2. bölüm / 11
Kökbörü kamanın destanıGeçmişin sesleri
Bölümler 11Şu an: Geçmişin sesleri
- 1 Sisli doğum567 kelime
- 2 Geçmişin sesleri568 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Kamların yargısı616 kelime
- 4 Av yolunda karşılaşma523 kelime
- 5 Gölgedeki ihanet573 kelime
- 6 Baba ve oğul571 kelime
- 7 On ok'un yemini579 kelime
- 8 Çin sınırında fırtına525 kelime
- 9 Kayıp akıl173 kelime
- 10 Son görü160 kelime
- 11 Deli şansın139 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
# 📜 DELİ ŞANSIN
## BÖLÜM II — Geçmişin Sesleri
Kökbörü yürümeyi erken öğrendi.
Ama koşmayı hiç sevmedi.
Diğer çocuklar sabahları at yavrularının peşinden koşar, kemikten yapılmış oyuncak kılıçlarla savaş oyunu oynardı. Kökbörü ise obanın kenarına gider, tek başına otururdu.
Toprağa bakardı.
Uzun uzun…
Sanki bir şey dinliyormuş gibi.
Annesi Börte onu çağırdığında bazen cevap vermezdi. Yanına gidince gözlerini kırpıp gerçek dünyaya dönmüş gibi olurdu.
Bir gün annesi sordu:
“Ne yapıyorsun oğlum?”
Kökbörü toprağı gösterdi.
“Konuşuyor.”
Börte ürperdi.
“Toprak konuşmaz.”
Çocuk başını salladı.
“İnsanlar gider. Toprak unutmaz.”
O gün Börte ilk kez korktu.
---
Altı yaşına geldiğinde obada tuhaf şeyler artmaya başladı.
Kökbörü insanların yanına gidiyor, onların geçmişinden parçalar söylüyordu.
Yaşlı bir avcıya:
> “İlk avında okun kırılmıştı.”
Bir kadına:
> “Kardeşini kaybettiğin gün yağmur yağmıştı.”
Bir savaşçıya:
> “Sen kaçmadın… ama herkes seni kaçtı sandı.”
Hiçbiri yanlış değildi.
Kimse ona bu hikâyeleri anlatmamıştı.
İnsanlar önce bunu oyun sandı.
Sonra tesadüf.
Sonra korku başladı.
Çünkü Kökbörü yalnız bilinen şeyleri değil, **unutulmuş olanları** söylüyordu.
---
Bir gece çığlıkla uyandı.
Bütün oba irkildi.
Kara Tegin çadıra koştu.
Kökbörü oturmuştu. Ter içindeydi ama korkmuş görünmüyordu.
“Ne gördün?” diye sordu babası.
Çocuk gözlerini kapadı.
“Çok at vardı.”
“Rüya gördün.”
Kökbörü başını salladı.
“Rüya değil. Önce.”
Babası anlamadı.
Çocuk devam etti:
“Burada savaş olmuş. Ateşler yanmış. Bir adam düşmüş… kimse onu kaldırmamış.”
Sabah olduğunda Kökbörü obanın dışındaki boş bir tepeyi işaret etti.
“Orayı kazın.”
Gençler güldü.
“Deli yine konuşuyor.”
Ama merak ağır bastı.
Üç savaşçı kürek alıp toprağı kazmaya başladı.
Önce hiçbir şey çıkmadı.
Sonra demire vurur gibi bir ses geldi.
Toprağın altından paslanmış bir mızrak ucu çıktı.
Ardından kemikler.
Çok sayıda kemik.
Yüzlerce yıl önce yapılmış bir savaşın kalıntıları…
Gülüşler kesildi.
Kimse konuşmadı.
Genç savaşçıların biri yavaşça fısıldadı:
“Bu çocuk ruhlarla yürüyor.”
O gün obanın havası değişti.
İnsanlar Kökbörü’ye yaklaşırken gözlerini kaçırmaya başladı.
Çocuklar onunla oynamayı bıraktı.
Anneler çocuklarını yanına göndermedi.
Ama ilginç bir şey oldu.
Ne zaman Kökbörü bir yere gitse orada şans değişiyordu.
Kaybolan bir at bulunuyor, başarısız av bereketleniyor, hasta biri iyileşiyordu.
Fakat bazen de tam tersi oluyordu.
Bir savaşçı onunla alay ettikten sonra attan düşüp kolunu kırdı.
Başka biri sözünü dinlemediği gün avda kayboldu.
Obada yeni bir inanç doğdu:
**Deli Şansın gülerse iyi, susarsa kötü olur.**
Lakabı artık herkesin dilindeydi.
Deli Şansın.
---
Kökbörü ise yalnızlaşıyordu.
Çünkü artık sesler artmıştı.
Gündüz bile…
Bazen yürürken duruyor, görünmeyen birini dinliyordu.
Bir akşam ateş başında otururken aniden ayağa kalktı.
Boşluğa baktı.
“Sen burada ölmemiştin,” dedi.
Kimseyi işaret etmiyordu.
Herkes korkuyla geri çekildi.
Kam Alpagut ağır adımlarla yanına geldi.
Çocuğun gözlerine baktı.
Orada çocukluk yoktu.
Yorgunluk vardı.
“Ne görüyorsun?” diye sordu kam.
Kökbörü fısıldadı:
“Onlar gitmiyor.”
“Kimler?”
“Öncekiler.”
Kam derin bir nefes aldı.
O an anladı.
Bu çocuk geçmişi **hatırlamıyordu**.
Geçmiş hâlâ onunla birlikteydi.
---
O gece Alpagut yalnız başına dua etti.
Davulunu çaldı.
Ruhlardan işaret istedi.
Davul sesi bozkıra yayıldı.
Ateş alevlendi.
Ve kamın zihnine tek bir düşünce düştü:
Bu çocuk sıradan bir insanın taşıyamayacağı bir yük taşıyordu.
Ertesi sabah oba beylerini topladı.
“Artık saklayamayız,” dedi.
“Haber diğer boylara ulaşacak.”
Bir bey sordu:
“Ne yapacağız?”
Kam cevap verdi:
“Onu sınayacağız.”
“Nasıl?”
Alpagut ateşe baktı.
“Kamların yargısıyla.”
Çünkü eski töreye göre ruhlara dokunan bir çocuk ya kam olurdu…
ya da ruhlar tarafından alınırdı.
Kökbörü’nün kaderi artık obanın değil, Tengri’nin kararına kalmıştı.
Ve Kökbörü o sabah uzak tepede oturmuştu.
Rüzgâr saçlarını savuruyordu.
Kimseye bakmadan mırıldandı:
> “Onlar geliyor.”
Henüz kimse bilmiyordu.
Ama Hun bozkırının en güçlü kamları yola çıkmıştı.
Deli Şansın’ın kaderi yaklaşıyor
Bölüm etkileşimi
