Nikah

Vaveyla Yazarı: Fatoş Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Nikah

İlk bölümler çok sarmadığı için erken yayınlamaya karar verdim bu bölüm iki bölümün birleştirilmiş halı okuma kaliteniz için oldukça uzun yazıyorum İyi okumalar

Elimde hissettiğim acı bir sızıyla gözlerimi yavaşça araladım. Henüz geceydi. Yaman, yatağımın kenarına oturmuş, yanına serdiği sağlık malzemeleriyle elimi pansuman ediyordu. Yüzünde en ufak bir ifade yoktu. Sanki bana değil de sıradan bir işle uğraşıyormuş gibi sakince hareket ediyordu.

Uyandığımı belli etmemek için gözlerimi yeniden kapattım. Bir süre sonra pansumanı bitirdiğini hissettim. Ardından kapının açılıp kapanma sesi duyuldu.

Gözlerimi açtığımda etrafımda kimse yoktu.

Gitmişti.

Elime baktım. Pansuman yapılmıştı ama içimdeki acının geçmeye niyeti yoktu. Bana yaşattığı bu acıyı hiçbir zaman unutmayacaktım. Yine de kendimi teselli edebileceğim bir şey vardı: Allah'tan, ertesi gün aileme kavuşacaktım.

Yavaşça doğrulup üzerimi değiştirdim. Ardından kendimi bir ölü gibi yatağa bıraktım. Ne düşünmek ne de olanları hatırlamak istiyordum. Bir süreliğine her şeyden uzaklaşmaya ihtiyacım vardı.

---

Üç saat sonra uyandığımda artık hazırlanma vakti gelmişti. Üzerimi değiştirdim, saçlarımı düzelttim. Tam o sırada kapı çaldı.

"Gel!" diye seslendim.

İçeri giren, o masada karşılaştığım alaycı çocuktu. Artık onun bir koruma olduğunu kabullenmiştim. Yine de şu ana kadar kendisiyle ilgili öğrendiğim tek şey, dilinin biraz fazla uzun olduğuydu.

"Seni yemeğe bekliyorlar. Kalk, gel. Açsındır."

Babam edasıyla söylediği bu sözlere karşılık kaşlarımı çattım.

"Hayır, inmiyorum."

"Peki, seni zorlamayacağım. Kapının önünde bekliyorum. Seslenmen yeterli."

Daha fazla üstelemeden odadan çıktı.

Yarın aileme kavuştuğumda acaba ne olacaktı? Beni görünce nasıl tepki vereceklerdi? Yaşadıklarımı öğrendiklerinde ne yapacaklardı?

Bu düşünceler zihnimde dönüp dururken birkaç saat daha odada oyalandım. Sonunda aklıma dank eden bir şeyle yerimden kalkıp kapıyı açtım.

Gerçekten de kapının önündeydi.

"Adın ne senin?" diye sordum.

"Emir."

"Emir, rica etsem bana bugünün güncel gazetesini bulabilir misin?"

"Peki."

Hiç uzatmadan merdivenlere yöneldi.

Bir süre sonra elinde gazeteyle geri döndü. Gazeteyi alıp yatağın üzerine oturdum. Sayfaları çevirmeye başladığımda gözlerim bir başlıkta takılı kaldı.

İZGÖRENLERİN ACISI YÜREK DAĞLADI!

Başlığın altındaki yazıyı okumaya başladım.

Geçtiğimiz günlerde cansız bedenine ulaşılan Züleyha İzgören, bugün ikindi namazına müteakip defnedildi. Gözyaşlarına boğulan aileyi dostları teselli etmeye çalıştı. Daha önce Melike İzgören'in suçladığı Eşsizoğulları, cenazede görüntülendi.

Yazı bu şekilde devam ediyordu.

Fotoğraflara göz gezdirdiğimde ailemin fotoğraflarından çok Kaan Eşsizoğlu'nun, yani Yaman'ın babasının fotoğraflarının bulunduğunu fark ettim.

Demek beni çoktan toprağa vermişlerdi.

Dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi.

Bugün zaten aileme kavuşacaktım. Onların karşısına sağ salim çıkacaktım. Şimdilik kendimi bu düşünceyle teselli etmekten başka çarem yoktu.

Gazeteyi bir kenara bırakıp banyoya girdim. Uzun bir duş aldıktan sonra birkaç parça kıyafet giydim. Bedenim hâlâ çok ağrıyordu. Her hareketimde kendimi biraz daha yorgun hissediyordum.

Saat beşe doğru yaklaşırken kapım yeniden çaldı.

"Gel."

İçeri, yanlış hatırlamıyorsam Yunan şiveli Katherine girdi. Elinde beyaz bir elbise ve beyaz bir yazma vardı.

"Merhaba. Yaman Bey çağırdı. Nikâh kıyılacak. Hazırlanman için sana yardım edeceğim, ardından yola çıkarız."

Bir an yüzüne baktım.

Nikâh.

Gerçekten de bu saçmalıkta bir sonraki aşamaya geçiyorduk.

Elbise ve yazmayı elinden alıp hızla giyindim. Katherine'e tek kelime etmedim. Çünkü artık bu saçmalığın bir an önce son bulması gerekiyordu.

