3. bölüm / 8
Kötülüğün DoğuşuBÖLÜM 3 – Kırılma Anı
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 3 – Kırılma Anı
- 1 BÖLÜM 1 — Farklı Olan599 kelime
- 2 BÖLÜM 2 – Sorular1.622 kelime
- 3 BÖLÜM 3 – Kırılma Anı1.684 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 BÖLÜM 4 – Kötülüğün Doğuşu1.222 kelime
- 5 BÖLÜM 5 – Kötülük yükseliyor711 kelime
- 6 BÖLÜM – 6 Artık Herkes Bir Kukla1.556 kelime
- 7 BÖLÜM 7 – Güvenin Sonu866 kelime
- 8 BÖLÜM 8 – Üç Kuzen1.670 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi hafta Murat'ın okulundaki her şey değişti.
Pazartesi sabahı koridora girdiğinde birkaç kişinin ona baktığını fark etti.
Normalde bunu önemsemezdi.
Ama bu kez bakışlar farklıydı.
Fısıldaşıyorlardı.
Murat yanlarından geçerken konuşmalar kesiliyordu.
Bir sınıfın önünden geçti.
İçeriden biri:
— İşte bu, dedi.
Ardından birkaç kişi güldü.
Murat durmadı.
Ama içindeki huzursuzluk büyümeye başladı.
İlk derste öğretmeni sınıfa girdiğinde birkaç öğrenci Murat'a dönüp baktı.
Murat kitabını açtı.
Hiçbir şey anlamıyordu.
Aklı derste değildi.
Teneffüste Yusuf yanına geldi.
Yüzü ciddi görünüyordu.
— Murat.
— Ne oldu?
Yusuf birkaç saniye sustu.
— Senin hakkında bir şeyler konuşuluyor.
Murat'ın eli durdu.
— Ne konuşuluyor?
Yusuf cevap vermekte zorlandı.
— Sana bir şey... isnat ediyorlar.
— Ne?
— Çok büyük bir şey.
Murat'ın yüzündeki ifade değişti.
— Ne olduğunu söyle.
Yusuf etrafına baktı.
Sonra sesini alçalttı.
— Bir öğrenci senin hakkında çok ağır bir iddia ortaya atmış.
Murat'ın kaşları çatıldı.
— Kim?
Yusuf isim söyledi.
Murat o ismi duyunca birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Çünkü o kişiyi tanıyordu.
Daha önce hakkında not tuttuğu öğrencilerden biriydi.
Murat ayağa kalktı.
— Ben bunu yapmadım.
Yusuf hemen:
— Biliyorum.
dedi.
Murat ona baktı.
Bu iki kelime, o gün duyduğu en önemli şeydi.
Biliyorum.
Ama okulun geri kalanı bilmiyordu.
───
Saatler içinde söylenti bütün okula yayıldı.
Koridorda yürürken konuşmalar duyuluyordu.
— O değil mi?
— Evet.
— Gerçekmiş diyorlar.
— Müdür de biliyormuş.
— Hakkında soruşturma açılacakmış.
Murat hiçbirine cevap vermedi.
Bir öğretmen onu odasına çağırdı.
Sorular sordu.
Murat her şeyi inkâr etti.
Sesi titriyordu.
— Ben böyle bir şey yapmadım.
Öğretmen ona baktı.
— Murat, olay ciddi.
— Biliyorum.
— O zaman sakin ol ve bildiklerini anlat.
Murat anlattı.
Ama konuşurken aklından tek bir şey geçiyordu:
Bana inanmayacaklar.
Çünkü yıllardır insanlar onun hakkında zaten karar vermişti.
Tuhaf.
Sessiz.
İnsanlarla konuşamayan.
Normal olmayan.
Şimdi ellerine onun hakkında daha büyük bir hikâye geçmişti.
Ve insanlar gerçeklerden çok hikâyeleri seviyordu.
───
Ertesi gün okulun kapısından girdiğinde herkesin ona baktığını hissetti.
Bir öğrenci yanından geçerken:
— Sapık.
dedi.
Murat olduğu yerde kaldı.
Başka biri:
— Psikopat.
dedi.
Murat hiçbir şey söylemedi.
Çünkü ne söylese aleyhine kullanılacakmış gibi hissediyordu.
Bağırsa suçlu olacaktı.
Sussa suçlu olacaktı.
Ağlasa zayıf olacaktı.
Kendini savunsa agresif denecekti.
İlk defa insanların arasında bulunmak ona gerçekten ağır gelmeye başladı.
