3. bölüm · Kırmızı Oyuncağın Gölgesi
3. BÖLÜM: ARŞİVDEKİ GÖLGELER
Blackwood Karakolu'nda zaman, dışarıdaki sisin ağırlığı altında yavaşça akıyordu. Duvardaki eski saatin yelkovanı akşam üzeri 19:30'u gösterdiğinde, karakoldaki o ilk saatlerin kaotik kalabalığı yerini yorgun bir sessizliğe bırakmaya başlamıştı. Gündüz vardiyasındaki memurların çoğu evraklarını teslim edip çıkmış, yerlerini gece nöbetini devralacak olan yorgun polislere bırakmıştı.
Evelyn, masasında oturmuş saatin tıkırtılarını dinlerken alnından bir damla ter süzüldü. Savcı Alistair Stone'un ne kadar dikkatli, ne kadar takıntılı bir adam olduğunu çok iyi biliyordu. Eğer o dosyalar yarın sabah Alistair'ın masasına gelirse, savcı o keskin zekasıyla on yıl önceki Oliver davasındaki açıkları, manipüle edilmiş kanıtları kesinlikle fark edecekti. Dosyada doğrudan Evelyn'in adı geçmiyordu belki ama davanın yeniden açılması, Evelyn için sonun başlangıcı demekti. O dosya bu gece yok olmalıydı.
Evelyn derin bir nefes alıp ayağa kaktı. Nöbetçi memurların kahve makinesinin başında fısıldaşmasını fırsat bilerek karakolun alt katına, arşiv odasına giden loş merdivenlere yöneldi. Kalbi göğüs kafesini zorluyodu. Arşiv odasından sorumlu olan, elli yaşlarında, saçlarına kırlar düşmüş titiz bir kadın olan Margaret çoktan evraklarını toplayıp çıkmıştı; muhtemelen yukarıda nöbetçi amire son raporu teslim ediyordu.
Evelyn, cebinden çıkardığı anahtarla ağır metal kapıyı sessizce araladı. İçerisi toz ve eski kağıt kokuyordu. Titreyen elleriyle "1988" yazan rafları aramaya başladı. Zamanı çok kısıtlıydı. Sonunda mavi, kalın klasörü buldu: Oliver Davası - Faili Meçhul. Tam klasörü raftan çekip arkasına saklayacağı sırada, kapının eşiğinden bir gölge belirdi.
"Evelyn?"
Evelyn, duyduğu sesle irkilerek arkasına döndü. Kalbi o an duracak gibi oldu. Kapıda savcı Alistair Stone duruyordu.
Ancak Alistair'ın gözlerinde bu kez o sorgulayıcı savcı ifadesi yoktu. Bakışlarında daha yumuşak, daha derin ve Evelyn'e karşı içten içe beslediği o yoğun bağın getirdiği bir endişe vardı. Mesai bitmişti ve Alistair, gitmeden önce Evelyn'e yalnız olmadığını söylemek, belki de aralarındaki o gizli çekimi belli eden sıcak bir söz fısıldamak, ona destek olmak için peşinden gelmişti.
Fakat Alistair içeri adım attığında manzara değişti. Evelyn’in alelacele klasörü arkasına gizlemeye çalışması, yüzünün bembeyaz kesilmesi ve şakaklarından sızan ter Alistair’ın dikkatinden kaçmadı.
Alistair kaşlarını hafifçe çatarak Evelyn’e doğru iki adım attı. Aralarındaki o duygusal çekim, bir anda yerini tekinsiz bir havaya bıraktı. "İyi misin?" diye sordu Alistair, ses tonunda hem bir şefkat hem de uyanmaya başlayan bir şüphe vardı. "Bir sorun mu var? Bu saatte, karanlıkta burada ne arıyorsun?"
Evelyn, sırtını rafa yaslayıp elindeki dosyayı gizlemeye çalışırken yutkunamadı bile. Alistair tam karşısındaydı ve gözleri her şeyi inceliyordu.
