5. bölüm · KOD ADI
KABUS
O gece uyuyamadım.
Tolga'nın sesi, bakışları, kahkahası, "sessiz fırtına" dediği o an. Hepsi kafamın içine dönüp duruyordu. Elimi kalbime koydum, korku yoktu sadece merak ve merak en tehlikeli. duygulardan biriydi belki de Tolga haklıydı "bazı kayıplar kazançtı" ama bu kez kaybolacak olan kimdi emin değildim
Sonra uyumuşum.
Karanlık bir odadaydım. kapıya koştum, kulbunu çektim kilitliydi "kahretsin". Deniz sesi geliyordu hırçın dalgalar duvarlara çarpıyordu. Odanın ortasında küçük bir masa üzerinde dosya vardı. elime aldım kapağında ismim yazıyordu " Lina Demir " kalbim hızlandı. Arkamdan ses geldi. "Lina" arkamı döndüm silüet karanlıktı yavaş yavaş yaklaşıyordu. "Elimden kurtulabileceğini mi sandın?" Dedi bu ses tolgaydı. İyice yaklaştı o tanıdık sakinlik, Bu kez karanlık vardı üzerinde. "Tolga, ben-"sözümü bitiremeden boğazıma yapıştı. Elleri buz gibi soğuk ve sertti. Nefesim kesildi. Parmaklarındaki metal yüzükler boğazıma daha da acıttı. Gözlerim karardı."Tolga ya-yap-yapma.."kelimeleri söyleyemedim çok zordu. Sadece gözlerinin içine bakıyor, boğazımı daha da sıkıyordu."beni neden kandırdın Lina?" Artık nefes alamıyordum. Sonra Yanaklarımda ıslaklık hissettim, gözlerimden yaş akıyordu. Odadaki her şey bulanıklaştı. Ve tolga'nın yüzü karanlığa karıştı.
Nefes nefese uyandım. Telefon ekranına baktım. Saat 03:47 tüm vücudum ter içindeydi. Kalbim göğsümü yırtacak şekilde çarpıyordu. Elimi boğazıma götürdüm.acıyordu, sanki. Gerçekten sıkılmış gibi. Nefesimi düzenlemeye çalıştım ama tüm vücudum titriyordu. Su almak için mutfağa giderken aynada kendime baktım. Gözlerim kızarmış, yüzüm solgundu. "bu sadece kabus" dedim. Ama sesim bile inanmıyordu. Odama döndüm tam yatağıma yatıyordum ki telefonumun ekranı parladı. Bilinmeyen numara. Kalbim bir an duracak gibiydi. Açmadım. Ama içimde bir his vardı: O sadece bir kabus değildi. Bir uyarıydı. Yatağa geri uzandım, gözümü her kapatışımda olan geri geliyordu. Tolga'nın sesi, elleri ve bakışı ve ben ilk kez bu kadar korkuyordum. Sabah karakola gittiğimde hava pusluydu. Herkesin gözünden uyku akıyordu, yorgunlardı. Dosyalar, ifadeler, tutanaklar günün sıradan akışı başlamıştı ta ki telsizden gelen ses ortalığı karıştırana kadar;
"Bölge 4' te bir depo. Ses ve hareketlilik ihbarı. Ekip yönlendiriliyor"kahvemi masayı bırakıp ayağa kalktım. "Ben gidiyorum"dedim. Arda hemen arkamdan seslendi"Ben de geliyorum"sireni açmadan, sokağın sonundaki yanan ışığı fark ettim. Depo eskiydi, duvarları grafitilerle dolu, kapısının önünde siyah bir araç vardı. İçerden boğuk sesler geliyordu. Darbe sesleri, birinin can çeker gibi iniltisi.
Arda elini silahına attı "giriyoruz" dedi. Ama onu durdurdum "bekle." Kapının küçük camından içeri baktım. Dört adam vardı, biri yerde kan içinde. Bir diğeri siyah gömleğinin kolları sıvanmış, elini arkasına atmış bekliyordu. Sadece omuz ve sırtını görebiliyordum. Ama o yürüyüşü, o duruşu tanımamam imkansızdı. Tolga. Nefesim kesildi."lina ne oldu, Ne gördün?"diye fısıldadı arda'dan geri çekildim. "Hiçbir şey yanlış ihbar olabilir arka kapıdan bakalım"dedim yalan söyledim. Beni Tolga görmemeliydi. Birkaç dakika sonra içeriden adamlar çıktı. Tolga en öndeydi. Dövmenin yakalarına kan vardı ama yüzü her zamanki gibi sakindi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. En son Alper çıktı kapıyı kapattı. Bizim ekip puanları görmeden gittiler ama Tolga benim olduğum tarafa baktı beni göremezdi hemen duvarının soluna geçecektim kendimi. varlığımı mı hissetti, o? Ben hala susuyordum, donmuştum. Görevimi tehlikeye atamazdım. Tolga hapse düşerse bizim plan yanardı. Olmazdı.