Öğle arasında tuvalete gidip aynanın karşısına geçti.
Kendi yüzüne baktı.
Uzun süre.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
— Ben ne yaptım size?
Cevap yoktu.
Aynadaki çocuk da hiçbir şey söylemedi.
Murat ellerini lavaboya dayadı.
Gözlerini kapattı.
İçinden bir düşünce geçti:
Belki de beni tanımadıkları için değil... beni tanımaya ihtiyaç duymadıkları için böyleler.
───
O hafta Murat okula gitmek istemedi.
Annesi fark etti.
— Neyin var?
— Bir şey yok.
— Okula gitmeyecek misin?
Murat cevap vermedi.
Babası salondan seslendi:
— Yine mi içine kapandın?
Murat başını kaldırdı.
Eskiden bu sözler onu yaralardı.
Bu kez farklıydı.
Çünkü artık içinde öfke vardı.
Sessiz bir öfke.
Henüz kime olduğunu bile tam bilmiyordu.
O gece odasına geçti.
Masasına oturdu.
Defterini açtı.
Uzun süre hiçbir şey yazmadı.
Sonra tek bir cümle yazdı:
"İnsanların beni yanlış anlamasından yoruldum."
Bir süre sonra ikinci cümleyi ekledi:
"Kendimi anlatmaktan da yoruldum."
Kalemi bıraktı.
Ama bu kez defteri kapatmadı.
Aklında daha karanlık bir düşünce belirdi.
Henüz tam anlamıyla şekillenmemişti.
Sadece bir cümleydi.
"Belki de sorun insanlarda."
Murat o cümleye uzun süre baktı.
Sonra hemen üstünü çizdi.
Çünkü kendisi bile bu düşünceden korkmuştu.
───
Günler geçti.
İftiranın gerçeği konusunda okulda hâlâ farklı söylentiler vardı.
Murat'ın adı ise artık okulun her yerinde duyuluyordu.
En sonunda kararını verdi.
Okula devam etmeyecekti.
Ailesine söylediğinde babası şaşırdı.
— Ne demek açık öğretime geçeceksin?
— Gitmek istemiyorum.
— İnsanlardan kaçmak çözüm değil.
Murat başını kaldırdı.
— Ben insanlardan kaçmıyorum.
Babası sustu.
Murat devam etti:
— Sadece onların arasında kendim olamıyorum.
— Saçmalama.
Murat ilk kez babasının sözünü kesti.
— Hayır.
Odada sessizlik oldu.
— Ben yoruldum, dedi Murat. Her gün kendimi açıklamaktan yoruldum. Bir şey yapmadığım halde suçlu gibi bakılmaktan yoruldum.
Babası cevap veremedi.
Murat odasına döndü.
Birkaç gün sonra okuldan ayrıldı.
Açık öğretime geçti.
Artık her gün aynı koridorlardan geçmek zorunda değildi.
Kimse ona bakmıyordu.
Kimse fısıldaşmıyordu.
Kimse hakkında konuşmuyordu.
İlk başta bunun bir kurtuluş olduğunu düşündü.
Ama zaman geçtikçe başka bir şey fark etti.
İnsanlardan uzaklaştıkça, insanlara karşı duyduğu öfke azalmıyordu.
Tam tersine...
Büyüyordu.
Bir gece masasının başında otururken defterini açtı.
Eski cümleleri gördü.
"İnsanları anlamak istiyorum."
"Önce kendimi anlamalıyım."
"Bir insanı tanımak için ona inanmak zorunda değilim."
Murat sayfaları yavaşça çevirdi.
Sonra boş bir sayfada durdu.
Kalemi eline aldı.
Uzun süre düşündü.
Bu kez yazdığı cümle farklıydı:
"Peki ya anlamaya çalışmak yerine, onları değiştirmek mümkünse?"
Murat kalemi bıraktı.
Henüz ne yapmak istediğini bilmiyordu.
Ama ilk kez aklından geçen düşünce yalnızca kendisini kurtarmak değildi.
İnsanların değişmesi gerektiğini düşünmeye başlamıştı.
Ve o düşüncenin içinde, henüz kendisinin bile fark etmediği çok daha karanlık bir şey büyüyordu:
Bir gün bütün bu insanlardan kurtulma isteği.
Murat bunu henüz kendisine bile itiraf edemedi.
Ama düşünce artık oradaydı.
Açık öğretime geçtikten sonra Murat'ın hayatı sessizleşti.