Bembeyaz elbise ve beyaz yazma üzerimde oldukça güzel durmuştu. Aynadaki yansımama kısa bir an baktım. Her şey o kadar gerçek dışıydı ki kendimi başkasının hayatını yaşıyormuş gibi hissediyordum.

Katherine'le birlikte aşağı indiğimde hocanın geldiğini gördüm. Fazla vakit kaybetmeden yerlerimize geçtik.

Hoca bile en az bizim kadar aceleciydi. Nikâhımızı birkaç dakika içinde kıyıverdi.

Mehir olarak yalnızca bir ev istemiştim. Küçük bir ev... Bir yıl boyunca yaşayacağım, sonrasında da arkamda bırakacağım bir ev.

Nikâh kıyıldıktan sonra Yaman bana döndü ve alnıma bir öpücük kondurdu.

Beklemediğim bu hareket karşısında neye uğradığımı şaşırdım. Yanaklarım şalgam gibi kızarırken birkaç flaş birden gözlerimin önünde patladı.

Harika!

Daha şimdiden fotoğrafçılara malzeme vermiştim.

Hoca gittikten sonra Yaman elimi tuttu ve parmağıma bir yüzük geçirdi. Oldukça zarif duran bir tektaştı.

Ama bunların hiçbiri ilgimi çekmiyordu.

"Gidelim mi?" diye sordum, gözlerinin içine bakarak.

Yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Sadece başını hafifçe salladı.

Üzerimizi değiştirdikten sonra herkes arabalara yerleşti. Öndeki büyük arabaya Yaman, ben ve ekibin tamamı bindik. Arkamızdaysa sonunu göremediğim bir araç kuyruğu vardı. Hepsi aynı model arabalardı.

Bunlar da Yaman'ın korumaları olmalıydı.

Yola çıktığımızda sessizliği ilk bozan, sarışın çocuk oldu.

"Yani biz konakta, siz kendi evinizde mi kalacaksınız? Yok, olmaz! Ben Leyya Hanım'ı kaldıramam."

Yanlış hatırlamıyorsam bu çocuğun adı Ömer'di. Leyya da Yaman'ın kız kardeşiydi. Daha önce kendisiyle konuşmuştum. Afet gibi bir kızdı. Boynunun bitiminde sonlanan kısa saçları vardı. Saçları kıvırcık sayılmazdı ama dalgalıydı. Dudağının biraz yukarısındaki beniyle de Türkan Şoray'ı andırıyordu.

"İster katlan, ister katlanma! Benim bütün mahremiyetim, üst düzey gelişmiş teknolojilerimin hepsi o evde."

Bu sözlerin sahibi kızıl saçlı İzge'ydi.

"O değil de Yaman abinin olmadığı evde niye sürüntü gibi yaşıyoruz?" diye araya girdi kıvırcık saçlı Melisa.

Emir de başını sallayarak söze katıldı.

"Vallahi, silah zoruyla götürseler gitmem o eve! Yaman abi yoksa Gülfem Hatun kurşuna dizer bizi. Geçen sefer zaten zor kurtardım canımı."

Gülfem, Yaman'ın annesiydi.

Onları izlerken yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu. Birbirleriyle atışmaları, birbirlerine laf yetiştirmeleri bana kendi arkadaş grubumu hatırlatmıştı.

Onları çok özlemiştim.

Kim bilir, benim öldüğümü düşündükleri için ne kadar perişan olmuşlardı?

"Yeni gelini güldürmeyi başardık!" dedi Katherine.

Bir anda bütün dikkatimi dağıtmıştı.

Başımı yana çevirdiğimde Yaman'la göz göze geldim. Beni seyrediyordu. Bakışlarımı yakaladığını fark edince gözlerini benden kaçırdı.

Sanki az önce beni izleyen o değilmiş gibi...

"Evet, biz Züleyha'yla birlikte farklı bir evde kalacağız. Siz de konakta kalacaksınız. İlk birkaç aydan sonra biz de oraya yerleşiriz."

Bu kez gri gözlü Kerem konuştu.

"Abi, sanki gerçek evlilik! Konakta kalsanıza."

Yaman gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.

"Yok. Annem ve o her işe burnunu sokan kız kardeşim her şeyi anlar."

Ardından sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi devam etti.

"Şimdi Züleyha'yla ailesine gideriz. Ertesi gün herkese evlendiğimizi ilan ederler. Sonra kendi evimizde bir süre takılırız. Ardından o yoluna, ben yoluma."

Olacakları bana gayet açık bir şekilde anlatıyordu.

Bir yılın sonunda herkes kendi hayatına dönecekti.

En azından onun planı buydu.

Ben ise hiçbir tepki vermedim. Çünkü bu evliliğin benim için de geçici bir zorunluluktan ibaret olması gerekiyordu.

Yol boyunca devam eden tartışmaların ve kavgaların ardından sonunda villaya ulaştık.

Ekip arabadan inip Yaman'la birlikte ilerlerken o, içeri girmeden hemen önce elimi hafifçe tuttu.

