6. bölüm / 7
KIRIK SAATLER4. Bölüm Düşüş
Bölümler 7Şu an: 4. Bölüm Düşüş
4. Bölüm
Bazen sadece yok olmak istersin. Bir sabah uyanmamak değil, hiç doğmamış gibi... Dünya denen bu sahneye adımını hiç atmamış olmayı dilersin. Ama istekler, tıpkı boğazında düğümlenen sessiz çığlıklar gibi, havada asılı kalır.
Şu an, ben de yok olmak istiyorum. Varlığımın her zerresi acımasız bakışların altında ezilirken... İnsanların gözlerindeki o keskin, merhamet maskesi ardına gizlenmiş acımayı gördükçe, keşke görünmez olabilseydim diyorum. Bir anlığına bile olsa.
Beden dersindeydik. Voleybol oynuyorduk. Topa vurmak için zıpladım ve sahanın ortasında bedenim havada bir an asılı kaldı.
Zeminle aramda sadece birkaç karış mesafe vardı, ama o saniyeler bana bir sonsuzluk gibi geldi.Düşerken duyduğum o kopuk sesler — çocukların bağırışları, öğretmenin endişeli çağrısı — hepsi birbirine karışıp uğuldayan bir rüzgâra dönüştü.
Ve sonra...Sert bir çarpışma.Beton zeminin soğukluğu iliklerime kadar işledi.Acı, önce ayağımdan vücuduma yayıldı, sonra kalbime saplandı.Nefesim kesildi, gözlerim karardı.
Bir an, herkesin sesini kaybettim.Sadece acının nabzını duyuyordum, damarlarımda zonklayan bir sancı gibi.
Etrafımda toplanan çocuklar telaşla fısıldaşıyorlardı. Öğretmenim başımda eğilmiş, titreyen sesiyle adımı çağırıyordu. Ama ben... kıpırdayamıyordum . Ne bedenimi kaldırabiliyordum, ne de ruhumdaki ağırlığı.
O sırada başımda bir silüetin belirdiğini fark ettim. Gözlerimi kırpıştırarak baktım; Doğa'ydı. Küçük elleri çaresizce kenetlenmişti, gözlerinde tarifsiz bir korku parlıyordu. Yüzündeki endişe, kelimelerden daha yüksek sesle haykırıyordu.
Ayağıma doğru yöneldi bakışlarım, ama hareket edecek hâlim yoktu.
Bedenim sanki betonla kaynamıştı, her nefes bir acı dalgası gibi sarıyordu içimi.
"Çok mu kötü?" diye geçirdim aklımdan ama ağzımdan tek bir hece bile dökülmedi.
Öğretmenim eğilip yüzüme baktı.
Sesi yumuşaktı ama içinde gizleyemediği bir telaş titreşiyordu:
"Sakin ol Güneş. Revirdeki doktoru aradım, birazdan burada olacak. Seni birlikte revire götüreceğiz. Korkmana gerek yok."
Sınıfın bir köşesinden bir çocuğun telaşlı sesi yükseldi:
"Abi... abisine haber verelim!"
Kelimeler havada dağıldı, yankılandı. Başımın içinde uğuldayan bir fırtına vardı; sesler birbirine karışıyor, anlamlarını yitiriyordu.
Her şey giderek daha bulanık, daha uzak hale geldi.
Kulağımın derinliklerinden yankılanan boğuk bir ses... sonra bir diğeri... Ama hiçbirini tam olarak seçemiyordum.
Sanki dünya benden uzaklaşıyor, geriye sadece ağrı ve boşluk kalıyordu.
Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Sadece uzaktan, kulaklarımın içinde yankılanan telaşlı ayak seslerini duyuyordum.
Yer titriyormuş gibi hissettim. Sonra, tanıdık bir ses kalabalığı yararak ulaştı bana:
"Çekilin! Çekilin! Doğa! Doğa!"
Başımı zorla yana çevirdiğimde, hemen yanımda çömelmiş olan Doğa'nın ayağa kalktığını gördüm. Gözleri korkudan kocaman açılmıştı. Ve tam karşısında, nefes nefese kalmış bir silüet belirdi: Caner.
