2. bölüm · Kızılçayır'ın Efendisi

2. BÖLÜM: Büyülü Yüzük

Nisa Altintas

Koltukta bekleyen kuşun gözleri İnci’nin ela gözlerini delip geçiyordu. Evin içindeki sessizliği kadının kalp atışları bölüyordu o kadar korkuyordu ki şu an ne yapacağını bilmiyordu.

“Sakin ol.”
Kadının gözleri irice açılırken kırlenti kaptığı gibi kuşa fırlattı. Kuş hızla kanat çırpıp diğer koltuğa kondu. “Bak bu hiçbir şeyi çözmez.”

“Sen konuşuyorsun?”
“Evet.”

İnci, olduğu yerde donakalırken dudakları korkudan titriyordu. Hatta bütün vücudu titriyordu. “Aklımı kaçırdım galiba.” Gözlerini kuştan bir milim bile ayırmazken odaklanmaya çalışıyordu.

“Tamam şimdi düşünüyorum. Sen dün gece rüyama girdin.”
“Evet.”

“Benden yardım istedin.”
“Evet.”

“Sen insansın ama kuşsun.”
Kuş, başıyla onayladığında İnci, yorgunca koltuğa çöktü. Kuş bundan faydalanıp masaya kondu. Kadın sarsılmış görünüyordu. Aklı gerçekten almıyordu kim konuşan bir kuş bulurdu ki?

“Çok garip. Konuştuğuna inanamıyorum.”

Kuş, İnci’nin bu kadar şaşırmasına anlam verememişti. Burası nasıl bir yerdi ki sihirli varlıklar olağanüstü geliyordu. Kadını korkutmadan yardım istemeliydi bu yüzden sabırlı ve sakin olmalıydı.
“İyi misin?” Kuş bakışlarını kadından çekmezken İnci, derin nefes alıp verdi.

“İyiyim. Sanırım iyiyim. Aslında çok garip hep konuşan evcil hayvanım olsun istemiştim. Bir gün gerçekleşeceğini düşünmemiştim.”
İnci, biraz daha iyi hissederken kuş ile konuşmak çok hoşuna gitmişti. Sonuçta dünya da tekti o da kendisindeydi. Çok heyecanlıydı. Ayrıca çok özel hissettiriyordu.

“Adın ne? Benden ne istiyorsun şu an?”

Kuş kanatlarını iki yana açtı ve konuşmaya başladı.
“Bu bedene hapsoldum.” Kanatlarını kapatıp çaresizce masaya oturdu. “Adım Sarun. Kızılçayır’ın Efendisiyim. Yüzüğümü buraya gelirken düşürdüm. Eğer beni oraya götürürsen onu bulurum.”

“Nereye götüreceğim?”
“Enerjisini hissediyorum enerjiyi takip edebiliriz. Yorgun olmasam direkt yüzüğün yanına ışınlanırdım.”

İnci, duyduğu ile biraz üzüldü sonuçta bunun sebebi ta kendisiydi. Eğer arabasıyla Sarun’a çarpmasaydı belki de bunlar hiç adamın başına gelmeyecekti.

“Üzgünüm. Sana ben çarptım.”
“Teknik olarak ben cama düştüm. Neyse sen bana yardım edecek misin?” Derken ayaklandı Sarun. Bakışları keskin ama meraklıydı. Gerçi kuş haliyle ne kadar yansıtabilirse o kadar yansıtıyordu.

“Ederim ama sonra ne olacak?”
“Ülkeme geri döneceğim.”

Aslında İnci, bu varlığı bulmuşken kaybetmek istemiyordu ama bencil olamazdı. Sonuçta o da bir insandı ve kuş bedenine hapsolmuştu. Hem hayatında kaç kere böyle bir şey yaşayabilirdi ki.

“Tamam hadi gidip yüzüğünü bulalım.”
Sarun, bir an İnci’nin kabul etmeyeceğini düşünmüştü. Kız tam tahmin ettiği gibi birisi çıkmıştı. Veterinerde verdiği çabayla anlamıştı iyi birisi olduğunu bu yüzden rüyasına girip yardım istemişti.