Bizi gören korumaların ağızları bir karış açıldı. Mutfak ekibinin bile haberi birbirine yetiştirdiğinden emindim.

El ele, yavaş adımlarla herkesin bulunduğu salona doğru yürüdük.

Yaman bana kısa bir bakış attıktan sonra kapıyı açtı.

Ve o an...

Hayatım boyunca unutamayacağım bir manzarayla karşılaştım.

Bizi ilk fark eden Melike oldu.

Elindeki su bardağı yere düştü.

Abim bir köşede, erkeklere özgü o dik duruşuyla koltuğa oturmuştu. Annem başını kollarının arasına gömmüş, babamsa şakaklarını ovuşturuyordu.

Melike bir anda bana doğru koştu.

Tiz bir çığlığın ardından dudaklarından yalnızca tek bir kelime döküldü.

"Abla!"

Boynuma sarıldığında kollarımı sıkıca ona doladım. Gözlerim dolmuştu. Onu yeniden görebilmek, nefesini hissedebilmek, bana sarılan o küçük bedenin gerçekten karşımda olduğunu bilmek...

Bunların hepsi benim için tarifsizdi.

Melike'nin sesini duyan annem başını kaldırdı. Beni gördüğü anda yerinden fırlayıp yanıma koştu.

Beni öyle bir sardı ki sanki bıraktığı anda yeniden kaybolacağımdan korkuyordu.

Ellerini yüzümde gezdiriyor, saçlarımı okşuyor, gözlerime bakıyordu. Gerçekten ben olup olmadığımı anlamaya çalışır gibiydi.

Ardından hafifçe ağlamaya başladı.

Bu kez mutluluktan...

Babam da yanıma geldi. Zaten benden uzundu. Saçlarımdan öpüp beni kendine çekti.

"Kızım..."

Tek bir kelimeydi ama sesindeki titremeyi duymak bile boğazımın düğümlenmesine yetmişti.

Saçlarımın arasına bir damla gözyaşı düştü.

Babam da ağlıyordu.

Ardından Yusuf sarıldı bana.

Bir süre kimse konuşmadı. Sanki hepimiz birbirimize sarılmanın, birbirimizin gerçekten burada olduğunu hissetmenin telaşındaydık.

Ta ki annem bakışlarını aşağı indirene kadar.

Elimi tutan Yaman'ı fark etmişti.

Gözleri ellerimize takıldı.

"Bu ne?"

Sesindeki şaşkınlık, yerini saniyeler içinde öfkeye bıraktı.

"Kızım, sen ne yapıyorsun?" diye sordu babam.

Bir an yutkundum.

Sonra bütün soğukkanlılığımı toplayıp konuşmaya başladım.

"Baba, biz evlendik."

Salonda yankılanan şaşkınlık nidalarıyla birlikte ortalık bir anda karıştı.

"Ne saçmalıyorsun, Züleyha?" dedi annem.

İkimizin ellerini ayırmak için harekete geçti ama Yaman'ın elini bırakmadım.

Yaman ise bütün bu karmaşayı şakaya vurmaya karar vermiş olacak ki gayet rahat bir tavırla konuştu.

"Ohooo, kaynana! Ne yapacağız şimdi seninle? Daha şimdiden ne diye kaynanlık yapıyorsun? Daha çocuklarımı seveceksin!"

Annemin yüzündeki ifadeyi görmeniz gerekiyordu.

Bir saniye önce şaşkınlıktan ne yapacağını bilemezken şimdi gözleri öfkeden parlıyordu.

Elini kaldırıp Yaman'a bir tokat attı.

"Zorla yaptın, değil mi?"

İkinci tokat için yeniden elini kaldırdığında Yaman'ın önüne geçtim.

"Ben Yaman'ı seviyorum!" dedim.

Üstelik bunu öyle bir ciddiyetle söylemiştim ki Oscar'lık performansımın hakkını verdiğimi düşünüyordum.

Ne de olsa oyunculuk konusunda Türkiye birinciliğim vardı.

Annem olduğu yerde donup kaldı.

Bana baktı, sonra Yaman'a...

Ardından bir elini alnına götürdü.

"Baran, beni tut!"

Ve bayıldı.

Harika!

Bir de bu eksikti.

Babamla abim annemi kanepenin üzerine yatırırken biz de kolonya yardımıyla kendine getirmeye çalışıyorduk.

"Ben daha ne olduğunu idrak edemedim," dedi abim, şaşkınlığını gizleyemeyerek.

Melike ise gayet net bir cevap verdi.

"Ablam geldi ya, gerisi mühim değil."

İşte benim kız kardeşim!

Babam annemin eline masaj yaparken bana döndü.

"Züleyha, bu doğru mu? Gerçekten o adamla mı evlisin?"

Yaman o sırada telefonuyla ilgileniyordu. Sanki konuşulanlar kendisini hiç ilgilendirmiyormuş gibi davranıyordu.

"Evet, baba. Sevdim de evlendim. Ayrıca beni o kurtardı."

Babam başını iki yana salladı.

"O suçluluk duygusundandır kızım. Ona minnettarsın diye niye elin adamına nikâh kıydın?"

