4. bölüm · Kökbörü kamanın destanı
Av yolunda karşılaşma
📜 DELİ ŞANSIN
BÖLÜM IV — Av Yolunda Karşılaşma
Bozkır sabahı sessiz doğmazdı.
Rüzgâr çadırların arasından geçer, atlar kişner, demir sesleri uzaktan yankılanırdı. O sabah ise obada farklı bir hareket vardı.
Çünkü Hun boylarının genç beyi av düzenliyordu.
Adı dilden dile saygıyla söylenen bir isimdi:
Mete Han.
Henüz kağan değildi.
Ama gözleri çoktan bir kağanın gözleriydi.
---
Av için seçilen yer, dağ eteklerine uzanan geniş bir düzlükteydi. Kurt izlerinin sık görüldüğü, rüzgârın sert estiği bir yer.
Kökbörü de oradaydı.
Kamların eğitimi başlamıştı ama Bars Kam onu bazen yalnız bırakıyordu.
“Ruhların sesini bastırmanın tek yolu,” demişti,
“Bozkırı dinlemektir.”
Bu yüzden çocuk tek başına yürüyordu.
Yalnız…
Ama aslında hiç yalnız değildi.
---
Birden at sesleri duyuldu.
Disiplinli.
Düzenli.
Savaşçı atlıların sesi.
Kökbörü başını kaldırdı.
Karşı tepeden bir grup süvari indi.
Ortadaki atlı diğerlerinden farklıydı.
Dik duruşu, bakışları, omuzlarındaki kürkün ağırlığı…
Onu görür görmez rüzgâr yön değiştirdi.
Mete Han atını yavaşlattı.
Gözleri çocuğa kilitlendi.
Yanındaki komutan sordu:
“Beyim, dönelim mi? Bu çocuk kamların yanında olandır.”
Mete başını hafifçe salladı.
“Hayır.”
Atını ileri sürdü.
---
Kökbörü yerinden kıpırdamadı.
Korkmuyordu.
Ama kalbi hızlı atıyordu.
Çünkü ruhlar fısıldamaya başlamıştı.
> “Onu izle…”
> “Bu adamın gölgesi uzun…”
> “Kan ve zafer kokuyor…”
Mete atından indi.
Toprağa bastı.
Çocuğun karşısında durdu.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra sordu:
“Adın nedir?”
“Kökbörü.”
Mete’nin kaşları hafifçe kalktı.
“Kurt adı taşımak ağırdır.”
Çocuk cevap verdi:
“Taşıyamayan koymasın.”
Süvariler homurdandı.
Ama Mete gülümsedi.
İlk kez.
---
Rüzgâr sertleşti.
Kökbörü’nün gözleri bir an karardı.
Ve görüntüler aktı.
Savaş alanı.
Ok yağmuru.
Yere düşen bir sancak.
Ve genç bir adamın tek başına ayağa kalkışı.
Kökbörü irkildi.
Mete dikkatle baktı.
“Ne gördün?”
Çocuk nefes aldı.
Söylememeliydi.
Ama susturamadı.
“Sen düşmeyeceksin.”
Süvariler öfkeyle hareketlendi.
Bu bir kehanet miydi?
Bir tehdit mi?
Mete elini kaldırdı.
Sessizlik oldu.
“Devam et.”
Kökbörü gözlerini kısmıştı.
“Çünkü düşersen… Hun düşer.”
Bozkır bir an susmuş gibiydi.
---
Mete Han’ın bakışı değişti.
Bu söz bir çocuğun sözü değildi.
Bu, yük taşıyan bir sözdi.
“Bunu sana kim söyledi?” diye sordu.
Kökbörü başını hafifçe yana eğdi.
“Geçmiş.”
Mete bir adım yaklaştı.
“Geleceği görüyor musun?”
Çocuk başını salladı.
“Hayır.”
“Peki ne görüyorsun?”
“Yanlış yapılanları.”
Bu cevap, Mete’nin hoşuna gitti.
Çünkü o da yanlışları düzeltmek isteyen biriydi.
---
Uzaktan bir kurt uludu.
Uzun…
Derin…
Tek başına.
Mete başını o yöne çevirdi.
Sonra tekrar Kökbörü’ye baktı.
“Kamlar seni eğitiyor mu?”
“Evet.”
“Akıl sağlığını kaybetmeden dayanabilecek misin?”
Bu soru bir alay değildi.
Gerçek bir meraktı.
Kökbörü bir an düşündü.
Sonra sakin bir sesle cevap verdi:
“Bilmem.”
“Peki neden dayanıyorsun?”
Çocuk gözlerini ilk kez doğrudan Mete’nin gözlerine dikti.
“Çünkü kimse geçmişi taşımak istemiyor.”
---
Mete Han derin bir nefes aldı.
Bu çocuk sıradan değildi.
Ama tehlikeliydi.
Tehlikeli olan şeyler ya yok edilir…
Ya da korunur.
Mete kararını o an verdi.
Atına bindi.
Gitmeden önce son bir şey söyledi:
“Büyü Kökbörü.”
“Güçlen.”
“Bir gün seni tekrar çağıracağım.”
Çocuk sormadı neden.
Çünkü ruhlar zaten fısıldamıştı.
> “Yollarınız tekrar kesişecek.”
---
Süvariler uzaklaştı.
Toz bulutu dağıldı.
Kökbörü tek başına kaldı.
Ama kalbi artık farklı atıyordu.
Çünkü ilk kez biri ondan korkmamıştı.
İlk kez biri onu bir yük değil…
Bir güç olarak görmüştü.
Ve o gün bozkırda yeni bir söz dolaşmaya başladı:
“Deli Şansın artık yalnız değil.”
---
