13. bölüm · Kızılçayır'ın Efendisi
13. BÖLÜM: Gitmen Gerekiyor
Merhabaaaa ❣️
Büyünün parıltıları azaldığında İnci'nin gözleri kamaştı. Bir süre gözlerini kapalı tuttu. Kaşları da bu durumla çatılmıştı. Genç kadın, gözlerini araladığında evini gördü.
Sarun, bakışlarını İnci'ye dikti. Kadının ne durumda olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden merak ediyordu. Yanında olup destek olmak istiyordu. Onun suçuydu sonuçta. Keşke hiç götürmeseydim oraya diyip duruyordu.
"İnci?" Fısıltıyla konuştu. Kadına yaklaşıp nazikçe kolunu kavradı. "İyi misin?"
Genç kadın, sinirli gözlerini adama çevirdi. Sarun'u hiç suçlamadı. Orada kalmış olmasına da bir şey demedi. Güvenini kırdığı için kızgındı. Geleceğinden bu kadar eminken nasıl geç kalmıştı. Belki düşündüğü şey bencilceydi ama kabul edemiyordu.
"Seni bekledim." Derin nefes alıp verdi. "Günlerce o zeminde aç oturdum. Sen neredeydin?" Sesi bile sinirden titriyordu. "Bir an hiç gelmeyeceksin diye düşündüm. O adamların beni öldürmesini bile bekledim."
"Bunu nasıl düşünürsün?" Sarun'un kaşları hayretle havalandı. O, İnci'ye güvenirken bu kadar kolay mıydı? Birinden vazgeçmek. "Ben günlerdir saraya girmenin yolunu arıyorum."
Genç adam'da sinirlenmişti. Sorgusuz sualsiz böyle bir ithama tutulmak hiç hoşuna gitmemişti. İnci, duyduklarına sinirle gülümsüyordu. İçten içe adamın samimi olduğuna biliyordu. Yine de günlerce bastırdığı duygular buna izin vermiyordu.
"Ben yine de seni düşünüp o adamların bütün planları ne diye dinledim." Derin nefes alıp verdi. "Ne konuştular? Nereye gittiler geldiler? Hepsini biliyorum."
"İnci." Genç adam, hafif dalgalı altın saçlarını sinirleye geriye doğru taradı. "Seni orada bilerek bırakmışım gibi beni suçlayamazsın."
"Evet bırakmamış olabilirsin." Alayla başını salladı. "Ama gelmedin."
"Şu an tam karşındayım. Sabahtan beri yanında oturan da bendim." Sarun'un sabrı artık taşmıştı. İkisi de birbirine bağırıyor kendi düşüncelerinin önemini vurgulamaya çalışıyordu. "Ne yaptım biliyor musun?" Biraz durup kızın yüzünü inceledi. "Kallias'ı buldum önce. Saraya kimin girdiğini öğrendi."
"Davet günü, Dezmo'nun arabasını yolda durdurduk. Onu öldürdüm ve yerine geçtim."
Adamın ses tonu arttıkça İnci'nin dik duruşu daha da dikleşiyordu.
"Ve ben bunları yaparken her gün bu lanet olası yere geri ışınlandım. Sabahları kuş olarak geçirdim. Çaresizce bu evde bekledim. Niye?" Durup kadının gözlerine baktı.
"Senin başına bir şey gelecek diye. Korktum anlıyor musun?"
Genç kadın, akan göz yaşlarını sildi. Bu konuşmanın bu kadar ağır geçeceğini düşünmemişti. Gerçi bir şey de düşünmemişti. Sadece öfke kusup rahatlamak istemişti.
"Ben üzerimi değiştireceğim." İnci, gitmek için davrandığında Sarun, kızın elinden tutup durdurdu. Kadını hızla kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı.
"Çok korktum." Derken çenesini kadının başına yasladı. "Vicdan azabından öldüm bu evde."
Genç adam, günlerdir delirmediği için şükrediyordu. O kadar üzülmüştü ki. Hiç alakası olmayan masum bir kadını belaya bulaştırmıştı. İnci, ona yardım etmişken Sarun, kadını koruyamamıştı bile.
