10. bölüm · Kırık Taç ve Sürgün
BÖLÜM 10: ÇELİK VE GÖLGE
Kulübenin kapısı menteşelerinden koparken içeri giren hava buz gibiydi ama damarlarımızda hala az önceki sevişmenin ateşi dolaşıyordu. Mordred, devasa kılıcını yere sürterek içeri girdi. Çeliğin ahşaba sürtünme sesi, ölümün ayak sesleri gibiydi."Valerius'un kızı ve onun kiralık gölgesi," dedi Mordred, sesi maskesinin ardından derinden ve boğuk geliyordu. "Babanızın selamı var Elora. Ölüm emrinizi kendi elleriyle mühürledi ama ben önce biraz eğlenmek istiyorum."Alaric bir adım öne çıktı. Vücudu hala terliydi, göğsü hızlı nefeslerle inip kalkıyordu. "Onun babası öldü Mordred. Karşında duran kadın, senin sonun olacak kraliçedir.""Önce senin kellen düşecek, hain!" Mordred kükreyerek atıldı.Alaric ve Mordred arasındaki çarpışma o kadar şiddetliydi ki, küçük kulübe sarsılıyordu. Kılıçların birbirine vurduğu her an kıvılcımlar çıkıyor, iki dev adam dar alanda birbirini parçalamaya çalışıyordu. Alaric çevikti, bir gölge gibi hareket ediyordu; ama Mordred bir kaya gibi ağır ve yıkıcıydı.Dışarıdan iki asker içeri sızmaya çalıştı. "Elora, odaklan!" diye bağırdı Alaric, Mordred’in ağır darbesini kılıcıyla karşılarken.Elimdeki hançeri sıktım. Artık titreme yoktu. 8. ve 9. bölümde Alaric'in teninde bulduğum o vahşi güç, şimdi ruhumda bir silaha dönüşmüştü. İlk asker üzerime atıldığında eğildim ve Alaric'in bana öğrettiği o soğukkanlılıkla hançeri adamın zırhının arasındaki boşluğa, koltuk altına sapladım. Adam acıyla yere yığılırken gözlerim Alaric’e kaydı.Mordred, Alaric'in yaralı omzuna ağır bir tekme savurdu. Alaric duvara çarptı, ağzından kan boşaldı. Mordred kılıcını öldürücü darbe için kaldırdığında kalbim duracak gibi oldu."Hayır!" diye bağırdım.Yerdeki yanan odun parçasını kaptım ve Mordred’in yüzüne doğru savurdum. Mordred bir anlık refleksle geri çekildi. O bir saniyelik boşluk Alaric’e yetti. Alaric yerden destek alıp fırladı ve kılıcını Mordred’in bacağına sapladı.Mordred acıyla inleyerek diz çöktü. Alaric kılıcını adamın boğazına dayadı. Ama tam o sırada dışarıdan onlarca meşalenin ışığı içeri süzüldü. "Geri çekilin!" diye bağırdı dışarıdaki bir komutan. "Okçular, hedef alın!"Mordred kanlar içinde sırıttı. "Beni öldürürsen, ikinizi de ok yağmuruna tutarlar. Buradan çıkışınız yok."Alaric bana baktı. Gözlerinde sadece tek bir seçenek vardı: Fedakarlık. "Elora, arka kapıya koş," dedi fısıldayarak."Yine mi?" dedim yaşlı gözlerle. "Birlikte demiştik!"Alaric bana öyle bir baktı ki, o bakış az önceki tutkulu sevişmemizden bile daha derindi. "Seni kraliçe yapacağıma söz verdim. Şimdi git ve halkını topla. Ben seni bulacağım. Söz veriyorum."Mordred'i rehin alarak kapıya doğru ilerledi. "Ateş etmeyin yoksa komutanınız ölür!" diye bağırdı dışarıya. Bana son bir kez baktı; 'Git' diyordu gözleri.Arka kapıdan ormana daldığımda, arkamda bir kılıç şakırtısı ve Alaric’in kükremesini duydum. Koşuyordum. Ciğerlerim patlayana kadar, ayaklarım kanayana kadar koşuyordum. Ama bu sefer yalnız değildim. Alaric’in teninin kokusu hala üzerimdeydi ve rahmimde, onun bıraktığı o sıcaklık bana güç veriyordu.Ormanın derinliklerinde, Alaric’in daha önce bahsettiği o gizli işaretleri buldum. Ve orada, ağaçların gölgesinde bekleyen bir grup yüzü maskeli adam gördüm."Prenses?" dedi biri, diz çökerek."Hayır," dedim kılıcımı havaya kaldırarak. "Kraliçeniz. Ve şimdi, şövalyemi geri alacağız."Bölüm Sonu: Alaric esir mi düştü yoksa Mordred'i öldürüp kaçtı mı? Elora ilk kez kendi ordusunun (asilerin) başına geçti!
