5. bölüm · Kızıl Ateşi

Ölüm

Nurefşan Güran

1 Hafta Sonra

O adamın sözlerinin üzerinden 1 hafta geçmiş hâlâ O gelecek zamanı bekliyordum. Yine son 5 geceki gibi gözüme uyku girmemişti. Oswin'nin uyanmasını bekliyordum. Kalkma süresini epey geçmişti, uyan artık uykucu dememe rağmen herhangi bir kıpırdama yoktu. Endişeyle sert bir şekilde sarstım. Öksürerek uyandı, kıpkırmızı gözlerle boğazım ağrıyor abla dedi. Hayır, dedim hayır benim kardeşime hiç bir şey olmayacak buna izin vermeyeceğim, aklıma kötü şeyler getirmemeye çalışıyordum. Ama ne kadar kendimi kandırsam da gerçeğin ne olduğunu biliyordum. Askerlere teslim etsem, onu da doktorların yanına götürsünler düşüncesinden, giden hastalardan bir daha haber gelmediğini hatırlayıp vazgeçtim. Onu götürecek ve gözüm gibi bakacaktım. Tamam geçecek sadece üşütmüşsün, geçecek diyerek gülümsedim. Artık gitmemiz gerektiğini düşünüyorum, olabildiğince normal davran olur mu askerlerin yanlış anlamasını istemeyiz . Kafasını salladığında bir minderi eline verdim, yorganımızı da kucaklayarak meydandan çıktık. Yine evsizdik, yine kalacak bir yerimiz kalmamıştı. Oswin'i bu hasta haliyle ev bulmak için ne kadar gideceğimizi bilmediğim bir yola sokamazdım. Geriye tek bir yer kalıyordu, ahır. Geldiğimiz yere geri dönecektik o pislik içinde daha çok hastalanacağını düşünüyordum ama başka bir şansımız yoktu ahırın kapısının önüne vardığımızda yorganı oswin'e sarıp orada beklemesini söyledim. İçeri girdiğimde tozdan nefes alınamayacak haldeydi elime içi boş bir çuval alıp tozu dışarıya doğru yönlendirdim kardeşimi yatıracağım yere silkelediğim çuvalları dizerek yerle arasına bir perde çekmiş oldum. Oswin'in yanına vardığımda daha kötü hale gelmişti, boğazları şişmiş, yanakları ateşten dolayı kızarmıştı doğruca içeri soktum. Minderi, kafasının altına yorganıda yarısını altına, yarısını üstüne gelecek şekilde serdim. Yanına oturdum dağınık saçlarını okşadım sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim dedim. Konuşurken sesim titrek çıkmış gözlerim dolmuştu. Oswin abla çok üşüyorum, lütfen, çok üşüyorum dediğinde elimi alnına götürdüm, cayır cayır yanıyordu ve bir şey yapamıyordum. Atların içmesi için konulmuş ama geçen uzun zaman içerisinde azalmış ve kirlenmiş suya üstümdeki yeşil elbiseyi yırtarak batırdım. Oswin'in üstünden yorganı çektim ve alnına ıslak elbise parçamı koydum, bir süre öyle kaldı. Sürekli bir şeyler sayıkladı. Ben de rahat etsin diye biraz uzakta oturuyordum. Gecenin ilerleyen saatlerinde ben uykuyla uyanıklık arasındayken oswin bana seslendi abla yanıma yatar mısın? Yatarım tabi ama sen raha- abla seni şuan yanımda istiyorum lütfen diyen titrek sesiyle cümlemi yarıda bırakmıştı. Yanına dikkatle yattım, kolumu omzunun üstüne doğru uzattığımda bana sımsıkı sarıldı, seni seviyorum abla, yaptığın herşey için çok teşekkür ederim dedi. Bende seni çok seviyorum ama bu bir veda değil, seni bırakmayacağım bunu biliyorsun değil mi? Şiddetli bir öksürükten sonra bunun bir veda olduğunu sen de biliyorsun abla ben annemin, babamın ve abimin yanına gideceğim , mutlu olacağım benim için üzülme dedi. Öyle bir şey olmayacak dedim artık sesim yüksek çıkıyordu seni bırakmayacağım. Artık kendimi tutamıyordum, ağlamaya başlamıştım. Benim küçük kardeşim ise büyük bir kabullenişle oldukça sakindi, sence canım çok acır mı? Ya da diğer insanların çok acımış mıydı? Asla, dedim iyi insanlar acı çekmezler, beni anlıyorsun değil mi acı yok! Ama ben şuan acı çekiyorum abla ben kötü bir insan mıyım? Değilsin sen benim gördüğüm en iyi insansın bu senin ölmeyeceğini işaret eder, derken umarım öyledir diyen kardeşimin gözleri yavaşça yukarı doğru kayıyordu. Hayır diye bağırdım, beni bırakamazsın, sürekli aynı şeyleri tekrarlıyordum ama o çoktan gitmiş beni cesediyle yanlız bırakmıştı. Artık ağlamıyordum. Hiç bir şey hissetmiyordum aklımdan geçen tek bir şey vardı öldür kendini...

Yaşama sebebim gitmişti, yaşaman için bir sebep kalmadığında hayatta kalmanın bir önemi var mıydı?

Duygularımı ve beynimin kontrolünü kaybetmiş şekilde sivri bir tahta parçasını boynuma dayadım, ölüm benim kaderimdi, tam batıracakken karşımda uzun boylu, yapılı, siyah saçlarının arasında kül rengi karışmış bir adam fırlattığı küçük sivri şey elimde ki tahtayı paramparça etti. Adam yavaş adımlarla bana yaklaştı ölmek için çok genç ve güzel olduğunu düşünüyorum, dedi olabildiğince sırıtarak, ben daha hareket edemeden bana sıkıca sarıldı, hiç bir şey hissetmeyeceksin dedi ve boynumun sağ köşesine sertçe bastırdı. Ben kendimi onun kollarına bırakırken gördüğüm son şey onun siyah gözleriydi.