19. bölüm · KIZIL KEHANET

LUNARİS SUYUNUN İZİNDE

Yagmur ★

Merielle, sabah Liora'nın neşeli sesiyle uyandı.
— "Merielle! Hadi ama, uyan artık!"
Liora, yatağın üzerinde küçük kanatlarını çırparak Merielle'in başının etrafında dönüyordu. Merielle ise gözlerini aralamakta bile zorlanıyordu. Gece boyunca uyumaya çalışmış fakat gördüğü o görüntü sürekli zihninde dönüp durmuştu.
Kraliçe Selene...
Ve Komutan Valerian.
Merielle bu düşünceyi zihninden uzaklaştırmaya çalışarak derin bir nefes aldı.
— "Liora... Biraz daha sessiz olabilir misin?"
Liora havada durarak ona baktı.
—" Sessiz olamam. Bugün önemli bir gün!"
Merielle yavaşça doğruldu.
— "Biliyorum."
Bugün iksirin son malzemesini alacaklardı.
Lunaris Suyu.
Sonunda Darian'ı iyileştirecek iksir için gerekli tüm malzemeler tamamlanmış olacaktı.
Merielle uykusuz olmasına rağmen yatağından kalktı. Liora ile birlikte hazırlanıp fazla vakit kaybetmeden ana salona gittiler.
İçeri girdiklerinde herkes yerini almıştı. Hizmetçiler masaya yeni yeni yiyecekleri yerleştiriyordu.
Merielle boş bir sandalyeye oturdu ve sessizce kahvaltısını yapmaya başladı.
Arthur kahvaltı bittikten sonra ayağa kalktı.
— "Ben Aether'i hazırlamaya gidiyorum."
—"Ben de birkaç şey hazırlayacağım"
dedi Merielle.
Merielle ve Liora odaya döndüler.
Merielle büyük sepetini yatağın üzerine koyarak içine yolculuk için birkaç yiyecek ve su yerleştirdi. Ardından iksir ve büyülü malzemelerin bulunduğu raflara yöneldi.
Bir süre ne alması gerektiğini düşünerek rafların önünde durdu.
Sonunda Liora'ya döndü.
— "Liora, sence Neravelle Denizi'ne giderken yanıma ne almam gerek?"
Liora'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Bir süre düşündü.
—" Sis tozu."
Merielle durdu.
— "Sis tozu mu?"
— "Evet."
— "Neden?"
Liora ciddi bir ifadeyle ona baktı.
— "Sirenler için."
Merielle'in eli havada kaldı.
— "Sirenler mi?"
Liora başını salladı.
— "Büyükannem bana Neravelle Denizi hakkında birçok hikâye anlatırdı. Orada sadece deniz kızları yaşamıyor. Onların yaşadığı bölgenin yakınlarında sirenler de var."
Merielle'in yüzü ciddileşti.
— "Bunu söylediğin iyi oldu."
Raflardan küçük bir şişe çıkarıp sepetine koydu.
Sis tozu, kullanıldığında kısa süre içerisinde yoğun ve büyülü bir sis oluşturabiliyordu.
Merielle ayrıca kendisini koruyabilmek için hançerini de yanına aldı.
Tam odadan çıkacakken Liora ona seslendi.
— "Merielle!"
Merielle döndü.
— "Ne oldu?"
— "Oraya vardığında dikkatlice bak. Sahile yakın bir yerde eski bir balıkçı kulübesi göreceksin."
— "Orada ne var?"
— "Kayıklar. Bir tanesini kullanabilirsiniz."
Merielle başını salladı.
— "Tamam. Unutmayacağım."
Liora'nın yüzünde endişeli bir ifade vardı.
— "Dikkatli olun."
Merielle gülümsedi.
— "Merak etme."
Sonra Liora'yla vedalaşıp Arthur'la buluşmak için saraydan çıktı.
