5. bölüm / 6
Kırık KalplerBölüm 5
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5
- 1 Bölüm 12.272 kelime
- 2 Bölüm 24.176 kelime
- 3 Bölüm 32.025 kelime
- 4 Bölüm 42.805 kelime
- 5 Bölüm 52.566 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 AÇIKLAMA103 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 5
“Beni bu dünyadan yok edin, yok olmak istiyorum,” diyerek aynada kendi kendime konuşuyordum. Kaç saattir lavabodaydım hiçbir fikrim yoktu. Ama bu utançla oraya gidemezdim. Hem çocuğun üstüne düşmüştüm hem de yetmezmiş gibi öpmüştüm. “Öncelikle sakin ol.” Olamıyordum. Bu olayın benim dışımda kimsenin başına gelmeyeceğine o kadar emindim ki.
Bir anda lavabonun kapsının açıldığını işittim. Hiç bozuntuya vermeden suyu açtım ve elimi yıkamaya başladım. Gelen kişiye bakmadım bile. Şu an tek duam ben kendi kendime konuşurken içeride birilerinin olmamasıydı.
Elimi yıkayıp kuruladıktan sonra serumla beraber geldiğim yere geri döndüm. Herkes buradaydı ve uyuyorlardı bir kişi hariç. O yoktu. Nereye gitmişti acaba? Tekrar dışarıya çıktığımda hasta kayıtın yanına yeni açılmış olduğunu düşündüğüm – geçen yıl böyle bir şey yoktu – kantinden elinde poğaçalar ve meyve suları ile bizim olduğumuz yere geliyordu.
Ben onun yurda gitmiş olabileceğini düşünmüştüm ama o beni şaşırtmıştı. Olduğum yerde durmak yerine hemen içeri tekrar girdim. Diğerleri de yavaş yavaş artık uyanmaya başlıyordu. Kübra ilk uyananlardan biriydi ve beni ayakta görür görmez hemen yanıma koştu. “Aşkım sen niye ayaktasın, yatıp dinlen,” diyerek beni kolumdan tuttu ve yatağa doğru sürükledi. Kübra’nın sesi gür çıkmış olacak ki herkes tam uyanmıştı.
“Kübra, sabah sabah neden bağırıyorsun?” demişti Hilal, uykulu çıkan sesiyle.
“Evet, Kübra. Sabah sabah hoparlör yutmadığını varsayarsak bağırarak konuşmanı gerektirecek olay ne?” demişti Lidya.
Kübra beni yatağa yatırmaya çalışırken hemen açıklama yapmaya başladı. “Defne dinlenmesi gerekirken ayakta dolaşıyor.” Gözleriyle beni öldürecekmiş gibi bakıyordu. Haklılık payı vardı. Çünkü uyanır uyanmaz… Beni gerçekten şuradan yok edin. Ben ne yapmıştım. Allah’ım şu an yok olmak istiyorum. Yine utançtan kızardığımı hissediyordum. Tam bu sırada Deniz yanımıza geldi. Zaten yeni yapılan kantin ile bizim olduğum yer arasındaki mesafe yaklaşık yirmi metre gibi bir şeydi.
“Ooo, Deniz Bey. Bizim için neler almışsın şekerim,” diyerek Deniz’in elindeki poğaça ve meyve suyu dolu olan poşetleri aldı. Sanırım Berk, uyandığı an bir şeyler yemeliymiş gibi hissettim.
Deniz hemen Berk’in kendisinden aldığı poşetleri kaptı ve içinden sadece bir poğaça ve bir meyve suyu çıkartıp Berk’in eline tutuşturdu. “Al canım. Bunlar sana yeter,” diyerek herkese de birer poğaça ve meyve suyu verdi. En son ben kalmıştım. Bana yöneldi. Direkt poşeti bana uzattı. Poşeti aldım ama içinde poğaça ve meyve suyu dışında başka bir şey daha vardı. “Doktor şekerinin düştüğünü söyledi,” diyerek açıklamaya başladı. Beni şaşırtan bu değildi. Kübra normalde kendisi atlardı böyle konularda ama o poğaçasını yerken Deniz’i dinliyordu. “Ayrıca sabahtan beri bir şeyler yememişsin. O yüzden bayıldığını söylediler. Dünden beri uyanmanı bekledik. Hepimiz senin için endişelendik, Defne. Yani şey, Defne Hanım.” İsmimle hitap etmek yerine saygı çerçevesi içerisinde konuşuyordu.
