BÖLÜM 2 – Sorular

Vaveyla Yazarı: Murat Timur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 2 – Sorular

Aradan üç yıl geçmişti.
Murat artık on beş yaşındaydı.
Odasındaki kitapların sayısı artmış, duvarındaki boşluklar azalmıştı. Masasının üzerinde ders kitaplarının yanında tarih, felsefe, psikoloji ve bilim kitapları duruyordu.
Bazı geceler saatlerce uyumuyor, bir sorunun cevabını bulana kadar araştırıyordu.
Sabah olduğunda gözleri kızarmış oluyordu.
Annesi kapıyı açtı.
— Yine uyumadın mı?
Murat kitabından gözünü ayırmadı.
— Uyudum.
— Kaçta?
— Bilmiyorum.
Annesi masaya baktı.
— Bunların hepsini ne yapacaksın?
Murat birkaç saniye sustu.
— Öğreneceğim.
— Neyini?
Murat kitabı kapattı.
— Her şeyi.
Annesi hafifçe güldü.
— Her şeyi öğrenemezsin.
Murat annesine baktı.
— Neden?
Kadın cevap vermeden odadan çıktı.
Murat arkasından baktı.
Sonra kitabını yeniden açtı.

───

Akraba toplantılarında da değişmişti.
Eskiden sessiz kalırdı.
Şimdi ise konuşmak istemediği için susuyordu.
Aradaki farkı kimse anlamıyordu.
Bir akşam Ömer yanına oturdu.
— Oğlum, sen iyice kayboldun.
Murat başını kaldırdı.
— Ne demek istiyorsun?
— Sürekli kitap okuyorsun. Gezmiyorsun. Biz çağırıyoruz, gelmiyorsun.
— Ne yapıyorsunuz?
— Eğleniyoruz.
Murat gülümsedi.
— Bana göre değil.
Ömer kaşlarını kaldırdı.
— Senin neyine göre?
Murat cevap vermedi.
Ömer birkaç saniye bekledi.
— Tamam, sen bilirsin.
Ayağa kalkıp başka kuzenlerinin yanına gitti.
Murat onu izledi.
Eskiden arkasından giderdi.
Bu kez gitmedi.

───

Yusuf ise her zamanki gibi ders çalışıyordu.
Murat yanına oturdu.
— Ne çalışıyorsun?
— Matematik.
— Neden?
Yusuf şaşırdı.
— Sınavım var.
— Sınavdan sonra ne olacak?
— Başka sınav.
— Sonra?
Yusuf kalemini bıraktı.
— Murat, ne anlatmaya çalışıyorsun?
Murat omuzlarını silkti.
— Hiç.
Yusuf ona baktı.
— Sen son zamanlarda çok değiştin.
Murat'ın yüzündeki ifade sertleşti.
— Nasıl?
— Eskiden bizimle daha çok vakit geçirirdin.
— Siz de benimle vakit geçirirdiniz.
Yusuf sustu.
Murat devam etti:
— Ömer eğlenmek istediğinde beni çağırıyor. İstemediğinde başka kuzenlerin yanına gidiyor.
— Ömer öyle biri.
— Biliyorum.
— Ben de ders çalışıyorum.
— Onu da biliyorum.
Yusuf kaşlarını çattı.
— O zaman sorun ne?
Murat bir süre ona baktı.
— Hiçbiriniz beni gerçekten tanımıyorsunuz.
Yusuf'un yüzündeki ifade değişti.
— Ben seni tanıyorum.
Murat hafifçe güldü.
— Hayır.
— Nereden biliyorsun?
Murat cevap vermedi.
Yusuf tekrar sordu:
— Murat, ne istiyorsun?
Murat gözlerini masadaki kitaba çevirdi.
— Bilmek.
— Neyi?
Murat birkaç saniye düşündü.
— İnsanların neden böyle olduğunu.
Yusuf başını eğdi.
— Her insan aynı değil.
Murat ona baktı.
— Ben de onu söylüyorum.

