15. bölüm · KOD ADI

Fabrika

Müge Gümüş

Geceyi uyuyamadan geçirdim. Ne kadar denesem de olmadı, zihnimdeki sesler susmadı.
Bir yanım hâlâ o anı hatırlıyor, diğer yanım nefret etmek istiyordu .“O benim düşmanım böyle hissetmem normal değil.” Bu cümleyi kendime defalarca söyledim .Söyledikçe daha çok acıttı canımı . neden bilmiyorum ama değişik hissediyorum. Hala bir mesaj,arama yok. öptü ve gitti mi gerçekten neden peki . neden . susuyor .
O olaydan beri içimde bir şeyler ters dönmüş gibiydi.
Nefes aldığım an göğüs kafesim daralıyordu. Adını bile duymak istemiyorum. Bunu kendime kaç kez söyledim bilmiyorum. Her seferinde göğsümde bir sızı büyüyordu .ve o hala susuyordu .

⛓️💥

Kahve fincanımı bırakmak için mutfağa yöneldim Ellerim titriyordu. Annem ve babam mutfakta konuşuyordu onlara ellerimin titremesini belli etmeden fincanı tezgaha bıraktım . Beni aldırış etmeden konuya geri dönüp konuşmalarına devam ettiler ama ben seslerini bile boğuk duyuyordum, Lara odamda müzik dinliyordu .Ben koltuğa çöktüm, alnımı avuçlarıma yasladım. Derin nefesler aldım. Bu böyle gitmez . beynim sanki komut almayan bozuk bir cihaz gibiydi. Ne kadar kapatırsam kapatayım, arka planda aynı görüntüler dönüyordu. Onu düşünmemem gerekiyordu. Kalktım cama doğru yürüdüm Deniz o kadar güzeldi ki sanki hiç kimseye ait değilmiş gibi "içinde bir balık olsam" dedim ne olurdu sanki "hiçbir şey düşünmesem sadece yüzüp dursam" ne olurdu yani sonra bir kahkaha patlattım ama ben yine o muhteşem şansım ile tam okyanusun ortasında huzur bulmuşken biri beni çıkarıp tavaya atardı ve hayatımın içine ederdim . Şuan ki hayatımın özeti gibi. Kaç, kurtul, uç. sonra pat diye yüzüne kapanan kapılar. Ya da bir "kuş olsam" Gökyüzünde özgürce uçsam, bulutların içinde kaybolsam. özgürlüğe özgürlük demesem ne olurdu o da gelir götümde patlardı ya. Yine hayali güldürdü. Ben kesin elektrik tellerine konarken dengemi kaybederim. Ya da bir martı gelir, ‘yanlış bölge’ diye üstüme çullanır. Benim özgürlüğüm de böyle biter işte. Sonra bir iç çektim

"hayatta güzel şeyler de vardı dimi" Hatırlamak bile tuhaf geldi, ama vardı. Bundan bir "on dört "sene önce…
Yaz akşamıydı. Evimizin arka bahçesinde babam musluğu açmış, su hortumu bir yılan gibi çimenlerin üzerinde kıvrılıyordu. Lara ise minicik bir şeydi o zaman; pembe şortlu, sürekli çığlık atıp gülen bir minion. Tabi görkem ondan biraz daha büyük. O da yeşil şortu ile koşuyordu.
Ben hortumu kapmaya çalışırken onlar kıkırdayarak kaçıyorlardı.
Annem bir yandan bağırıyordu:
“Lina o hortumu kardeşlerine doğrultma sakın! SAKIN!”

Tabii ki doğrulttum.
Sıkmadım ama tehdit amaçlı gezdirdim, o kadar.
Lara çığlık çığlığa kaçtı, ayakları çıplak, saçları savruk. Görkem de öbür tarafa koştu.
Babam araya girdi, “Ver bakayım onu,” dedi. Bir saniye yüzü ciddileşti, ben de korktum . Sonra
Bir anda bizi sırılsıklam etti.
Ben çığlık attım, Lara kahkaha attı, Görkem "ıslandım" diye ağlıyordu . Annem balkondan “Yeter! YETER!” diye bağırdı.
Ama babam hortumu bırakmadı.
Biz üçümüz bahçede koşturuyorduk.
Çamurun içinde kayıyorduk, ayaklarımız çimlere batıyordu. Annem de sonunda dayanamadı, indi, hortumu kaptı ve babama tuttu. Babam kaçmaya çalışırken ayağı kaydı, yere düştü. Biz de kahkahadan nefessiz kaldık.

O gün…
Gökyüzü bile daha parlakmış gibi hatırlıyorum.
Babamın kahkahası, annemin bağırışları, Lara’nın o ince tiz sesi , Görkemin ağlaması…
Ben… büyümemiştim.
Korkmamıştım.
Düşmanım yoktu.
Gölgeler yoktu.

Sadece su, kahkaha ve güneş vardı.

