10. bölüm · KIZIL KEHANET
KRALLIĞIN YENİ MİSAFİRİ
İlerledikçe kalenin yüksek duvarları gittikçe daha belirgin hâle geliyordu. Güneş, taş duvarların üzerine vuruyor, duvarların üzerinde dalgalanan kraliyet bayraklarını aydınlatıyordu. Merielle, hayatında hiç bu kadar büyük bir yapı görmemişti. Kalenin kuleleri gökyüzüne kadar uzanıyor, duvarların önünde ellerinde mızraklarıyla nöbet tutan muhafızlar sessizce bekliyordu.
Merielle farkında olmadan sepetinin sapını daha sıkı tuttu.
Arthur ona baktı.
— "İyi misin?"
Merielle gözlerini kaleden ayırmadan başını salladı.
— "İyiyim... Sadece burası düşündüğümden çok daha büyük."
Arthur hafifçe gülümsedi.
Kalenin önüne geldiklerinde muhafızlardan biri Arthur'u fark etti. Birkaç saniye boyunca gözlerine inanamayarak baktıktan sonra diğer muhafızlara döndü.
— "Prens Arthur!"
Muhafızların yüzlerindeki şaşkınlık bir anda sevince dönüştü. İçlerinden biri hızla büyük kapının yanındaki mekanizmaya koştu.
Ağır kapılar yavaşça açılırken Arthur'un gerçekten geri döndüğünü gören muhafızların arasında fısıltılar yayıldı.
— "Prens geri dönmüş!"
— "Kral bunu duyunca çok sevinecek!'
Merielle bu sözleri duydukça daha da geriliyordu. Herkes Arthur'un dönüşüne sevinirken kendisine meraklı gözlerle bakıyordu.
Arthur bir at arabası buldu ve Merielle'ye binmesi için elini uzattı.
— "Hadi. Daha fazla beklemeyelim."
Merielle kısa bir tereddütten sonra Arthur'un yardımını kabul etti.
At arabası sarayın geniş taş yolundan ilerlerken Merielle çevresine bakıyordu. Yolun iki yanında özenle budanmış ağaçlar, rengârenk çiçeklerle dolu bahçeler ve küçük mermer heykeller vardı. Her şey düzenli ve kusursuz görünüyordu.
Fakat Merielle'nin içindeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.
Ya beni burada da cadı sanarlarsa?
Bu düşünceyi zihninden uzaklaştırmaya çalıştı.
Bir süre sonra sarayın önüne vardılar.
Şövalyeler arabaya yaklaşarak büyük kapıları açtı.
Merielle arabadan indiğinde başını kaldırıp saraya baktı. Burası kasabadaki hiçbir yapıya benzemiyordu. Yüksek sütunlar, büyük pencereler ve taş duvarların arasına işlenmiş zarif süslemeler vardı.
Arthur onun yanına geldi.
— "Hazır mısın?"
Merielle derin bir nefes aldı.
— "Sanırım."
İçeri girdiler.
Uzun koridorda yürürlerken Merielle'nin ayak sesleri taş zeminde yankılanıyordu. Duvarlarda kraliyet ailesine ait olduğu belli olan büyük tablolar, eski savaşları anlatan resimler ve altın işlemeli süslemeler vardı.
Sonunda büyük ve gösterişli bir kapının önünde durdular.
Arthur kapıyı birkaç kez tıklattı.
— "Girebilir miyim?"
İçeriden gelen sesi duyunca kapıyı açtı.
— "Gir."
Arthur içeri girdi. Merielle ise birkaç saniye kapının önünde kaldıktan sonra yavaşça onun arkasından içeri girdi.
Burası ana salondı.
Salonun ortasında uzun bir masa, iki yanında yüksek pencereler ve duvarlarda büyük şamdanlar bulunuyordu. Tavandan sarkan büyük avizenin ışığı bütün odayı aydınlatıyordu.
Merielle daha etrafına bakamadan Kral Alaric yerinden kalktı.
Arthur'u görür görmez hızla yanına gitti.
— "Arthur!"
Kral oğluna sarıldı.
Selene de gözyaşlarını tutamadan yanlarına geldi ve oğluna sarıldı.
— "Nerelerdeydin sen? Seni bulamadığımız için..."
Sesi titredi.
Arthur annesine sarılırken:
— "Ben iyiyim anne. Artık buradayım." dedi.
Bir süre sonra Arthur yavaşça ailesinden ayrıldı.
Selene onun yüzünü iki eliyle tuttu.
— "Sana bir şey olmadı, değil mi?"
— "Birkaç çizik dışında iyiyim."
Alaric oğlunun omzuna tuttu ve
— "Bize her şeyi anlatacaksın."
Sonra bakışları Merielle'ye kaydı.
Selene de Merielle'yi fark etti.
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
— "Oğlum... Bu kız kim?"
Arthur annesine döndü.
— "Anne, bu kız benim kurtarıcım."
Alaric şaşkınlıkla Merielle'ye baktı.
— "Kurtarıcın mı?"
Arthur başını salladı.
