3. bölüm · Kırmızı Kapaktaki Sır

BÖLÜM 1 > Başlangıcın Sessizliği

Esmanur Taşar

İlk bölüm hepimize hayırlı olsun

Defnenin içe kapanıklığı, okulda var olma mücadelesi ve Ömer’le ilk karşılaşma

Babamın tayini üzerine Ankara'ya tanışmıştık ve bugün okulumun ilk günüydü. Yaşadığım heyecandan dolayı anksiyetim tutsada kendimi sakinleştirmeyi başlamıştım. Annemin uğurlaması üzerine yeni okuluma doğruyu ilerlemeye başladım.

Daha hava aydınlanmadığı için ıssız yol ürkmeme sebep olmuştur Kars caddede başka bir çocukabenimie birlikte aynı anda yurüyordu. Kısa bir süreliğine bana Bakugında bakışlarımi saniyesinde ondan ayırdım. Stresten tırnaklarımla oynamaya başlasamda panik olmami engelleyememişti.

Yanımda beliren bir bedenle irkilerek geriye birkaç adım attım. "Merhaba güzel kız." En fazla kırkli yaşlarında bir amca ağzını gevşeterek konuşuyordu. Üstüme doğru gelirken geriye doğru kaçmaya devam ettim ve sırtım duvara çarptı. "Benden kaçma güzel kız. Eğleneceğiz sadece." Tam o anda birisi onu tutup yüzüne yumruğu patlaması bir oldu.

"Hayırdır lan gücün küçük bir kıza mı yetiyor?" Sokağın karşında ki çocuk saniyler içinde buraya gelmiş ve beni bu heriften kurtarmıştı. Yaşlı adami pataklamaya başladığında yere oturmuş korkudan hareket edemiyordum bile.

Dakikalar sonra o çocuğun sesi kesilmiş birisi kolumdan tutmuştu. Çığlık atarak geriye gittiğimde, "Sakin ol benim." diyen sesini duydum Tek gözümü açıp karşımdaki çocuğa baktım. "Gitti mi o?" dediğimde başını salladı. "Merak etme bir daha sana dokunamaz."

Derin nefesler alırken az önce yaşadığım olayın şokunu daha atamamıştım. "Seninle gelmemi ister misin?" Üzerindeki logoya baktığımda benim gideceğim okulun logosu olduğunu gördüm.

"Sanırım aynı okuldayız in th. Hadi gel sana eşlik edeyim." Ayağa kalkıp elini uzacaginda bir onaibir eline baktım. Ardından elini tutup ayağa kalktım. Üzerimi silkelerken yerde yatan adama baktım. "Ona ne olacak? Yaptığın suç biliyorsun değil mi?" Umursamaz bir tavırla, "Onunda yaptığı suç. Şimdi yürü yoksa okula geç kalacağız.

Yatsın o burada." Kolumdan tutup beni sürüklerken koşar adımlaria arkasından gittim. Okula varana kadar elimi bırakmamıştı. Okula vardığımızda bile beni müdürün yanına çıkarmıştı. "Hocam yeni gelen bir arkadaşımız var. Sınıfını söyleyin gidelim."

Çocuk üstten bakan tavırla müdürü korkutmuştu. "Defne'ydi değil mi?" "Evet hocam Defne Uysal." "Artık sınıfın 11-D." Çocuk kolumdan tekrar tutup 11-D'ye kadar götürdü. Tabiki bizi gören herkes bakıp konuşmaya başlamıştı. "Aynı sınıftayız artık. Ömer ben." Sınıfa girerken kendini tanıtmayı unutmamışti tabiki. "Memnun oldum, Defne bende."

İlk dersi atlattıktan sonra Ömer'le birlikte okulu gezmeye başladık. "Burasıda kantin işte. Beğendin mi okulu?" "Normal okul yani." "Ah pardon madam size göre layık değil ama." İkimizde kahkah attığımızda boş bir yere geçip oturduk.