İçimden derin bir nefes aldım.

Babamı ikna etmek kolay olmayacaktı.

O hâlde oyunculuk yeteneğimi bir kez daha kullanmam gerekiyordu.

"Eğer Yaman'ı gönderirseniz ben de giderim."

Sesim son derece kararlı çıkmıştı.

Babamın yüzü gerilirken annem yarı baygın bir hâlde konuştu.

"Şu çocuğu alıp odaya geçin. Yoksa delireceğim!"

Daha fazla tartışmadan ayağa kalktım. Yaman'ı dirseğinden hafifçe dürttüm.

"Hadi, gel."

Yerinden kalkmaya niyeti olmadığını fark edince elinden tuttum.

Elini tuttuğum anda başını hızla bana çevirdi. Bakışları önce yüzüme, sonra elimizi birleştiren parmaklarımıza kaydı.

Ben ise sanki dünyanın en sıradan şeyini yapıyormuşum gibi onu çekiştirdim.

Sonunda ayağa kalktı ve peşimden yürümeye başladı.

Onu kendi odama götürdüm. Çünkü ayrı odalarda kaldığımızı öğrenirlerse annem bir sorun olduğunu hemen anlayabilirdi.

Odanın kapısına geldiğimizde arkamı dönüp gülümseyerek konuştum.

"Bu odada kalacağız."

Yaman bir an duraksadı.

"Aynı odada mı kalacağız? Aynı yat-"

Cümlesini tamamlamasına izin vermeden elini bıraktım ve içeri girdim.

Arkamdan geldiğini duyabiliyordum. Hatta güldüğünü bile...

"Ben duş alacağım. Sen burada dur," dedim.

"Emredersin."

Arkamı dönmeden banyoya ilerledim.

Anlaşılan Yaman'la daha çok işimiz vardı.

---

Uzun bir duş aldıktan sonra üzerime kalın askılı, dar bir crop giydim. Kollarımı kaldırmadığım sürece göbeğim görünmüyordu. Altıma da bol bir pijama geçirdim.

Saçlarımı iyice kurutup topuz yaptıktan sonra yatak odasına döndüm.

Yaman eşyalarını dolabıma yerleştiriyordu.

Kaşlarımı çatarak yanına gittim.

"Sen neden benim dolabıma eşyalarını yerleştiriyorsun?"

"Artık evliyiz. Seni ben mi var?"

Sesi öylesine ciddiydi ki bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Kriz geçirecektim!

"Var efendim! Eşyalarını hemen o dolaptan çıkar!"

Yaman, sanki söylediklerimi hiç duymamış gibi yerleştirmeye devam etti.

"Hadi ya, ne yapar-"

Cümlesini tamamlayamadan bana döndü.

Bakışları üzerimde gezindi. Giydiğim dar üstte birkaç saniye gereğinden fazla oyalanınca neye uğradığımı şaşırdım.

Sanki üzerimdeki kıyafeti değil de başka bir şeyi inceliyordu.

Utangaç bir edayla boğazımı temizledim.

"Bir şey mi dökülmüş? Dur, değiştireyim."

Tabii ki blöftü.

Sadece tepkisini görmek istiyordum.

Arkamı dönüp tam gidecektim ki kolumdan tuttu.

"Yok, kalsın."

Bir anda aramızdaki mesafe azalmıştı.

Yüzümden aşağı kayan bakışları göğsümün hizasında bir an duraksadı. Ardından ne yaptığını yeni fark etmiş gibi başını iki yana sallayıp geri çekildi.

"Yani istediğini giy ama bence bu kalsın."

Bir an durdu.

Sonra söylediklerini toparlamaya çalışır gibi yeniden konuştu.

"Yani güzelsin... Pardon, sen güzel değilsin, kıyafet güzel. Yani sen de güzelsin ama... Boş ver, bu kalsın."

Ardından sesli bir nefes verdi.

Allah'ım!

Bu adam neden bu kadar zorlanmıştı?

Dudaklarımın kenarında muzip bir gülümseme belirdi.

Bilmem. Benim yakışıklı erkeklere zaafım vardı. İyi kötü, mafya, asker... Hepsine tamam!

Yaman da tam olarak kriterlerime uyuyordu.

Bu bir yıl boyunca onunla aynı evde yaşamak o kadar da zor olmayacaktı.

En azından ben öyle düşünüyordum.

Ta ki o adamın çenesiyle tanışana kadar...

---

Yatağa yerleşip telefonumu ve kitabımı yanıma aldım. Bu sırada Yaman banyoya girmişti.

Önce, Yaman'dan aldığım telefonu açtım.

Instagram'daki mesajlarıma göz gezdirdikten sonra arkadaş grubumuzun sohbetine girdim.

Grup adı: Dayanan Yoğurtlar Ekşimezler

En son yapılan konuşmaları okumaya başladım.

Firuze: Ne zaman hazır olursunuz?

Zerrin: Ben her zaman hazırım. Gerekirse şimdi yerini tespit eder, alnının ortasını delerim.

Fethi: Zerrin yapar vallahi. Normalde eğlenmek isterdim ama içimden gelmiyor. Bütün neşemi yitirdim. Mezarı başında defalarca ağlasam da boğazımdaki yumru geçmiyor.

