22. bölüm · KIZIL KEHANET
GEÇMİŞİN PEŞİNDE
Merielle, Willow'un karşısında otururken kadının söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Çadırın içindeki loş ışık, duvarlarda asılı duran kurutulmuş otların ve garip sembollerle işlenmiş kumaşların üzerine vuruyor, ortama gizemli bir hava katıyordu.
Merielle bir süre sessiz kaldıktan sonra başını kaldırdı.
— "Peki... Kehanet kitabımı nasıl bulabilirim? Bir yerde mi saklı?"
Willow'un dudaklarının kenarında hafif, gizemli bir gülümseme belirdi.
— "Bulamazsın."
Merielle'in kaşları çatıldı.
— "Ne demek bulamam?"
— "Çünkü senin kitabın henüz yazılmadı."
Merielle şaşkınlıkla kadına baktı.
— "Yani... onu daha yeni mi elde edeceğim?"
Willow hafifçe başını salladı.
— "Bana istediğim birkaç şeyi getirirsen, sana kendi kehanet kitabını yazdırabilirim."
Merielle'in gözleri büyüdü.
— "Peki bunu nasıl yapacaksın?"
Willow cevap vermek yerine başını çadırın karanlık köşesine çevirdi.
— "Nyxara."
Karanlık köşeden hafif bir hareket sesi geldi.
Ardından gölgelerin arasından küçük bir peri süzüldü.
Bembeyaz teni, neredeyse tamamen siyah olan gözleriyle tezat oluşturuyordu. Sivri kulakları açıkça belli oluyor, uzun siyah saçları beline kadar uzanıyordu. Üzerindeki siyah elbisenin etekleri havada süzülürken hafifçe dalgalanıyordu.
Merielle istemsizce bir adım geriye çekildi.
Nyxara sessizce Willow'un yanında durdu.
Willow, Merielle'in şaşkın bakışlarını fark edip açıkladı:
—" Bu benim yazıcı perim. Nyxara, insanların kehanet kitaplarını yazabilir. Elbette yazmanın şartı olarak senden bir kaç bir şey isteyeceğim."
Merielle dikkatini yeniden Willow'a verdi.
— "Tamam. Bana ne istediğini söyle."
Willow'un gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
— "Cidden kararlısın."
— "Geçmişimi öğrenmek için ne gerekiyorsa yaparım."
Willow birkaç saniye Merielle'i inceledi.
— "En son buraya gelen genç de böyle söylemişti."
Merielle'in kalbi bir anlığına hızlandı.
Acaba... o kitabı yazan kişi miydi?
— "Kimdi? "
diye sordu hemen.
Willow cevap vermeden konuşmasına devam etti.
— "Bir siren kuyruğu, ejderha nefesi tütsüsü ve peri kanadı tozu."
Merielle şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
— "Bunların hepsini nereden bulacağım?"
Willow başını iki yana salladı.
— "Seni daha zeki sanıyordum Merielle."
Merielle hafifçe gözlerini devirdi.
Kadın kıkırdadı.
— "Siren kuyruğunu korsanlar getirir. Ejderha nefesi tütsüsünü Eldorwyn Ormanı'nda yaşayan bir trol satar. Peri kanadı tozunu ise ormanda bulabilirsin."
Merielle derin bir nefes aldı.
— "Bunları getirirsem kitabımı yazacaksın, değil mi?"
— "Elbette."
Willow bir an durdu.
— "Ama gerçekten geçmişini öğrenmek istiyor musun?"
Merielle'in yüzündeki ifade ciddileşti.
—" İstemeseydim burada olmazdım."
Willow başını hafifçe salladı.
— "Öyleyse yolun uzun."
Merielle ayağa kalktı.
— "O zaman vakit kaybetmemeliyim."
Çadırın kapısına yöneldiğinde Willow'un sesi arkasından geldi.
— "Merielle."
Merielle dönüp baktı.
— "Ne kadar uzağa gidersen git, bazı gerçeklerin seni bulacağını unutma."
Merielle birkaç saniye kadına baktıktan sonra hiçbir şey söylemeden çadırdan çıktı.
Güneş çoktan batmaya başlamıştı.
