Yeni çiftler

Vaveyla Yazarı: Fatoş Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Yeni çiftler

Bütün yiyecekleri ona kendi ellerimle yedirdim. Ardından, itirazlarına aldırmadan onu zorla yatağa çıkardım ve yer yatağını toplamaya başladım. Yatağı bir kenara kaldırdıktan sonra etrafı dağıtmak için kolları sıvadım. Yastıkları koltuğun üzerine fırlatıyor, örtüleri gelişigüzel çekiştiriyor, odanın düzenini bilerek bozuyordum.

Beni bir süre sessizce izleyen Yaman, sonunda dayanamayıp kaşlarını çattı.

“Ne yapıyorsun?”

Başımı ona çevirmeden bir yastığı daha yatağın üzerine attım.

“Mekike'yi çağıracağım. Durumuna baksın.”

Yüzündeki ifade daha da garipleşti. Kaşları havalanırken gözlerini odada gezdirdi.

“Ee, bununla evi dağıtmanın ne ilgisi var?”

Tam cevap verecektim ki aklına bir şey gelmiş olmalıydı. Bir anda ayağa kalktı. Az önce kaşık kaldıracak hâli olmayan adam gitmiş, yerine fırsatını bulduğu anda harekete geçen Yaman gelmişti. İnsan, birkaç dakika önceki hâliyle şimdiki hâli arasındaki bu uçurumu görünce hastalığının bile rol olup olmadığını sorguluyordu.

Ben etrafı dağıtmaya devam ederken yanıma sokuldu. Ardından kolumdan tutup beni kendisine çevirdi.

“Böyle olmaz ki.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne olmuyor?”

Cevap vermek yerine aramızdaki mesafeyi kapatmaya başladı. O yaklaştıkça ben geri gidiyordum. Sonunda sırtım duvara dayandığında kaçacak yerim kalmamıştı.

“Ne yapıyorsun?” diye sordum, gözlerimi gözlerinden ayırmadan.

Yüzünde alışık olduğum o alaycı gülümseme yoktu. Bakışları, dudaklarımda bir an durduktan sonra yeniden gözlerime yükseldi. Ardından başını hafifçe eğdi.

“Küçük bir iz, lütfen.”

Bunu söylerken gözleriyle benden izin istiyordu.

Öyle bir hâli vardı ki insanın bütün inadıyla arasına giren görünmez bir duvar örüyordu. Normalde olsa lafını esirgemez, onu birkaç kelimeyle yerin dibine sokardım. Fakat şimdi, gözlerindeki o alışılmadık ifadeye bakarken ne söyleyeceğimi bir anlığına unuttum.

Yüzündeki masumiyete daha fazla dayanamadım. Utangaç bir tavırla başımı yana çevirdim.

Yaman'ın gözlerinin içi parladı.

Burnu tenime değdiğinde içimden hafif bir ürperti geçti. Başımı eğdiği noktadan başlayıp boynumun boşluğuna kadar yayılan bu tuhaf his, beni olduğum yerde hareketsiz bıraktı. Önce boynuma hafifçe bir öpücük kondurdu. Ardından birkaç kısa öpücük daha bırakarak dudaklarını boynumun kıvrımında gezdirdi.

Her seferinde biraz daha utanıyor, yüzümün kızardığını hissediyordum. Sonunda boynumun bir noktasına hafifçe dişlerini değdirdi ve orada kısa bir an durdu.

Yaman'ın istediği küçücük izin, benim için koca bir utanç kaynağına dönüşeceği daha o anda belliydi.

Bütün bunlar yaşanırken kendimi toparlamaya çalışıyordum. Fakat Yaman'ın yakınlığı, bir türlü düşüncelerimi düzene sokmama izin vermiyordu.

Derken, kendisini bana biraz daha yaklaştırdığı sırada altımdaki şisliği hissettim boğazımı temizlemek istercesine hafifçe öksürdüm.

Yaman hemen başını kaldırdı.

Kaşları çatılmış, yüzüme dikkatle bakıyordu. Önce neden öksürdüğümü anlamaya çalıştı, ardından bakışları bir anlığına aşağıya kaydı. Ne olduğunu fark ettiğinde yüzündeki ifade değişti.

“Kusura bakma,” dedi, kendisini geri çekerek. “Kendime hâkim olamadım.”