Yakup: Masa seçimlerine illa Yaman da katılır. Orada indiririz o şerefsizi.

Firuze: Emin misiniz? Kör kurşuna gitmesin.

Fethi: O şerefsiz adamdan her türlü pisliği bekliyorum. Hem Melike'nin konuşmasını duymadınız mı?

Okudukça gözlerim faltaşı gibi açılıyordu.

Benim ölümümün ardından neler planlamışlardı böyle?

Sohbeti aşağı kaydırmaya devam ettim.

Yakup: Siz söyleseydiniz inanmazdım da dua edin, olay yerinde Yaman'ın adamlarından birinin silahı vardı.

Büyük ihtimalle Katherine beni kaçırırken silahı orada düşürmüştü.

Ardından Zerrin'in mesajını gördüm.

Zerrin: Plan belli ve basit. Ben keskin nişancı olacağım. Olur da siz beceremezsiniz diye Firuze olay yerine gitmeyecek, delileri kaldırıp zemin hazırlayacak. Fethi ve Yakup çatışmada olacak. Unutmayın, önce Yaman ölecek, ardından çatışma çıkacak.

Telefon elimde kaldı.

Bir süre ekrana öylece baktım.

Yaman'ı öldürmeyi planlıyorlardı.

Yarınki seçimlerde...

Bu işin şakası yoktu!

Hemen ayağa kalkıp üzerime deri bir ceket geçirdim. Saat henüz 20.32'ydi.

Hızla aşağı indim, arabama bindim ve grup araması başlattım.

Telefonlar neredeyse anında açıldı.

İlk duyduğum ses Yakup'undu. Normalde en sakinimiz oydu. Ama konu benim ölümüm olunca sakinliğini kaybetmişti.

"Kimsin lan sen?"

Zerrin'in sesi hemen ardından duyuldu.

"Burada ne haltlar dönüyor?"

Kimsenin başka bir şey söylemesine fırsat vermeden konuştum.

"Benim. Züleyha."

Karşı tarafta derin bir sessizlik oldu.

Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu.

İlk konuşan Firuze oldu. Ağlayarak adımı sayıklıyordu.

Gözlerimi kapattım. Sesini duymak bile içimde bir şeyleri paramparça etmişti.

Ama şimdi duygusallaşmanın sırası değildi.

"Her zamanki kafeye gelin."

Kimsenin cevap vermesine fırsat bırakmadan telefonu kapattım. Ardından arabayı çalıştırıp kafeye doğru yola çıktım.

---

Ben kafeye varmadan bütün ekip orada toplanmıştı.

Arabadan iner inmez Firuze kollarıma koştu.

Bana öyle sıkı sarıldı ki bir an nefes alamadım.

Ben de onu kendime çekip saçlarından öptüm.

Sonra teker teker herkese sarıldım.

Fethi, şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. Ellerini yüzümde ve saçlarımda gezdirirken hâlâ gördüklerine inanamıyormuş gibiydi.

"Nasıl olur?"

Derin bir nefes aldım.

"Oturun. Her şeyi anlatacağım."

Masaya doğru ilerlerken Zerrin elimden tuttu. Bakışları doğrudan parmağımdaki alyansa kaydı.

"Bu da neyin nesi?"

"Anlatacağım."

Herkes masaya yerleştiğinde başımdan geçenleri en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başladım. Kaçırılmamdan nikâha, Yaman'la aynı evde kalmamdan ailemin yanına gelişimize kadar hiçbir şeyi atlamadım.

Hikâyemin sonuna geldiğimde masadaki herkesin yüz ifadesi değişmişti.

Fakat tam o sırada dışarıdan büyük bir gürültü koptu.

Bir araba sertçe durdu. Ardından masa devrilme sesleri duyuldu. Bazı garsonlar aynı anda konuşuyor, birilerini sakinleştirmeye çalışıyordu.

Herkes ayağa kalktı.

Bizim ekip de refleksle silahlarına davrandı. Bu hareketleri çevredeki insanların daha fazla korkmasına neden oldu.

Bir süre sonra Yaman'ı gördüm.

Öfkeden gözü dönmüş gibi etrafına bakınıyordu. Siyah gözleri kalabalığın üzerinde dolaşırken bir anda bana takıldı.

Beni gördüğü an derin bir nefes verdi.

Bakışları adeta, Sen burada ne halt ediyorsun? diye bağırıyordu.

Masamıza doğru ilerledi.

Bizimkilerin tamamı ayaktaydı. Hepsinin ölümcül bakışları Yaman'a çevrilmişti.

Ama o, kimseyi umursamadan yanıma geldi ve elimi tuttu.

"Hadi."

Sadece tek kelime söylemişti.

Bunun hesabını daha sonra misliyle soracaktım.

Tam beni götürmeye çalışırken Yakup aramıza girerek ellerimizi ayırdı.

Yaman'ın bakışları bir anda Yakup'a döndü.

İkisi de birbirini gözleriyle öldürecek gibiydi.

Zerrin, kollarını göğsünde birleştirerek konuştu.