"Eh artık anlat. Hangi rüzgar attı seni buraya?" "Babamın tayini için geldik." Anladım derecesinde başını salladığında ikimizde suspus olduk. Birbirimize bakmak yerine etrafı inceliyorduk. "Seni sabah bizim siteden çıkarken gördüm. Stresli ggözüküyordun."

Dün gece aklıma gelince istemeden stres olmuştum. "Şey dediğim gibi babamın mesleğinden buraya geldik. Polis olduğu için her saniye tehlikede." Eli elimin üzerinde durunca geri çektim.

"Özür dilerim korkutmak istememiştim." "Sorun değil. Pek temas sevmiyorumda." "Anladım." O günü zar zor bitirirken koşar adımlarla eve gittim. Ömer'le son konuşmamız üzerinde günüm zehir olmuştu. Siteye girdiğimde korktuğum başıma gelmişti.

Yeni taşıdığımız binanın önünde ambulans ve babamın mesleki arkadaşları vardı. Annem ise ağlıyordu. Koşarak annemin yanına gidip sarıldım. Annem zorlanarak, "Kızım, baban...." desede susturdum çünkü duymak istemiyordum.

"Anne tamam sakin ol." Anneme fark ettirmeden bende ağlıyordum. Hemşireler, kriz geçiren annemi benden alarak ambulansa bindirdiler. "Hanımefendi sizide alalım, iyi gözükmüyorsunuz." Hışımla ayağa kalkarak, "Iyiyim ben." dedim ve annemin bindiği ambulansa bindim.

Anneme iğneler yaparak sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Hem babamın acısına hemde annemin bu hâlinden dolayı kedimi daha fazla sıkamadım ve ağlamaya başladım. Kimsenin görmesini istemeyerek başımı diğer tarafa çevirdim ve içli içli ağlamaya başladım.

Annem sakinleşirken çoktan hastaneye gelmiştik. Bu süreçte hemşireler benim sakinliğime bir anlam veremiyordu. Onlarda haklıydı, kim olsa böyle bir durumda sakin kalamazdı. Annemi müşahade altına alırken kapıda oturmuş akan gözyaşlarımı siliyordum. Saatlerce hastane koridorunda oturarak geçerken diğer günün sabahını zor etmiştim.

Annem kendine yeni yeni geliyordu. Kendimi toparladığımda yanına giderek, "Anne." diyebildim. "Kızım." dediğinde sesi kısılmıştı. Ona sarılarak, "İyi olacağız. Babam için." dedim Aradan iki gün geçmişti ve okula gitmemiştim.

Babamın defin işlemlerini halletmiştik. Şimdiyse babamı defnediyorduk. Teyzemler annemi tutarken halamlarla sarılıyorduk. "Ah benim gül gibi oğlum gitti! Şimdi ben ne yapayım söyleyin komşular!" Babaannem ağıt yakarken daha fazla burada kalamadım ve mez@rlıktan çıktım.

Nefes almakta zorlanıyordum. Duvara tutunup adımlarımı ilettirirken daha fazla dayanamayarak dizlerimin üzerine çöktüm. "Artık daha fazla dayanamıyorum bu acıyla. Babacığım niye gittin erkenden?" Uzaktan adım sesleri gelirken birisi beni kollarının arasında aldı.

İki çift güçlü kollar arasında ağlamaya devam ettim. Dakikalar boyunca ağlarken insanlar yavaştan gidiyorlardı. Başımı kaldırıp baktığımda Ömer'le göz göze geldim. "Ömer?" dedim kısılmış sesimle. "Stt buradayım. Yaslan bana." Ondan uzaklaştım ve gözlerimi kaşıdım.

"Sen nasıl geldin buraya?" "Babanın şehit olduğunu duydum. Uzaktan seni takip ediyordum ama seni böyle görünce dayanamadım." Boynuna sarılıp biraz daha ağladım.

