluet belirdi.

Simsiyah saçları dağınık bir şekilde alnına dökülüyordu. Üzerindeki uzun kaban, iri yapısını daha da belirgin hâle getiriyordu. Boyu en az bir seksen beş vardı. Yüzünü tam olarak seçemiyordum ama boynundaki dövme gözüme çarpmıştı.

Melike onu görür görmez adımlarını hızlandırdı.

İkisi karşı karşıya geldiklerinde kardeşim parmak uçlarında yükselerek çocuğun dudağına kısa bir öpücük kondurdu.

Ben olduğum yerde kaldım.

Demek mesele buydu!

Bir süre konuştular. Melike'nin yüzündeki mutluluğu uzaktan bile görebiliyordum. Çocuksa başını hafifçe eğmiş, onu dikkatle dinliyordu.

Tam biraz daha yaklaşmayı düşünüyordum ki boynumun yakınında bir nefes hissettim.

“Başkalarını gözetlemek çok ayıp.”

Duyduğum ses, çığlığımın arasında kayboldu.

Öyle bir bağırmıştım ki karşı sokaktaki insanlar bile dönüp bakmış olabilirdi. Bir an dengemi kaybedip geriye doğru sendeledim. Tam yere düşecekken arkamdaki kişi belimden tutarak beni kendisine doğru çekti.

“Sakin ol!”

Bu sesi nerede duysam tanırdım.

Yaman!

Elimi göğsüme götürüp ona döndüm.

“Sen ne yaptın, Yaman!”

O ise hiçbir şey olmamış gibi kaşlarını kaldırdı.

“Ne yani, izin mi vereyim de Melike'yi ve yanındaki damadı mı izleyesin?”

“Sen beni korkutmak zorunda mıydın?”

“Sen de başkalarını gözetlemek zorunda mıydın?”

Ağzımı açtım ama söyleyecek mantıklı bir şey bulamadım. Bu da sinirimi daha çok bozdu.

Yalnızca gözlerimi devirdim

Arkamı dönüp Melike'ye baktığımda ikisinin bize doğru yürüdüğünü gördüm. Kardeşim, az önce gizlice buluştuğu sevgilisini sanki yıllardır aile dostumuzmuş gibi rahatça yanımızda getiriyordu.

Yanımıza ulaştıklarında hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.

“Ablam Züleyha, eniştem Yaman.”

Ardından yanındaki çocuğa döndü.

“Bu da müstakbel damat adayınız, Ali Mete.”

Ali Mete'nin yüzünü ilk kez bu kadar net görüyordum. Koyu renk gözleri, dağınık siyah saçları ve boynundan yakasına doğru kaybolan dövmesiyle dikkat çekici biriydi. Üstelik Melike'nin anlattığı kadar korkutucu görünmüyordu. En azından şimdilik.

Bana elini uzattı.

“Memnun oldum.”

Elini sıktım.

“Ben de.”

Ardından Yaman'la tokalaştı. İkisi birbirini dikkatle süzerken havada tuhaf bir sessizlik oluştu. Yaman'ın yüzündeki ifade değişmemişti ama onu tanıdığım kadarıyla bu sessizlik, zihninde birtakım değerlendirmeler yaptığı anlamına geliyordu.

Ali Mete daha ağzını açamadan araya girdim.

“Başka bir sefere inşallah daha iyi tanışırız ama Yaman'la gitmemiz gerekiyor. İyi şanslar, hayırlı geceler, mübarek cumalar!”

Melike'nin gözleri büyüdü.

“Abla—”

Kolundan tutup Yaman'ı da peşimden sürükleyerek arkamı döndüm.

“Haydi, haydi! Geç oldu!”

Birkaç adım sonra arkamızdan bir kahkaha yükseldi.

Yaman'ın kahkahası.

Öyle içten gülüyordu ki dönüp ona bir şey söylemek istedim ama kendimi tutamadım. Çünkü bütün bu olayın dışarıdan ne kadar komik göründüğünü ben de fark etmiştim.

Yine de ona belli etmeyecektim.

Asla.

---

Arabaya ulaştığımızda Yaman'ın kolunu bıraktım ve hızla ön koltuğa geçtim. O ise keyfi yerindeymiş gibi direksiyonun başına oturdu.