Merielle, Willow'un istediği malzemeleri düşünerek limana doğru ilerledi. Eldorwyn Ormanı'na ertesi gün gidecekti. Fakat siren kuyruğunu şimdi bulabilirse en azından bir işi aradan çıkarmış olacaktı.
Liman her zamanki gibi hareketliydi. Gemiler kıyıya yanaşıyor, korsanlar sandıkları taşıyor, denizden gelen tuzlu koku havaya karışıyordu.
Merielle birkaç korsanın yanına yaklaşıp dikkatlerini çekmek için hafifçe öksürdü.
İçlerinden biri ona döndü.
— "Evet, güzel hanım? Ne arıyorsun?"
Merielle biraz çekinerek sordu:
— "Siren kuyruğu... Var mı?"
Korsan şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
— "Siren kuyruğu mu?"
Sonra malları indiren genç bir çocuğa döndü.
— "Hey! Kalamar! Siren kuyruğu kaldı mı?"
Çocuk başını iki yana salladı.
— "Hayır kaptan. Az önce sonuncusunu da sattık."
Korsan Merielle'e döndü.
— "Üzgünüm. Senin gibi güzel bir hanıma yardımcı olamadığım için..."
Merielle kibarca gülümsedi.
— "Teşekkür ederim. Peki yenileri ne zaman gelir?"
— "Gemimiz bir haftalık sefere çıkacak. Döndüğümüzde yeni mallarımız olur."
Merielle iç çekti.
—" Yani bir hafta beklemem gerekiyor."
— "Maalesef."
Merielle biraz düşündü.
— "Peki... Ne kadar?"
Korsan kollarını bağladı.
— "Siren kuyruğu nadir bir şeydir. Yirmi altın sikke."
Merielle'in gözleri büyüdü.
Yirmi sikke...
— "Pekâlâ. Bir hafta sonra burada olacağım."
Korsan başını salladı.
— "Seni bekliyor olacağım."
Merielle limandan ayrılırken gökyüzünün rengi koyulaşmaya başlamıştı.
Yürürken zihninde tek bir soru vardı:
Acaba kehanet kitabımda ne yazacak?
Gerçek ailem kimdi?
Beni neden terk etmişlerdi?
Bu düşünceler zihninde dönüp dururken sonunda krallığın yüksek duvarlarını gördü.
Muhafızlar onu görünce kapıları açtı.
Merielle içeri girdi fakat kaleye doğru ilerlemeden önce kasabanın içinden geçti.
O anda insanların yüzlerini gördü.
Bazıları yorgunlukla duvarlara yaslanmış, bazıları dükkânlarını erken kapatıyordu. Hastalık hâlâ insanların günlük hayatını etkiliyordu.
Merielle'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
—"Bununla da ilgilenmem gerekiyor.Daha fazla beklersek bu hastalık daha kötü bir hâle gelebilir."
Bir at arabası bulup kaleye doğru ilerledi.
Kale koridorları her zamanki gibi sessizdi.
Merielle arabadan indikten sonra uzun koridorda ilerlerken karşısında Kraliçe Selene'yi gördü.
Selene onu görünce hemen yanına geldi.
— "Merielle! Bütün gün seni aradım. Nerelerdeydin?"
Merielle kısa bir süre duraksadı.
— "Biraz kaleden ayrıldım, majesteleri. Ormanda vakit geçirdim."
Selene dikkatle ona baktı, sonra gülümsedi.
— "Pekâlâ. Benimle gelmeni istiyorum."
— "Nereye?"
Kraliçe cevap vermedi ve ilerledi.
Merielle merakla kraliçeyi takip etti.
Bir süre sonra kalenin daha önce hiç görmediği bir bölümüne indiler. Taş merdivenler aşağı doğru uzanıyor, duvarlarda yanan meşaleler karanlığı aydınlatıyordu.
Sonunda büyük demir bir kapının önünde durdular.
Selene kapıyı açtı.
Merielle'in gözleri büyüdü.
Burası Windor Krallığı'nın hazinesiydi.
Odanın içinde irili ufaklı sandıklar sıralanmıştı. Bazılarının kapakları aralıktı ve içlerindeki altınlar meşale ışığında parlıyordu. Mücevherlerle dolu küçük kutular, eski kraliyet eşyaları ve değerli taşlar raflarda duruyordu.
Merielle hayranlıkla etrafına baktı.
— "Burası..."
Selene gülümsedi.