"Teşekkür ederim. Teşekkür ederim yanımda olduğun için." "Rica ederim. Her zaman yanındayım." Beni kucağına alırken diretmedim. Kolumu kaldıracak gücüm dahi yokken ona direnmek delilikti. Beni arabaya bindirirken uykusuzluktan ölebilirdim.

"Uyu güzelim. Buna ihtiyacın var." Sanki buna ihtiyacım varmış gibi uykuya daldım. Gözlerimi araladığımda yabancı yatak odasında buldum.

"Neredeyim ben?" Başımı ovuştururken yataktan kalkıp odayı dolaşmaya başladım. Koyu renklerle döşenmişti ve müzik eşyaları vardı.

Odanın kapısı açıldığında içeri Ömergirdi. "Bazılarımız uyanmış sanırım. Beğendin mi oda Burası senin odan mı?" "Ih ih." "Çok güzel bir odan var."

Piyanonun yanına gittiğinde, "Müzik sever misin?" "Çok severim." "Çalayım mı sana?" "Olur." Arkasından gittiğinde piyanonun koltuğuna oturup birkaç saniye gözlerini kapattı. Ömer piyanosunu çalmaya başladığında hayranlıkla ona izliyordum.

Şarkı sözleri yoktu ama piyanoya dokunuşlar beni rahatlatmıştı. Durduğunda bakışları bana döndü. "Beğendim mi?" "Beğenmek az kalır, bayıldım." "Şarkı sözlerini daha yazmadım ama melodisini ilk kez sana hediye ettim."

Heyecandan kalbim duracakmış gibiydi. İlk kez birisi bana şarkısını hediye etmişti. "Ben..ben gerçekten teşekkür ederim. Ne diyeceğimi bilmiyorum." Ömer oturduğu yerden kalkıp beni kendine çekti.

Sarıldığında ağlamaya başladım. İlk kez birisinin kollarında ağlıyordum. Hemde bir yabancının kollarında. Dakikalarca öylece durduk. Ondan ayrıldığımda gözyaşlarımı sildim. Utançla ona baktım ve başımı çevirdim. "Sen... sen az evvel benden mi utandın? Yok artık? Defne?" Çenemden tutup kendine çevirdi. "Her utanç verici anımda beni gördün. Artık utanıyorum."

Sinirle bana baktı. "Sen babanı şehit verdin Defne. Bana Bunun utanç verici olduğunu asla ve asla söyleme. Yemin ederim bir daha konuşmam seninle. Anlaştık mı?" Başımı aşağı yukarı salladım.

Kapının çalınıp açılmasıyla annem yaşlarında bir kadın girdi içeri. "Ah uyandın mı?" Kadın yanıma gelerek sarıldı. "Başın sağolsun." "Vatan sağolsun." diye karşılık verdim. Benden ayrılırken yüzüme sıvazladı. "Ömer senden bahsetti. Dediği kadar güzel kızmışsında." Kadının dedikleriyle şaşırırken, "Anne!" diye uyardı Murat. "Ay ne var oğul, düşüncemi söyledim sadece. Hem hadi gelin annen içeride bekliyor?" Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Annem mi?" diye sorduğumda, "Ömer sen uyurken annenide getirdi.

Bir süre misafirimiz olacaksınız." Onların bu İyiliğine karşılık gözlerim dolarken kendimi sıktım. "Hadi." Üçümüzde içeri geçerken annem koltukta oturmuş etrafi inceliyordu. Hızlıca yanına gidim dizlerimin üzerine çöktüm.

"Annem nasılsın? İyi misin?" Annem ağır ağır başını salladığında avuç içlerini öptüm. "Hadi yemek yiyelim, açsınızdır." Ayağa kalktığımda annem, "Aç değilim." dedi. Annemin kollarından tutup ayağa kaldırdım. "Şu anda babam olsaydı seni azarlamıştı biliyorsun değil mi? Babamın nefret ettiği şeylerden biride kendimizi yıpratmak. Şimdi kalkıyoruz ve onun için yemek yiyoruz." Annemin gözleri dolarken birkaç yaş aktı.

