6. bölüm · KIYAM -DÜZENLENDİ-
𝓥𝓘. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
806 Yılı / Güney İmparatorluğu
"İnsanlar, yasaklı ormanın içinde yalnızca canavarların yaşadığını düşünür. Oysa asıl korkutucu olan şey insanlardır. Bu dünyada insanlardan daha korkutucu bir varlık olamaz..."
"Çocukken yaşlıların anlattığı hikâyeleri dinlerdim. Toprakların altında yaşayan cücelerden, ay ışığında yürüyen elflerden, karanlık çöktüğünde isimlerini bile söylemeye cesaret edemedikleri yaratıklardan bahsederlerdi. Sonra büyüdük. Ve bize bunların birer masaldan ibaret olduğunu söylediler."
"Ama insan bazen düşünüyor... Eğer hepsi birer masalsa, neden hâlâ herkes ormandan korkuyordu?"
Kirill birkaç adım önümdeydi. Nord ise her zamanki gibi çevreyi izliyor, en ufak sesi bile kaçırmamaya çalışıyordu. Sessizlik ilk kez Terra tarafından bozuldu.
"Bir şey soracağım," diye mırıldandı sessizce.
Başımı kaldırdığımda Terra beni baştan aşağı süzerek, "Aslında hep böyle miydin?" diye sordu.
Kaşlarımı çattım. "Nasıl yani?"
"Kulakların," diye ekledi Vira.
Nord boğazını temizledi. Ben birkaç saniye boyunca ne diyeceğimi bilemedim. Sonra elim istemsizce kulağıma gitti. "Doğuştan yani..." diyebildim sadece.
"Şaşırtıcı," diye girdi araya Kirill.
"Senin için olabilir," dedim sessizce.
"Hayır," dedi Vira. "Şaşırtıcı olan şey bunun bu kadar uzun süre saklanabilmiş olması. Ayrıca dürüst olmak gerekirse gözlerinin bu kadar dikkat çekici olduğunu ilk fark ettiğimde şaşırmıştım."
"Ne?" diye bağırdım şaşkınlıkla. Terra bu kez dayanamayıp güldü.
"Ne yapayım?" dedi Vira omuz silkerek. "İnsanın gözleri de saçları kadar dikkat çekebiliyor."
Nord'un dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı. Bu adamın güldüğüne ilk kez şahit oluyordum. "Bense başta farklı bir şey olduğunu düşünmüştüm. Sonuçta elf olduğunuzu kimse açıkça söylemiyordu," dedi Nord.
"Harikasınız."
"Teşekkür ederiz," dediler hep birlikte.
"Bu iltifat değildi!"
Terra'nın kahkahası ormanın içinde yankılandı.. Kirill ise tam önümde durmuş şekildeydi. Sakin bir sesle konuştu. "Saçların daha dikkat çekici."
"Ne?" Diye sordum şaşkınlıkla.
"Kulaklarını saklayabilirsin." dedi. "Ama saçlarını değil, bana birini hatırlatıyorsun."
Rüzgâr ağaçların arasından geçti. Kızıl saçlarım omuzlarımın üzerinden savruldu. İlk kez onları saklamaya çalışmadığımı fark ettim. Kirill kısa bir an durdu. Bakışları omzumun üzerinden saçlarıma kaydı.
"Hiçbir imparatorlukta böyle bir renk yok." Dedi.
"Bunu iltifat olarak mı almalıyım?"
"Nasıl kabul etmek istersen." Dedi omuz silkti.
Nord başını iki yana salladı. "İşte yine başladı."
Terra merakla baktı. "Ney?"
"Birde insanları incelemem diyordu." diye mırıldandı Nord.
Bu kez Vira gerçekten güldü. Kirill derin bir nefes verdi. "Keşke sizi orada bıraksaydım." dedi.
"Artık çok geç." dedi Nord gülerek.