— "Krallığımızın hazinesi."
Sonra küçük bir keseyi Merielle'e uzattı.
— "Bunu al."
Merielle keseyi açtı.
İçinde altın sikkeler vardı.
— "Majesteleri, bu kadarına gerek yoktu."
Selene başını iki yana salladı.
— "Gerek vardı."
Merielle şaşkınlıkla ona baktı.
Selene'nin yüzündeki ifade yumuşadı.
— "Sen bana bu altınlardan çok daha değerli bir şey kazandırdın, Merielle. Oğlumu geri getirdin."
Merielle'in gözleri doldu.
— "Ben sadece yapmam gerekeni yaptım."
—" Ve ben de sadece sana teşekkür ediyorum."
Selene gülümseyerek odadan çıktı.
Merielle birkaç saniye daha hazinenin içinde kaldıktan sonra keseyi dikkatlice kapatıp onu yanına aldı.
Odasına çıktığında ilk fark ettiği şey Liora'nın orada olmadığıydı.
—" Liora?"
Cevap gelmedi.
Yemek saatine daha vardı. Merielle yeniden koridora çıktı ve onu aramaya başladı.
Tam o sırada karşısına Darian çıktı.
— "Bugün seni hiç göremedim."
Merielle hafifçe gülümsedi.
— "Biraz dışarı çıktım."
— "Güzel. Biraz hava almak iyi gelir."
Merielle etrafına bakındı.
— "Liora'yı gördün mü?"
Darian düşündü.
— "Şu küçük peri mi?"
Merielle başını salladı.
— "Evet."
— "Kendi kasabasına gitti. Arkadaşlarını görmek istediğini söyledi."
Merielle'in yüzü endişeyle gerildi.
— "Bana haber vermedi."
— "Merak etme. Hava aydınlıkken çıktı. Büyük ihtimalle bir sorun yoktur."
Merielle başını salladı.
— "Umarım."
Tam o sırada koridorun diğer ucunda Arthur ve Elera göründü.
Arthur onları fark edince yanlarına geldi.
— "Merielle! Liora'yı mı arıyordun?"
—" Evet. Darian onun kasabasına gittiğini söyledi."
— "Doğru. Sana haber verecektim ama bugün seni hiç göremedim."
Merielle başını salladı.
— "Anladım."
Elera gülümsedi.
— "Merielle, yarın benimle dükkânları gezmek ister misin?"
Merielle şaşkınlıkla baktı.
— "Dükkânları mı?"
Elera hafifçe güldü.
— "Doğru ya, sana haber vermedik. İki gün sonra Darian'ın uyanışını kutlamak için büyük bir şenlik düzenlenecek. Bizim güzel elbiselere bakabiliriz diye düşündüm."
Merielle'in yüzünde bir gülümseme belirdi.
— "Pekâlâ. Yarın beraber gezeriz."
Arthur ikisine bakıp gülümsedi.
— "İkinizin böyle iyi anlaşmasına sevindim."
Tam o sırada Vespera yanlarına geldi.
— "Kraliçemiz herkesi yemek salonunda bekliyor."
Herkes ana salona doğru ilerlemeye başladı.
Yemek salonunda uzun masa hazırlanmıştı.
Kristal avizeler ışıldıyor, gümüş çatal bıçaklar mum ışığını yansıtıyordu. Hizmetçiler sessizce servis yapıyordu.
Herkes yerini aldı.
Vespera oturduğu yerden sürekli Darian'a bakıyordu.
Yemek boyunca sarayda alışılmış o ağır sessizlik vardı.
Sonunda yemekler kaldırıldı.
Merielle odasına çekildiğinde artık gözlerini açık tutmakta bile zorlanıyordu.
Yatağına uzandı.
Bugün duyduğu her şey zihninde birbirine karışıyordu.
Willow...
Nyxara...
Kehanet kitabı...
Siren kuyruğu...
Ejderha nefesi...
Ve en önemlisi...
Gerçek ailesi.
Merielle gözlerini tavana dikti.
Kim olduğumu gerçekten öğrenebilecek miyim?
Bir süre sonra gözleri ağırlaştı.
Fakat zihnindeki tek düşünce hâlâ aynıydı:
Geçmişini öğrenmek için ne kadar ileri gitmesi gerekecekti?