Benimle birlikte ayağa kaltı. Sofraya geçerken Ömer'in annesi ortamı neşelendirmek için sohbet açmıştı. Annem azda olsa kafasını dağıtabilmişti. Yemekten sonra salonda çaylarımızı içtik. Annem dinlenmek için Ömer'in annesi yani Sanem teyze verdiği odaya gitmişti. Ömer'le birlikte eve gidip çanta hazırladım.

Arabaya bindiğimizde, "Dondurma yemeğe gidelim mi?" diye sordu Ömer. "Dondurma mı? O nereden çıktı?" "Kafa dağıtırız belki. Tabi istersen ama." Gülümsedim. "Tabi gidelim. Çok iyi olur hemde." Dondurmacıya kadar sohbet ettik. Bana okulda yaşadığı komik anıları anlatıyordu. "Hatta bir keresinde kızın biri bana aşkını itiraf edecek diye yere yapışmıştı." O anı hatırlamış olacak ki güldü. "Ömer bu komik değil. Kız çok utanmıştır. Kıyamam." Ömer gülmekten kızarırken koluna vurdum.

"Hadsiz seni. Birde utanmadan gülmeye devam ediyor." Araba durduğunda arabadan indik ve içeri girdik. "Ama kız bilerek kendini yere attı. Sırf gözüme girmek için ve birde şey diyor, 'Ya neden bakıyorsun. Yardım etsene sevgiline demez mi?" Ömer, kızı taklit ederken çok Komik durmuştu.

"Cidden öyle mi dedi?" "Demez olaydı ama maalesef. Neyse dondurmanı ne alırsın?" "Çikolata tabiki." Ömer gülerek karşılık verdiğinde siparişleri aldı. Boş bir masaya geçip oturduk. Keyfim yerine gelirken eve gidene kadar eğlenmiştim.

Eve geldiğimizde annemin kaldığı odaya girdim. Ömer uyumak için kendi odasına geçmişti. Annemin yanına kıvralıp yattım. Sabah okul için uyanırken annem yanımda yoktu. Korkuyla etrafa bakarken içerden kahkah sesleri geliyordu.

Hızlıca odadan çıkıp salona girdiğimde annemle Sanem teyze kahvaltı hazırlıyordu. "Günaydın." dedim N harfini uzaratarak. "Günaydın hanımlar." Ömer esneyerek cizgili pijamasıyla içeri girdi. Onun bu hâline gülerken annem, "Günaydın çocuklar." dedi. "Hadi sofraya geçin yoksa aç gidersiniz okula." Yerlerimize geçip otururken anneme bakıp güldüm. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp Ömer'le okulun yolunu tuttuk.

Okula geldiğimizde çantalarımızı bırakıp kantine indik. Nede olsa vaktimiz vardı. "Ne yersin? Yada içersin?" "Kahve iyi gelir." Ömer içecekleri almak için giderken telefonumu çıkartıp bildirimlere baktım. "Merhaba. Acaba yanın boş mu?" Başımı kaldırdığımda, "Efendim?" diyebildim. "Yanınız boş mu diyorum. Oturabilir miyim?" Tam cevap verecekken Ömer, "Boş değil kardeşim ben varım yanında." derken kahvemi önüme koydu.

"Ah kusura bakmayın sevgili olduğunuzu bilmiyordum. Yeni geldimde." Ömer karışma geçip otururken alayla çocuğa baktı. "Yani bize ne bundan? Hâlâ başımızda duruyorsun." Çocuk yutkunurken, "Iyi dersler diyip yanımızdan ayrıldı. "Kimlerle uğraşıyoruz ya." Ömer kendi kendine söylenirken kahvemden bir yudum aldım.

