12. bölüm · KIZIL KEHANET

KARANLIĞA KARŞI BİR ŞİFA

Yagmur ★

Merielle, sabahın ilk ışıkları yüzüne vurduğunda gözlerini yavaşça açtı. Gecenin serinliği hâlâ ormanın üzerinde duruyordu. Ağaçların arasından süzülen soluk güneş ışıkları, yerdeki yaprakların üzerine ince altın çizgiler bırakıyordu.
Tam doğrulacakken yakından gelen seslerle irkildi.
Kurbağaların çıkardığı boğuk sesler ve arada bir duyulan küçük kahkahalar ormanın sessizliğini bozuyordu. Merielle başını kaldırıp sesin geldiği yöne baktı. Biraz ileride, kraliçe kurbağa ve hizmetçilerinin ormandan geçtiklerini fark etti.
Yanında uyuyan peri de gözlerini ovuşturarak uyandı.
— "Günaydın"
dedi uykulu bir sesle.
Merielle gülümsedi.
— "Günaydın. Hadi, bu saatlerde yola çıkarsak hava kararmadan krallığa varabiliriz."
Peri küçük kanatlarını açıp gerindi.
— "Haklısın. Hem sarayı görmek için sabırsızlanıyorum!"
İkisi de eşyalarını toparladıktan sonra geçit kapısına doğru yürümeye başladı. Ormanın sabah hâli her zamankinden daha güzeldi. Yaprakların üzerinde çiğ damlaları parlıyor, uzaktan kuşların sesleri duyuluyordu. Peri ise yol boyunca gördüğü neredeyse her şeye hayranlıkla bakıyordu.
Bir süre sessiz ilerledikten sonra Merielle merakla ona döndü.
— "Bu arada... Adın neydi?"
Peri gülümseyerek ona baktı.
— "Liora. Seninki ne?"
Merielle kısa bir kahkaha attı.
— "Benimki de Merielle."
Bir süre daha yürüdüler. Ardından Merielle, aklındaki soruyu daha fazla tutamadı.
— "Orada... hiç bir arkadaşın benimle gelmek istemedi. Sen neden geldin?"
Liora'nın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra gözlerini yere indirdi.
— "Belki fark etmişsindir... Ben diğer perilere göre biraz farklıyım."
Merielle ona baktı. Liora'nın teni diğer perilerden daha koyuydu. Fakat bu, Merielle'ye göre onu diğerlerinden daha az güzel yapmıyordu.
— "Diğer perilere göre daha esmerim"
dedi Liora. Bu yüzden çoğu zaman beni dışladılar. Kimse açıkça kötü davranmıyordu ama... Ben istenmediğimi anlayabiliyordum.
Merielle'in yüzü ciddileşti.
— "Cidden mi?"
Liora başını salladı.
— "Belki krallığa gelirsem her şey değişir diye düşündüm. Yeni bir yerde yeniden başlayabilirim."
Merielle birkaç adım sessizce yürüdü. Sonra hafifçe gülümsedi.
— "Saçmalama. Bu ten rengi sana çok yakışıyor."
Liora şaşkınlıkla ona baktı.
— "Gerçekten mi?"
—" Tabii ki. Hem... durumlarımız biraz benziyor."
Liora'nın kaşları hafifçe çatıldı.
— "Nasıl yani?"
Merielle bir süre düşündü.
— "Ben de kızıl gözlerim yüzünden kasabamdan kovuldum."
Liora'nın yüzündeki şaşkınlık birkaç saniye sürdü.
— "Sen de mi dışlandın?"
— "Evet."
Merielle derin bir nefes aldı.
— "Ama şu anda daha güzel bir yerdeyim."
Liora'nın gözleri parladı.
— "Gerçekten krallık o kadar güzel mi?"
Merielle gülümsedi.
— "Hem de çok. İstersen benim odamda kalırsın. Yanımda bir yatak daha hazırlatabiliriz."
Liora bir anda havaya yükselip kendi etrafında küçük bir tur attı.
— "Yaşasın!"
Merielle onun bu hâline gülmeden edemedi.
Bir süre sonra nihayet geçit kapısına ulaştılar. Merielle taşları dikkatlice yerlerine yerleştirdi. Ağaçların dalları birbirine doğru uzandı ve kısa süre içinde önlerinde parıldayan geçit açıldı.
İkisi de geçitten geçti.
Karşılarına yine bildikleri orman yolu çıktı.