Krallığın dışında Arthur, Aether'in üzerinde onu bekliyordu.
Bembeyaz at, Merielle'i görünce başını hafifçe kaldırdı.
Arthur gülümsedi. Merielle de ata bindi ve yola koyuldular.
Saatler boyunca ilerlediler.
Güneş gökyüzünde yavaşça yükselirken çevrelerindeki manzara değişmeye başladı. Yeşil alanlar azaldı, havadaki nem arttı ve uzaktan denizin kokusu gelmeye başladı.
Sonunda Neravelle Denizi'nin kıyılarına ulaştılar.
Merielle daha atından iner inmez ürperdi.
Etrafta hafif bir sis vardı.
Hava sessizdi.
Fazla sessiz.
Arthur da çevresine bakarak atı bir ağaca bağladı.
— "Burada... garip bir şey var."
Merielle başını salladı.
— "Aynı şeyi düşünüyorum."
Arthur ona döndü.
— "Peki şimdi nasıl ilerleyeceğiz? Bir kayığımız yok."
Merielle etrafa baktı.
—" Liora burada bir balıkçı kulübesi olması gerektiğini söyledi."
İkisi birlikte kıyı boyunca ilerlemeye başladılar.
Bir süre sonra Arthur durdu.
— "Merielle."
Merielle ona döndü.
— "Ne oldu?"
Arthur eliyle ileriyi gösterdi.
— "Şurada."
Merielle baktığında sisin arasında eski ve küçük bir kulübe gördü.
— "Haklısın."
Kulübeye doğru ilerlediler.
İçeri girdiklerinde duvarlara asılmış eski ağlar, kırık kürekler ve birkaç kullanılmayan eşya vardı. Kulübenin arkasında ise küçük bir kayık duruyordu.
Arthur kayığı tutarak dışarı çekmeye başladı.
Birlikte kayığı kıyıya kadar sürüklediler.
Arthur önce kayığa bindi, ardından Merielle'i dikkatlice içeri aldı.
Kürekleri ellerine alarak ilerlemeye başladılar.
Bir süre sonra etraftaki sis yavaşça dağıldı.
Fakat gördükleri manzara hiç de iç açıcı değildi.
Su neredeyse siyah görünüyordu.
Hatta bunun gerçekten su olup olmadığını anlamak bile zordu.
Kıyılardaki ağaçların üzerinde tek bir yaprak yoktu. Dallar, yıllardır hiçbir yaşam belirtisi göstermemiş gibi kuruydu.
Arthur etrafına bakarak yutkundu.
— "Merielle..."
— "Efendim?"
— "Doğru yerde olduğumuza emin misin?"
— "Evet."
Arthur şaşkınlıkla ona baktı.
—" Deniz kızları burada mı yaşıyor?"
Merielle başını salladı.
— "Hayır."
Kısa bir sessizlik oldu.
— "O zaman?"
Merielle gözlerini karanlık sulara çevirdi.
— "Burası sirenlerin yaşadığı bölge."
Arthur'un kürekleri tutan elleri yavaşladı.
Arthur ona bakarken Merielle bir şey söylemek üzereydi ki...
Suyun altından bir melodi yükseldi.
Önce çok hafifti.
Sanki uzaktan gelen bir fısıltı gibiydi.
Fakat saniyeler geçtikçe ses güçlendi.
Melodi garip bir şekilde huzur vericiydi.
Arthur etrafına baktı.
— "Bu ses nereden geliyor?"
Merielle'in yüzü bir anda ciddileşti.
— "Arthur..."
Arthur hâlâ melodiyi dinliyordu.
— "Yoksa deniz kızlarına mı ulaştık?"
— "Hayır."
Merielle hızla ona yaklaştı.
— "Arthur, kulaklarını kapat!"
Arthur ona şaşkınlıkla baktı.
— "Ne?"
— "Sirenler seninle uğraşıyor!"