Kirill birkaç adım önümde durmuş yukarıyı inceliyordu. Uçurumun kenarı buradan bakınca daha da yüksekte görünüyordu. Dik kayalıklar neredeyse dümdüz uzanıyordu yukarıya doğru. Nord ise kayanın birine yaslanmış etrafı süzüyordu. Terra ile Vira çoktan farklı noktalara gidip çıkış yolu aramaya başlamıştı.
"Buradan çıkamayız," dedi Nord sonunda.
Terra yukarıdaki kayalık yüzeye bakıp kaşlarını çattı. "O halde deneriz."
Saniyesinde bir kayanın çıkıntısına tutunup yukarı tırmanmaya başladı. İlk birkaç saniye gerçekten başarılı gibiydi. Sonra ayağının altındaki taş yerinden oynadı.
"Terra—" dedi Vira.
Geç kaldı. Taşla birlikte Terra'nın dengesi bozuldu. Bir anda kuru yaprakların arasından kayarak tekrar aşağı yuvarlandı. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Nord sakince konuştu. ''Etkileyiciydi."
Terra yerden başını kaldırdı, saçlarının arasında yapraklar vardı. "Sana da denetebilirim istersen." dediğinde Nord gülerek önüne döndü. Vira kardeşine el uzatıp ayağa kaldırdı. "Çıkamıyoruz," dedi.
Bu sözlerden sonra kısa bir sessizlik oldu. Hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk. İçeri girmiştik. Ama çıkış yoktu. Kirill sonunda arkasını dönüp ormanın derinliklerine baktı. Ağaçlar birbirine o kadar sık geçmişti ki birkaç metre sonrasını görmek bile zordu. İnce gri sis dalların arasında dolaşıyor, gölgeleri olduğundan daha büyük gösteriyordu.
"O zaman," dedi sakin bir sesle, "ilerleyeceğiz."
Başka seçeneğimiz yoktu zaten. Ormanın içine doğru yürümeye başladığımızda zaman hissi kayboldu. Güneş ışığı dalların arasından güçlükle geçebiliyordu. Bazen önümüzden küçük gölgeler geçiyor ama dönüp baktığımızda hiçbir şey göremiyorduk. Bir noktadan sonra kendi adımlarımız bile tuhaf gelmeye başladı. Bir süre sonra önümde yürüyen Nord aniden durdu. Hepimiz refleksle yavaşladık.
"Elinizi silahlardan çekmeyin," dedi alçak sesle.
Hava değişmişti aniden burnuma metal kokusu geldi önce. Ardından... duman.
Kirill'in bakışları daraldı. "Burada birileri var."
Tam o anda sağ taraftaki çalılık sert şekilde hareket etti. Terra yayı eline aldı. Vira belinde taşıdığı baltasını çekip ilerledik ama çalıların arasından çıkan şey beklediğimiz gibi bir yaratık olmadı. Kısaydı. Oldukça kısa. Kalın zırhlar giymiş. Sakalı neredeyse kemerine kadar uzanıyordu. Elinde tuttuğu baltanın boyu neredeyse kendi kadardı.
Ve yalnız değildi. Ağaçların arasından birer birer başka gölgeler çıkmaya başladı. Ağır zırhlı, kısa boylu savaşçılar bizi çevreliyordu. Baltalarının metal yüzeyi loş ışıkta parlıyordu.
Nord kaşını hafifçe kaldırdı "...Cüce lan bunlar," dedi.
"Dev!," dedi içlerinden biri karşılık olarak parmağını bize salladı.
Bu sırada içlerinden biri öne çıktı. Diğerlerinden daha yaşlı görünüyordu. Gri sakalının arasına küçük metal halkalar geçirilmişti. Sert bakışları hepimizin üzerinde tek tek dolaştı. Sonra elindeki sopasını yere vurdu. Ardından gözleri bana kaydı. Bakışı bir anda değişti. Şaşkınlık. Sonra... başka bir şey. Yaşlı cüce birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Özellikle kulaklarıma. Ve dudaklarından çok sessiz bir kelime döküldü. "...Elf."