Şimdi ise…

Denize bakarken o anının sıcaklığı bile içimdeki bu soğuğu çözemedi . Kendime fısıldadım:
“Keşke o günlerden bir parça saklayabilseydim.
Keşke hâlâ o kadar hafif olabilseydim.”
Sonra gözlerimi kapadım.
Atamadığım hisler içimde dolaşırken…
Onu düşünmemem gerekiyordu.
Ama kalbim, inadına, o kaçmaya çalıştığım sese gidiyordu.

Tam o sırada telefonum titredi.
“Gizemden mesaj ; gelen ihbar Terk edilmiş eski bir fabrika da hareketlilik var. Ekipler yola çıktı"
" Tamam bende gidiyorum" yazdim
Normalde olsa böyle bir şeyi anında reddederdim ama bugün tek isteğim bir şeylerden kaçmak. Kafamın içindeki gürültüden, ailemin bakışlarından, hissettiğim o tehlikeli yanmadan . Montumu aldım.
“Lina nereye?” diye seslendi babam.
“Bir ihbar var.” dedim . Sesinde kaygı vardı ama geri dönüp bakmadım.

Eski fabrika;

Fabrikaya yaklaştığımda, gökyüzü kurşuni bir renge dönmüştü . terk edilmiş Binanın dış cephesi yıllardır dokunulmamış gibiydi ; dökülen sıvalar, kırık tabelalar, rüzgârın çalkaladığı paslı demir kapılar , kırık pencereler ve çatlamış duvarlarıyla insanın içini ürperten bir yer. Her adımda metalin, betonun soğukluğu ellerime ve ayaklarıma siniyordu.
Kapıdan içeri girdiğimde sessizlik beni karşıladı toz kokusu ciğerlerime doldu. Adımlarımın sesi boş odalarda yankılanıyor çıkardığım ses bile ürkütüyordu beni , duvarlardaki graffiti ve kırık cam parçaları sanki bana izlendiğimi hatırlatıyordu. “Kendine gel Lina,” diye fısıldadım. “Bu sadece bir kontrol. Hepsi bu hem ekip birazdan burda olacak.” Ama içimde huzursuz bir his vardı. Fabrikanın geniş salonunda birkaç eski makine kalıntısı, tavanın sızan ışıklarıyla gölgeler oluşturuyordu. Her köşede bir sır, her gölgede bir tehlike varmış gibi hissettim. Koridorlar karanlıktı, sadece telefon ışığımla ilerleyebiliyordum. Merdivenleri çıkıp ikinci kata ulaştım. Kapısı aralık bir oda dikkatimi çekti.
Numarası silinmişti, sadece paslı bir 2 görünüyordu.
Elimi silaha götürüp kapıyı ittim . İçerisi bomboştu.
Sadece yerde dağılmış cam parçaları vardı . Sanki yıllardır kimse girmemiş gibiydi. odanın tam ortasındaydim geri çıkmak için adim atacakken arkamdaki kapı sert bir şekilde kapandı. Kalbim boğazıma tırmandı. Kapıya koştum, kolu çevirdim . Kapıyı açtım ama kilitliydi. Denedim, zorladım, ama açılmadı. Metal kapının soğukluğu ellerimi yakıyordu; kalbim hızlı atıyor, panik duygusu yavaş yavaş yükseliyordu. “Bu olamaz,” dedim kendi kendime. Ama gerçekten oluyordu. Bir daha denedim. Omzumla vurdum. Kapı kıpırdamadı.
“Kim var orada?” diye bağırdım.
Sesim karanlıkta yankılandı.
Telefonumu çıkardım.
Şebeke yok. İçimde yükselen panik boğazımı sıkıyordu.O an tek düşündüğüm . Bu bir tuzak mıydı? Ama kim neden . Kapıya tekrar vurdum .“Hey! Açın şunu!” Karanlık sessizdi. Zaman ağır ilerliyordu, nefesim daraldı. Başımı kapıya yaslayıp derin nefes aldım . durdum , Dinledim Fabrikanın sessizliği, ama duyduğum tek şey kendi nefesim ve kalbimin sesi oldu İçimde korku, adrenalin ve biraz da öfke vardı. Kim olabilirdi? Neden buradaydım ve neden kapı açılmıyordu? “Böyle saçma bir şey olamaz,” diye fısıldadım. “benim başıma gelir tabii. Ne varsa bana ” kendi kendimle konuşurken. ayak sesleri duydum.
Koridordan yaklaşan yavaş, ölçülü adımlar.
Derin, yankılı . Kalbim güm güm attı. Adımlar kapının önünde durdu. Bir gölge kapının altındaki aralıktan geçti. Ben geri çekildim."Bizimkiler mi geldi" diye düşündüm." Kim var orda?" Bir tıkırtı. "Sana diyorum ses versene" elimdeki silahı kapıya doğrulttum
Sonra
Kapı yavaşça açıldı.
Arkası tamamen karanlıktı.
Kimi olduğuna dair tek bir ipucu yoktu.
Sadece bir siluet.
Sadece nefes.
Ben geri adım attım. Siluetin başı hafif yana eğildi…
Sanki beni inceliyordu.
Ve tam o anda...