19. bölüm · KOD ADI
Gölgeler Ve Mesajlar
Yatağın kenarında otururken dizlerimi kendime çekmiş, salonun karanlığına bakan o ince çizgi hâline gelmiş perdeyi izliyordum. Her şey çok sessizdi… o kadar sessiz ki kalbimin çarpışı bile bir yankı gibi içimde dolaşıyordu. Kapımın önüne adam diken Tolga’nın nefesi bile üzerimdeymiş gibi hissediyordum. Ne sinirden uyku tutmuştu beni, ne de korkudan. Sadece… kontrolü kaybettiğimi düşünmek kafamı kemiriyordu. Bir ara mutfağa gidip su içtim; elimi bardağa götürürken fark ettim, parmaklarım titriyordu. O yabancı adam aklımda dönüp duruyordu. “Kimdi o? Neden beni izliyordu?”
Ama cevap yoktu. Sadece üstü kapalı, yakıcı bir bilinmezlik. Saat 06.00’ya geldiğinde artık yatağa bile dönmemeye karar verdim. Sabahın soluk ışığı perdeden içeri süzülürken içimdeki huzursuzluk geçmiyordu. Duş alıp hazırlanırken aynada gözlerimin altındaki morluklarla karşılaştım. Gecenin ağırlığı yüzüme işlemişti ama önemli değildi; iş vardı, görev vardı. Montumu aldım, anahtarı elime sıkıca tutup kapıyı açtım. Arabaya giderken adımlarımın sesi apartman girişinde sertçe yankılanıyordu.
Kapının önünde…
Adamlar hâlâ oradaydı.
Aynı duruş, aynı sessizlik.
Beni görür görmez toparlandılar ama göz temasından kaçınmadılar. Sessizce, Tolga’nın “gölgeleri” gibi bekliyorlardı
İçimden:
“Beni neden hâlâ izliyorsunuz? Tolga, sen ne yapmaya çalışıyorsun?” diye geçirdim .
Arabaya bindim, motoru çalıştırdım ve dikiz aynasından son kez çevreyi kontrol ettim.
Adamlar yerinden kıpırdamamıştı. Ama arabayı hareket ettirdiğim anda, bir tanesi eliyle diğerine hafifçe işaret etti. Takip edeceklerini sandım…
Etmediler. Sadece oradaydılar. Sadece gözlüyorlardı. Direksiyonu sıkıp yola çıktım. Ben uzaklaştıkça onlar küçük birer nokta hâline geldi ve orada, kapımın önünde kalakaldılar.
Boğazım düğümlendi.
Bu sefer bilinmezlikten değil… öfkeden.
Bu, bir korumadan çok bir mesaj gibiydi.
Sadece görev.
Arabanın camına vuran rüzgâr sertti. İçimdeki düşünce daha sert:
“Tolga beni koruyor mu, yoksa kendi kontrol alanına mı sokmaya çalışıyor?”
⛓️💥
Tolga===
Tolga sabah masasına oturduğunda gözleri kan çanağı gibiydi.sabah erkenden ofisine gelmişti
Geceden beri telefonu elinde beklemiş, limandaki kaçışın her saniyesini düşünerek sabahı etmişti
Masanın üzeri yeni işleriyle doluydu ama hiçbirine bakmıyordu. Alper kapıda belirip boğazını temizledi.
“Abi... bir şey söylemem lazım.”
Tolga başını kaldırmadan, yalnızca gözlerini ona çevirdi.
“söyle.”
Alper tereddüt etti, yüzündeki ifade zaten haberi yeterince söylüyordu. “Lina’nın kapısında bir kâğıt varmış. "Artık oyunu ben kuruyorum" yazan bir mesaj…” Durdu. “Lina dün gece onu okumuş.”
Tolga yavaşça doğruldu.
Sessizlik bir anlığına odayı boğdu.
Sonra tok, düşük bir sesle konuştu:
“Kim yaptı bunu?”
“Bilmiyoruz abi. Kameralar temizlenmiş.”
Tolga sandalyesinden kalktı. Sandalye arkaya doğru devrildi. Adam yumruklarını sıktı, çenesindeki kaslar titredi. Karanlık gözleri öfkeyle kısıldı. Masadaki kalın dosyayı bir kenara fırlattı. Kâğıt yere düştüğünde odada yankılandı.Bunu Lina’nın kapısına bırakan kişinin kim olduğuna dair hiçbir işaret yoktu ama bu cümlenin amacı açıktı.
Bir meydan okuma.
Bir tehdit.
Bir ilan.