"Sana bir şey olsaydı kendimi asla affetmezdim."
Genç adamın, cümleleri kadının sessizce ağlamasına neden oluyordu. Kendini şu an o kadar güvende hissediyordu ki. Bazen gerçekliğini sorguluyordu. Ellerini adamın sırtında birleştirmiş sessizce bekliyordu. Güzel bir histi.
Uzun zamandır böyle güven verici bir samimiyet hissetmemişti.
"Seni suçlamamalıydım." Derken geri çekildi İnci. "Çabaladığını bilmiyordum."
Genç adam, kadının gözlerinde farklı bir his görüyordu. Cümleleri başka gözleri başka bir duygu veriyordu. Sarun, nazikçe kızın gözlerini silerken konuştu.
"Ben olmasam da kendini korumuşsun... Büyülü kalkanı nasıl başardın?"
"Ne kalkanı?" Genç kadın, duyduğuna anlam veremedi. Bir şey yapmamıştı ki?
"Dante, sana büyü yapmak istemiş ama başaramamış. Bana Sarun'un kalkanı var dedi. Ben sana bir şey yapmadım?"
Şimdi Sarun'da anlam veremedi. Böyle bir şey mümkün değildi.
"Bilmiyorum. Benim bir şey yapmam imkânsız." Genç kadın, bir süre durup düşündü sonra konuşmaya devam etti. "Bende senin büyü yaptığını düşündüm. O adamların konuştuğu dili anlıyordum çünkü?"
"Sana büyü yapmaya vaktim bile olmadı." Sarun'un yüzündeki ifade kadının kafasını karıştırdı. Genç kral, bir şey bilmiyorsa İnci hiç bilemezdi.
"Neyse. Bunu sonra düşünürüm." Sarun'dan uzaklaştı. "Elbisemi çıkarıp uyumak istiyorum."
"Tamam." Genç adam, gözleriyle gülümsemeye çalıştı. İnci'ye ulaşamadan kadın odasına girdi. Kadından çekeceği vardı. Yıprandığı ve üzgün olduğu çok belliydi. Durumu nasıl düzelteceğini de bilmiyordu. Daha doğrusu başına ilk kez böyle bir şey geliyordu. Bir kadınla ilk kez bu kadar arkadaş gibi konuşuyordu. Sarayda onu gören herkes sessiz kalıyorlar selam veriyorlardı.
Sarun, bir süre sessizce salonda oturdu. Uzun süre tavanı izleyip düşündü ama İnci için ne yapacağını bulamadı. Bu yüzden zamana bırakmaya karar verdi.
Genç kral, geçen saatin farkına vardı. Aklına gelenle çekmeceden kâğıt aldı. Dante'nin kanını da ortaya çıkardı. Artık bir lanetten kurtulmak istiyordu. Bugün o gündü. Güneşin ilk ışıklarına kadar kâğıda kanlı büyüyü yazdı.
Sarun, yazıyı yazmayı bitirdiğinde ayaklandı. Hızla perdeleri çektiğinde güneş doğuyordu. Doğru zamanı bir süre bekledi. Güneşin ışıkları yükselince adamın yüzüğüne doğru yansıdı.
Genç adam, büyüyü yüzüğünde iyice topladı. İşaret ve orta parmağını kâğıda uzattı. Yüzüğün içinde çıkan büyü adamın kolunda sarmal oluşturdu. Sarı ışık kağıda aktı. Yazılar ışıkla parlamaya başladı.
"Darina sipruva, pilesunki impiva."
Kâğıt, bu komutla havalandı. Işık parçalanıp yeni bir ışığa dönüştü. Sarmal adamın etrafında dönmeye başladı. Genç adam o kadar heyecanlıydı ki kalbi çarpıyordu. Bir yandan çok korkuyordu başaramam diye. Bir yandan da içinde umut vardı bu sefer olacak diyordu.
Güneş ve büyü aynı anda etki ettiği için biraz ağır geliyordu. Damarlarında sanki cirit atıyor gibiydi. Derin nefes alıp verirken bedeninin değiştiğini biliyordu. Bu farklıydı. Geçen sefer denediği gibi bir his değildi.