Merielle birkaç adım attıktan sonra etraftan gelen sesleri fark etti.
— "Duydun mu?"
Liora başını kaldırdı.
— "Neyi?"
Uzaklardan konuşma sesleri geliyordu.
Merielle sessizce sesin geldiği yöne ilerledi. Bir ağacın arkasına geçtiğinde ileride iki kişinin dinlendiğini gördü. Bir prens ve yardımcısı, büyük bir ağacın dibinde oturuyordu.
Merielle birkaç saniye öylece baktı.
Liora yanına yaklaşıp fısıldadı:
— "Bir sorun mu var?"
Merielle hemen başını iki yana salladı.
— "Hayır, bir şey yok."
İkisi sessizce yollarına devam etti.
Merielle, prensin onu fark etmediğini düşünüyordu.
Ama prens başını kaldırmış ve onu görmüştü...
Uzun süren yolculuğun ardından sonunda Windor Krallığı'nın surları göründü. Yüksek taş duvarların üzerinde rüzgârda dalgalanan bayraklar vardı.
Merielle'in içi yeniden heyecanla doldu.
Liora ise gözlerini kocaman açmıştı.
— "Burası gerçekten inanılmaz..."
Tam o sırada kapının üzerindeki muhafızlardan biri onları fark etti.
— "Prens Arthur! Geldiler."
Muhafızlar kapılar hızla açıldı.
Arthur onları görünce hemen yanlarına geldi.
— "Şükürler olsun, iyisin!"
Sonra Liora'ya döndü.
— "Bilgin peri bu mu?"
Liora başını salladı.
— "Evet, benim."
Arthur gülümsedi.
—" Windor Krallığı'na hoş geldin... Adın neydi?"
Liora kıkırdadı.
— "Liora."
Arthur başını salladı.
— "Windor Krallığı'na hoş geldin, Liora."
Kısa bir süre sonra at arabasına bindiler ve saraya doğru ilerlemeye başladılar.
Liora yol boyunca dışarı bakıyordu. Merielle ise onun heyecanını izleyip gülümsüyordu.
Saraya vardıklarında kral ve kraliçe onları ana salonda bekliyordu.
Merielle ve Liora içeri girdikten sonra Liora'nın gözleri tavandaki işlemelere, yüksek pencerelere ve duvarlardaki tablolara takıldı.
— "Burası... çok büyük "
diye fısıldadı.
Merielle gülümsedi.
— "Alışman biraz zaman alabilir."
Kral Alaric ve Kraliçe Selene, Liora'yı sıcak bir şekilde karşıladı. Ardından Arthur birkaç hizmetçiyi çağırdı.
— "Merielle'nin odasına Liora için de bir yatak hazırlayın."
Liora'nın yüzü aydınlandı.
— "Teşekkür ederim, Majesteleri."
Bir süre sonra Merielle, Arthur ve Liora birlikte kütüphaneye gittiler.
Liora kütüphanenin tam ortasına geçti.
Gözlerini kapattı ve anlaşılması zor birkaç kelime fısıldadı.
Bir anda rafların arasından altın renginde küçük ışık parçacıkları yükselmeye başladı. Toz gibi görünen bu parçalar havada süzülerek Liora'nın etrafında dönüyordu.
Arthur şaşkınlıkla sordu:
— "Ne yapıyor?"
Merielle gülümsedi.
—" Kitaplarla bağ kuruyor."
Birkaç dakika sonra Liora gözlerini açtı.
— "Tamam. Bana aradığınız şeyin özelliklerini söyleyin."
Merielle tek tek anlatmaya başladı.
— "Sadece uyuyor, nefes almak dışında hiç bir yaşam belirtisi göstermiyor."
Liora bir anda havalandı ve rafların arasında süzülmeye başladı. Altın gözleri kitapların üzerinde geziniyordu.
Sonunda bir kitabın önünde durdu.
Kitabı çekip Merielle'e uzattı.
Merielle kapağı okudu.
—"Kara Büyü Şifaları."
Arthur ve Merielle birbirlerine baktılar.
Arthur'un yüzündeki şaşkınlık hemen belli olmuştu.
— "Demek... Darian'ınki bir hastalık değilmiş."
Merielle kitabı masaya koydu.
— "Sanırım öyle."
Sayfaları hızla çevirmeye başladı.
Saatler süren araştırmanın ardından sonunda bir tarifte durdu.