“Ne oldu, karıcığım? Bu sefer sen mi utandın?”

Yüzümü camdan dışarı çevirdim.

“Sus.”

“Az önce mübarek cumalar dileyerek kaçan sen değil miydin?”

“Kaçmadım. Gitmemiz gerekiyordu.”

“Tabii. Hem de çok acil.”

O alaycı gülüşünü yüzünden silemiyordu. Bir süre sonra bana doğru eğildi. Aramızdaki mesafe azalınca istemsizce ona döndüm.

“Ne yapıyorsun?”

Cevap vermek yerine yüzünü saçlarıma yaklaştırdı. Bir an duraksadı, ardından doğrulup yerine geçti.

“Utandırmak böyle olur, Züleyha Hanım.”

Yanaklarımın ısındığını hissediyordum. Sinirden mi, mahcubiyetten mi, yoksa bu adamın en olmadık anlarda dengemi bozabilmesinden mi, bilmiyordum.

“Senin yaptığın düpedüz sapıklık!”

Yaman gülerek arabayı çalıştırdı.

“Bunu da iltifat olarak kabul ediyorum.”

“Etme. Beyninde kalan son hücreyi de kaybedeceksin.”

“Sen merak etme, karıcığım. Senin için birkaç hücremi feda edebilirim.”

Cevap vermek yerine telefonumu çıkardım. Grubumuza girdim.

Grup adı: Dayanan Yoğurt Ekşimez

Yakup: Firuze, anlık at.

Firuze: O da ne?

Yakup: Nerede ve nasıl olduğunu gösteren bir fotoğraf at.

Firuze: [Fotoğraf gönderildi.]

Firuze: O değil de hiç utanmadı mı? Onu öldüresim geliyor. Aldattığı kız da benden güzel değil ki!

Fethi: Yorma kendini abicim. Sen böyle işlere girme, git evde süt falan iç.

Zerrin: Firuze'ye katılmaya n ne dersin Fethicim?

Fethi: Yeter ki sen bana Fethicim de inci çiçeğim. Gerekirse Yekta'nın götündeki kurşunları ben çıkarırım.

Fethi tıp fakültesi mezunuydu.

Zerrin: Bana bak, yobaz seni! Seni öldürmeme ramak kaldı.

Fethi'nin aşırı dindar tavırlarıyla Zerrin'in ona sürekli yobaz demesi, grubun değişmeyen eğlencelerinden biriydi. Fethi, Zerrin'in her lafına ayrı bir cevap bulur; Zerrin de ne yaparsa yapsın onu susturamazdı.

Sohbete ben de katıldım.

Siz: Fethi'ye güvenim sonsuz.

Firuze: Beni eleştireceğinize Züleyha'yı ve onun ayı kocasını eleştirin!
Bu sayede Firuze topu benim kucağıma attı.

Zerrin: Akşam akşam güleceğim yoktu. Bu arada Züleyha, seni üzerse haberim olsun.

Yakup: Onun da mı kıçına kurşun sıkacaksın?

Fethi: İnci çiçeğim yapar valla.

Zerrin: Yobaz!

Siz: Benim kocam aslanlar gibi bir kere.

Fethi: Züleyha, adamla gerçek evli bile değilsiniz.

Siz: Sonuç olarak kocam mı? Kocam.

Yakup: O değil de taht eğlenceleri olacakmış. Biz de geliyor muyuz?

Siz: Tabii ki herkes geliyor. Ama ben Yaman'la gideceğim, siz abimle gidin.

Mesajları okurken yüzümde kendiliğinden oluşan gülümsemeyi engelleyemiyordum. Arkadaşlarımı gerçekten çok seviyordum. Onlarla geçirdiğim zamanlarda dünyanın geri kalanındaki bütün sorunları unutabiliyordum.

Bir süre sonra Zerrin yeniden yazdı.

Zerrin: Yıldırımlar karışık, duydunuz mu?

Fethi: Ne olmuş, inci çiçeğim?

Siz: Hakikaten ne olmuş?

Zerrin: Biliyorsunuz, İbrahim'in erkek çocuğu yok. O da mecburen Şimal'e geçici olarak yetki verecek. Normalde imkânsız bir ihtimal ama Yıldırımlar en güçlü ikinci aile olduğu için kimse karşı koyamıyor.