Genç kadın, hızla hazırlanıp Sarun’la beraber çıkmıştı.
“Mavi yer demiştin. Tam olarak neresi biliyor musun?”

“Deniz sanırım.”
İnci, başıyla onaylarken aracını çalıştırıp sahile doğru sürmeye başladı.

“Senden istediğim tek bir şey var. Diğer insanlar tarafından dikkat çekmemeye çalış.” İnci’nin uyarıcı ama dikkatli tavrını Sarun anlamıştı. Bu kadın gerçekten onu koruyordu.

“Konuştuğunu anlamasınlar olabildiğinde dur. Sadece dur uçma tamam mı?”
“Tamam.” Sarun’un tereddütlü ses tonu daha çok anladım ama umarım başarırım havası veriyordu. Sadece duracaktı başka bir şey yapmayacaktı zor olamazdı herhalde?

Genç kadın, aklındaki karmaşa ile sahile sürerken bir yandan kendisine ne yapıyorum diyordu. Bu nasıl gerçek olabilirdi hala bir kenarda bu düşünce vardı. Yarım saat süren yolculuğun ardından İnci uygun bir yere aracı park etti.
“Ne yapıyoruz şimdi?” Genç kadın, merakla Sarun’a baktı.

“Sessiz ol.” Sarun, gözlerini kapatıp bir süre bekledi. “Burada değil.”

“O zaman gidiyorum.”
“Evet.” Sarun, başıyla onaylarken koltukta oturmaya devam ediyordu.

“Pekâlâ.”
Genç kadın, aracı tekrar çalıştırıp diğer sahile sürdü. Bir saatlik süren yolculuğun ardından Sarun tekrar gözlerini kapatıp beklemişti.

“Burada da yok. Hissediyorum ama anlamıyorum. İnsan olsaydım bulmuştum.” Sarun, sinirle konuşurken İnci, sakince devam etti.

“Son bir yer daha var buraya oraya gidebiliriz.”
“Gidelim.” Sarun’un ses tonundan moralinin bozulduğu belli olurken İnci ne yapacağını bilmiyordu. Aracı tekrar çalıştırıp en yakın sahile sürdü.

“Daha net hissediyorum sanırım bulduk.” Sarun, sesindeki güvenle konuşunca İnci, hafif tebessüm etti.
“Birazdan oradayız.”

Trafik yüzünden saatler süren yolculuk güneşin batmasına yakın sahilde son buldu.

“Burada.” Sarun, heyecanla kanat çırpınca tavana vurup tekrar koltuğa düşmüştü. “Aptal kuş bedeni.”
“Sakin ol. Ben çıkarırım seni.”

Genç kadın, kemerini çözüp Sarun’u nazikçe eline aldı. Araçtan çıkıp sahile doğru yürürken kimse yok diye sevinmişti. En azından Sarun’u kimse görmeyecekti. Dalgalar kıyıyı döverken güneşin batışı net görünüyordu. Rüzgar sakindi ama insanın bedenini okşayarak geçiyordu.
“Geri de bekle.”

“Tamam.”
Sarun kanat çırpıp gökyüzüne doğru uçarken İnci geriye gidip izlemeye başladı. O kadar heyecanlıydı ki hala sorguluyordu. Sarun, gökyüzünde daire çizmeye başladığında kumlar hızla etrafa saçılmaya başladı. İçinden yüzük çıkıp Sarun’a doğru giderken İnci’nin yüzünde gülümseme vardı. Gerçekten çok eğleniyordu.

Yüzük Sarun’un yanına gidip havada daire çizmeye başladı. Birlikte sarmal oluşturmuşlar yavaşça ışık ortaya çıkarıyorlardı. Yüzüğün parlamaya başlaması ve peşinde ışık parıltıları oluşturması İnci’yi tedirgin etmeye başlamıştı eğer birisi bu anı görürse ayvayı yemişlerdi. Işık Sarun’un etrafını yavaşça sarmaya başladığında ne kadar süreceğini kestirememişti. Güneş neredeyse batmıştı ve karanlık olmaya başlamıştı.