Karmakarışık saçları alnına yapışmıştı, yüzü solgundu, gözlerinde ise dehşet dolu bir panik parlıyordu. Hiç tereddüt etmeden Doğa'nın omuzlarından tuttu, titreyen elleriyle onu baştan aşağı süzdü.
"İyi misin? Bir yerinde bir şey var mı?" diye sordu titrek bir sesle.
Parmak uçlarıyla Doğa'nın kollarını, başını, dizlerini kontrol ederken gözlerinde çırpınan korkuyu saklayamıyordu.
Tüm sınıf nefesini tutmuş onları izliyordu. Ben ise yerde hareketsiz yatıyordum. Üzerime eğilmedi.
Gözleri bir an bile bana kaymadı. Orada, hemen yanı başında uzanıyordum ama sanki görünmezdim.Sanki orada hiç olmamışım gibi, sanki düşen de, canı yanan da ben değildim.Yalnızca uzaktan, onların sahnesini izleyen bir yabancıydım artık.Göğsümün tam ortasında yavaş, sessiz bir kırılma oldu. İçimden bir şey paramparça oldu da sesi kimseye ulaşmadı.
Doğa, Caner’in sarılışından sıyrılırken kollarını kaldırıp,
"Abi, sakin ol. Ben iyiyim düşen ben değilim..."
Sanki dünya o anda bir anlığına durdu. Caner’in yüzündeki korku, bu sözlerle birlikte yerini derin bir rahatlamaya bıraktı. Derin bir nefes verdi. Çünkü düşen ben olmuştum. Ve bu, onun için korku oluşturmuyordu.
İçimden bir şeyin çatladığını hissettim. Kalbim, bedenimden daha çok acıyordu artık. Sanki göğsümün içine bastırılmış bir el, kalbimi yavaşça sıkıyordu. Eğer şu an bu kalabalığın ortasında olmasaydım, gözyaşlarım sel olurdu. Ama boğazımdaki düğümden öteye geçemiyordu hiçbir şey.
Arkasında duran kimse Caner'in kolunu tutup başıyla yere işaret ettiğinde Caner nihayet bana döndü.
Bedenini çevirdi.Gözleri yüzümden geçip bedenime, sonra da sol ayağıma takıldı. Kaşları çatıldı; çatık kaşlarının arasında beliren o çizgi beni yıllar öncesine, o suskun bakışlara götürdü.
Eğildi.Sınıf arkadaşlarımın fısıltıları arasında kulaklarım uğuldamaya başladı. Ne söylediklerini net duyamıyordum ama tahmin etmek zor değildi.
Benim için değil, etraftaki bakışları yönetmek için eğiliyorlardı yanıma.
Caner’in yüzünde, gecikmiş bir mahcubiyet gölgesi belirdi.
"Özür dilerim Güneş... Ben senin düşebileceğini düşünemedim. İyi misin? Neren acıyor?" dedi.
Sesi yumuşaktı ama sanki az önceki tedirginliği yoktu.
Yarama merhem değil, tuz basıyordu farkında olmadan.
Kollarını uzattı, beni kaldırmak istedi.
Ama içimde yılların biriken haykırışı tek cümlede döküldü:
"Sakın! Dokunma. Uzak dur benden."
Sesim çıkmamış gibiydi ama sözlerim tokat gibi yüzüne çarptı.
Kolları havada asılı kaldı bir an.
Sonra, hiçbir şey olmamış gibi kolumu tuttu.
"Muhtemelen sırtı da ağrıyordur hocam. Kaldırmamız uygun olmayabilir. Doktor nerede?" dedi etrafındakilere dönerek.
Sanki bu sözleri ben söylemişim gibi...
Yine kendi sahnesini oynuyordu.
İzleyenler için mükemmel abi, hassas abi.
Ama olanı herkes görmüştü.
Ve ben bu tiyatronun ortasında, yalnızca seyrediliyordum..
Caner’e o kadar odaklanmıştım ki Karan’ın bir diğer tarafıma çöküp bana doğru eğildiğini bile farketmemiştim. Konuşmasıyla kafamı ona çevirdim. Yine kalbim dört nala koşuyor.
"Güneş,iyi misin seni kaldırayayım mı?"
Bölüm etkileşimi