───

O gece Murat eve döndüğünde odasının kapısını kapattı.
Masasına oturdu.
Defterini açtı.
Eskiden yalnızca sorular yazardı.
Bu kez başka bir şey yaptı.
Sayfanın ortasına üç isim yazdı:
Ömer.
Yusuf.
Murat.
Ömer'in karşısına:
Eğlence.
Yusuf'un karşısına:
Gelecek.
Kendi isminin karşısına ise uzun süre hiçbir şey yazmadı.
Sonra kalemi yeniden eline aldı.
Tek bir kelime yazdı:
Bilgi.
Murat sayfaya baktı.
İlk kez kendi hayatına dışarıdan bakıyormuş gibi hissetti.
Üç kuzen.
Üç farklı yol.
Üç farklı hayat.

Murat kalemi masaya bıraktı.
Defterin karşısında uzun süre öylece oturdu.
"İnsanları değiştiren şey nedir?"
Sorunun altında üç kelime vardı.
Acı.
Yalnızlık.
Bilgi.
Murat üçünün de üzerine tek tek baktı.
Acıyı biliyordu.
Yalnızlığı da.
Bilgiye ise her gün biraz daha yaklaşıyordu.
Ama bunlardan hangisinin insanı değiştirdiğini bilmiyordu.
Belki de hepsiydi.
Başını ellerinin arasına aldı.
Bir an için Ömer'in sesi aklına geldi.
"Hadi, aşağı gel. Eğleniyoruz."
Murat istemsizce gülümsedi.
Ömer'i seviyordu.
Bunu inkâr edemezdi.
Çocukluğundan beri beraber büyümüşlerdi.
Ama sonra başka bir düşünce geldi.
Ömer beni gerçekten seviyor mu?
Murat'ın gülümsemesi kayboldu.
Belki seviyordu.
Belki de sadece yanında eğlenebildiği için onunla vakit geçiriyordu.
Murat bu düşünceden nefret etti.
Çünkü bunun doğru olmasını istemiyordu.
Yusuf'u düşündü.
Yusuf diğerlerinden farklıydı.
O, Murat'ı hiçbir zaman açıkça dışlamamıştı.
Onunla konuşmuştu.
Onu dinlemişti.
Ama Yusuf'un da bir hayatı vardı.
Dersleri.
Hedefleri.
Geleceği.
Bir gün o da Murat'ın hayatından çıkarsa ne olacaktı?
Murat gözlerini kapattı.
"Hiç kimse kalmazsa?"
Bu düşünce göğsünü sıkıştırdı.
Hemen ardından başka bir düşünce geldi.
"O zaman kimseye ihtiyaç duymazsın."
Murat gözlerini açtı.
Bu düşünce ona aitmiş gibi gelmişti.
Ama aynı zamanda korkutucuydu.
Çünkü insanlardan hiçbir şey beklememek, hayal kırıklığına uğramamanın en kolay yoluydu.
Kimse seni terk etmezdi.
Çünkü kimsenin hayatına girmesine izin vermezdin.
Kimse seni küçümsemezdi.
Çünkü kimsenin fikrini önemsemezdin.
Kimse seni sevmezse...
Kimse seni sevmiyor diye üzülmek zorunda da kalmazdın.
Murat sandalyesinde geriye yaslandı.
Bir süre tavana baktı.
Sonra kendisine kızdı.
— Ne saçmalıyorum ben?
Sesi odada yankılandı.
Kendi sesini duymak bile tuhaf geldi.
Çünkü gerçekte istediği şey insanlardan uzaklaşmak değildi.
Tam tersine.
Birilerinin onu gerçekten anlamasını istiyordu.
Birilerinin ona bakıp:
"Sen garip değilsin."
demesini istiyordu.
Ama bunu hiç kimseye söylemeyecekti.
Çünkü bunu söylemek, ihtiyacı olduğunu kabul etmek demekti.
Murat ise zayıf görünmek istemiyordu.
Defterini yeniden açtı.
"Yalnızlık" kelimesinin altını çizdi.
Sonra yanına küçük bir not yazdı:
"İnsan yalnız kalınca mı güçlenir, yoksa sadece insanlara güvenmemeyi mi öğrenir?"
Kalem elinde kaldı.