“Kim benim oyunumla oynuyor lan…” diye homurdandı. Sesindeki öfke, odanın içini bıçak gibi kesti. “lina'nın kapısına kim böyle bir meydan okuma bırakır?” Alper başını eğdi. Tolga derin nefes aldı, sakin görünmeye çalışıyordu ama damarlarındaki öfke açıkça hissediliyordu.
“Adamları kapısından ayırmayın. Lina’nın haberi olmadan göz kulak olun.”
“tamam abi.” Tolga bir sigara yaktı. Duman yavaşça yukarı süzüldü ama öfkesi azalmadı.
Lina’nın kapısına bırakılan o not, sadece ona değil, Tolga Ateş’e karşı yapılmış bir meydan okumaydı.
Ve Tolga meydan okumayı çok severdi ama konu Lina olunca işte bunu sevmedi.
Birisi Lina’yı kullanarak Tolga’ya mesaj vermişti.
Ve Tolga bu mesajı asla cevapsız bırakacak biri değildi.
⛓️💥
Lina===
Karakola girdiğimde başkomiser kahvesini yudumluyordu. Beni görünce kaşları hafifçe kalktı.
"Bu halin nedir?"
“gece hiç uyuyamadım ” dedim. “Sabah yine kapımda adamlar vardı. Tolga’nın adamları.”
Başkomiser ciddileşti. “Ona söylemedim ama… bu beni rahatsız ediyor.” Başkomiser öfkesini gizleyemedi. “Bu sınır aşmak demek Lina! İster seni korumak olsun ister başka bir şey… bir suç örgütü lideri kapına adam dikemez!” Nefesim sıkıştı.
“Ne yapmam gerekiyor?” Başkomiser bir an düşündü. “Tolga’yla konuşman gerekiyor. Açıkça. Bu böyle devam edemez.” Tam ağzımı açacaktım ki ekledi: “Ve Lina… dikkatli ol. Tolga artık daha büyük bir gücün başında. Bu sadece seni koruma meselesi değil.” Sanki daha fazlasını söylememek için kendini tuttu.
⛓️💥
İşlere gömüldüm sırf olanları düşünmemek için. Ne kadar rapor varsa önüme aldım. Sorgu kayıtları, dosya kapakları, eski ifadeler. Hepsine gereğinden fazla dikkatle baktım. Ama ne kadar kaçarsam kaçayım, zihnim bir noktada hep aynı yere dönüyordu:
O adam.
Liman.
Tolga’nın yüzündeki o karanlık öfke.
Kapıma bırakılan o kâğıt parçası.
Bir yerlerim düğümlenmiş gibi hissediyordum.
Kafamı kaldırıp karakolun camına baktığımda yüzümdeki yorgunluk açıkça görünüyordu.
Hiç uyumamanın verdiği o tuhaf uyuşuklukla birlikte, içimde sürekli tetikte duran bir alarm vardı.
Başkomiser gün içinde iki kez odama bakıp çıktı.
Her defasında yüzüme bakıp bir şey söylemek ister gibi durdu ama vazgeçti. Belki de gözaltlarımın morluğunu gördü, belki de sesimdeki titremeyi sezdi. Bilmiyorum. Hatta bir ara masaya yaslanıp gözlerimi kapattım. Kısacık bir an… sadece birkaç saniye… Ama o kadar yorgundum ki, düşecekmiş gibi irkildim. Kafamda bir tek şey dönüyordu:
Neden kapıma adam koydu?
Tehdit bu kadar büyük müydü?
Neden bana haber bile vermedi?
Neden… beni kendi düzenine dahil etmeye çalışıyor?
Sanki nefes bile alamıyordum.
Onun kontrolü bana nefesimi daraltıyordu, ama bir yandan… beni koruduğunu bilmek de içimde garip bir sıcaklık bırakıyordu. Öfke ve güven. Biri yakıyor, biri sarıyordu. Öğle saatlerinde bile eve gitmeyi düşünmedim. Karakol daha güvenli geliyordu o anda. Her insan sesi, her telefon çalma sesi bile beni hayata bağlıyordu. Ama saatler geçtikçe içimde büyüyen kararsızlık iyice kabardı. Tolga’nın beni görmeye geleceğini hissediyordum. Sanki o da bütün gün beklemiş gibiydi. Sanki bizim aramızdaki o görünmez çizgi artık tamamen gerilmişti.
Saat altıya geldiğinde masamın üzerindeki dosyaları kapattım. Parmaklarımın titrediğini fark ettim.
Derin bir nefes aldım. “Bu akşam bir şey olacak.”
Bunu bütün hücrelerimle hissediyordum.