Derse girdiğimizde nerdeyse herkes derse girmişti. Ömer bunun sıkıntı olmayacağını söyleyerek derse geç sokmuştu bizi. "Kusura bakmayın hocam." Ömer yerine geçerken tereddüt ettim. Hemen ardından gidip yerime oturdum. Hoca dersine dönerken Ömer çoktan uykuya dalmıştı. Bir anlığına yan masamda oturan çocuğa baktım.

Sabah ki okula yeni gelen çocuk oturuyordu. Yani bende yeni geldim ama... Kısık sesle, "Merhaba." dedi. Gülümseyerek aynı sesle, "Merhaba." dedim. İkimizde gülerken derse döktük. Sonunda öğlen gelip çatarken Ömer elinde iki tost ve iki çocukla yanıma geldi.

Ömer elindeki tostlardan birini bana verirken sarışın çocuk, "Merhaba yenge." dedi. Daha ne olduğunu anlamadan ömer dirseğiyle çocuğa vurdu."Sesini kessene sen! Tostunu ye." "Pardon abi." Kafam karışırken Ömer bunu anlamış olacakki, "Bunlar benim en yakın iki arkadaşım. Serhat ve Caner." dedi. "Merhaba." derken onlardan çekinmiştim. İkisi aynı anda, "Merhaba." dediler. "Onları tanımaman normal. Caner bir haftalığına il dışında gitmişti. Serhat ise rahatsızmıs sözde onun icin gelmedi."

Serhat söze girerek, "Ya abi gerçekten rahatsızdım. Yatak döşek yattım, geldiğinde görmedin mk halimi?" "Görmez olur muyum hiç? Bilgisiyar başında oynuyordun hatta." Serhat somurtarak tostundan yedi. Ben onların o hâline gülerken onlar kendi aralarında ataşıyorlardı.

"Ay biz seni unuttuk yenge." Caner ikinci kez dirsek yerken acıyla kıvrandı. "s@lak s@lak konuşma Caner!" Caner acıdan kıvranırken tostumdan son lokmamı alıp ayağa kalktım. Üzerimi siliklerken, "Ben bir lavaboya kadar gidip geleyim." diyip yanlarından ayrıldım. Lavaboya gittiğimde işimi gördüm ve aynadan kendime baktım.

İçeri giren üçlü kız gurubuyla önde duran kız bana bakıp diğer kızlara çıkmalarını işaret verdi. Diğerleri çıkarken kızlarla baş başa kaldım. Bende çıkmak için kapıya yöneldiğimde kolumdan tutup durdurdu.

"Hayırdır gülüm sen nereye?" Kolumu ondan çekip, "İzin verirsen arkadaşlarımın yanına gideceğim." dedim. Beni baştan aşağı süzüp, "Hayırdır bu üslup? Halbuki bizi görenler) geri adım atarlar?" Elimi belime yerleştirirken, "Çekil şuradanda geçeyim. İşim gücüm var." Arkadaki çakma sarışın, "İzin vermezsek ne yaparsın?" dedi alayla çıkardığı sesiyle. Ama ne yazık ki sesi içine kaçıyordu.

"Benimle derdiniz ne? sizinle hukuğum bile olmadı." Ele başları saçıyla oynayıp, "Oldu güzelim. Benimkinin yanında dolaşmalar. Evine gitmeler filan. Kızım sen hayırdır benimkiyle ne ara bu kadar samimi oldun?" Bunun derdi belli olurken üzerime yürüdü. "Seninki derken?" "Ömer işte. Tabi buldum yakışıklı gül gibi çocuğu, yokluğumuzda hemen kaptın değil mi? Bana bak kızım, aldığın her nefesten benim haberim oluyor. Ayağını denk al." "Almazsam ne olur?"