Cevap yazmadı.
Çünkü ilk kez, cevabı bulmaktan korkuyordu.
O gece Murat'ın içinde iki farklı düşünce birbirine karşı savaşıyordu.
Biri hâlâ insanlara yaklaşmak istiyordu.
Diğeri ise bir daha asla incinmemek için herkesten uzaklaşmak.
Ve Murat henüz hangisini dinleyeceğini bilmiyordu.
Ertesi gün okul çıkışında Murat koridorda yürürken iki öğrencinin konuşmasına kulak misafiri oldu.
— Şu Murat var ya...
Murat durmadı.
— Evet, ne olmuş?
— Garip çocuk işte. Kimseyle konuşmuyor.
Diğeri güldü.
— Bence kafayı yemiş.
Murat'ın adımları yavaşladı.
Bir an için dönüp onlara bakmak istedi.
Sonra vazgeçti.
Eskiden böyle bir şey duyduğunda eve gidip saatlerce düşünürdü.
"Ben ne yaptım?"
"Neden böyle düşünüyorlar?"
Bu kez düşünmedi.
Sadece yürüdü.
Okuldan çıktıktan sonra yakındaki bir banka oturdu.
Çantasından defterini çıkardı.
Sayfanın üstüne o iki öğrencinin isimlerini yazdı.
Bir süre isimlere baktı.
Sonra altına küçük bir cümle ekledi:
"Beni tanımadan hakkımda karar veriyorlar."
Kalemini bıraktı.
Bir süre düşündü.
Sonra cümlenin altına ikinci bir cümle yazdı:
"Ben de onları tanımadan karar vermeyeceğim."
İsimlerin yanına küçük notlar almaya başladı.
Nelerden bahsettikleri...
Kimlerle arkadaş oldukları...
Neye önem verdikleri...
Murat bunu yaparken kendisini ilk kez farklı hissetti.
Öfkeli değildi.
Üzgün de değildi.
Sadece merak ediyordu.
İnsanların nasıl düşündüğünü anlamaya çalışıyordu.
Defteri kapatırken bir an durdu.
İçinden bir düşünce geçti:
"Bir insanı anlamak için onun söylediklerini değil, neden söylediğini bilmek gerekir."
Murat çantasını kapattı.
Ayağa kalktı.
Henüz bunun nereye varacağını bilmiyordu.
Ama o gün ilk kez, insanları sadece anlamaya çalışmakla yetinmedi.
Onları gözlemlemeye karar verdi.
Murat ertesi gün okula geldiğinde her şey her zamanki gibiydi.
Koridor kalabalıktı.
Birileri gülüyor, birileri koşuyor, öğretmenler öğrencileri sınıflara sokmaya çalışıyordu.
Murat ise kalabalığın içinde yürürken insanlara eskisinden farklı bakıyordu.
Daha dikkatli.
Daha sessiz.
Ama bu kez yalnızca kendisini düşünmüyordu.
İnsanların birbirleriyle nasıl konuştuklarına bakıyordu.
Kim kimin yanında rahat davranıyordu?
Kim kimin yanında susuyordu?
Kim bir şey söylediğinde herkes gülüyordu?
Kim konuştuğunda kimse dinlemiyordu?
Murat bunların hepsini fark etmeye başladı.
Öğle arasında dün kendisi hakkında konuşan iki öğrenciyi gördü.
Yanlarından geçerken biri diğerine:
— Oğlum, şu Murat var ya...
Murat durmadı.
Dönüp bakmadı.
Sadece yürümeye devam etti.
Ama duyduğu cümleleri zihninde tuttu.
Eskiden olsa eve gidince saatlerce bunu düşünürdü.
"Niye böyle dediler?"
"Ben ne yaptım?"
"İnsanlar benden neden hoşlanmıyor?"
Şimdi ise başka bir soru vardı.
"Onları bunu söylemeye iten neydi?"
Bu soru, diğerlerinden daha farklıydı.
Çünkü cevabını bulabileceğine inanıyordu.