Çantamı aldım, montumu giydim, karakolun çıkış kapısına doğru yürürken içimde tuhaf bir karıncalanma vardı. Bir şeyler yaklaşırken duyduğun o içgüdüsel ürperti gibi. Karakoldan çıktığımda içimde bir kararlılık vardı. Tolga’yla konuşmalıydım.
Ama nasıl?
⛓️💥
Evin içinde garip bir sessizlik vardı. Sanki duvarlar bile dünden beri olup bitenleri dinlemiş, üzerine çökmüş bir ağırlığı taşıyordu. Annem çantasını hazırlarken gerginliğini saklamaya çalışsa da gözlerindeki kaygı her şeyi ele veriyordu. Kardeşim ise sessizce kapının yanında ayakta duruyordu, omuzları düşük. Alışık olmadığı bir karanlık çökmüştü hepimizin üzerine.koltukta otururken annemin nefesi omzumda hissedildi. “Bak kızım,” dedi kısık bir sesle. “Bir şey olursa arayacaksın. Hemen. Tamam mı?” Sadece başımı salladım. Kelimeler boğazıma düğümlenmişti. Kardeşim bir anda boynuma sarıldı. Gülümsedim, saçlarını okşadım. “Ben iyiyim, merak etmeyin. Siz yolda dikkat edin.” Ama o an… kapının önünde duran Tolga’nın adamları aklıma geldi. Dün geceki o gölgenin soğuk nefesi, odanın loşluğuna bile sinmişti. İçimde kabaran huzursuzluğu anneme belli etmemeye çalıştım. Annem gözlerimin içine baktı.
“Kızım baban kalsın diyorum. İçim rahat etmiyor.”
Babam arkamızda sessizce duruyordu. Ellerini arkasında kenetlemiş, her şeyi anlamış ama söylememek için kendini zor tutan bir hali vardı. Yıllardır görmediğim kadar ciddi görünüyordu.
“Tamam,” dedim güçlükle. “Babam kalsın.”
Annemin omuzları hafifçe düştü, rahatlamış gibiydi.
“İyi… iyi o zaman,” dedi. Ama sesi titriyordu. Koridora çıktığımızda hava daha soğuk geldi.
Kapıya doğru ilerlerken annem bir kez daha durup bana sarıldı. Sanki son kez sarılıyor gibi uzun, sıkı… içimde bir şey acıdı. “Dönünce bana her şeyi anlatacaksın,” dedi kulağıma fısıldayarak.
“Tamam anne.” Kardeşim el salladı, gözleri dolmuştu. “Mesaj atarsın, olur mu abla?”
“Olur,” dedim gülümserken, ama içimdeki ağırlık gülüşümü çabuk söndürdü. Annem ve kardeşim apartmanın kapısına doğru yürüdü. Ayak sesleri merdivenlerde yankılandı. Babam kapının yanında kaldı; kollarını kavuşturmuş, gözleri hâlâ bende.
Apartman kapısı kapandığında evin içindeki sessizlik daha da büyüdü.
Sanki bir şey bekliyordu.
Bir şey yaklaşmak üzereydi.
Babam iç çekip derin bir nefes aldı.
“onları bırakınca birkaç işimi halledip gelicem. ,” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Merak etme.”
Ben de kapının yanında durup başımı salladım. Ama içimde kımıldayan tek bir cümle vardı: Bu gece kolay geçmeyecek.
⛓️💥
Tolga===
Akşam çökerken sokak lambalarının sarı ışıkları hafifçe yanıp sönüyordu. Lina’nın yaşadığı apartmanın önü sessizdi. Tolga siyah arabasından indi. Montunu düzeltti, adımlarını ağır ve kararlı attı.
Kapının önündeki adamlar hemen toparlandı.
“Abi hoş geldin.” Tolga başıyla selam verdi, sadece bir soru sordu: “İçeride mi?”
“Evet abi. Az önce geldi.”
Tolga derin bir nefes aldı.
Lina’nın kapısına doğru yürüdü.
Her adımında gerilim biraz daha yükseliyor gibiydi.
Kapıya geldi.
Bir an kapının üzerindeki o kâğıt gözlerinin önüne geldi. “Artık oyunu ben kuruyorum.” Lina'nın onu okuduğu anı düşündü kim bilir nasıl tedirgin olmuştu. Çenesini sıktı.
O adam bir oyun başlamıştı.
Ama o oyunu kimin kurduğunu Tolga Ateş gösterecekti.
Sonra yavaşça elini kaldırdı.
Ve kapıya vuramadı. Aşağı indi.