Işık bir süre sonra büyüyüp Sarun’un etrafını iyice sardığında şiddetlenmişti. Kısa süre içinde küçük beden büyüdüğünde İnci, başardıklarını anlamıştı. Yüzük havada dönmeyi bırakıp Sarun’un parmağında yerini almıştı. Genç kadın, kendisine doğru gelen adamı çok merak ediyordu. Evet rüyasında görmüştü ama yine de yakından da görmek istiyordu. Belki de gerçekliğe inanmak içindi.
Karanlık çökmeye başladığı için etraf artık daha zor görünüyordu ve sahilin bu kısmında doğru düzgün ışıklandırma yoktu. Sarun bir gölge gibi kızın yanına geldiğinde İnci’nin heyecandan boğazı kurumuş zorla yutkunmuştu.

“Bu iyiliğin karşılıksız kalmayacak.” Sarun, elini öne doğru uzatıp elinin içinde kolye belirmesini sağladı. “Ömrün boyunca koruyucu meleğin olacağıma söz veriyorum. Bu kolye sende dursun. Bana ihtiyacın olduğunda ben hissederim ve yanına gelirim.”
İnci, saf saf adamın suratına bakarken görmeye çalışıyordu ama tam seçemiyordu.

Sarun, kızın elini nazikçe kavrayıp kolyeyi avucunun arasına bıraktı. “Seninle tanışmak güzeldi. Şimdi dediğim gibi gidiyorum.”

“Ama-” Sarun, ışıkla ortadan kaybolduğunda İnci sadece sarı gözlerini görebilmişti. Hemen gitmesini istememişti açıkcası merak ettiği birçok şey vardı ve hiçbirinin cevabını alamamıştı. Tek bildiği avucunun içinde duran kolyesiydi. “Neyse İnci. Yaşadın ve bitti kimse sana inanmaz.”
Genç kadın, düşen omuzları ile arabasına doğru yol aldı. Aslında içinde bir yerlerde böyle bir an yaşadığı için minnettardı. Hayal etse böyle bir şey ortaya çıkaramazdı. Genç kadın, aracına yaklaştığında kapının kolunu tutmuştu. Açmak için davrandığında birisi sertçe kolundan yakalamıştı. Bedeni anlamadığı bir şekilde arabasıyla buluştuğunda kalbi korkuyla atıyordu.

“Nerede o?”
“Kim?” Genç kadın, korkuyla adama bakarken elindeki kolyeyi sıkıca tutuyordu. Sarun’un söylediği her şeyi unutmuş korkudan kasılmıştı. Avucunun arasında Sarun’a bağlı bir kolye taşıyordu neticesinde.

“Sarun!” Adam kızın kolunu hırsla sıkarken İnci korkuyla gözlerini kapattı.

“Bilmiyorum gitti.”
“İşe yaramazsın!” Adam sinirle bağırıp kızın boğazına bıçağı dayadığında İnci korkudan ölmek üzereydi. Kalbi o kadar hızlı atıyor gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Adam, kızın boğazını kesmek için davrandığında bedeni sertçe başka bir yere savrulmuştu.

İnci, korkuyla çığlık attığında bedenini iyice arabaya yaslamıştı sanki kaçabilirmiş gibi. Kalbi göğüs kafesini döverken belaya bulaştım diyordu. Bu gece kesin ölecekti bedeni başka bir diyara atılacaktı. Kimdi bu adamlar?
“İnci?”

Birisi kolunu tuttuğunda korkuyla bağırdı. “Sakin ol benim.”
“Sarun?”

“Kenarda kal.”