“Sadece Defne diyebilirsin,” dedim. Bunu söylerken onun gözlerinin içine bakmıştım. O yeşil gözlerinin içine. Benim gamzelerim yoktu ama ona en samimi en derin gülümsememi gönderdim.
“Tamam, Defne. O zaman aklımda bulunsun,” dedi. O da konuşurken gözlerimin içine bakıyordu. Ben ne kadar süredir onun yeşillerinde kaybolmuştum bilmiyorum ama o da bana uzun uzun baktı. Öyle içten öyle derin gülümsedi ki sanki gamzeleri benim için birer uçurum oldu ve o uçuruma düşeceğimi sandım.
“Defne’de uyandığın göre isterseniz siz daha burada beklemeyin. Ben yanındayım zaten. Gitmek isterseniz diye söylüyorum,” diyerek daldığım yerden kopmamı sağladı Kübra.
“Öyle şey olur mu? Biz arkadaşız. Tabii ki onun yanında olacağız,” dedi Hilal.
Benim için endişelendiklerini çok iyi biliyordum ama onlarında yurda gidip dinlenmeleri gerekiyordu. “Olur. Sizler de yorgunsunuz. Siz yurda çıkın benim için endişelenmeyin. Artık daha iyiyim.” Benim için daha fazla endişe etmelerini istemiyordum.
Benim söylediğim şey ile ikna olmuş olacaklar ki kabul ettiler. Ama öyle gönülsüz kabul ettiler ki sanki hiç gitmek istemiyorlardı. Ama gitmeleri gerekiyordu. Ben iyiydim.
Tam çıkacaklarken Deniz olduğu yerde durdu ve bize doğru döndü. “Unutmadan vereyim,” dedi. “Dün açma fırsatın olmamıştı. Beğenir misin bilmiyorum ama ufak bir hediye,” diyerek dün getirdiği ama benim açamadığım hediyeyi verdi.
“Keşke zahmet etmeseydin. Düşündüğün için teşekkür ederim, Deniz.” Şu an utançtan kızaramazdım. Artık çok geç şekerim. Kızardın.
“Hiç zahmet olmadı. Rica ederim, Defne.” Bir dakika. O da konuşurken kızarmış mıydı? Evet, evet. Bunu söylerken kulakları kızarmıştı. Âşık oldun. Haklıydı. Ben sanırım gamzeli çocuğa âşık olmuştum. İsmini biliyoruz ama sen bilirsin. Şu iç sesimi susturacak bir şey yok mu?
Onlar olduğumuz yerden çıkıp gitmişti. Sadece ben ve Kübra kalmıştık. Yavaş bir şekilde yürüyerek sedyeye ilerledim. Zaten iki adımlık mesafeydi. Kübra hemen yanıma gelip heyecanla konuşmaya başladı. “Ne almış çabuk aç bak,” diyordu. Ne aldığını bende merak ediyordum ama açarken kalbim duracak diye de korkuyordum.
“Açmasam şimdi,” dedim. Çünkü kalbim çok hızlı atıyordu.
“O zaman benim sana aldığım hediyeyi vereyim,” diyerek sandalyelerin üstünde fark etmediğim bir hediye paketi vardı. Kübra yanımdan kalkıp oraya doğru ilerledi. Paketi alıp tekrar yanıma geldi. Paketi bana uzatırken gözleri parladı. “Umarım beğenirsin.”
Sanırım bu şey benim istediğim bir şeydi. Çünkü ben paketi alırken dahi gözleri parlıyordu. Dayanamadım ve onun hediyesini açmaya başladım. Sert bir şeydi ve kutu gibi bir şey vardı. Paketi açınca gördüğüm şeyle donup kaldım. Benim uzun zamandır almayı planladığım ama bir türlü fırsat bulamadığım kitabın final kitabını almıştı. Hem de kutulu bir şekilde.
“Saçmalıyorsun, bana gidip Gökçen dört kutulu set mi aldın?” diyerek kitabı sedyenin üstüne bıraktım ve ona sıkıca sarıldım. “Seni seviyorum canım arkadaşım.” O da bana sıkıca sarıldı.