⛓️💥
Ertesi sabah karakolda herkesin yüzü asıktı. Olay yerine giden diğer ekipler de aynı depoyu bulmuştu. Dövülen adam bulunmuştu ama şikayetçi olmamıştı. Adamı nasıl korkutmuşlar öyle. acaba niye oradaydılar? Aklımda bir sürü soru vardı Tolga ve adamları gözaltına alınmıştı. Ama kanıt yoktu. kan lekesi temizlenmiş, silah bulunmamış ve kamera görüntüleri de yoktu. Tolga'nın olduğu sorgu odasına gittim camdan onu izliyordum. Kollarını bağlamış, sakin bir şekilde oturuyordu. O kadar rahattı ki sinir olmuştum. Yine de gözlerimi ondan ayıramıyordum bir şey beni ona çekiyordu. Bu kadar soğukkanlı bir suçlu nasıl olurdu ki? Sorgudan çıkan memur arkadaşım dosyayı masaya bıraktı. "kanıt yok adam, şikayetçi değil. Serbest bırakıyoruz" Tolga ayağa kalktı, kapıdan çıktı ve bir anda göz göze geldik. Zaman yine durdu. Gözleri benden hiç ayrılmadı. Ne şaşkınlık, ne öfke sadece sakin ve yumuşaklık vardı bakışlarında. "Demek yine karşılaştık" dedi. Sesi kısık ama Keskin bir bıçak gibiydi. Sanki kalbim ağzımdan çıkacaktı belli etmemeye çalışarak. "burası gerçekten küçük bir yer" dedim soğukkanlı görünmeye çalışarak. "Karşılaşmak kaçınılmaz"Tolga başını eğerek dudak kenarını belli belirsiz kıvırdı. "Ben tesadüflere inanmam" dedi bir adım daha yaklaştı "sen de inanmamalısın" omzumun üstünden Alper'in keskin bakışlarını hissettim. Tolga cebinden telefonunu çıkarıp birine mesaj yazdı, sonra bana bakıp "yine görüşeceğiz Lina" dedi ve gitti. kapıdan çıktığında derin bir nefes aldım. Tolga gitmişti Ama kokusu hala koridordaydı. "Lina" dedi arkamdaki ses, başımı çevirdim Alper kollarını göğsünde birleştirmişti "Ne yapıyorsun sen?" dedi alçak sesle "onunla bu kadar yakın olmaman gerek" " yakın değilim zaten" dedim, yalan olduğunu bildiğim halde. Gözlerini kısıp bana yaklaştı. "O zaman kalbin neden bu kadar hızlı atıyor?" O dakika ikimiz de gerçeği biliyorduk. Ama kimse söylemeyi cesaret edemedi sonunda konuştu; "bak, Tolga tehlikeli onun yanında olursan sen de yanarsın. Sakın onun oyununa gelme" "ben kendi yangınımı bilirim, Alper" gözlerinde bir an parlayan şey kıskançlık mı, emin olamadım. "Umarım bildiğini düşündüğün şey seni yakmaz" dedi ve hızlı adımlarla karakoldan çıktı. "Koridorda tek başıma kaldım. Tolga'nın kokusu, Alper'in uyarısı kalbimin sesi hepsi birbirine karıştı. İçimden bir ses; "artık dönüş yok" diyordu. Belki haklıydı. Çünkü o an ben sadece polis değildim, kendini ateşe atan bir kadındım.
⛓️💥
O akşam raporları yazarken, bile düşüncelerim Tolgadaydı. Gözlerindeki karanlık, ses tonu, kokusu ve "yine görüşeceğiz" demesi kulağımdan gitmiyordu. Onu bir daha görmemek istemiyordum. fakat aynı zamanda bir daha görüşmekten de korkuyordum.