"Seni zorlamıyor, değil mi?"

Yaman bir anda olduğu yerde kaldı.

Sanki kafasına görünmez bir darbe almıştı. Bakışlarındaki o küçük çatlamayı fark etmemek mümkün değildi.

Belli ki zihninde bambaşka senaryolar yazmaya başlamıştı.

Firuze de öfkeyle öne çıktı.

"Eğer öyle bir şey varsa-"

Cümlesini tamamlamasına izin vermedim.

"Öyle bir şey yok! Sakin olun. Sadece Yaman'ı öldürme planlarınızı okuduğum için buraya geldim. Sakin olun ve evlere dağılın. Yarın konuşuruz."

Sesim yalvarmaya yakın bir tonda çıkmıştı.

Beni böyle görünce hepsi sustu.

Yaman ise yeniden elimi tuttu. Bu kez hırsla ve inatla beni dışarı çıkardı.

Kapıyı açıp arabaya binmemi bekledi.

Kaşları hâlâ çatıktı.

İçeri geçip koltuğa oturdum.

Yaman'ın yüzüne baktım.

"Ne o, yakışıklı? Bana trip mi atacaksın?"

Bu çıkışımı beklemediği için bir an afalladı.

Fakat hemen ardından yüzü yeniden ifadesizleşti.

"Ne zamandan beri beni bu kadar önemsiyorsun?"

İşte karşımdaydı.

Karın ağrısı!

"Kim olsa aynı şeyi yapardı. Seni önemsediğimden değil, hani..."

Aslında gerçek neden bir bakıma buydu. Onun öldürülmesini istemiyordum. En azından arkadaşlarımın elinde ölmesini hiç istemiyordum.