Sesinde ilk kez alışık olmadığım bir mahcubiyet vardı.

Ben de ne diyeceğimi bilemediğimden bakışlarımı kaçırdım. Odanın ortasında, az önce birbirimize fazlasıyla yakın duran iki insan gibi değil de birbirini ilk kez gören iki yabancı gibi kalakalmıştık.

Yaman boğazını temizledi.

“Neyse…”

Konuyu değiştirmeye çalışıyordu.

Ne? Gerçekten utanmış mıydı?

Böyle durumlarda benim ar damarım çoktan çatlamış olurdu ama onun yüzündeki ifadeyi görünce içimdeki yaramazlık yeniden kendini gösterdi.

Dudaklarımda muzip bir gülümseme belirdi.

“Ne oldu, kocacığım? Utandın mı?”

Yaman ensesini ovuşturup derin bir nefes aldı. Gözleri, benim dışımda odadaki her şeye bakıyordu.

İşte bu, kaçırılmayacak bir fırsattı.

Yavaşça üzerine yürüdüm. Aramızdaki mesafe kapanırken yüzündeki gerginlik daha da belirginleşti. Sonunda kollarımı boynuna doladım.

Elimin altındaki bedenin bir anda taş kesildiğini hissettim.

Yaman, hareket etmeyi unutmuş gibiydi.

“Ne yapıyorsun, Züleyha?” diye sordu, sesi her zamankinden daha alçaktı. “Şimdi elimden bir kaza çıkacak.”

Doğrusunu söylemek gerekirse ne yaptığımı ben de bilmiyordum. Yalnızca biraz önce beni utandıran adamın karşısında üstünlüğü yeniden ele geçirmek istiyordum.

“Bilmem,” dedim masum bir ifadeyle. “Karı kocalar ne yapar?”

Bunu söylerken yüzümü yavaşça ona yaklaştırıyordum.

Sıcak nefesi yüzüme değiyor, yakınlığı düşüncelerimi birbirine karıştırıyordu. Yüzlerimiz aynı hizaya geldiğinde sonunda bakışlarını bana çevirdi. Gözleri önce gözlerime, ardından hafifçe aralanmış dudaklarıma kaydı.

Yüzündeki o kendinden emin ifade yavaş yavaş siliniyordu.

“Ne o?” diye fısıldadım. “Zorlanıyor gibisin.”

Yanakları kızarmış, alnında ince bir ter tabakası oluşmuştu. Bir şey söylemek istiyor ama kelimeleri bir türlü bir araya getiremiyor gibiydi.

İçimden gelen kahkahayı bastırdım.

Az önce bana neler söylüyordun, Yaman? Hani utanmak da neymiş?

Bana doğru bir adım attı. Sırtım hâlâ duvardaydı.

“Biraz hızlı ilerliyorsun,” dedi, gözlerini benden ayırmadan.

Dudaklarımın kenarı kıvrıldı.

“Öyle mi?”

Kollarımı boynundan çekmeye hazırlanıyordum ki kapı çalındı.

İkimiz de olduğumuz yerde donakaldık.

Ben hemen kendime bir çeki düzen verirken Yaman geriye çekilip yatağın üzerine oturdu. Yüzündeki ifadeyi toparlaması birkaç saniye sürdü. Ardından hiçbir şey yaşanmamış gibi bacak bacak üstüne attı.

Kapıya doğru yürüdüm.

Kapıyı açar açmaz karşımdaki kişiyi görünce yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.

“Yavuz!”

Hasret dolu bir sesle söylediğim bu isimle birlikte ona sarıldım. Kollarım boynuna dolanırken o da belimi sardı. Uzun zamandır görmediğim birine kavuşmanın verdiği mutlulukla yüzümü kaldırıp ona bakmak istedim.

Ancak Yavuz'la göz göze gelmeme fırsat kalmadan kolumda bir el hissettim.

Yaman, bileğimden tutarak ellerimizi birbirinden ayırmıştı. Beni hafifçe arkasına çekip önüme geçti. Omuzları gerilmiş, bakışları Yavuz'a sabitlenmişti.

“Hayırdır, kardeşim?” dedi, sesindeki soğukluğu gizleme gereği bile duymadan. “Sen herkesle böyle öpüşüp koklaşır mısın?”