Hiç kimse konuşmadı birkaç saniye boyunca. Ağaçların arasından yükselen ince sis, ayaklarımızın çevresinde dolaşıyor; cücelerin zırhlarından gelen metal sesleri sessizliğin içinde daha sert duyuluyordu. Baltalarının ağızları hâlâ aşağı inmemişti. Bizi çevrelemeye devam ediyorlardı.
Kirill hafifçe önümde duracak şekilde yer değiştirdi. Nord'un bakışları keskinleşmişti yalnızca yaşlı cüceyi izliyordu. Yaşlı cüce ağır bir adım attı. Zırhının üzerinde işlenmiş eski semboller loş ışıkta belli belirsiz parlıyordu. Gözleri hâlâ bendeydi.
"Bu kulakları..." dedi yavaşça, "en son çok uzun zaman önce gördüm."
Nord sonunda sessizliği bozdu. "Bizi tanıyor gibisin."
Yaşlı cücenin bakışları kısa süreliğine ona kaydı. Sonra tekrar bana döndü. "Sizi değil," dedi. "Ama onun ne olduğunu biliyorum."
Terra kaşlarını çattı. "Eğer biliyorsan," dedi dikkatli bir tonla, "o zaman silahlarınızı indirmeniz gerektiğini de biliyor olmalısınız."
Cücelerden biri homurdandı. Baltasını biraz daha kaldırdı. "Devlere güvenilmez."
"Biz dev değiliz! Ayrıca biz de size güvenmiyoruz," dedi Vira.
Etraf birkaç saniye içinde yeniden gerilmişti. Havada küçücük bir kıvılcım bile savaş çıkarmaya yeterdi. Ama yaşlı cüce elini kaldırınca diğerleri sustu. Baltasını yere vurdu.
"Burada konuşamayız," dedi. "Orman dinler."
Bu söz, diğer cücelerin bile huzursuzca etrafa bakmasına neden oldu.
Nord kısa bir nefes verdi. "Harika," dedi kuru bir sesle. "Şimdi ise delirmiş bir ormanın içine düştük."
"Bu orman delirmiş değil," dedi yaşlı cüce sertçe. "Yaşıyor."
İçimde tuhaf bir ürperti dolaştı. Çünkü bunu söylerken yalan söylemiyordu, gözlerinden her şey belliydi. Ormanın içindeki o görünmeyen baskıyı... ağaçların arasından üzerimize çevrilen bakışları... sanki bulunduğumuz yere ait olmayan bir şey sürekli bizi izliyordu.
Yaşlı cüce arkasını döndü. "Bizi takip edeceksiniz."
"Ya istemezsek?" dedi Vira.
Cüce başını hafifçe yana çevirdi. "İstemek zorundasınız," dedi sakince. "Çünkü gece yaklaşırken bu ormanda yalnız kalırsanız... sabahı göremezsiniz."
Cüceler yavaşça hareket etmeye başladılar. Ağır zırhlarına rağmen şaşırtıcı derecede sessiz ilerliyorlardı. Ellerindeki fenerler loş turuncu ışıklar yayıyor, sisin içinde küçük gölgeler oluşturuyordu.
Kirill birkaç saniye boyunca yaşlı cücenin arkasından baktı. Sonra bana döndü.
"Yürüyebilir misin?" Ses tonu önceki alaycı hâlinden uzaktı artık.
"Evet." diye mırıldandım. Kirill bakışlarını üzerimde birkaç saniye tuttu. Düşüşten sonra üzerimde yara olup olmadığını inceliyordu. Sonra sessizce önümden geçip yürümeye başladı.
Nord yanımdan geçerken alçak sesle konuştu. "Bugün resmen muhafızlar yüzünden ölümden döndün biz olmasaydık, şanslısın."