— "Buldum."
Arthur hemen yanına yaklaştı.
Merielle iksirin adını okudu.
— "Arınmış Ruh İksiri."
İksirin tarifini sesli okumaya başladı:
— Kristal Bataklık'ta yetişen altın lotus... Döngü Ormanı'nın zümrüt yaprakları... Peri kanadı tozu ve...
Bir an durdu.
—"Lunaris suyu"
Arthur kaşlarını çattı.
—"Lunaris suyu mu? Bunu daha önce duymuştum Dolunay geceleri Deniz kızlarının topladığı gümüş gibi parlayan su..."
Sonrasında Merielle'ye döndü ve
— "Bunların hepsini nasıl bulacağız?"
Merielle düşündü.
— "Altın lotus ve peri kanadı tozu kolay. Ama diğer ikisini bulmak çok zor olacak."
Arthur başını salladı.
— "O zaman yarın gidip altın lotusu alırız. Sonraki gün Döngü Ormanı'na gideriz. En son da Lunaris Suyu 'nu buluruz."
Merielle gülümsedi.
— "Evet. En iyisi böyle."
Tam o sırada kütüphanenin kapısı açıldı. Kral Alaric ve Kraliçe Selene içeri girdi.
Selene endişeyle sordu:
— "Darian'ın hastalığını buldunuz mu?"
Merielle kitabı kapattı.
— "Hastalık değil, Majesteleri. Kara büyü."
Selene'nin yüzündeki renk değişti.
— "Kara büyü mü? Ama kim neden Darian'a böyle bir şey yapsın?"
Merielle başını iki yana salladı.
— "Bilmiyorum. Ama merak etmeyin. İksiri bulduk. Darian'ı iyileştirebiliriz."
Kralın yüzündeki gerginlik biraz olsun azaldı.
Herkes kütüphanede endişeli bir şekilde konuşurken kapı yeniden açıldı.
Vespera içeri girdi.
— "Kraliçem..."
Selene ona döndü.
— "Ne oldu?"
Vespera'nın yüzü ciddiydi.
— "Kasabadaki hastalıklar ilerlemeye başladı."
Merielle hemen ayağa kalktı.
— "Ne hastalığı?"
Arthur da ona döndü.
— "Kasabamızda adını bilmediğimiz bir hastalık var."
Merielle hiç düşünmeden karar verdi.
— "Gidip bakmak istiyorum."
Arthur kaşlarını kaldırdı.
— "Emin misin? Bugün zaten yeterince yoruldun."
— "Eğer zamanla kötüleşirse düzeltemeyebiliriz."
Arthur birkaç saniye sustu.
— "O zaman ben de geliyorum."
Merielle başını salladı.
Arthur hazırlandı ve ikisi birlikte saraydan ayrıldı.
Kasabaya vardıklarında hava çoktan serinlemeye başlamıştı.
İlk eve girdiklerinde Merielle hastanın yanına çömeldi. Ateşini kontrol etti, gözlerine ve ellerine baktı.
— "Ateşi çok yüksek değil"
Arthur hemen su getirdi.
— "Bunu yapması yeterli mi?"
— "Şimdilik."
Merielle küçük bir şişede hazırladığı iksiri hastaya uzattı ve
— "Bunu için, sizi daha iyi yapacaktır."
Arthur dikkatlice hastaya yardımcı oldu.
Sonraki evde ise Merielle küçük bir kazanın başında iksir kaynatırken Arthur hastaların ateşini düşürmeye çalıştı.
Saatler geçtikçe ikisinin de yorgunluğu artıyordu.
Üçüncü evden çıktıklarında gökyüzü turuncudan mora dönmüştü.
Merielle gökyüzüne baktı.
— "En iyisi geri kalanını yarın yapalım."
Arthur başını salladı.
— "Evet. Hem senin de dinlenmen gerekiyor."
Saraya döndüklerinde Merielle doğrudan odasına çıktı. Üzerini değiştirdi, saçlarını çözdü ve yatağın kenarına oturdu.
Bugün öğrendiği her şey zihninde dönüp duruyordu.
Darian'ın hastalığı...
Kara büyü...
Kasabadaki hastalık...
Ve bütün bunların arkasında kimin olduğunu bilmemek...
Merielle daha fazla düşünemeden kendini yatağa bıraktı.
Gözleri ağırlaştı.
Çok geçmeden derin bir uykuya daldı.