Gözlerimi devirerek ona baktım.

“Yam—”

Kelimenin devamını getirmeme fırsat kalmadan Yavuz araya girdi.

“Evet. Sen de mi istedin, kardeşim?”

Kardeşim kelimesini özellikle vurgulamıştı.

Yavuz normalde böyle biri değildi. İnsanlarla konuşurken sesini yükseltmez, gereksiz yere tartışmaya girmezdi. Ancak şu an yüzündeki ifade, Yaman'ın tavrından hiç hoşlanmadığını açıkça gösteriyordu.

Bense ikisinin arasında kalmış, hangisine önce kızacağımı düşünüyordum.

Tam ağzımı açacaktım ki aşağı kattan bir çığlık yükseldi.

Öyle yüksek bir sesti ki hepimiz aynı anda merdivenlere döndük.

Bu sesin sahibini tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yoktu.

Annem!

Gözlerimi kapatıp içimden derin bir nefes aldım.

Allah'ım, yine ne oldu?

Merdivenlerden hızla inmeye başladım. Arkamdan Yaman'ın ve Yavuz'un ayak seslerini duyuyordum. Salona vardığımda karşılaştığım manzara, az önceki bütün karmaşayı unutturacak cinstendi.

Annem, bütün şıklığıyla koltuğa yığılmıştı.

Babam bir yandan onu ayıltmaya çalışıyor, bir yandan da yüzüne endişeyle bakıyordu. Yusuf, burun kemerini iki parmağının arasına almış, kendi kendine bir şeyler söyleniyordu. Melike ise annemin çevresinde pervane gibi dönüyor, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Bir an kapının eşiğinde kalakaldım.

Sonra kaşlarımı çatarak abime döndüm.

“Abi, neler oluyor?”

Yusuf, başını kaldırıp bana öyle bir baktı ki sanki bütün dünyanın yükünü omuzlarına ben bırakmıştım.

“Daha seninle Yaman meselesini atlatamadan bir de Melike Hanım'ın bir askere âşık olduğunu öğrendik!”

Bir an sessizlik oldu.

Ardından babam, meseleyi kendi yöntemleriyle çözmeye karar vermiş gibi öne çıktı.

“Maşallah! Elini sallayan gönlünü boka konduruyor! Hani Yaman'a tamam, bir şekilde alışırız da asker damat alıp ne yapacağız? Adamın bir gün ilk kurşunu bize sıkmayacağının garantisi mi var?”

Melike, babamın sözlerine daha fazla dayanamadı.

“Bir kere Mete öyle biri değil! Ayrıca biz masum insanları öldürmüyoruz. Bu bile gayet yeterli bir açıklama bence. Hem Mete benimle evlenecek, sizinle mi evlenecek?”

İşte şimdi konu tam anlamıyla belli olmuştu.

Melike, resmen evlenmekten bahsediyordu!

Annemin gözleri büyüdü. Elini göğsüne götürerek başını geriye attı.

“Evleneceğim diyor! Allah'ım, evleneceğim diyor!”

Annemin sesiyle birlikte hepimiz ona döndük. Kadın, az önceki şaşkınlığını bir kenara bırakmış, kendini koltuğa bırakırken elini alnına götürmüştü. Birkaç saniye boyunca ayılıp bayılacakmış gibi yaptıktan sonra derin bir nefes aldı.

“Ben bu çocukların yüzünden tansiyon hastası olacağım!”

Abim “Tamam, sakin olun. Buluruz bir çaresini.” dedi.

Melike'ye ölümcül bakışlar atıyordu ama işin aslına bakarsanız o bakışların arkasında kardeşine kıyamayan bir adam vardı. Ne kadar kızarsa kızsın, Melike'nin bir damla gözyaşına dayanamazdı.

Ben de bu karmaşadan faydalanmak için fırsatı kaçırmadım.

Yavaşça Melike'nin yanına sokuldum. Dudaklarıma masum bir gülümseme yerleştirerek omzuna dokundum.

“Ablam, bir de enişteni muayene etsene. Hastalanmış da…”

Melike, çatık kaşlarıyla yüzüme baktı. Bakışlarındaki şüpheyi görmezden gelerek gülümsemeye devam ettim.