Firuze: Ben gelmesem olmaz mı?

Yakup: Gelir, seni evden alır, salya sümük götürürüm.

Siz: Desenize olay çıkacak.

Mesajı gönderdikten sonra telefonumu dizlerimin üzerine bıraktım. Tam yeniden gruba bakacaktım ki Yaman'ın kızgın sesi arabayı doldurdu.

“Geldik.”

Başımı kaldırdım.

Yaman'ın kaşları çatılmıştı. Arabayı öyle sert durdurmuştu ki emniyet kemerim göğsüme baskı yaptı. Kapısını açıp indi, ardından kendi kapısını kapattı. Birkaç saniye sonra benim kapımı açtı.

“İnsene.”

Sesindeki soğukluk dikkatimi çekmişti.

“Ne oldu sana?”

“Bir şey olmadı.”

Arabadan indim. Etrafıma baktığımda sıradan bir mahallede olduğumuzu gördüm. Ne aşırı lüks ne de bakımsızdı. İnsanların akşamları kapı önlerinde oturabileceği, çocukların sokakta oynayabileceği, birbirini tanıyan komşuların yaşadığı türden bir yerdi.

İçimden bir şeylerin gevşediğini hissettim.

Yaman, evin bulunduğu binayı gösterdi.

“Burası.”

Binaya doğru yürümeye başladım. Birkaç adım attıktan sonra arkamdan gelen ayak seslerini duymayınca durup döndüm.

Yaman tam arkamdaydı.

Öyle yakın durmuştu ki neredeyse burun buruna geliyorduk.

Bir süre birbirimize baktık. Onun çatık kaşlarının arasındaki öfke yavaşça kaybolurken yüzüne daha sakin bir ifade yerleşti.

“Hadi. Hasta olacaksın şimdi.”

Kendisi de hastaydı. Bunu biliyordum. Ancak inatçı olduğu için en ufak bir şikâyette bile bulunmuyordu.

“Sen de hastasın.”

“Ben iyiyim.”

“Tabii, senin bünyen demirden.”
Diyerek alay ettim.

Cevap vermeden başını iki yana salladı. Anahtarı kilide sokup çevirdi ve kapıyı açtı.

İçeri önce ben girdim. Ayakkabılarımı çıkarıp durdum. Yaman da arkamdan geldi. Evin içine adım attığım anda etrafı incelemeye başladım.

Her şey sade ama özenliydi.
Oturma odasında orta boy bir televizyon, önünde televizyon sehpası ve iki yanında tekli koltukların bulunduğu üçlü bir koltuk vardı. Ortadaki sehpa, odanın geri kalanıyla uyumluydu. Duvarların rengi göz yormuyor, halılar eve sıcak bir hava katıyordu.

Mutfak da oldukça kullanışlı görünüyordu. Tezgâhın karşısında küçük bir masa, yanında birkaç sandalye ve pencerenin önünde saksı bitkileri vardı.

Evin geri kalanını da merak ederek koridora ilerledim. Bir odada geniş bir gardırop, makyaj masası ve birkaç boy aynası bulunuyordu.

Her şeyin yerli yerinde olması dikkatimi çekmişti.

Yaman'ın beni takip ettiğini biliyordum. Fakat bunu, arkamdan gelen ayak seslerinden değil, bir yere yöneldiğimde elini belimin hemen yanında tutmasından anlıyordum. Dokunmuyor, yalnızca yanlış bir yere çarpmamam için mesafeyi koruyordu.

Sonunda üçüncü odaya girdim.

Kapıyı açar açmaz olduğum yerde kaldım.

Odada birbirinden ayrı iki tek kişilik yatak vardı. Aralarında küçük bir sehpa duruyordu. Duvarın bir tarafıysa benim için ayrılmıştı. Beyaz örtülerle kapatılmış tuvaller, boyalar, kalemler ve resim yapmak için kullanabileceğim malzemeler özenle yerleştirilmişti.

Bir süre hiçbir şey söylemeden baktım.

Benim bir kulübem vardı. Resim yapmak için özel olarak satın aldığım, içini kendi zevkime göre düzenlediğim küçük bir yer. Saatlerce orada vakit geçirir, kimseyle konuşmadan yalnızca çizimlerime odaklanırdım.