───

Akşam eve geldiğinde Ömer salonda oturuyordu.
— Nerelerdeydin?
— Okuldaydım.
— Onu biliyorum. Sonra?
Murat çantasını bıraktı.
— Kütüphaneye gittim.
Ömer güldü.
— Sen gerçekten değiştin oğlum.
Murat ona baktı.
— Nasıl?
— Eskiden en azından bizimle takılırdın.
Murat birkaç saniye sustu.
— Siz de eskiden benimle takılırdınız.
Ömer'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Ne demek istiyorsun?
— Bir şey demiyorum.
— Hayır, diyorsun.
Murat gözlerini kaçırdı.
— Boş ver.
Ömer birkaç saniye onu izledi.
Sonra:
— Bazen seni hiç anlamıyorum.
Murat'ın içinde tuhaf bir şey oldu.
Bu cümleyi daha önce defalarca duymuştu.
Ama bu kez cevap vermek istedi.
"Ben de sizi anlamıyorum."
Diyemedi.
Onun yerine:
— Ben de kendimi tam anlamıyorum, dedi.
Ömer başını salladı.
— Çok düşünüyorsun.
Murat hafifçe gülümsedi.
— Belki de siz az düşünüyorsunuzdur.
Ömer güldü.
— İşte bak, yine başladın.
Murat odasına geçti.
Kapıyı kapattı.
Masasına oturdu.
Defterini açtı.
Sayfanın üstünde daha önce yazdığı cümle duruyordu:
İnsanları anlamak istiyorum.
Altına yeni bir cümle yazdı:
Ama anlamak, güvenmek demek değil.
Kalemi birkaç saniye havada kaldı.
Sonra üçüncü satırı ekledi:
Bir insanı tanımak için ona inanmak zorunda değilim.
Murat yazdıklarını okudu.
İlk kez bu düşünce ona korkutucu gelmedi.
Aksine...
Rahatlatıcı geldi.
Çünkü insanlara güvenmek zorunda kalmadan onları anlayabileceğine inanıyordu.
Belki de yıllardır aradığı şey buydu.
Yakınlık değil.
Kontrol.

───

Günler geçtikçe Murat'ın davranışları değişmeye başladı.
Artık her tartışmaya girmiyordu.
Her söylenene cevap vermiyordu.
İnsanlar onun sessizleştiğini düşünüyordu.
Oysa Murat daha fazla şey fark etmeye başlamıştı.
Yusuf bir gün ona:
— Sen eskiden daha çok konuşurdun, dedi.
Murat kitabından başını kaldırdı.
— Öyle mi?
— Evet.
— Fark etmemiştim.
Yusuf gözlüğünü düzeltti.
— Bence fark ettin.
Murat sustu.
Yusuf bir süre onu izledi.
— Bir şey mi oldu?
Murat kitabını kapattı.
— Hayır.
— Emin misin?
Murat bu kez doğrudan Yusuf'un gözlerine baktı.
— Eminim.
Yusuf başını salladı.
Ama giderken bir kez daha arkasına baktı.
Murat bunu fark etti.
Ve defterine hiçbir şey yazmadı.
Sadece aklında tuttu.
Çünkü Yusuf'a hâlâ güveniyordu.
Belki de en çok ona.

───

O gece Murat uzun süre uyuyamadı.
Masasında onlarca kitap vardı.
Felsefe.
Psikoloji.
Tarih.
Bilim.
İnsan davranışları.
Ama ilk defa kitapların verdiği cevaplar ona yetmiyordu.
Çünkü artık kendi cevaplarını bulabileceğini düşünüyordu.
Defterini açtı.
Uzun süre boş sayfaya baktı.
Sonra yazdı:
"İnsanlar kendilerini oldukları gibi göstermezler."
Bir süre düşündü.
Altına ekledi:
"Belki de ben de göstermiyorum."
Kalemini bıraktı.
Bu düşünce onu rahatsız etti.
Çünkü yıllardır insanların onu anlamadığından şikâyet etmişti.
Peki ya kendisi?
O da kimseye kendisini gerçekten göstermiyorsa?
Murat ilk kez kendisine karşı dürüst olmaya çalıştı.
Yalnızdı.
Kırgındı.
Ve kabul etmek istemese de hâlâ insanların onu anlamasını istiyordu.
Fakat artık başka bir şey daha vardı.
İnsanların onu anlamasına ihtiyacı kalmadan onları anlayabileceğine dair inanç.
Murat defteri kapattı.
O gece karar verdiği şey büyük değildi.
Kimseye zarar vermeyecekti.
Kimseyle savaşmayacaktı.
Sadece bundan sonra insanlara eskisi gibi bakmayacaktı.
Onları dinleyecek...
İzleyecek...
Ve anlamaya çalışacaktı.
Çünkü Murat'ın henüz bilmediği bir şey vardı:
Bir insan, başkalarını anlamaya başladığında kendisini onlardan üstün görmeye çok kolay başlayabilirdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.