“Peki,” dedi sonunda. “Enişte, sen otur. Ben çantamı alıp geliyorum.”

Yaman, kendisine yöneltilen bu hitap karşısında keyifle arkasına yaslandı.

“Başımın üstünde yerin var, baldız.”

Melike kapıya yönelirken annem arkasından seslendi:

“Tansiyon aletini de getir, kızım! Hepiniz beni tansiyon hastası edeceksiniz!”

İçimden kısacık bir kahkaha kaçtı.

Hepimiz mi?

Bence bu evde annemin tansiyonunu en çok yükselten kişi, şu anda koltuğa yayılmış, dünyadaki bütün dertlerden habersizmiş gibi sırıtan kocamdı.

Birkaç dakika sonra hepimiz koltuklara yerleşmiştik. Melike, çantasından çıkardığı aletlerle Yaman'ı muayene ediyor, Yaman ise kendisini dünyanın en önemli hastası sanarak söylenenleri dinliyordu.

Ben tam bu hengâmenin biraz olsun dindiğini düşünürken babam boğazını temizledi.

“Bu arada yarın akşam hazır olun. Yeni taht varisleri için bir davet düzenleniyor.”

Başımı kaldırıp babama baktım.

“Peki, arkadaşlarım da gelebilir mi?”

Normalde böyle davetlere arkadaşlarımı da götürürdüm. Her ne kadar diğerleriyle aramızdaki bağ farklı olsa da Firuze benim amca çocuğumdu. Dolayısıyla onu davetsiz bırakmak gibi bir düşüncem yoktu.

Abim gözlerini Yaman'a çevirdi.

“Sen artık bizimle gelmiyorsun. Yaman'la gidersin. Ama ben onları getiririm.”

Abimin son kelimesi ağzından tam çıkmıştı ki Yaman araya girdi.

“Bana bak, baldız! Götüne giren dikeni bana yazma!”

Bir saniyelik sessizliğin ardından annem bile kahkaha attı.

Babam ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Belli ki sabrını sınamak için özel olarak yaratılmıştık.

Ben, gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken Yaman'a yan gözle baktım. Adamın yüzünde en ufak bir pişmanlık belirtisi yoktu. Aksine, söylediği sözün arkasından salondaki herkesin tepkisini izlemekten büyük keyif alıyordu.

“Peki, biz ne zaman gidiyoruz?” diye sordu Yaman.

Abim hemen ona döndü.

“Acelesi mi var?”

Yaman'ın dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. Ben de fırsatı kaçırmadan söze girdim.

“Evet, Yaman haklı. Bizim gitmemiz gerek. Sonuçta hep sizinle kalamayız.”

Annem, ikimizin yüzüne sırayla baktı.

“Hayırdır? Ne bu acele?”

Yaman, sanki dünyanın en sıradan meselesinden bahsediyormuş gibi omuz silkti.

“Bana bak, kaynana. Yeni evliler ne yaparsa biz de onu yapacağız.”

Söylediği şeyin ağırlığı yüzüne zerre kadar yansımamıştı. Adamın utanma duygusunu düğün günü bir yerlerde kaybettiğinden artık emindim.

Bense hissettiğim utançla yanaklarımın alev alev yandığını fark ettim.

Babam aniden öksürmeye başladı.

Annem ise öksürük sesini hiç duymamış gibi davranarak gözlerini boynuma dikti.

“Yapmışsın yapacağını zaten!”

Bakışlarını bir saniye bile boynumdan ayırmıyordu.

İşte o an bütün salonun dikkatini çeken şeyi hatırladım.

Boynumda, bembeyaz tenimin üzerinde mühür gibi duran mosmor iz…

Yüzümdeki sıcaklık giderek arttı. Yanaklarımın şalgam gibi kızardığını hissedebiliyordum. Üstelik bu kez suçlayabileceğim tek bir kişi vardı.

Yaman!

Ona dönüp öldürücü bir bakış attım. Kendisi ise sanki dünyanın en masum insanıymış gibi arkasına yaslanmış, keyifle sırıtıyordu.

Yusuf, Melike'nin kulaklarını iki eliyle kapattı.

“Bekâr kızlar var burada! Ne biçim konuşuyorsunuz? Bak, kız özeniyor sonra!”