Onlara meydan okuyordum ama karşı koyamayacağımıda biliyordum. Saçımdan tutup duvara yasladığında acı dolu inilti çıktı dudaklarımın arasından. Üçüde aynı anda dalarken savunmasız kalmıştım.

Ne kadar d@vdüler bilmiyorum ama birisinin lavaboya girmesiyle kızları benden uzaklaştırması bir oldu. "Ne yapıyorsunuz lan siz?" Kızlardan ses çıkmazken Ömer kollarımdan tutup oturur pozisyona getirdi. "İyi misin güzelim? Bekle ambulans çağırayım." Cebinden telefonunu çıkarırken elini tuttum. "Gerek yok iyiyim ben. Sadece birkaç kere vurdular o kadar." Tereddütle bakarken telefonu cebine koydu. "Hadi kalk gidelim." "Ya Ömer Tanrı aşkına bırak şu kızı." "Kes sesini Irem. Serhat, Caner götürün şunları müdürün odasına." Kızlar ilk başta diretsede Caner'le Serhat onları götürmüştü bunlar.

Herkes kapıya dolaşmışken utançımdan kızmıştım. "Utanmana gerek yok. Nede olsa senin bir suçun yok." "Amad@yak yedim." "Onları ilgilendirmiyor. Kafana takma güzelim. Hadi gidelim." Bana destek olarak lavabodan çıkaran, "Dağılın hadi. Kimseyi görmeyeyim." diye bağırdı. Öğrenciler dağılırken müdürün odasına gittik. Kapıyı çalmadan içeri girdiğimizde müdür, "Dingonun ahırı mı burası? Hem... Ömer?" "Ya hocam benim Ömer." Müdür boğazını temizlerken içeri girdik. "Neden burada olduğumuzu biliyorsunuzdur hocam. Bence buna sessiz kalmamalısınız." Kıza baktığımda acındırarak bakıyordu.

Rol yaptığıda nasıl belliydi ama... "Hocam dediğim gibi," beni göstererek devam etti. "Bu arkadaşla nazikce konuştuk ama sonrasında saldırdı. Bende kendimi savunmak için dövdüm. Hem arkadaşlarımda oradaydı, her şeyi gördüler." Şokla ona bakarken nutkum tutulmuştu.

"Yalan atma be bizde oradaydık. Duyduk her şeyi." dedi Caner. "Afedersinde orası kızlar tuvaletiydi. Senin ne işin vardı orada?" "Sana güvenmediğimiz için arkandan gelmiş olabilir miyiz? Defne içeri girdiğinde nasılda peşinden gittiniz ama?! Tam bir utanç vericiydi." Serhat kusuyormuş gibi baktığında mırıltı çıktı dudaklarımdan.

Kız bu hareketime öfkeyle bana baktı. "Böyle bir durumda iki tarafada ceza vermek zorunda kalıyorum. Ben eh..." "Böyle bir durumda iki tarafada ceza vermek zorunda kalmıyorsunuz hocam.

Böyle bir durumda Suna ve arkadaşlarına ceza ververiyorsunuz. Anlaşıldığımı ümid ediyorum ve derse gidiyorum. Gerekeni siz halledersiniz. Ömer kolumdan tutup odadan çıkartırken Caner ve Serhat'da arkamızdan geldi. "Oğlum az önce ne yaşandı be! Kıza dalmamak için zor tuttum kendimi. Kız olsam ilk ona dalmıştım valla." "Kes sesini Caner." Ders çoktan başlamıştı ama Ömer bizi kantine getirmişti.

Beni bir sandalyeye oturturken önüme çöküp yarama bakmaya başladı. "Kötü gözüküyor dudağın. Pansuman lazım." Hızlıca başımı salladım. "Gerek yok buna. Gerçekten." "Olmaz öyle şey. Caner koş ne gerekiyorsa getir." Caner söylenerek yanımızdan ayrılırken Ömer benimle iglilenmeye devam etti.