Sabahları okula gitmek için hazırlanmıyordu artık.
Koridorlar yoktu.
Sınıflar yoktu.
Fısıldaşmalar yoktu.
Ama garip olan şuydu:
Murat bütün bunları özlemiyordu.
İlk haftalarda kendisini özgür hissediyordu.
Daha fazla zamanı vardı.
Daha fazla okuyabiliyordu.
Daha fazla araştırabiliyordu.
Masasının üzerinde kitaplar çoğaldı.
Tarih.
Felsefe.
Psikoloji.
Sosyoloji.
Bilim.
İnsan davranışları.
Murat artık yalnızca öğrenmek için okumuyordu.
İnsanlığı anlamak için okuyordu.
Bir toplum neden birbirine inanırdı?
İnsanlar neden çoğunluğun söylediğine kolayca inanırdı?
Bir insan neden başkasını tanımadan onun hakkında hüküm verirdi?
Ve en önemlisi:
İnsanları birbirinden ayıran şey neydi?
Murat her sorunun altına yeni sorular ekliyordu.
Bir süre sonra defterleri cevaplardan çok sorularla dolmaya başladı.
───
Ömer eskisi kadar sık gelmiyordu.
Bir akşam kapı çaldı.
Murat kapıyı açtığında Ömer karşısındaydı.
— Ne yapıyorsun?
— Okuyorum.
Ömer içeri girdi.
Masaya baktı.
— Yine mi kitap?
— Evet.
— Bir gün de dışarı çıkalım.
Murat başını kaldırmadan:
— Nereye?
— Bilmiyorum. Gezeriz.
Murat birkaç saniye düşündü.
— Bugün olmaz.
Ömer iç çekti.
— Sen artık hiç yaşamıyorsun.
Murat kitabını kapattı.
— Yaşamak ne demek?
Ömer şaşkınlıkla baktı.
— Ne bileyim oğlum. Eğlenmek, arkadaşlarınla takılmak...
Murat hafifçe gülümsedi.
— Senin için yaşamak bu mu?
— Evet.
Murat başını salladı.
— Ben farklı düşünüyorum.
Ömer kapıya doğru yürüdü.
— Sen zaten hep farklı düşünüyorsun.
Kapıyı kapatıp gitti.
Murat uzun süre kapıya baktı.
Eskiden Ömer'in gitmesi onu üzerdi.
Bu kez üzülmekten çok düşündü.
İnsanlar neden kendilerini rahat hissettikleri şeylerin dışına çıkmak istemiyordu?
───
Yusuf ise gitmeye devam ediyordu.
Bir gün elinde iki kitapla geldi.
— Bunları sana getirdim.
Murat kitaplara baktı.
— Bunlar ne?
— Tarih.
Murat kitapları aldı.
— Sağ ol.
Yusuf sandalyeye oturdu.
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Yusuf:
— İyi misin?
Murat cevap vermedi.
Yusuf devam etti:
— Okuldaki olaydan sonra değiştin.
Murat gözlerini kitaptan ayırmadı.
— İnsan değişir.
— Bu kadar mı?
Murat ona baktı.
— Ne dememi istiyorsun?
— Gerçeği.
Murat sustu.
Yusuf'un karşısında ilk kez konuşmak istedi.
Ama kelimeleri bulamadı.
Sonunda:
— İnsanlara güvenmek zor, dedi.
Yusuf:
— Bana da mı?
Murat'ın yüzü değişti.
— Hayır.
Yusuf başını eğdi.
— O zaman hâlâ bir şeyler düzelebilir.
Murat bu cümleyi uzun süre düşündü.
Belki de Yusuf haklıydı.
Belki de hâlâ her şey bitmemişti.
───
O gece Murat defterini açtı.
Sayfanın üstüne üç isim yazdı:
Ömer.
Yusuf.
Murat.
Ömer'in karşısına:
Eğlence.
Yusuf'un karşısına:
Gelecek.
Kendi isminin karşısına ise uzun süre hiçbir şey yazamadı.
Sonunda:
Bilgi.
dedi.
Ama bu kez kelimenin yanına başka bir kelime ekledi.
Kontrol.
Murat kalemi bıraktı.
Kendi yazdığı kelimeye baktı.
Kontrol.
Bu kelime son zamanlarda zihninde sık sık ortaya çıkıyordu.
Çocukken ailesinin onu anlamamasını kontrol edememişti.
Okuldaki söylentileri kontrol edememişti.
İnsanların kendisi hakkında ne düşündüğünü kontrol edememişti.