— "Evet. Beni ormanda yaralı hâlde buldu. Yaralarımı tedavi etti ve günlerce benimle ilgilendi."
Alaric birkaç saniye Merielle'yi inceledikten sonra eliyle masayı gösterdi.
— "Gelin. Oturun. Bize her şeyi anlatın."
Merielle ve Arthur karşı tarafa oturdu. Kral ve kraliçe de onların karşısındaki koltuklara yerleşti.
Arthur başından geçenleri anlatmaya başladı. Haydutların saldırısını, ormanda yaralanmasını, Merielle'nin onu bulmasını ve günler boyunca onun evinde kalmasını tek tek anlattı.
Selene, Arthur konuşurken gözlerini Merielle'den ayırmıyordu.
Arthur sözünü bitirdiğinde kraliçe ayağa kalktı ve Merielle'nin yanına geldi.
— "Sana ne kadar teşekkür etsem azdır."
Merielle hafifçe gülümsedi.
— "Rica ederim. Ama sadece ben Arthur'u kurtarmadım. Onun da bana yardımı dokundu."
Selene'nin bakışları Merielle'nin yüzünde gezindi.
Ve sonunda gözlerinde durdu.
Kraliçenin gülümsemesi hafifçe kayboldu.
— "Peki... gözlerin?"
Merielle'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
Başını eğdi.
Arthur hemen araya girdi.
— "Anne, onun gözleri küçüklüğünden beri böyleymiş. Yani o cadı falan değil."
Selene şaşkınlıkla Arthur'a baktı.
— "Ben onun cadı olduğunu söylemedim. Sadece gözlerini garipsedim."
Arthur bir şey söylemek üzereyken Alaric araya girdi.
— "Arthur, annene sesini yükseltme. Sonuçta her gün kızıl gözlü bir insan görmüyoruz."
Arthur başını eğdi.
— "Özür dilerim."
Merielle sessizce onları izliyordu.
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Merielle konuştu.
— "Aslında... henüz size buraya gelme amacımı söylemedim."
Alaric dikkatini ona çevirdi.
— "Neymiş amacın?"
Merielle derin bir nefes aldı.
— "Ben buraya hasta oğlunuzu tedavi etmeye geldim."
O anda Kral ve Kraliçenin yüzündeki ifade tamamen değişti.
Arthur heyecanla öne eğildi.
— "Evet baba. Merielle yapabilir. Yaralarımı kısa sürede iyileştirdi. Eminim abimi de iyileştirebilir."
Selene'nin gözlerinde yeniden bir umut belirdi.
— "Gerçekten yapabilir misin? Oğlum Darian'ı iyileştirebilir misin?"
Merielle düşünceli bir şekilde başını salladı.
— "Yapabileceğimi düşünüyorum. Ama önce onu görmem ve hastalığının ne olduğunu anlamam gerekiyor."
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri bir hizmetçi girdi ve başını eğdi.
— "Kralım, Rahip Eldric sizi görmek istiyor."
Alaric kaşlarını çattı.
— "Yarın gelsin."
Hizmetçi başını eğdi.
—" Emredersiniz, Majesteleri."
Ve odadan çıktı.
Merielle şaşkınlıkla krala döndü.
— "Oğlunuzu iyileştirmesi için rahip mi çağırıyorsunuz?"
Alaric ağır bir nefes verdi.
—" Tek çaremiz bu kaldı. Buraya gelen büyücülerin hiçbiri oğlumu tedavi etmeyi başaramadı. Hatta bazıları onu tanrı tarafından lanetlenmiş ilan etti. Bu yüzden rahipler benim tek umudum."
Selene'nin gözleri doldu.
— "Darian iki yıldır böyle..."
Merielle bir şey söylemedi.
Kısa süre sonra hep birlikte Darian'ın odasına doğru ilerlediler.
Kapının önünde iki şövalye nöbet tutuyordu.
Kralı görünce hemen kenara çekildiler ve kapıları açtılar.
Kapı açılır açılmaz Merielle'nin burnuna keskin, fakat ilk anda hoş gelen bir koku çarptı.
Odaya önce Alaric ve Selene, ardından Arthur ve Merielle girdi.
Merielle birkaç adım attıktan sonra etrafına dikkatlice bakmaya başladı.
Oda genişti. Perdeler yarı kapalıydı ve içerisi loştu. Duvarların kenarlarında çeşitli bitkiler ve ilaç şişeleri bulunuyordu.
Tam o sırada Merielle'nin gözü odanın köşesindeki bir bitkiye takıldı.
Yavaşça ona yaklaştı.
Bitkinin yuvarlak uçlu yaprakları vardı ve damarlarında sarıya çalan ince çizgiler görülüyordu.
Merielle'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
—" Bu bitkiyi hemen buradan çıkarın."
Alaric şaşkınlıkla ona döndü.
— "Neden? Odaya güzel bir koku yayıyor."
Merielle bitkiye yaklaşmadan başını salladı.
— "Evet, güzel kokuyor. Ama bu Altınnefes bitkisi. Uzun süre aynı ortamda kaldığında havaya zehirli bir gaz bırakır. Kokusunun güzelliği tehlikesini temsil eder."