Burasıysa başka türlü güzeldi.

Daha küçüktü ama daha sıcaktı. Sanki biri benim neyi sevdiğimi gerçekten düşünmüş, bunu gösterişe kaçmadan bu odaya yerleştirmişti.

Yavaşça tuvallerin yanına gittim. Parmak uçlarımla beyaz örtünün kenarını kaldırdım. Altında boş bir tuval vardı.
İçimde, uzun zamandır hissetmediğim kadar hafif bir sevinç belirdi.
“Beğendin mi?”
Yaman'ın sesiyle başımı çevirdim.
Kapının yanında durmuş, beni izliyordu. Yüzünde her zamanki alaycı ifade yoktu. Gözlerinde, cevabımı gerçekten merak eden birinin sakinliği vardı.
“Beğenmemek mümkün mü?”
Yeniden odaya döndüm. Birkaç adım ilerleyip malzemelere baktım. Her şey özenle seçilmişti. Üstelik bunların benim için ne kadar önemli olduğunu ona uzun uzun anlatmamıştım bile.
Ardından aklıma bir şey geldi.
Yavaşça ona döndüm.
“Bunları sen mi aldın?”
Yaman başını salladı.
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Senin işlerinle uğraşırken.”
“Yani… bütün bunları benim için mi hazırladın?”
Bu defa dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm belirdi.
“Hayır, kendim resim yapacağım. Sen de beni izlersin diye düşündüm.”
Gözlerimi devirdim ama yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım.
“Yaman!"
“Ne var? Belki yeteneğim vardır.”
“Senin tek yeteneğin insanın sinirlerini bozmak.”
“Onu da en iyi senin yanında geliştiriyorum.”
Başımı iki yana sallayıp yeniden odaya baktım. İçimde oluşan mutluluğu kelimelere dökmek kolay değildi. Bu ev, benim hayal ettiğim gibi gösterişten uzak ve huzurluydu. Daha da önemlisi, kendime ait bir köşem vardı.
“Burası harika olmuş. Çok teşekkür ederim.”
Yaman'ın yüzündeki tebessüm biraz daha belirginleşti.
“Bu tür teşekkürü kabul etmiyorum.”
Şaşkınlıkla ona döndüm.
“Neyi?”
“Teşekkürü.”“Peki, kabul etmen için ne yapmam gerekiyor?”
“Sıcak bir çay ve yiyecek bir şeyler.”
Bir an durdum.
Doğru ya!
Ben bütün akşam arkadaşlarımla oturmuş, bir şeyler yiyip içmiştim. Yaman'ınsa ne zaman yemek yediğini bilmiyordum. Üstelik sabahtan beri benimle uğraşmış, evi göstermiş ve bütün bu hazırlıklarla ilgilenmişti.
“Peki. Sen içeri geç, beş dakikaya hazır, canım kocam.”
Normal şartlarda birbirimize karşı bu kadar samimi davranmazdık. Fakat işime gelen bir şey olduğunda benden daha cana yakın bir insan bulmak zordu.
Yaman hafifçe gülümsedi ve salona geçti.
Ben de mutfağa girdim.Üstelik bu konuda kendime güveniyordum. Bana göre yemek yapmak yalnızca karın doyurmak değildi; insanın içindekileri anlatmasının başka bir yoluydu. Çetin abimden öğrendiğim tarifleri uygulayacaktım çetin abim kuzenimdi ve asker kaçağı olduğu için onu ihbar etmiştim şu an askerlikte son günlerini yaşıyor olmalıydı kendisi gastronomi mezunuydu ve 28 yaşındaydı.