Yüzüne baktım gözlerinin içinde alay vardı. Arkasından Terra hafif koşarak yanıma geldi hemen "İki kez," dedi düzelterek. "Uçurumdan düşüşü saymadın."
"Saymadım," dedi Nord. "Çünkü düşerken Dük'ü de yanında götürdü."
Vira'nın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. "Bu kısmı gerçekten etkileyiciydi."
"İsteyerek yapmadım!" dedim hemen.
Önden Kirill'in sesi geldi. "Buna hâlâ tam emin değilim, küçük elf."
Gözlerim büyüdü. Terra resmen kahkaha atmaya başladı. Yanaklarımın ısındığını hissettim ama hiçbir şey söylemedim.
Önümüzde uzanan karanlık tünel benzeri patikaya girdiklerinde hava daha da soğudu. İlerledikçe ağaçlar sıklaştı. Dallar gökyüzünü tamamen kapatıyordu artık. Yaşlı cüce önde yürüyordu arkasında diğer cüceler vardı. Ağır zırhlarına rağmen şaşırtıcı derecede sessiz hareket ediyorlardı. Baltalarının metal yüzeyleri bazen ışığı yakalıyor, sonra tekrar karanlığa gömülüyordu.
Biz de onların arkasından ilerliyorduk. Ormanın içi gittikçe değişiyordu. Başta yalnızca karanlık ve sessizdi. Ama şimdi... farklıydı. Ağaçlar büyümüş gibiydi. Gövdeleri normalden fazla kalın, dalları birbirine geçmiş haldeydi. Bazılarının kabuklarında eski semboller vardı. İlk bakışta doğal çatlaklar gibi görünüyordu ama dikkatli bakınca bilinçli şekilde işlendiği anlaşılıyordu.
Bir noktada durup o işaretlerden birine baktım. İnce çizgiler birbirine dolanıyor, sonunda tek bir şekil oluşturuyordu. Garip olan şey ise... Anlamını bilmiyor olmama rağmen sembol bana yabancı gelmemişti. Sanki daha önce görmüştüm.
"Yürü." Kirill'in sesi düşüncelerimi böldü. Ne zaman yanıma yaklaşmıştı fark etmemiştim. Omzunun üzerinden baktığında gözleri kısa bir an duvardaki sembole kaydı. Kaşları belli belirsiz çatıldı ama hiçbir şey söylemedi.
Yol gittikçe daralmaya başladı. Ağaçların yerini artık taş duvarlar alıyordu. İlk başta doğal kaya sandım. Sonra fark ettim. Bu bir geçitti. Eskiydi. Çok eski.
Yer yer çökmüş sütunlar, yosun tutmuş taş kemerler ve toprağın yarısına gömülmüş heykeller görünmeye başlamıştı. Heykellerin yüzleri parçalanmıştı ama kulakları...
Sivriydi.
Nord bunu fark eden ilk kişi oldu. Bakışlarını heykellerin üzerinde gezdirdi.
"Burası ne?"
Yaşlı cüce cevap vermedi hemen. Bir süre sessizce yürümeye devam etti. Sonra ağır bir nefes verdi. "Unutulan şehir." dedi.
Terra kaşlarını çattı. "Bu bir açıklama değildi."
Önden ilerleyen yaşlı cüce sonunda durdu. Fenerini kaldırdı ve o an önümdeki manzarayı ilk kez tam anlamıyla gördüm. Ağaçların ve sisin ardında... devasa taş yapılar yükseliyordu. Yarım yıkılmış kuleler. Sarmaşık köklerle sarılmış merdivenler. Camları çoktan kırılmış uzun kemerli yapılar.
Doğa, şehrin içinden geçmişti resmen. Bazı binaların arasından ağaçlar büyüyor, taş yolların üstü yosun ve sarmaşıklarla kapanıyordu. Ama buna rağmen... orası hâlâ görkemliydi. Yıkılmış olsa bile. Kirill gözlerini kısmış yapıları inceliyordu. Nord'un yüzündeki ifade ilk kez gerçekten değişmişti. Terra ile Vira bile sessizleşmişti. Yıllardır herkesin masal diye anlattığı şeyler artık önümüzde duruyordu ve bunlar daha bir kısmıydı.