Selene'nin gözleri korkuyla büyüdü.
— "Zehir mi?"
— "Evet. Sürekli solunursa insanı yavaş yavaş zehirleyebilir."
Alaric hemen hizmetçilere döndü.
— "O bitkiyi buradan çıkarın. Hemen."
Hizmetçiler bitkiyi dikkatlice alıp odadan çıkardılar.
Merielle, Darian'ın yatağına doğru ilerledi.
Darian hareketsiz yatıyordu.
Yüzü son derece solgundu. Gözleri kapalıydı ve hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi sessizce uyuyordu.
Merielle elini alnına koydu.
— "Ateşi yok."
Sonra göz kapaklarını dikkatlice aralayıp gözlerine baktı.
Bir süre inceledi.
— "Gözlerinde de belirgin bir değişiklik yok..."
Merielle ayağa kalktı ve Kral ile Kraliçeye döndü.
— "Üzgünüm ama yalnızca böyle bakarak hastalığını anlayamam. Yarın sabah daha ayrıntılı incelemem gerekiyor. Ayrıca kütüphanede birkaç kitaba bakabilir miyim?"
Alaric başını salladı.
— "Elbette. Zaten saat oldukça geç oldu. Yarın ne gerekiyorsa yaparsın."
Sonra Arthur'a baktı.
— "Arthur da sana yardımcı olur."
Arthur gülümsedi.
—" Elbette."
Dört kişi odadan çıkıp yeniden ana salona döndü.
Selene hizmetçileri çağırdı.
— "Merielle için bir oda hazırlayın."
Merielle şaşkınlıkla kraliçeye baktı.
— "Ben... ayrı bir odada mı kalacağım?"
Selene gülümsedi.
— "Elbette. Sen artık bizim misafirimizsin."
Hizmetçiler hazırlık yaparken Alaric ve Selene, Merielle'yi karşılarına alıp onunla sohbet etmeye başladılar.
Ailesini sordular.
Merielle, Brenda'yı, kasabasını ve ormanda yaşadığı günleri anlattı. Bazı şeyleri anlatırken sesi yavaşlıyor, bazı anlarda gözlerini yere indiriyordu.
Selene dikkatle onu dinledi.
Merielle sözünü bitirdiğinde kraliçe yumuşak bir sesle konuştu.
— "Merielle..."
Merielle başını kaldırdı.
— "Oraya geri dönmek zorunda değilsin."
Merielle şaşkınlıkla ona baktı.
Selene devam etti:
— "Eğer istersen burada kalabilirsin."
Merielle'nin yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— "Teşekkür ederim."
—"Asıl ben teşekkür ederim, senin sayende oğluma kavuştum."
Tam o sırada bir hizmetçi geldi.
— "Majesteleri, istediğiniz oda hazır."
Merielle ayağa kalktı. Selam verdikten sonra
— "İyi geceler."
—" İyi geceler, Merielle."
Hizmetçiyi takip ederek koridorda ilerledi.
Kapı açıldığında Merielle'nin gözleri büyüdü.
Oda, ormandaki küçük evinden neredeyse birkaç kat daha büyüktü. Duvarların birinde kocaman bir pencere vardı. Pencereden krallığın ışıkları ve uzaktaki kasaba görünüyordu.
Odanın ortasında büyük, yumuşak görünümlü bir yatak duruyordu. Yatağın üzerinde özenle katlanmış güzel bir gecelik vardı.
Merielle yavaşça içeri girdi.
— "Burası... benim odam mı?"
Hizmetçi gülümsedi.
— "Evet Leydim"
Merielle bu hitapla biraz şaşırdı ama bir şey söylemedi. Hizmetçi dışarı çıktı, Merielle yatağın yanında duran büyük dolaba doğru ilerledi.
Dolabın kapağını açtığında ise ağzı açık kaldı.
İçerisi birbirinden farklı elbiselerle doluydu. Bazıları sade, bazıları ise ince işlemelerle süslenmişti.
Yan taraftaki küçük dolabı açtığında ise birkaç mücevher kutusu gördü.
Merielle bir süre hiçbir şey söylemeden onlara baktı.
Üzerini değiştirip yatağın kenarına oturdu.
Yumuşak yatağa uzandığında vücudunun ne kadar yorulduğunu ancak o zaman fark etti.
Gözlerini yavaşça kapattı.
Fakat sarayın başka bir bölümünde Kral Alaric ve Kraliçe Selene hâlâ konuşuyordu.
Selene düşünceli bir şekilde pencereye baktı.
— "Sence ona güvenebilir miyiz?"
Alaric bir süre sessiz kaldı.
— "Arthur ona güveniyor."
Selene başını eğdi.
— "Ama kızıl gözleri..."
Alaric derin bir nefes aldı.
— "Gözleri ne olursa olsun, oğlumuzu kurtarmış."
Selene cevap vermedi.
İkisinin de aklında aynı soru vardı:
Merielle gerçekten onları kurtaracak kişi miydi, yoksa sarayın kapılarından içeri giren çok daha büyük bir sırrın başlangıcı mıydı?