Bunu öyle bir baba edasıyla söylemişti ki bir an gerçekten Melike'nin babası olduğunu düşünecektim.

Ne var ki Melike, olayların hiçbir ayrıntısını kaçırmak istemediğinden abimin ellerini ısrarla kulaklarından uzaklaştırmaya çalışıyordu.

“Yusuf, çek elini! Ne diyorsunuz siz? Ben de duyacağım!”

“Sen bir şey duymayacaksın!”

“Bırak diyorum!”

İkisini izlerken gülmemek için kendimi zor tuttum.

Sonunda babam, sanki düşmanıyla yaptığı uzun bir savaşın ardından beyaz bayrak çekmek zorunda kalmış gibi başını eğdi.

“İyi madem, gidin. Ama gönlüm hiç razı değil.”

Yaman, dudaklarının kenarında beliren o meşhur piç gülüşüyle tek başına oturduğu koltuğa biraz daha yayıldı.

“Zaten senin rızan yok diye oldu bu evlilik, kayınpeder.”

Babamın yüzündeki ifade görülmeye değerdi.

Adamın sabrını tüketmek için elimizden geleni yapıyorduk ve Yaman, bu konuda hepimizden daha başarılıydı.

“Akşama yokuz o zaman,” dedi Yaman, sanki biraz önce bütün aileyi birbirine düşüren kendisi değilmiş gibi.

Melike, sonunda Yusuf'un ellerinden kurtulmayı başararak başını kaldırdı.

“Nereye?”

Yaman, başını ona çevirdi. Melike'nin olayların hiçbir kısmını anlamadığını fark etmesine rağmen açıklama yapmaya tenezzül etmedi.

“Bana bak, baldız! Senin de jeton hep geç düşüyor.”

Melike gözlerini devirdi.

“Allah sabır versin!”

Yaman ise bir yandan cebinden sigarasını çıkarıyor, diğer yandan sanki bütün bu konuşmalar kendisiyle ilgili değilmiş gibi davranıyordu.

Ben ayağa kalktım.

“İyi bari, ben toplanayım. Yavuz, sen de arabamı hazırlat.”

Merdivenlere yöneldiğim sırada arkamdan Yaman'ın sesini duydum.

“Nereye?”

Cevap vermeye tenezzül etmedim.

Bırakın biraz da o merak etsin!

Yukarı çıktığımda ilk işim saçlarımı sıkıca bir topuz hâlinde toplamaktı. Ardından dolabımı açıp rahat bir eşofman takımı çıkardım. Kıyafetlerimi ve ihtiyaç duyacağım birkaç eşyayı bavuluma yerleştirmeye başladım.

Yaman'la aynı evde yaşamaya başlamıştık diye kendi hayatımı bir kenara bırakacak değildim. Arkadaşlarım vardı, uğramam gereken yerler vardı. Üstelik uzun zamandır gitmediğim resim kulübüne de uğramak istiyordum.

Bavulun fermuarını kapatıp odanın içinde son bir kez göz gezdirdim. Her şey hazırdı.

Tam o sırada kapı çaldı.

“Gel!”

Kapı açıldı ve içeri Yaman girdi.

Gözleri önce bavuluma, ardından bana kaydı. Kaşlarından biri hafifçe havalandı.

“Hanımefendi, nereye gidiyorsunuz acaba?”

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Arkadaşlarımla buluşacağım. Bu sırada siz de eşyaları yükleyip götürürsünüz.”

Bavulu işaret ederek söylediğim sözler karşısında birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından dudaklarının arasından kısa bir nefes verdi.

“Peki de benim annemlere gitmem gerek. Onlara durumu açıklamalıyım.”

“Sen arkadaşlarınla buluş. Yarın akşamki davette zaten yan yana gelirsiniz.”

Tam cevap verecekken telefonu çaldı.

Ekrana göz attıktan sonra aramayı açtı. Karşı tarafın söylediklerini sessizce dinledi. Yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.

“Tamam,” dedi kısa bir cevapla.

Telefonu kapattığında bakışları yeniden bana döndü.

Ben tam ne olduğunu soracaktım ki kapı bir kez daha çalındı.

Bu bölüm kısa oldu ama yetiştirmeye çalıştım oy ve yorumlarınızı bekliyorum iyi okumalar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 9beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18