Dolapları açıp malzemelere göz gezdirdim.
Önce çay suyunu koydum. Ardından buzdolabını açıp elimdeki malzemelerle ne hazırlayabileceğime baktım. Çok uğraştırıcı bir şey yapmayacaktım. Hem gece olmuştu hem de Yaman'ın sabrını daha fazla zorlamak istemiyordum.
Tavayı ocağa yerleştirip hazırlıklara başladım.
Birkaç dakika sonra mutfağın sessizliğini, salondan gelen hafif bir ses böldü. Yaman telefonda biriyle konuşuyordu. Sesini net duyamıyordum ama konuşmasının kısa ve ciddi olduğunu anlayabiliyordum.
Bir süre sonra telefon görüşmesi bitti.
Ardından ayak sesleri duydum.
Kapının eşiğinde belirdiğinde elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım.
“Ne oldu? Bir şey mi var?”
“Yok.”
“Emin misin?”
“Züleyha, telefonla konuşmak için illa bir şey mi olması gerekiyor?”
“Senin gibi biri için evet.”
Kaşını kaldırdı.
“Benim gibi biri nasıl biriymiş?”
“Sinir bozucu, huysuz, aksi…”“Başka?”
“Sayayım mı sabaha kadar?”
Yaman güldü.
“Yemek yaparken bile kavga çıkarmayı başarıyorsun.”
“Ben kavga çıkarmıyorum. Sen benim huzurumu bozuyorsun.”
“Senin huzurun benimle evlenmeden önce de var mıydı acaba?”
Elimdeki kaşığı ona doğru kaldırdım.
“Bak, elimde kaşık var. Beni zorlama.”
Yaman başını eğip kaşığa baktı.
“Çok korktum.”
“Gülme!”
“Gülmüyorum.”
Ama gülüyordu. Hem de gözlerinin kenarları kırışacak kadar.
İstemeden ben de gülümsedim. Sonra yüzümü yeniden tencereye çevirdim. Bu adamın yanında ne kadar ciddi kalmaya çalışırsam çalışayım, bir şekilde bütün ciddiyetimi elimden almayı başarıyordu.
Yemeği hazırlarken bir yandan da çayı kontrol ettim. Mutfağa yayılan sıcak koku, içimdeki yorgunluğu biraz olsun hafifletti. Günün bütün karmaşasına rağmen ilk kez bu evde gerçekten rahat nefes alabiliyordum.
Yaman bir süre kapının eşiğinde beni izledi.
“Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordum, arkamı dönmeden.
“Var.”
Elimdeki kaşığı bırakarak ona baktım.
“Ne?”
“Şu suratını bir kez de bana kızmadan görebilir miyim?”Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonra gözlerimi devirdim.
“Git otur, Yaman.”
Gülerek salona döndü.
Ben de tabağı hazırlamaya koyuldum. Ancak birkaç dakika sonra, az önceki sözleri yeniden aklıma geldi.
Şu suratını bir kez de bana kızmadan görebilir miyim?
Bu adam ne yapmaya çalışıyordu?
Beni sinirlendirmekten başka bir şey bilmeyen, her fırsatta benimle uğraşan, iki kelimeyle bütün dengemi altüst eden bu adam neden bazen böyle konuşuyordu?
Başımı iki yana salladım.
Hayır. Böyle düşünmeyecektim.
Bu evliliğin ne olduğunu biliyordum. Bir anlaşmaydı. İkimizin de kendi sebepleri vardı ve ben, duygularımı bu anlaşmanın içine karıştırmayacaktım.
Yemeği tepsiye yerleştirip çay bardaklarını da yanına aldım. Salona geçtiğimde Yaman koltuğa oturmuş, telefonuna bakıyordu. Beni görünce telefonu bıraktı ve doğruldu.
Tepsiyi masaya yerleştirdim.
“Buyurun, beyefendi. Restoranımızın ilk ve son müşterisi.”
Yaman tabağa baktı, ardından bana döndü.
“İlk ve son mu?”
“Evet. Bir daha yemek istiyorsan önceden rezervasyon yaptıracaksın.”
“Peki, ücret ne kadar?”
Bir an düşündüm.“Bir milyon.”
“Bir milyon mu?”
“Evet. Üstelik bahşiş hariç.”
Yaman başını iki yana sallayarak güldü. Sonra tabağından bir lokma aldı. Ben de karşısındaki koltuğa oturup çayımı elime aldım.
Bir süre sessizce yedi.
Sonra başını kaldırdı.
“Güzel olmuş.”
İltifat beklemiyordum. Bu yüzden bir an ne söyleyeceğimi bilemedim.
Ardından kendimi toparladım.
“Biliyorum.”
Yaman'ın dudaklarında tanıdık bir gülümseme belirdi.
