12. bölüm · Kırmızı Oyuncağın Gölgesi

12. BÖLÜM: BEYAZ FLAŞLARIN GÖLGESİ

Eren Eryiğit

Gece boyu kasabayı döven fırtına dinmiş, yerini ısınmayı reddeden buz gibi, kirli bir gri gökyüzüne bırakmıştı. Blackwood halkı güne güneşle değil, dünün felaketiyle uyanmıştı.

Evelyn, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş bir halde, üzerindeki çamurlu kıyafetleri bile değiştiremeden sabahın ilk ışıklarıyla karakola geldi. Hiç uyumamıştı. Aynaya her baktığında, ellerindeki hayali kan lekesini silmeye çalışmış ama başaramamıştı. Karakolun koridoruna adım attığında, Alistair’ı da kendi odasında aynı halde buldu. Alistair, masasının üzerindeki haritalara ve dosyalara bakıyor, gözlerindeki derin mor halkalarla çaresizliğin resmini çiziyordu.

"Alistair..." dedi Evelyn, sesi kısık ve yorgundu.

Alistair başını kaldırdı. Sesi bir fısıltıdan farksızdı: "Dün gece herkesi ben evine gönderdim Evelyn. Benim hatamdı. Bir çocuğun daha canına mal olan benim aşırı özgüvenimdi."

Evelyn bir şey diyemedi. Vicdanındaki o ağır bıçak bir kez daha saplandı. Alistair kendini suçluyordu ama asıl suçlunun, asıl virüsün kim olduğunu bilmiyordu.

Tam o sırada, karakolun dışından gelen gürültüler binanın ahşap duvarlarını titretmeye başladı. Bağrışmalar, motor sesleri ve birbirini ezen insanların ayak sesleri...

Genç bir polis memuru panikle içeri fırladı. "Savcı Bey! Dışarısı... Dışarısı ana baba günü! Bütün ulusal basın, gazete muhabirleri, televizyon ekipleri burada!"

Alistair ve Evelyn hızla pencereye yürüdüler. Karakolun önü adeta bir medya ordusu tarafından kuşatılmıştı. Onlarca gazete arabası, ellerinde kocaman kameralar ve mikrofonlarla barikatlara yüklenen yüzlerce gazeteci... İki küçük çocuğun arka arkaya, aynı tüyler ürpertici yöntemle—kırmızı metal bir oyuncak arabayla—öldürülmesi, Blackwood’u ülkenin bir numaralı gündemi haline getirmişti.

Alistair ve Evelyn karakoldan çıkıp Terzi Marget’ın evine, gündüz gözüyle yeniden yapılacak olan detaylı olay yeri incelemesine gitmek için kapıya yöneldiler. Ancak kapı açıldığı an, fırtınayı aratmayan bir flaş yağmuru gözlerini kör etti.

"Savcı Stone! Kasabada bir seri katil mi var?"
"Polis teşkilatı çocukları korumakta yetersiz mi kalıyor?"
"Sıradaki kurban kim olacak Savcı Bey?"
"Ölen çocukların arkasındaki kırmızı oyuncak arabanın sırrı ne?"

Flaşlar patlıyor, kameraların lensleri adeta birer silah gibi Alistair’a doğruluyordu. Gazeteciler mikrofonları uzatmak için birbirini eziyor, barikatları zorluyordu.

Alistair, çenesini sıkarak basının arasından yürümeye çalıştı. "Açıklama yapılmayacak! Lütfen soruşturmanın selameti için yolu açın!" diye kükredi ama sesi gazetecilerin soruları arasında eriyip gitti.

Terzi Marget’ın evinin önüne vardıklarında manzara daha da vahimdi. Sarı polis şeritlerinin arkasında toplanmış dev bir gazeteci kalabalığı, çamurlu bahçeyi ve Marget’ın dikiş odasının pencerelerini fotoğraflıyordu. Basın mensupları delil toplayan olay yeri inceleme ekiplerine kadar yaklaşmaya çalışıyor, polisler onları zorlukla geride tutuyordu.

Alistair, gazetecilerin yarattığı bu kaosa ve patlayan flaşlara bakarken üzerindeki adalet baskısının katbekat arttığını hissetti. Tüm ülke gözünü buraya dikmişti. Ve en ufak bir hata, sadece karakolu değil, tüm kasabayı bir kaosa sürükleyecekti.

Evelyn ise flaşların ışığında, kalabalığın en arkasında duran Sir Charles'ı gördü. Sir Charles da gazeteci ordusunun ortasında köşeye sıkışmış gibi duruyor, çaresizce Alistair ve Evelyn'e bakıyordu. Kasabanın en güçlü adamı bile basının yarattığı bu canavardan kaçamamıştı.

Gündüzün acımasız ışığı altında, Blackwood sokakları artık sadece bir cinayet mahalli değil, basının, ve bir katilin oyun alanı haline gelmişti.