Yaman kısa bir süre yüzüme baktı.
"İyi."
Sesi oldukça soğuktu.
Ardından konuyu değiştirdi.
"Annenlerin evinde ne kadar kalacağız?"
Ben de onunla uzun süre kalmaya meraklı değildim.
"Yarın gideriz, merak etme."
Derin bir nefes aldı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra hiç beklemediğim bir soru sordu.
"Sevdiğin biri var mı?"
Doğruları söylemekten çekinmedim.
"Hayır, yok. Ama yakışıklı bütün erkeklere zaafım var."
Dudaklarının bir kenarı yukarı kıvrıldı.
Bu kez soruyu ben sordum.
"Peki ya senin?"
En azından hayatında biri varsa ona göre davranırdım. Sonuçta bir yıl boyunca aynı evde yaşayacaktık.
"Evet, var. Lakin ayrıldık. Yani önemli değil."
Sesindeki değişim dikkatimi çekmişti.
Önemli değilmiş...
Peki, neden adını söylerken bile dalıp gidiyordu?
"Adı neydi?"
Ağzım yine benden önce davranmıştı.
"Lavinia."
Adını söylerken gözleri uzaklara daldı.
Lavinia...
Adı bile şiir gibiydi.
İçimi tarif edemediğim bir hüzün kapladı.
"Çok mu güzeldi?"
Yaman'ın yüzünde belli belirsiz bir ifade belirdi.
"Çok. Ama sen boş ver."
Sesi bile değişmişti.
Arabayı çalıştırdı ve dalgın bir şekilde konağa doğru sürdü.
Ben de camdan dışarı bakmaya başladım.
Nedense biraz önceki neşemden eser kalmamıştı.
Konağa vardığımızda deri ceketimi bir kenara astım. Elime aldığım çayı yudumlarken Yaman yanıma, yatağın kenarına oturdu.
"Ben nerede yatacağım?" diye sordu.
"Yatakta."
Aslında kafamda başka bir plan vardı ama bunu şimdilik kendime saklamaya karar verdim.
"Beraber mi uyuyacağız?"
Yanaklarımın içini gülmemek için ısırdım.
"Evet. Ama sen önce uyu, ben utanıyorum."
Planım basitti. O uyuduktan sonra yere bir yatak serecek, orada yatacaktım.
Yaman gözlerini kapatarak derin bir nefes verdi.
"Ya sabır..."
Ardından vücudunu küçültüp yatağın en köşesine uzandı. Neredeyse yataktan düşecek bir pozisyonda yatıyordu.
Gözlerini kapatınca ben de telefonumu elime aldım.
O uykuya dalarken kuzenlerime haber veriyordum. Hepsine aynı açıklamayı yapmak beni yorsa da en azından kafamı dağıtmıştı.
Bir süre sonra Yaman'ın yanına yaklaştım.
Bu adam nasıl uyuyordu böyle?
Yatağı tamamen kaplamıştı. İstesem bile yanına uzanacak yer bulamıyordum.
İç çekerek dolaptan bir şeyler çıkardım ve yere serdim.
Çok kalın değildi ama idare edebilirdim.
Üstelik kış ayındaydık.
Bu havada yalnızca bir crop giymiş olmam yetmiyormuş gibi şimdi bir de yerde yatacaktım.
Yorganı üzerime çekip gözlerimi kapattım.
Yarın uzun bir gün olacaktı.
Uyandığımda kendimi oldukça rahat bir yerde buldum.
Kaşlarımı hafifçe çatarak gözlerimi araladım.
Bir dakika...
Burası yer değildi.
Kendi yatağımdaydım.
Üstelik üzerimde kalın bir kazak vardı.
Şaşkınlıkla etrafıma bakındığımda Yaman'ı yerde serdiğim yatağın üzerinde gördüm. Saçı başı dağılmış, yüzü yastığa gömülmüş bir şekilde yatıyordu.
Fakat asıl dikkatimi çeken şey, bedeninin üst kısmının çıplak olmasıydı.
Bir dakika!
Ne?!
Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.
Evet, yanlış görmüyordum. Omuzları ve kollarındaki kaslar belirgindi. Üstelik uyurken bile insanı sinir edecek kadar rahat görünüyordu.
Allah'ım, bu adamın fiziği neden böyleydi?
Gözlerimi başka tarafa çevirmem gerektiğini biliyordum ama insanın gözü de ister istemez takılıyordu işte!
Yine de aklımı başıma toplamam gerekiyordu.
Bu soğuk havada üzerini örtmek daha önemliydi.
Bir de üzerimdeki kazağın benim olmadığı belliydi. Demek ki gece, üzerimdeki ince kıyafeti fark etmiş ve kendi kazağını bana vermişti.
İçimde küçük bir sıcaklık hissettim.
Ardından hemen kendime geldim.
Züleyha, saçmalama. Adam sadece üşümemen için bir şey yapmış.
Yataktan kalkıp Yaman'ın yanına gittim. Battaniyeyi almak istedim ama ayaklarının altındaydı.
Üstelik kendisi de epey ağır görünüyordu.
Battaniyenin bir ucundan çektim.
Olmadı.Biraz daha kuvvet uyguladım.
Yine olmadı.
Derin bir nefes aldım.
Pekâlâ, başka bir yöntem deneyecektim.
Onu biraz yana itmeye karar verdim.
Ellerimi çıplak kollarına koyup hafifçe ittirdim.
Kıpırdamadı bile.
Sanki insan değil, mermerden yapılmış bir heykeldi.
Bir kez daha denedim.
Yine başarısızdım.
"Allah kahretsin," diye mırıldandım.
Sonunda üzerinden kalkıp battaniyeye yeniden yöneldim. Ucundan tutarak bütün gücümle çektim.
Fakat ayağımın da battaniyenin üzerinde olduğunu unutmuştum.
Bir anda dengemi kaybettim.
Ve hızla yere doğru düşmeye başladım.
Ama yere çarpmadım.
Hissettiğim şey sıcacık bir ten oldu.
Gözlerimi sıkıca kapattım.
Allah'ım, lütfen.
Yavaşça başımı yana çevirdim.
Yaman uyanmıştı.
Kaşları yeni uyanmanın etkisiyle çatılmış, yüzü bana doğru eğilmişti. Ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi gözlerimin içine bakıyordu.
Üstelik şu an onun kucağındaydım!
İşte şimdi gerçekten bittim.
Kalın ve uykulu bir sesle konuştu.
"Irzıma mı geçiyorsun?"
Başını omzuma yasladı.
Sanki dünyada uyumaktan daha önemli hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu.
"Hayır, tabii ki! Senin üzerine battaniye örtecektim ama kaç kiloysan çekemedim. O da yetmezmiş gibi üzerine düştüm. Ayrıca her ırzına geçmeye çalışan kişinin koynunda mı uyuyorsun?"
