BÖLÜM 8 – Üç Kuzen

Vaveyla Yazarı: Murat Timur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 8 – Üç Kuzen

Murat ertesi sabah babasının yanına gittiğinde, babası masada çayını içiyordu.
Murat birkaç saniye kapının yanında durdu.
Sonra:
— Baba?
Babası başını kaldırdı.
— Efendim?
Murat hafifçe gülümsedi.
— Bugün müsait misin?
Babası şaşkınlıkla baktı.
— Neden?
— Birlikte dışarı çıkalım mı? Baba oğul.
Babası elindeki bardağı masaya bıraktı.
— Sen mi söylüyorsun bunu?
Murat güldü.
— Evet baba. Ben söylüyorum.
Babası bir süre oğluna baktı.
Sonra yüzünde uzun zamandır görülmeyen bir gülümseme oluştu.
— Olur oğlum.
Murat da gülümsedi.
Ama babası onun yüzündeki gülümsemenin arkasında ne olduğunu bilmiyordu.

───

O gün birlikte alışveriş yaptılar.
Mağazalara girdiler, çıktılar.
Bazen babası bir şey hakkında fikir sordu.
Murat cevap verdi.
Bazen Murat babasına bir şey gösterdi.
Babası güldü.
Öğle saatlerinde Murat:
— Baba, acıkmadın mı?
— Acıktım biraz.
— O zaman ben ısmarlıyorum.
Babası şaşırdı.
— Sen mi?
— Evet.
Birlikte oturup yemek yediler.
Uzun zamandır ilk kez baba oğul gibi konuştular.
Çocukluğundan bahsettiler.
Murat'ın küçüklüğünden.
Aileden.
Gelecekten.
Babası birkaç kez:
— Seni böyle görünce çok mutlu oluyorum, dedi.
Murat başını eğip gülümsedi.
— Ben de baba.
Bu cümle dışarıdan bakıldığında samimiydi.
Ama Murat'ın zihninde başka bir cümle vardı.
Güven yeniden oluşuyor.

───

Akşam eve döndüklerinde babası oğluna farklı gözlerle bakıyordu.
Murat bunu fark etti.
Tam da istediği şey buydu.
Birkaç gün bekledi.
Sonra bir akşam babasının yanına oturdu.
— Baba, şu dükkân meselesini hatırlıyor musun?
— Hatırlıyorum.
— Orada çalışmak için bazı malzemelere ihtiyacım var.
Babası hemen cevap vermedi.
— Ne tür malzemeler?
Murat genel olarak anlattı.
— Çalışma için bazı laboratuvar ekipmanları. Araştırmalarımı daha düzenli yapabilmem için.
Babası kaşlarını çattı.
— Murat, bunlar pahalı şeyler olabilir.
— Biliyorum.
— Hem ne yapacağını tam olarak bilmiyorum.
Murat sustu.
Sonra sakin bir şekilde:
— Sana gösterebilirim. Ne üzerinde çalıştığımı anlatırım.
Babası oğlunun yüzüne baktı.
Bir süre düşündü.
— Tamam. Ama her şeyi sorgulayacağım.
Murat gülümsedi.
— Sorgula baba.
Babası sonunda başını salladı.
— Tamam. Bakalım.
Murat'ın içinde bir şey kıpırdadı.
Ama yüzüne hiçbir şey yansımadı.
— Teşekkür ederim baba.
O gece siparişler verildi.

───

İki gün sonra kapı çaldı.
Kargolar gelmişti.
Murat kutuları tek tek aldı.
Babası uzaktan izliyordu.
— Bunların hepsi mi?
— Evet.
Murat kutuları dükkâna taşıdı.
Kapıyı kapattı.
Sonra kutuları açmaya başladı.
Her şeyi dikkatlice çıkardı.
Masasına yerleştirdi.
Defterlerini bir kenara aldı.
Kitaplarını düzenledi.
Ekipmanları tek tek yerleştirdi.
Her şey olması gerektiği yerdeydi.
Murat birkaç adım geri çekildi.
Dükkâna baktı.
Artık burası sadece kitaplarını okuduğu bir yer değildi.
Kafasının içindeki düşüncelerin dışarıya taşındığı yerdi.
Duvarlara baktı.
Masaya baktı.
Defterlerine baktı.
Sonra en üstte duran defteri açtı.
İlk sayfada tek bir kelime vardı:
PROJE
Murat parmaklarını kelimenin üzerinde gezdirdi.
— Artık başlıyoruz.