Yaşlı cüce yavaşça arkasını döndü. Bakışları doğrudan bana kaydı. "Elfler, eskiden burada yaşardı."
Yıkık, harabe şehrin tam ortasına ilerleyerek durdum bir süre etrafa baktığım sırada birinin beni izlediğini hissettim.
Kirill bunu fark etti. Bakışları hemen bana kaydı. "N'oldu?"
Gözlerim, taş yapının en üst kısmına kilitlenmişti. Orada biri durmuştu. Uzun bir siluet. Beyazı andıran soluk kıyafetler içinde hareketsiz şekilde bizi izliyordu. Sonra... Beklenmedik bir anda kayboldu.
Nord hemen elini kılıcına attı. "Yalnız değiliz!''
Nord'un sesi taş yapıların arasında yankılanırken hava bir anda değişti. Az önceki sessizlik artık huzurlu değil, gerilmiş bir ipin kopmasına saniyeler kalmış gibi ağırdı.
Kirill gözlerini hâlâ o siluetin kaybolduğu yere dikmişti. En üstteki kırık kemerin ardında artık hiçbir şey görünmüyordu. Sadece rüzgâr vardı. Yıkılmış sütunların arasından geçerken rüzgâr uğulduyordu.
Vira yavaşça yayını kaldırdı. Oku henüz yerleştirmemişti ama parmakları hazır bekliyordu. Terra birkaç adım yana kayıp etrafı süzmeye başladı. İkizlerin bakışları aynı anda farklı yönlere kayıyordu; sanki görünmeyen bir hareketi yakalamaya çalışıyorlardı.
Gözlerimi o noktadan ayıramıyordum. O kişi... gerçekten oradaydı. Hayal değildi. Uzun, ince bir siluet. Ve garip olan şey korkudan çok... tanıdık hissettirmesiydi. Sebebini bilmiyordum ama içimde tuhaf bir his dolaşıyordu. Sanki bu harabeler beni tanıyordu.
Kirill birkaç adım öne çıktı. Çizmelerinin altında kırılmış taş parçaları ezildi.
"Ortaya çık," dedi sakin ama net bir sesle.
Cevap gelmedi. Sadece yukarıdaki devasa taş kemerin ardından birkaç küçük taş parçası aşağı düştü. Hepimiz aynı anda başımızı kaldırdık. Ama yine kimseyi göremedik.
Nord kaşlarını çattı. "Bizi izliyor."
"Evet," dedi Kirill kısa bir şekilde. "Ve saklanmak konusunda oldukça iyi."
Yaşlı cüce huzursuz görünüyordu. Kalın parmakları bastonunun üst kısmını sıkıca kavramıştı. Gözleri harabelerin karanlık noktalarında dolaşıyordu.
"Burada fazla oyalanmamalıyız..." dedi alçak sesle. "Unutulan şehir geceleri sessiz olmaz."
"Ne demek o?" diye sordum istemsizce.
Cüce cevap vermeden önce kısa bir an sustu. Sanki söylemek istemediği şeyleri tartıyordu.
"Bu yer..." dedi sonunda, "eskiden yaşayan bir şehirdi. Sadece elfler değil. Büyücüler, şifacılar, cüceler... herkes bir aradaydı. Sonra ayin oldu."
Rüzgâr biraz daha sert esti. Harabelerin arasındaki eski kumaş parçaları hafifçe savruldu.
Nord sabırsızlandı. "Ne ayini? Ayrıca, büyücüler ne? Masal mı anlatıyorsun bize?"
Yaşlı cüce gözlerini yere indirdi. "Kimse tam olarak ne olduğunu bilmez."