Caner gittikten kısa süre sonra ilaçlarla gelmişti. Onları Ömer'e verirken, Ömer nazik davranarak kanayan dudağımı bantlamıştı. "Şimdi oldu." derken ayağa kalkıp iki elini biribirine vurdu.

"Ders bitmek üzere, girmeyelim bence." "O zaman aç olan var mı?" "Valla tost ısmarlarsan hiçte fena olmaz kanki." "Yürü be kendi tostunu kendin al. Defne ne yemek istersin." Utanarak baktığımda, "Bana tost alır mısın? Parası neyse veririm." Kantine giderken, "Bir daha duymamayım, aramızda para konusu bile geçmez."
"Biz aynısıni desek söke söke alırsın o parayı kardeşim." "Caner çok konuşuyorsun farkında mısın?"
"Haklıyım ama."
"Haksızsın demedim."
"Sen Abdülhamid'i savundun?" Caner ve Serhat kendi aralarında tartışırken Caner'in son dakika dediğiyle gülmeye başladım.

"Abdülhamid ne alaka oğlum? Bu kafayı yedi benden söylemesi." Serhat kollarını kaldırarak caprazimdeki sandalyeyi çekip oturdu. Canerde aynı şeyi yaparken Ömer elinde iki tostla geldi. Birini bana verirken diğerini Caner'e verdi"Ah benim yavrum, tost almış bana." Ömer göz devirirken, "Sus payı." dedi.

Teneffüs zili çalarken tostumun ucundan ısırdım. Okuldan çıktığımızda okulun karşısındaki parka geçip oturduk. "Böyle boş boş oturacak mıyız? Hadi ama serserilik yapmalıyız." Caner elini havaya kaldırarak konuştuğunda Ömer dik dik Caner'e baktı. "Seni buraya gömerim. Artık serserilik yok, heleki yanımızda kadın varken." Sonda bana bakıp gülmüştü. "Haklı ama böylede boş duramayız."

Serhat oflayarak arkasına yaslandı. Aklıma geldn fikirle ayağa kalktım. "Hasi kalkın lunaparka gidiyoruz." dediğimde onları arkamda bırakıp yürümeye başladım. Diğerleri gülerek arkamdan gelirken kıkırdadım. Lunaparka vardığımızda dönme dolabı gösterek, "Ona binebilir miyiz?" Ömer elimden tutup dönme dolaba götürdü.

Beraber dönme dolaba binerken Serhat ve Caner arkamızdan söylenerek geliyorlardı. Ömer'le birlikte dönme dolabı en üstüne çıktığımızda bir anda dönme dolap durdu ve ışıklar gitti.

Herkes çığlık atarken çalışanlar arızadan dolayı olduğunu ve beklememizi söylüyorlardı. "Sanırım bir süre baş başa kaldık." Ömer'n dediğini onayladım. "Ne yazık ki evet."

"Neden öyle bir şey dedin ki? Yoksa benimle baş başa kalmak istemiyor musun?"

"Hayır onun için değil. Demek istediğim kim benimle kalmak ister ki?" Elimden tuttuğunda yüzüne bakmamı sağladı.

"Ben seninle kalmaktan hoşlanıyorum. Bir tek seninle." Utançtan kızarırken başımı eğdim.

"Eğme başını." Çenemden tutup kaldırdığında yüzlerimiz çok yakındı. Aniden öpmesiyle donakaldım. Ömer geri çekilirken yüzümde her ne gördüyse kahkah attı.

"Hadi ama utandığını söyleme bana." dediğinde side eye bakışı attım. "Komik durduğunun farkında mısın?" "Yav tamam farkındayım, daha fazla utandırma beni." Işıklar geldiğinden aletler çalışmaya başladı. "Hadi ama bu kadar kısa sürede tamir etmiş olmamalılar. Aşağı indiğimizde sersem gibi adımlar atıyordum.