───

Aynı saatlerde kapının dışında iki kişi vardı.
Ömer ve Yusuf.
Yusuf kapıya baktı.
— Emin misin?
Ömer başını salladı.
— Konuşmamız gerekiyor.
— Ya bizi içeri almazsa?
Ömer cevap vermedi.
Yusuf derin bir nefes aldı.
Sonra kapıya vurdu.
Murat içeriden sesleri duydu.
Bir an durdu.
Kalemi masanın üzerine bıraktı.
Kapıya doğru yürüdü.
Kapıyı açtığında karşısında Ömer ve Yusuf vardı.
Üçü birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Kimse konuşmadı.
Eskiden bu üçlü aynı ortamda olduğunda sessizlik böyle olmazdı.
Birbirlerine bakıp gülerlerdi.
Bir şeyler konuşurlardı.
Tartışırlardı.
Şimdi ise aralarında görünmeyen bir duvar vardı.
Murat ilk konuşan oldu.
— Ne istiyorsunuz?
Yusuf cevap verdi.
— Konuşmaya geldik.
Murat kapının kenarına yaslandı.
— Konuşacak ne var?
Ömer öne çıktı.
— Biliyorsun.
Murat'ın yüzündeki ifade değişmedi.
— Neyi biliyorum?
Ömer gözlerini kaçırmadan baktı.
— Dükkânda ne yaptığını.
Sessizlik.
Murat ikisine de baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
— Demek bunun için geldiniz.
Yusuf:
— Murat, biz seni durdurmaya çalışmıyoruz.
Murat'ın gülümsemesi kayboldu.
— Öyle mi?
— Sadece ne yaptığını anlamaya çalışıyoruz.
— Hayır.
Yusuf şaşırdı.
— Hayır mı?
Murat kapıyı biraz daha açtı.
— Siz anlamaya çalışmıyorsunuz.
Ömer:
— Ne yapıyoruz o zaman?
Murat ikisine de baktı.
Sesi sakindi.
— Korkuyorsunuz.
Ömer sustu.
Yusuf'un yüzü gerildi.
Murat devam etti:
— Çünkü ilk defa beni gerçekten anlamaya başladınız.
Yusuf başını salladı.
— Hayır Murat. İlk defa senden korkmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Bu kez Murat sustu.
Birkaç saniye boyunca Yusuf'a baktı.
Sonra Ömer'e döndü.
— Sen?
Ömer cevap vermekte zorlandı.
— Ben sadece... eskiden olduğun kişi olmadığını düşünüyorum.
Murat başını hafifçe eğdi.
— İnsanlar değişir.
Yusuf:
— Sen değişmedin Murat.
Murat kaşlarını kaldırdı.
— Ne demek istiyorsun?
Yusuf'un sesi titremeye başladı.
— Sen kendini değiştirdin.
Murat'ın yüzündeki ifade tamamen kayboldu.
Üç kuzen birbirlerine bakıyordu.
Bir zamanlar aynı bahçede top oynayan üç çocuk...
Şimdi aynı odada birbirlerinin ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu.
Murat sonunda kenara çekildi.
— İçeri gelin.
Ömer ve Yusuf şaşırdı.
Murat arkasını dönüp masasına doğru yürüdü.
— Madem bu kadar merak ediyorsunuz...
Defterlerinden birini kapattı.
— Konuşalım.
Ömer ve Yusuf içeri girdiler.
Kapı arkalarından kapandı.
Ve o anda Murat'ın zihninde tek bir düşünce vardı:
Bunlar artık kuzenlerim değildi.
Bunlar, önümde duran ilk engellerdi.
Murat sandalyesine oturdu.
Karşısındaki iki kişiye baktı.
— Hadi.
— Sorun.
Dükkânın içinde uzun bir sessizlik başladı.
Üç kuzen...
Ve artık hiçbirinin birbirine eskisi gibi güvenmediği bir dünya.

