21. bölüm · KOD ADI
Geçmişin Gölgesi
Sabah uyandığımda ilk hissettiğim şey yorgunluk değildi.
Meraktı.
Gözlerimi tavana diktim. Perdelerin arasından süzülen gri ışık odanın içine yayılmıştı. Saat henüz erkendi. Ev sessizdi.
Ama zihnim değildi.
Gece duyduğum o isim hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Murat Ateş.
Babamın yüzündeki korkuyu ilk defa bu kadar net görmüştüm.
Yıllardır suçlularla uğraşan, en zor olaylarda bile sakin kalabilen adam bir isim duyunca kâbus görüyor ve uyandığında bana hiçbir şey anlatmak istemiyordu.
Bu normal değildi.
Yataktan kalkıp mutfağa gittim.
Babam çoktan uyanmıştı.
Masada oturuyor, elindeki çayı karıştırıyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
"Uyandın mı?"
"Uyandım."
Sessizce karşısına oturdum.
Bir süre sadece çay kaşığının bardağa vurma sesi duyuldu.
Sonunda dayanamadım.
"Murat Ateş kim?"
Babamın eli durdu.
Sadece bir saniyeliğine.
Ama gördüm.
Yüzündeki o küçük değişimi gördüm.
"Yine mi bu konu?"
"Evet."
"Lina."
"Kim olduğunu bilmek istiyorum."
Babam çayından bir yudum aldı.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
"Sana söyledim. O isimden uzak dur."
"Neden?"
"Çünkü tehlikeli."
"Nasıl tehlikeli?"
Babam derin nefes verdi.
"Her şeyi öğrenmek zorunda değilsin."
Bu cevap beni daha da sinirlendirdi.
"Ben polisim."
"Ben de senin babanım."
Sesindeki sertlik beni susturdu.
Ama sadece birkaç saniyeliğine.
Çünkü içimdeki merak artık korkudan büyüktü.
⛓️⛓️
Karakola vardığımda aklım hâlâ aynı yerdeydi.
Dosyaların arasında.
Kayıtların içinde.
Geçmişte.
Masama oturur oturmaz bilgisayarı açtım.
İlk işim sistemi taramak oldu.
Murat Ateş.
Enter tuşuna bastım.
Ekrana birkaç eski kayıt düştü.
Ama çoğu eksikti.
Bazılarının erişimi kısıtlanmıştı.
Bazıları tamamen silinmiş görünüyordu.
Kaşlarımı çattım.
Bu normal değildi.
Bir insanın geçmişi bu kadar temizlenmezdi.
Dosyalardan birinde yalnızca birkaç satır vardı.
"1998 yılı..."
"Kaçakçılık soruşturması..."
"Soruşturma kapatıldı..."
Hepsi buydu.
Ne fotoğraf vardı.
Ne ifade.
Ne sonuç.
Hiçbir şey.
Sanki biri yıllar önce bütün izleri silmişti.
Tam o sırada başkomiser yanımda belirdi.
"Ekranda ne var?"
Refleksle pencereyi küçülttüm.
"Bir isim araştırıyorum."
Başkomiser gözlerini kıstı.
"Hangi isim?"
Bir an duraksadım.
Sonra söyledim.
"Murat Ateş."
Başkomiserin yüzündeki ifade değişti.
Hem de çok hızlı.
"Bunu nereden duydun?"
Şimdi sıra bana gelmişti.
"Önemli değil."
Başkomiser birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
"O dosyaların peşinden gitme."
İçimdeki alarm daha da büyüdü.
"Neden?"
"Çünkü bazı kapılar açılınca kapanmaz."
"Bu bir cevap değil."
"Bu bir uyarı."
Ve arkasını dönüp gitti.
⛓️⛓️⛓️
Tolga ===
Tolga ofisinin büyük camının önünde durmuştu.
Şehrin üzerinde yağmur bulutları dolaşıyordu.
Elindeki sigaranın dumanı yavaşça yükselirken düşünceleri çok uzaktaydı.
Kapı açıldı.
Alper içeri girdi.
"Abi."
Tolga dönmedi.
"Söyle."
"Lina araştırmaya başlamış."
Tolga'nın bakışları sertleşti.
"Neyi?"
Alper birkaç saniye sustu.
Sonra cevap verdi.
"Murat Ateş'i."
Odanın içindeki hava değişti.
Tolga'nın çenesi kasıldı.
Elindeki sigara parmaklarının arasında ezildi.
"Murat Ateş..."
Camdaki yansımasına baktı.
Gözleri karanlıklaşmıştı.
"Kim söyledi ona?"
"Bilmiyoruz."
Tolga sessiz kaldı.
Şehir aşağıda yaşamaya devam ediyordu.
Arabalar.
İnsanlar.
Sesler.
Ama onun zihni yıllar öncesine gitmişti.
Bazı mezarlar açılmamalıydı.
Bazı sırlar gömülü kalmalıydı.
Ve Lina...
Yanlış kapıya doğru yürüyordu.
⛓️⛓️
Lina ===
Akşam olduğunda karakoldan çıktım.
Yağmur başlamıştı.
Gökyüzü kurşuni renkteydi.
Arabama doğru yürürken içimde tuhaf bir his vardı.
Bugün konuştuğum herkes aynı tepkiyi vermişti.
Babam.
Başkomiser.
Ve şimdi düşününce...
Belki Tolga da aynı tepkiyi verecekti.
Tek bir isim.
Tek bir adam.
Ama herkes susuyordu.
Bu sessizlik cevaplardan daha fazla şey anlatıyordu.
Direksiyonun başına geçtiğimde aynadan kendime baktım.
Ve kendi kendime fısıldadım:
"Sen kimsin Murat Ateş?"
Yağmur camlara vururken motoru çalıştırdım.
Bilmiyordum.
Ama içimdeki his şunu söylüyordu:
Bu isim...
Hayatımda düşündüğümden çok daha büyük bir yer kaplayacaktı.