Sarun hızla adamın yanına koşarken İnci, telaşla aracının kapısını açmaya çalışıyordu. Bir an önce buradan uzaklaşıp evine gitmek istiyordu. Kapı bir türlü açılmazken kilitli olduğu İnci’nin aklına gelmiyordu. O kadar korkuyordu ki aklı mantığı bir kenarda bırakmıştı.
Genç adam, ileride yakaladığı adamın tepesine bindiğinde yakalarını kavradı. Şu an bunu gebertmek istiyordu ama yapamazdı. Nasıl geri döneceğini sadece bu adam biliyordu.

“Sonunda buldun beni?”
“Bana nasıl geri döneceğimi söyle Yucin!”

Sarun, sinirle bağırınca Yucin gülümsedi.

“Asla.” Yucin, Sarun’u üzerinden ittirip elindeki bıçağı Sarun’un boğazına dayadı. “Dante sana koltuğundan selam söyledi. Kızılçayır ona emanetmiş.”
Sarun, sinirle derin nefes alırken duyduklarını hazmedemiyordu. Ülkesini bu şekilde kaybetmiş olmak canını çok sıkıyordu. Bir de düşmanından duymak daha çok tetikliyordu. Yucin bıçağı adamın boğazından çekip kalbine saplamak için davrandığında başına ciddi bir darbe almıştı.

Yucin bıçağı elinden düşürürken sersemlemişti. Sarun bunu fırsat bilip bıçağı ellerinin arasına alıp Yucin’in kalbine sapladı. İnci, bacakları titreyerek elindeki levye ile Sarun’a bakıyordu. Olanları zaten aklı almıyordu bir de anlık bir panikle adamın kafasına vurmuştu. Sarun’un ölmesinde korkmuştu bu yüzden aklına gelen ilk şeyi yapmak zorunda kalmıştı.
Sarun, üzerindeki Yucin’i ittirip ayaklandı. Üzerine bulaşan kumu elleriyle temizlerken Yucin’in bedeninin parıltılar eşliğinde yok olduğunu görmüştü.

“Gidelim hadi.” Sarun, kızın elini tutup arabaya doğru çekiştirirken İnci, kendisini aptal gibi hissediyordu. Az önce yaşadıkları hiç mantıklı değildi.

“Az önce adamı öldürdün.”
“İlk defa yaptığım bir şey değil.” Sarun’un sert ve soğuk sesi kadını kendine getirirken bunu düşünmek istemiyordu. Şimdi korkak bir çocuk gibi davranmayacaktı. Hızla burayı terk edip evine gitmek istiyordu. “Hadi evine götüreyim seni.”

Genç adam, kadının arabasının yanına geçtiğinde derin nefes alıp odaklandı. Kadının elini sıkıca tutup gözlerini kapattığında büyünün etraflarında dolanmasına izin verdi. Saliseler içinde evde olduklarında İnci’nin hala kalbi hızla atıyordu.
“Kimdi bu adam? Sen kimsin? Yaşadıklarım neydi benim?” Kadın, korkuyla konuşurken Sarun, koltuğa oturup sakice kadını dinlemeye başladı. “Belaya bulaştım.”

“Sakin ol. Bir sorun yok.”

“Nasıl yok? Ben hayatımda öyle garip bir bıçak görmedim. Sen gelmeseydin şu an ölüydüm zaten.” Kadın, korkusunu bağırarak atıyordu. İçi içine sığmazken evin içinde dolanıyordu. Sanki canından can gidiyor gibiydi. “Kimsin sen? Uzaylı mısın?”
“Uzaylı mı?” Sarun alayla kahkaha atarken İnci, durup ona bakmaya başladı. Komik olan neydi? Bu ukala tavır da neyin nesiydi?

Genç adam bir süre gülüp oturduğu yerde bacak bacak üzerine atıp ellerini birbirine kenetledi.
“Beni öyle canlılarla karıştırma. İnsanım senin gibi.”

“Yani?”
“Bu kadar.” Sarun, umursamazca omuzlarını kaldırıp indirdi. “Hakkımda bilmen gereken her şeyi anlattım. Şimdi gidiyorum.” Sarun parmaklarını şıklatıp ortadan kaybolduğunda İnci’yi korku ve soru işaretleri ile baş başa bırakmıştı...