Dükkânın içindeki sessizlik birkaç saniye daha devam etti.
Ömer ayakta duruyordu.
Yusuf ise Murat'ın masasındaki defterlere bakıyordu.
Murat sandalyesinde sakince oturmuştu.
— Sorun, demişti.
Yusuf derin bir nefes aldı.
— Bu proje ne?
Murat cevap vermedi.
Ömer öne çıktı.
— Bizi kandırmayı bırak.
Murat gözlerini ona çevirdi.
— Sizi kandırdığımı nereden çıkardın?
— Çünkü babana başka, bize başka davranıyorsun.
Murat hafifçe gülümsedi.
— İnsanlara nasıl davranacağımı öğrenmem suç mu?
Yusuf araya girdi.
— Mesele davranışların değil.
Murat:
— Neymiş mesele?
Yusuf masadaki defteri gösterdi.
— PROJE.
Murat birkaç saniye deftere baktı.
Sonra ayağa kalktı.
Defteri eline aldı.
— Bunu gerçekten bilmek istiyor musunuz?
Ömer:
— Evet.
Murat başını salladı.
— O zaman dinleyin.
İkisi de sustu.
Murat pencerenin önüne yürüdü.
— İnsanlık hakkında yıllardır düşünüyorum.
— İnsanların neden birbirlerine zarar verdiğini...
— Neden korktuklarını...
— Neden güç peşinde koştuklarını...
Bir süre dışarı baktı.
Sonra döndü.
— Ve sonunda şunu anladım.
Yusuf:
— Neyi?
Murat'ın sesi soğudu.
— İnsanlık kendi kendini düzeltemiyor.
Ömer'in yüzü gerildi.
— Ne saçmalıyorsun?
Murat devam etti.
— İnsanlar savaşları bitirmiyor.
— Yalan söylemeyi bırakmıyor.
— Birbirlerini kullanmaktan vazgeçmiyor.
— Sonra da bütün bunların normal olduğunu söylüyorlar.
Yusuf başını iki yana salladı.
— Bunların hiçbiri sana insanları yok etme hakkı vermez.
Murat ona baktı.
— Ben yok etmekten bahsetmedim.
Ömer bağırdı:
— Az önce ne demeye çalıştığını sanıyorsun?
Murat sessiz kaldı.
Sonra masadaki bir defteri açtı.
Sayfalarda çeşitli çizimler, notlar ve başlıklar vardı.
KORKU.
YAYILMA.
DEĞİŞİM.
İNSANLIK.
Murat parmağını bir satırın üzerinde gezdirdi.
— Doğada değişim zaten var.
Yusuf'un yüzü bembeyaz oldu.
— Murat...
Murat devam etti:
— Bazen küçücük bir değişim, çok büyük sonuçlar doğurabilir.
Ömer:
— Ne yapmaya çalışıyorsun?
Murat bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
— Mikroorganizmalar üzerinde çalışıyorum.
Sessizlik.
Ömer'in yüzündeki ifade değişti.
— Ne?
Murat:
— Henüz sadece araştırma aşamasında.
Yusuf bir adım geri çekildi.
— Ne araştırması?
Murat'ın sesi hâlâ sakindi.
— Eski biyolojik materyallerde bulunan mikroorganizmaların nasıl değişebildiğini.
Ömer:
— Murat, sen kafayı mı yedin?
Murat'ın yüzü sertleşti.
— Bana bunu söyleyen herkes aynı şeyi yaptı.
— Önce anlamaya çalışmadılar.
— Sonra korktular.
Yusuf bağırdı:
— Çünkü söylediğin şey normal değil!
Murat bir anda öfkelendi.
— Normal!
Dükkânın duvarlarında sesi yankılandı.
İlk kez sakinliğini kaybetmişti.
— Normal dediğiniz şey ne biliyor musunuz?
İkisine de baktı.
— Çoğunluğun kabul ettiği şey.
Sonra sesini tekrar düşürdü.
— Ben çoğunluk olmak istemiyorum.
Ömer:
— Sen dünyayı değiştirebileceğini sanıyorsun.
Murat cevap verdi:
— Hayır.
Bir an durdu.
— Dünyayı değiştirmek zorunda olduğumu düşünüyorum.
Yusuf'un gözleri doldu.
— Sen artık Murat değilsin.
Murat ona baktı.
— Belki de ilk defa gerçek Murat'ı görüyorsunuz.

───

Ömer ve Yusuf dükkândan çıktıklarında nefes nefese kalmışlardı.
İkisi de konuşmuyordu.
Sonunda Yusuf:
— Babasına söylemeliyiz.
Ömer başını salladı.
— Hemen.