Ama bilgi...
Bilgi kontrol edilebilen bir şeydi.
Ne kadar çok öğrenirse, o kadar az şaşıracaktı.
Ne kadar az şaşırırsa, o kadar az incinecekti.
Murat bunu bir tür savunma olarak görüyordu.
Fakat fark etmeden başka bir yere doğru ilerliyordu.
───
Aylar geçti.
Murat'ın odası artık küçük bir kütüphaneye dönüşmüştü.
Duvarlarda notlar vardı.
Masasının üzerinde defterler.
Yatağının yanında kitaplar.
Bilgisayarının yanında sayfalarca araştırma.
Murat dışarıdaki dünyayla bağını giderek azaltıyordu.
Ama zihninin içinde başka bir dünya büyüyordu.
Bir gece tarih kitabını kapattı.
İnsanlık tarihine baktığında aynı şeyleri tekrar tekrar gördüğünü düşünüyordu.
Savaşlar.
İktidar mücadeleleri.
İhanetler.
Açgözlülük.
Korku.
İnsanlar bazen kendilerine bile zarar verecek kararlar alıyordu.
Murat sandalyesinde geriye yaslandı.
— Neden?
diye fısıldadı.
Sonra kendi sorusuna cevap verdi:
— Çünkü insanlar değişmiyor.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra başka bir düşünce geldi.
Belki de değişmeleri gerekmiyordu.
Belki sorun insanların tek tek kötü olması değildi.
Belki sorun insanlığın kendisiydi.
Murat bu düşünceyi hemen kabul etmedi.
Çünkü fazla büyük bir düşünceydi.
Kendisini bile rahatsız ediyordu.
Ama günler geçtikçe aynı düşünce farklı şekillerde geri geldi.
Her seferinde biraz daha güçlü.
───
Bir gece Yusuf mesaj attı.
"Yarın görüşelim mi?"
Murat ekrana baktı.
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra:
"Olur."
yazdı.
Ertesi gün buluştular.
Yusuf bir süre Murat'ı izledi.
— Sana bir şey söyleyeceğim.
— Söyle.
— Bence insanlardan tamamen kopma.
Murat gülümsedi.
— Neden?
— Çünkü herkes aynı değil.
Murat sustu.
Yusuf devam etti:
— Ben sana hiç yalan söyledim mi?
Murat başını salladı.
— Hayır.
— O zaman?
Murat gözlerini yere indirdi.
Yusuf'un söyledikleri mantıklıydı.
Belki gerçekten herkes aynı değildi.
Belki hâlâ güvenebileceği insanlar vardı.
Ama Murat'ın zihnindeki başka bir ses daha vardı.
"Bir kişi iyi diye sistem iyi olmaz."
Murat o düşünceyi Yusuf'a söylemedi.
Sadece:
— Haklı olabilirsin, dedi.
Yusuf gülümsedi.
Murat da gülümsedi.
Fakat Yusuf'un bilmediği bir şey vardı.
Murat artık insanları yalnızca iyi ve kötü diye ayırmıyordu.
Onları bir bütünün parçaları olarak görmeye başlamıştı.
Ve o bütün hakkında giderek daha tehlikeli bir düşünce geliştiriyordu.
───
O gece Murat defterinin en arka sayfasını açtı.
Uzun süre boş sayfaya baktı.
Sonra yazdı:
"İnsanlık neden var?"
Altına:
"Ne işe yarıyor?"
Bir süre bekledi.
Sonra üçüncü satırı yazdı:
"Eğer insanlık kendisini düzeltmiyorsa, onu düzeltmek mümkün mü?"
Murat kalemi bıraktı.
Bu kez sayfayı kapatmadı.
Çünkü ilk kez düşüncesini kendisinden saklamak istemiyordu.
İçindeki öfke artık yalnızca kendisine yapılanlarla ilgili değildi.
Dünyaya bakıyor...
Ve dünyadaki her şeyi sorguluyordu.
Murat henüz bir canavar değildi.
Hâlâ Yusuf'la konuşuyor, annesine yardım ediyor, kitap okuyor ve geceleri yalnız kaldığında geçmişini düşünüyordu.
Ama zihninde küçük bir kapı açılmıştı.
Ve o kapının arkasında tek bir soru vardı:
"Ya insanlığı değiştirmek için önce insanlıktan vazgeçmek gerekiyorsa?"
Murat o gece bu sorunun cevabını bulamadı.
Ama aramaya başladı.
Bölüm etkileşimi