Kirill sessizce onu izliyordu. Bakışları dikkatliydi. Adamın sakladığı şeyleri fark etmiş gibiydi ama zorlamıyordu.
"Tek bildiğimiz," diye devam etti cüce, "o geceden sonra her şeyin değiştiği. Bir zamanlar iç içe yaşarken şimdi dağıldık."
Sözleri bittikten sonra etraf yeniden sessizleşti. Ama bu sessizlik... boş değildi. Harabelerin içinde bir şey dolaşıyormuş hissi vardı. Görülmeyen gözler üzerimizde geziniyordu sanki. Tam o sırada, uzaktan metalik bir ses duyuldu. Çın. Hepimiz aynı anda döndük. Yıkılmış bir sütunun yanında yerde duran eski bir miğfer hafifçe yuvarlanmıştı. Kendi kendine.
Terra oku yayına geçirdi. "Bu hiç hoşuma gitmedi."
Vira gözlerini kısmıştı. "Birisi bizimle oynuyor!"
Kirill yavaşça başını kaldırdı. Bakışları harabenin en üst kısmındaki karanlığa kaydı. Orası diğer yerlere göre daha gölgeydi. Güneş ışığı bile tam ulaşamıyordu. Ve o an... Bir çift göz parladı. Sadece bir saniyeliğine. Soluk, altın rengi bir yansıma. İnsan gözüne benzemeyecek kadar keskin, fazla sakindi. Nefesim boğazımda düğümlendi. Ama göz açıp kapayıncaya kadar kayboldular.
Nord kılıcını tamamen çekti bu kez. "Çık ortaya!" diye bağırdı sertçe. Sesi taş duvarlarda yankılandı.
Fakat birkaç saniye sonra, harabenin derinliklerinden gelen çok hafif bir ses duyuldu. Bir fısıltı gibiydi adeta. Eski bir dilde söylenmiş birkaç kelime... Ama duyduğum an içimde bir şey titredi. Sanki zihnimin çok derinlerinde unutulmuş bir yere dokunmuş gibiydi.
Kirill bunu fark etti. Bakışları hemen bana kaydı. ''Ne oldu?" diye sordu bu kez daha dikkatli bir sesle.
''Hiç..." dedim sonunda, başımı hafifçe iki yana sallayarak. ''Hiçbir şey olmadı."
Kirill gözlerini üzerimde birkaç saniye daha tuttu. Cevabıma inanıp inanmadığını anlamak mümkün değildi. Ardından başını çevirip aynı noktaya baktı. Harabenin çatlamış duvarları, kırılmış sütunları ve üzerlerini yıllardır sarmış yosunlardan başka görünen hiçbir şey yoktu.
Nord, elini hâlâ kılıcının kabzasından çekmemişti.
''Bir şey gördün." dedi kesin bir ifadeyle.
İçimde yükselen huzursuzluğu bastırmaya çalıştım. ''Belki de gözüm yanıldı."
''Buna sen bile inanmadın." diye mırıldandı Nord.
Sessizlik yeniden çöktü. Rüzgâr, yıkık duvarların arasından geçerken ince bir uğultu çıkarıyordu. Sanki taşlar bile çok uzun zamandır unutulmuş bir sırrı kendi içlerinde fısıldıyordu.
Kirill yavaşça etrafı süzdü. Sonra sakin ama temkinli bir sesle konuştu. ''Burada daha fazla oylanamayız." Kimse itiraz etmedi.
Harabelerin arasından tekrar yürümeye başladık. Adımlarımız taşların üzerinde yankılanırken, istemsizce bir kez daha arkamı döndüm. Hiç kimse yoktu. Belki de... Öyle görünüyordu çünkü yıkık kulenin en üst kısmında, kırılmış sütunların gölgesine karışmış ince bir siluet, biz gözden kaybolana kadar tek kelime etmeden olduğumuz yeri izlemeyi sürdürdü...