Gözleri büyünün etkisiyle kapandı. Sanki bedeninden bir şey çıkıyor gibi hissediyordu. Göğsü hafif öne meillenirken bedeninden bir parça kopmuş gibi olmuştu.
Nefesi birden hızlandı. Gözlerini araladığında karşısında ışıktan kuşu gördü. Kanatlarını her çırptığında minik parıltılar aşağı dökülüyordu. Tıpkı sim gibi.
Kuş, Sarun'a baş selamı verdikten sonra uçarak camın içinden geçti. Ve gözden kayboldu.
Genç adam, elleri ile yüzüne dokundu. Kendini hissediyordu. Sıcaklığını, hafif çıkmış sakallarını her şeyi... Gülümsemesi genişlerken heyecanlıydı. Bu anı bir an önce İnci ile paylaşmak istiyordu. Tekrar insan oldum demek istiyordu.
Ellerini görüş açısına getirdi. Evet diye yineledi. İnsan oldum. Saçlarını geriye doğru taradığında içinde tarif edemediği bir his oluşuyordu. Kendisini koltuğa bıraktığında biraz uyumak istiyordu. Gerçi bu heyecanla nasıl uyunur bilmiyordu ama deneyecekti.
Bir süre sonra genç adam uyuyakaldı. Birkaç saat sonra İnci, uyanmıştı odasından dışarı çıkmıştı. Uykulu gözleri Sarun'u bulduğunda anlam veremedi. Daha doğrusu fark etmedi.
Mutfağa geçip suyunu içtikten sonra geri döndü. Salonda koltuğa oturdu. Esnerken gözlerini kafese çevirdi. Dün geceden beri çok düşünmüştü bugün Sarun'la konuşacaktı. Bu yaşadığından sonra daha fazlasını istemediğine karar verdi. Çok zordu belirsizlik ve hayatta kalma çabası.
Kafesin içinde Sarun'u göremiyordu. İnci, ayaklanıp kafese baktığında boş olduğunu gördü. Nerede bu adam? Yine gitti mi?
İçindeki sıkıntıyla tekrar koltuğa oturdu. İnsan bir veda eder diye düşündü. O kadar şey yaşadık. Tamam git ama veda ederek. Kadının gözleri hafif sulanırken koltuğa baktı.
Sarun, orada uyuyordu. Bakışlarını cama çevirdiğinde güneşi görmüştü. Nasıl diye geçirdi içinden. Laneti mi bozmuştu?
"Sarun?" Genç kadın, koltuğun yanında yere çöktü. Adamı dürtmeye başladığında Sarun zorla gözlerini araladı.
"İnci ne oluyor?"
"İnsan olmuşsun uyan." İnci, içten içe heyecanlansa da belli etmemeye çalışıyordu birazdan kötü bir konuşma yapacaktı çünkü.
Genç adam, yattığı yerde doğruldu. Gözlerini kızın gözlerine çevirdiğinde hala uykulu görünüyordu.
"Bu sabah laneti kaldırmayı başardım." Sarun, hafif gülümsedi. "Artık tamamen insanım."
"Adına sevindim." Genç kadın, gülümsemesine engel olamazken adamın yanına oturdu.
"Artık salata yememe de gerek yok."
İki genç bu duruma güldüklerinde Sarun, içten içe çekiniyordu. Kadını öpmüştü ve ne tepki vereceğini hiç bilmiyordu.
"Artık bana da ihtiyacın yok o zaman." Kadın, bakışlarını kaçırdı. Çok zor bir şey isteyecekti ama bunun doğru olduğunu düşünüyordu. Başına daha fazla bela almak istemiyordu.
"Nasıl yani?" Genç adam, bakışlarını kadına çevirdi. Sesi o kadar soğuk gelmişti ki ne olduğunu bilmiyordu. Öpücük yüzünden mi acaba? Bu kadar kızmış mıydı gerçekten?
"Her şey için teşekkür ederim. Sıkıcı hayatıma renk kattın." Bakışlarını Sarun'a çevirdi. "Sayende kendimi çok özel de hissettim ama..." durup derin nefes aldı. Bu cümleleri kurduğuna inanamıyordu. "Gitmen gerekiyor. Ben artık tehlikede hissetmek istemiyorum." Bakışlarını kaçırdığında gözleri dolmuştu. Sarun'un gözlerindeki hayal kırıklığına da daha fazla bakmak istemiyordu.