“İnsan bir teşekkür eder.”
“Ben de sana evin güzelliği için teşekkür ettim. Şimdi ödeşmiş olduk.”
“Demek her şey hesap kitap.”
“Benimle evlenirken bunu düşünseydin.”
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz aramızdaki hava değişti.
Yaman'ın yüzündeki gülümseme silinmedi ama bakışları bir anlığına ciddileşti. Elindeki çatalı tabağa bıraktı ve gözlerini bana çevirdi.
“Sen de benimle evlenirken düşünseydin, Züleyha.”
İçimde bir şey kıpırdadı.
Haklıydı.
İkimiz de bu evliliğe kendi irademizle girmemiştik. İkimiz de hayatımızın bir noktasında başkalarının kararlarıyla karşı karşıya kalmıştık. Aramızdaki bütün atışmaların altında, ikimizin de açıkça konuşmaktan kaçındığı bir gerçek vardı.
Bir süre ona baktım.Sonra çay bardağımı masaya bıraktım.
“Yaman…”
“Efendim?”
“Bu evlilik bir yıl sürecek, değil mi?”
Soruyu sorarken sesimin neden bu kadar kısıldığını bilmiyordum. Belki cevabı zaten bildiğim içindi. Belki de bu evde ilk kez kendimi güvende hissettiğim için, bir yılın sonunda her şeyin biteceğini hatırlamak istemiyordum.
Yaman'ın bakışları yüzümde dolaştı. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi.
Ardından arkasına yaslandı.
“Anlaşmamız öyleydi.”
Başımı salladım.
“Evet. Öyleydi.”
Gözlerimi çayıma indirdim. Bardağın içindeki ince buhar yükselip havada kayboluyordu.
Bir yıl.
Üç yüz altmış beş gün.
Sonra herkes kendi yoluna gidecekti.
Bunun böyle olması gerekiyordu. Ben normal bir hayat istiyordum. Kendi kararlarımı vermek, özgür olmak ve kimseye hesap vermeden yaşamak istiyordum.
Yaman da anlaşmamıza sadık kalacaktı.
Öyle olması gerekiyordu.
“Züleyha.”
Başımı kaldırdım.
“Efendim?”
“Yemeğini ye. Soğuyacak.”
Sesinde alay yoktu bu kez. Sadece sakin bir ifade vardı.
Başımı sallayıp tabağıma döndüm.
O akşam daha fazla konuşmadık. Arada birkaç küçük atışma yaşasak da günün yorgunluğu ikimizin de üzerine çökmüştü. Yemekleri bitirip mutfağı topladıktan sonra odama geçtim.
İki yatağın arasında duran küçük sehpanın üzerine gözüm takıldı. Ardından duvarın kenarındaki tuvallerime baktım.
İçimde bir şeyler usulca yer değiştiriyorduBelki bu evde yaşayabilirdim.
Belki Yaman'la aynı çatı altında kalmak sandığım kadar zor olmayacaktı.
Belki de…
Hayır.
Kendi kendime gülümsedim.
Daha ilk geceden hayallere kapılmayacaktım. Bu adamla aynı odada kalıyordum diye hayatımın bir anda değişeceği yoktu.
Yatağıma oturup saçlarımı çözdüm. Tam uzanacakken kapının önünde bir gölge belirdi.
Yaman'dı.
Elinde bir bardak su vardı.
“Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Başımı iki yana salladım.
“Yok, teşekkür ederim.”
Bir an kapının eşiğinde durdu. Sanki söylemek istediği başka bir şey vardı ama vazgeçmişti.
Sonunda bardağı sehpanın üzerine bıraktı.
“İyi geceler, Züleyha.”
“İyi geceler, Yaman.”
Kapıyı kapatıp gittiğinde odada yeniden sessizlik hâkim oldu.
Yatağıma uzanıp tavana baktım.
Bir yıl boyunca aynı evde yaşayacaktık. Aynı mutfağı, aynı salonu, aynı sessizliği paylaşacaktık. Belki her gün kavga edecektik. Belki birbirimize alışacaktık. Belki de hiçbir şey değişmeyecekti.
Ama o gece, bütün belirsizliklerin ortasında, kendime ait küçük bir köşem vardı.
Ve nedense, uzun zamandır ilk kez yarını düşünürken içim sıkılmıyordu.
Henüz bilmiyordum; bazı anlaşmaların en tehlikeli yanı, bir gün bozulmaları değil, insanın onları bozmak istemeye başlamasıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 5beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18