Fakat Arthur çoktan melodinin etkisine girmişti.
Gözleri dalgınlaşmıştı.
Merielle sepetinden bir kumaş parçası çıkararak hızla ikiye ayırdı ve Arthur'un kulaklarını kapattı.
Ancak Arthur'un gözleri hâlâ boşluğa bakıyordu.
— "Arthur!"
Cevap yoktu.
Merielle onun omzunu tuttu.
— "Arthur, kendine gel!"
Hiçbir şey değişmedi.
Merielle çaresizce yüzüne baktı.
Sonunda derin bir nefes aldı.
— "Bunun için gerçekten üzgünüm."
Arthur'a sertçe tokat attı.
Arthur bir anda kendine geldi.
— "Merielle!"
Merielle kaşlarını kaldırdı.
— "İşe yaradı."
Arthur yanağını tutarak ona baktı.
Tam o anda...
Kayığa büyük bir şey çarptı.
İkisi de sarsıldı.
Merielle hızla kayığın kenarına eğilerek suya baktı.
Karanlık suyun altında birkaç gölge hareket ediyordu.
Sonra bir çift göz yüzeye yaklaştı.
Bir siren.
Ardından ikinci.
Ve üçüncü.
Kayığın çevresinde dönmeye başlamışlardı.
Arthur kılıcını çıkardı.
— "Harika. Şimdi de etrafımızı sardılar."
Merielle sepetine uzandı.
— "Sis tozu."
Arthur ona döndü.
— "Onunla ne yapacaksın?"
Merielle Arthur'un duyması için sesini yükseltti.
— "Tozu onlara doğru savuracağım. Sis oluştuğu anda küreklere bütün gücünle asılacaksın, tamam mı?"
Arthur başını salladı.
Tam o anda sirenlerden biri kayığa yeniden çarptı.
Merielle dengesini kaybederek kayığın içine düştü.
Kalkmaya çalışırken eliyle kayığın kenarına tutundu.
Fakat suyun içinden çıkan uzun, keskin tırnaklar elinin üstünü çizdi.
Merielle acıyla nefesini tuttu.
Arthur hemen kılıcını savurarak yaratığı uzaklaştırdı.
Ardından Merielle'in yanına çöktü.
— "Elini göster."
— "Bir şeyim yok."
— "Merielle."
Merielle elini uzattı.
Arthur pelerininin kenarından uzun bir parça kopararak onun eline sardı.
— "Fazla derin değil."
— "Ben de öyle düşünüyorum."
Arthur etrafa baktı.
— "Ama bir sorun var."
— "Ne?"
— "Sis onları yüzeyden görmemizi engelleyebilir ama onlar bizi suyun altından takip edebilir."
Merielle derin bir nefes aldı.
Sonra sis tozunun bir kısmını sirenlere doğru savurdu.
Kalanını ise doğrudan suya döktü.
Birkaç saniye içerisinde yoğun, gümüşi bir sis oluşmaya başladı.
Sis yalnızca suyun yüzeyini değil, suyun altını da kaplamıştı.
— "Şimdi!"
Arthur küreklere bütün gücüyle asıldı.
Kayık hızla ilerlemeye başladı.
Sisin içinden birkaç kez bir şeyin kayığa çarptığını hissettiler.
Merielle sepetine sıkıca tutunmuştu.
Arthur ise hiç durmadan kürek çekiyordu.
Sonunda sis yavaş yavaş azalmaya başladı.
Ve siyah sular geride kaldı.
Önlerindeki manzara ise tamamen değişmişti.
Su berraklaşmıştı.
Etraflarındaki ağaçlar yeniden yeşermeye başlamıştı.
Kuş sesleri duyuluyor, suyun üzerinde güneş ışığı parlıyordu.
Merielle derin bir nefes aldı.
— "Sanırım başardık."
Bir süre daha ilerlediler.
Sonunda suyun üzerinde parlayan kuyruklar gördüler.