"Tamam nasıl istersen." Genç adam, yutkundu. Evet her şeyin bir sonu vardı ama bu kadar çabuk olacağını hiç düşünmemişti. "Yine de kolye sende kalsın. Seni korumaya devam ederim. Sana borcumu ödemem lazım." Cebinden ışınlanma taşını çıkarıp eline aldı.
"Özür dilerim." Kadının sesi titrerken Sarun, oturduğu yerde ışığa karışık gözden kayboldu. "Böyle olduğu için özür dilerim." İnci, ağlamaya başladığında gözleri hala ışıktaydı. Sarun'un arkasında bıraktığı ışıkta. Minik minik koltuğa dökülüyorlardı.
Kalbi paramparça olmuş gibiydi. Emir'den ayrıldığında bile bu kadar kötü hissetmemişti kendini. Göz yaşları ardı ardına akarken sanki ciğerlerini sıkan bir el vardı. Çok pişmandı, böyle olmasını da istemiyordu. Zorundaydı. Nasıl bir şeye bulaştığını bilmeden devam edemezdi.
Koltuğa uzanıp cenin pozisyonu aldı. Sessizce ağlıyordu sadece ne yapacağını bilmeden. Sanki artık yaşamak için bir neden yokmuş gibi. Sanki Sarun'dan önce bir hayatı yokmuş gibi...
Ne kadar ağladı ne kadar uzandı hiç bilmiyordu. Uyandığından beri yemekte yememişti. İşe de gitmemişti. Belki de kovulmuştu bilmiyordu. Şu an onu da düşünmüyordu.
Aklına gelen şeyle yattığı yerde doğruldu. Öpüşmüşlerdi. Neden? Sarun, neden kendisini öpmüştü? Çok korktuğunu da söylemişti.
İnci'nin gözünün önünde o anlar dolanıyordu. Kalbide heyecanla çarpmaya başlamıştı yeniden yaşamak için sebebi varmış gibi. Oysa her şeyi mahvetmişti. Nasıl bu kadar bağlanmıştı onu da bilmiyordu. Genç kadın, ayaklanıp lavaboya gitti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra kendine kahve yaptı.
Tekrar salona geçtiğinde Gonca'yı aradı. Ne olup bittiğini öğrenmesi gerekiyordu.
"Canım, iyi misin nasıl oldun?" Gonca'nın telaşlı sesi kadına garip gelmişti.
"İyiyim."
"Emin misin? Sesin kötü geliyor hala grip misin?"
İnci, duyduğuna anlam veremiyordu grip değildi ki.
"İyiyim ben. Kovuldum mu yoksa?"
"Hayır ne alakası var rapor aldın ya?" Gonca'da arkadaşının sorularına anlam verememişti. İnci, duyduğu ile şaşırdı. İzin almamıştı ki. Aptal seni tabi ki Sarun, halletti bunu. Ortadan kaybolunca yapmıştır diye geçirdi içinden.
"Doğru. Grip mahvetti beni kaç gündür ama yarın gelirim iyiyim."
"Tamam canım bende seni arayacaktım sen aradın."
"Tamam, yarın görüşürüz." Genç kadın, telefonu kapatıp masanın üzerine koydu.
Evin sessizliği kadını daraltınca televizyonu açtı. İzlemeyecekti sadece ses olsun istiyordu. Gonca ile konuşmak biraz iyi gelmişti ama o boşluk hissi geçmeyecekti buna emindi. Belki de hayatının aşkını kaybetmişti. Kadının gözleri istemsiz dolarken bir anda gözleri kamaştı. Salonun ortasında ışık belirirken yavaştan portal açılıyordu...
Bak şerefsiz evladıyım. Ağlamamak için kendimi çok zor tutuyorum hdjk
Nasılsınız gençler?
Ben gaddar bir yazar olarak esas çifti ayırdım küfür etmeyin sakın eheheh
Haftaya görüşürüz...