───

Kapı açıldığında Murat'ın babası karşılarında onları görünce şaşırdı.
— Hayırdır?
Yusuf konuşmaya çalıştı ama kelimeler ağzından zor çıktı.
— Amca...
Ömer araya girdi.
— Murat hakkında konuşmamız lazım.
Babası kaşlarını çattı.
— Ne oldu?
Yusuf:
— Dükkânda gördüklerimiz...
Ömer:
— Murat'ın yaptığı şey...
Babası onları dinledi.
Fakat yüzündeki ifade değişmedi.
Sonunda:
— Ben oğluma güveniyorum, dedi.
Ömer şaşırdı.
— Ama amca—
— Murat böyle bir şey yapmaz.
Yusuf:
— Amca, sen onu görmedin!
Babası sakin bir şekilde:
— Siz de onun ne düşündüğünü tamamen bilmiyorsunuz.
Ömer:
— Biliyoruz!
Babası başını salladı.
— Hayır.
Sonra biraz sustu.
— Ama...
İlk kez yüzünde küçük bir tereddüt belirdi.
— İçimde bir şüphe oluştu.
Yusuf dikkat kesildi.
Babası ayağa kalktı.
— Yarın onunla dükkâna gideceğim.

───

Ertesi gün Murat dükkânın kapısını açtığında babasını karşısında gördü.
— Baba?
— İçeri girebilir miyim?
Murat gülümsedi.
— Tabii.
Babası içeri girdi.
Her yere baktı.
Defterlere.
Kitaplara.
Masaya.
Sonra oğluna döndü.
— Bana ne yaptığını gösterebilir misin?
Murat birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi.
— Tabii baba.
Babası onu dikkatle izledi.
Murat masasının başına geçti.
Yanında basit, güvenli bir gösteri hazırladı.
Günlük hayatta kullanılan birkaç malzemeyi kullanarak temel bir bilimsel gözlem yaptı.
Sonuç ortaya çıktığında babası dikkatle baktı.
Murat açıklamasını yaptı.
Babası başını salladı.
— Hepsi bu mu?
Murat:
— Şimdilik.
Babası etrafa tekrar baktı.
Murat'ın davranışları sakindi.
Sesi sakindi.
Yüzü sakindi.
Her şey kontrol altındaymış gibi görünüyordu.
Babası sonunda:
— Tamam oğlum.
Murat:
— Bana inanıyor musun?
Babası gülümsedi.
— İnanıyorum.
Murat da gülümsedi.
— Teşekkür ederim baba.
Babası dükkândan çıktı.
Kapı kapandı.
Murat'ın yüzündeki gülümseme birkaç saniye daha devam etti.
Sonra tamamen kayboldu.

───

Sokağın diğer tarafında Ömer ve Yusuf bekliyordu.
Babalarıyla konuşan adamın dükkândan çıktığını gördüler.
Yusuf başını eğdi.
— Bize inanmadı.
Ömer:
— Çünkü Murat ona göstermek istediği şeyi gösterdi.
Yusuf:
— Bizi herkesin önünde deli gibi gösterebilir.
Ömer:
— Çünkü artık onu tanıyoruz.
Yusuf Murat'ın dükkânına baktı.
— Karşımızdaki kişi artık eskiden tanıdığımız Murat değil.
Ömer sessiz kaldı.
Yusuf devam etti:
— Onu durdurmazsak...
Cümlesini tamamlayamadı.
Ömer onun yerine söyledi:
— Bir gün çok geç olabilir.
İkisi de dükkâna baktı.
İçeride Murat yeniden masasının başına oturmuştu.
Defterini açtı.
Bir sayfaya üç kelime yazdı:
ÖMER.
YUSUF.
ENGEL.
Kalemini bıraktı.
Sonra pencereye doğru baktı.
Onları gördü.
Ama şaşırmadı.
Çünkü Murat artık bir şeyi çok iyi öğrenmişti:
İnsanları korkutmak için bağırmak gerekmiyordu.
Bazen sadece sakin kalmak yeterliydi.
Ve Murat'ın en tehlikeli tarafı artık bilgisi değildi.
İnsanların ona inanmasını sağlayabilecek bir maske takmayı öğrenmiş olmasıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.