Deniz kızları.
Her biri birbirinden farklı renkte kuyruklara sahipti. Güneş ışığı suyun üzerine vurdukça pulları küçük kristaller gibi parlıyordu.
Kayığın yaklaştığını fark ettiklerinde korkuyla geriye çekildiler.
Aralarından biri öne çıktı.
— "Yabancılar!"
Sesi yankılanarak suyun üzerinde yayıldı.
—" Burada ne işiniz var?"
Merielle ayağa kalkmadan ona doğru yaklaştı.
— "Sizden biraz Lunaris Suyu istiyoruz."
Deniz kızının yüzü ciddileşti.
— "Böyle kutsal bir suyu neden istiyorsunuz?"
Arthur öne çıktı.
— "Abimi kurtarmak için."
Deniz kızı bir süre ikisine baktı.
Sonra:
— "Yaklaşın, dedi."
Merielle ve Arthur kayığın kenarına doğru ilerlediler.
Deniz kızı ellerini önce Merielle'in, ardından Arthur'un kalbinin bulunduğu yere yaklaştırdı.
Gözlerini kapattı ve anlaşılmayan birkaç büyülü kelime fısıldadı.
Bir anda...
İkisinin göğsünün çevresinde yumuşak, gümüşi bir ışık belirdi.
Merielle şaşkınlıkla aşağı baktı.
Arthur da aynı şekilde.
Deniz kızı gözlerini açtı.
— "Tamam."
Arthur kaşlarını çattı.
— "Ne yaptınız?"
Deniz kızı gülümsedi.
— "Kalplerinizi dinledim."
Merielle dikkatle onu dinliyordu.
—" Ve?"
—" İkinizin de kalbi temiz."
Arthur hafifçe gülümsedi.
Deniz kızı da hafifçe gülümsedi.
— "Bu nedenle Lunaris Suyu'nu size verebilirim."
Diğer deniz kızlarından biri yanlarına yaklaştı.
Elinde küçük, kristal bir şişe vardı.
Şişenin içindeki su, sıradan bir suya benzemiyordu.
Ay ışığı şişenin içine hapsedilmiş gibi gümüşi bir parıltıyla ışıldıyordu.
Merielle şişeyi dikkatlice aldı.
—" Teşekkür ederim."
Şişeyi sepetine yerleştirdi.
Deniz kızı onları izledi.
— "İstediğinizi aldığınıza göre artık gidebilirsiniz."
Arthur hemen suya baktı.
—" Geldiğimiz yerden dönmek pek güvenli değil."
Deniz kızının yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
— "O hâlde şu yolu takip edin."
Suyun belirli bir kısmını gösterdi.
Orada suyun akışı farklıydı.
— "Bu akıntı sizi sirenlerin bölgesinden uzaklaştıracaktır."
Arthur başını eğdi.
— "Teşekkür ederiz."
Merielle de gülümsedi.
— "Bize yardım ettiğiniz için teşekkür ederim."
Kayığı yeniden hareket ettirdiler.
Gösterilen akıntıyı takip etmeye başladılar.
Bir süre sonra yolun üzerini büyük ağaçlar kaplamaya başladı. Bazı dalların arasından büyülü güneş ışıkları süzülüyor, suyun üzerinde altın ve gümüş renklerinde yansımalar oluşturuyordu.
Arthur kürek çekerken Merielle sepetine baktı.
Altın lotus.
Zümrüt yapraklar.
Peri kanadı tozu.
Ve şimdi...
Lunaris Suyu.
Son malzeme de tamamlanmıştı.
Merielle'in kalbi heyecanla hızlandı.
— "Arthur..."
Arthur ona baktı.
—" Ne oldu?"
Merielle sepeti biraz daha sıkı tuttu.
— "Artık Darian'ı iyileştirebiliriz."
Arthur'un yüzünde yavaşça büyük bir gülümseme oluştu.