Bir çırpıda söylediklerimin ardından yerimden kalkmaya yeltendim.
Ancak Yaman ellerini omuzlarıma koyarak beni durdurdu.
"Rahat dur kız."
Biraz daha bana sokuldu.
Yüzünü boynumda hissettiğim anda omurgamdan aşağı soğuk bir ürperti yayıldı. Yüzü ve nefesi normalden çok daha sıcaktı.
Bir anda bütün utancımın yerini endişe aldı.
"Bana bak, sen hasta olmuşsun!"
Omuzlarımdan hafifçe tutarak onu kendimden uzaklaştırdım ve oturur pozisyona geçtim.
Elimin tersini alnına dayadım.
Cayır cayır yanıyordu.
"Yaman!"
Gözlerini yeniden kapatmaya çalışınca kaşlarımı çattım.
"Dur, bekle!"
Hemen ayağa kalkıp dolaptan kalın bir kazak çıkardım. Yanına dönerek kazağı giymesine yardım ettim.
Yaman sürekli öksürüyordu.
Böyle devam ederse işi zorlaşacaktı.
Hızla aşağı indim.
Aşağı indiğimde herkes yavaş yavaş uyanıyordu. Çalışanlar kahvaltıyı hazırlamaya başlamıştı.
Doğruca mutfağa gittim.
Tezgâha yanaşır yanaşmaz birkaç çalışan yanıma geldi.
"Siz bırakın efendim, biz hemen hazırlarız."
Elimi hafifçe kaldırarak tekliflerini reddettim.
"Yok, ben hallederim."
Önce elimi yüzümü yıkadım, ardından saçlarımı topladım.
Yaman'ın ateşi vardı. Üstelik hâli hiç iyi görünmüyordu. Ona sıcak bir şeyler hazırlamak istiyordum.
Mercimek çorbasını ocağa koydum. Yanına birkaç dilim ekmek hazırlayıp kızarttım. Birkaç yumurta haşladım. Çay demledim. Domates ve salatalıkları doğrayıp tabağa yerleştirdim; yanına limon ve tuz da ekledim.
Sonunda her şeyi bir tepsiye yerleştirip yukarı çıkmak üzere mutfaktan ayrıldım.
Fakat merdivenlerde annemle karşılaştım.
Zaten o da üst kattaydı.
Bir de onunla karşılaşmıştım!
Annem elindeki tepsiye bakıp şüpheyle gözlerini kıstı.
"Bu ne, kızım? Sakın bana o hırta götürdüğünü söyleme."
Dudaklarımı büzerek masum bir ifadeyle cevap verdim.
"Tam olarak o hırt için hazırladım, anneciğim."
Annemin tepesinin tası bir kez daha attı.
"Bak kızım, tamam, anladık evlendin. Dün sesimi çıkarmadım ama erkek milletinin öyle her istediğini yaparsan başına çıkar. Hizmetçisi mi varmış? Kendi hazırlasaydı!"
Annemin bu çıkışını gayet sakin dinledim.
Sonra gülümseyerek karşılık verdim.
"Peki, anneciğim. Sen babama hazırlama, ben kocama hazırlıyorum."
Bir an durup tepsiyi biraz daha sıkı tuttum.
Annem "Neyse, bir saç telini ver."dedi
Saf saf"Niye ki?" Diye sordum
"DNA testi yapacağım. Benim kızım olma olasılığın yok da."
Yine annem laf sokuyordu.
Gözlerimi devirip odama doğru yürümeye başladım.
Arkamdan sesini duydum.
"Anneye göz devrilmez! Elin oğluna yemek pişir, bana göz devir!"
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Ah, annem!
Bir an önce normale dönmesini umuyordum.
Odanın kapısını açtığımda Yaman hâlâ yerde serdiğim yatakta yatıyordu.
Tepsiyi bir kenara bıraktım ve yanına doğru ilerledim.
Dizlerimin üzerinde yanına yaklaşıp elimin sırtını alnına dayadım.
Yanakları al al olmuştu. Normalde açık renkli olan teni daha da solgun görünüyordu. Alnındaki sıcaklık elime değdiği anda içimdeki endişe yeniden arttı.
"Hey, uyansana."
Omzunu hafifçe sarstım.
Yaman kaşlarını çatarak gözlerini araladı.
"Allah'tan evlenelim dedik. Her sabah böyle yaparsan işimiz zor."
Bunu homurdanarak söyledikten sonra yeniden yatmaya çalıştı.
Şaka mı yapıyordu?
Adamın ateşi vardı ama hâlâ laf yetiştiriyordu!
"Yaman, kalk!"
Israrlarımın ardından sonunda doğruldu.
Uykulu gözlerle yüzüme baktı.
"Canım karım, acaba ne isteysin?"
Bir an duraksadım.
O demin şiveli mi konuşmuştu?
Yoksa benim mi kulağım yanlış duyuyordu?
"Ne?"
Yaman, sanki dünyanın en doğal şeyini söylüyormuş gibi tekrar etti.
"Ne isteysin?"
Dudaklarımdan küçük bir kıkırtı döküldü.
"Bir an öyle konuşunca komik geldi."
Bana bakarken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Neden güldün ki?"
Saf saf soruyordu.
Şu an o kadar tatlıydı ki kimse onun bir mafya olduğunu düşünmezdi.
Hele o gözlerle bana bakarken...
Kendime gel Züleyha!
"Hadi, neyse. Sana yemek hazırladım. Hadi, onu ye."
Bir çocuğa babasının yeni aldığı tokayı göstermek için heyecanlanan kız edasıyla tepsiyi alıp Yaman'ın kucağına yerleştirdim.
Yaman önce tepsiye, ardından bana baktı.
Sanki karşısında daha önce hiç yemek görmemişti.
"Bunu benim için mi yaptın?"
Sesindeki şaşkınlık dikkatimi çekti.
"Hayır, tabii ki! Odadaki görünmez arkadaşım için yaptım. Sen de aradan faydalanırsın artık."
Gözlerini hafifçe kıstı.
Ben ise gülümseyerek kaşığı işaret ettim.
"Evet, senin için yaptım. Hadi, soğutma. Ye."
Kaşığı yavaşça eline aldı.
Fakat her hareketinde ağrısı varmış gibi yüzünü buruşturuyor, ardından da ağır ağır davranıyordu.
Böyle insanlara oldum olası sinir olurdum.
Hele ki bir de hastayken naz yapıyorlarsa...
"Ver şunu!"
Sabırsızlıkla kaşığı elinden aldım.
Çorbaya daldırıp yavaşça ağzına götürdüm.
Yaman'ın gözleri bir an yüzüme takıldı.
Ben ise kaşığı biraz daha yaklaştırıp kaşlarımı kaldırdım.
"Hadi, aç ağzını."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 10beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18