“Bunu almayı çok istediğini biliyordum. Ayrıca hiç fırsatın olmuyordu. Bende düşündüm ki neden almayayım.” Birbirimize sıkıca sarılıyorduk. Hemen konu değiştirdi. “Şimdi diğerlerinin de hediyelerini açman gerekiyor,” dedi. Ve hemen diğerlerinin aldığı hediyeleri getirdi.
Diğerlerinin benim için aldığı hediyeleri yatağa bıraktı. Ben dışı pembe hediye paketli olana uzandım. “Onu sana Su aldı,” diyerek hediyeyi kimin aldığını söyledi.
Paketi fazla zarar vermeden açtım. İçinden çıkan şaşırtmadı çünkü o da bana kitap almıştı. Hem de benim almak istediğim bir kitabı almıştı. Bana İhtilal 1’i kutulu almıştı. Bir diğer hediyeye uzandım, Kübra onu alanın Eda olduğunu söyledi. Aynı şekilde fazla zarar vermeden açtım. O bana almak istediğim ama stoklarda olmayan bir sweat almıştı. Bunu da açtığım hediyelerin yanına bıraktım ve diğer pakete geçtim. Bunu alanın Berk olduğunu söyledi bana Kübra. Aynı özenle bunu da açtım ve çıkan hediyeye baktım bana kolye ve küpe almıştı. Beni tanımıyordu ama hediye almıştı. Diğer hediyeye geçtim. Bunu ise Lidya almıştı. Paketin içinden çıkan daha açılmamış kutulu bir Labubu çıktı. Bunu daha sonra açacaktım. Geriye Hilal’in ve Deniz’in aldığı hediyeler kalmıştı. Elim ilk önce Hilal’in aldığı hediyeye uzandı. Paketi açtığımda içinde Stray Kids yazılı bir çanta vardı. Tamda bilgisayarım için uygundu.
İşte o an gelmişti. Elim en sona kalan ve Deniz’in bana aldığı hediye kutusuna uzandı. Ağır bir kutuydu. Kutuyu özenle açmıştım. İçinden çıkan çığlık atmama engel değildi. Öyle bir çığlık atmıştım ki hemşire olduğunu düşündüğüm bir kadın olduğumuz yere gelip bize bakmıştı. Ben özür dileyip kucağımdaki hediyeye bakmaya devam ettim. Yanlış görmüyordum umarım. Yok, bende şaşkınım şu an. Beklemiyordum. Kızım bak ideal erkek işte. İç sesim bile şaşkındı çünkü bu şaşırılacak bir şeydi. Kübra’da kafasını paketin açtığım ama sadece benim görebildiğim yere uzattı ve o da bir çığlık atacaktı ki son anda elini ağzına attı. Herhalde şu an ben hayal görüyordum. Bunun başka açıklaması olamazdı. Benim gördüğüm şey Bülbül Kapanı dörtlü kutulu setti. Hemen Kübra’ya döndüm.
“Kanka benim gördüğüm şeyi sende görüyor musun?” dedim.
Elini ağzından çekti ve bağırmadan konuşmaya başladı. “Evet, görüyorum. Sana Bülbül kapanı almış. Hem de dört kitabını da. Ama dörtlü kutulu şekilde.” İkimizde şaşkınca birbirimize baktık.
***
“Berk ben ne alacağım Defne’ye?” diyerek olduğu yerde bir ileri bir geri hareket ediyordu Deniz Ateş. Hilal aramıştı ve o ikisini partiye çağırmıştı. Çünkü bu ikisinin başka arkadaşı yoktu. Hilal’den olumlu mesaj gelmişti. Ama Deniz tanımadığı bir kıza ne alacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu.
“Deniz, kanka bir dur artık. Başım döndü.” Berk’in bunu söylemesi üzerine durdu ama bu duraklama fazla uzun sürmedi ve olduğu yerde yine ileri geri gitmeye başladı. “Ne telaş yaptın bu kadar ya, Hilal’e sorsana bu kız en çok ne yapmayı sever ya da en çok neyi almayı istiyor. Arıyorum ben,” demiş ve hemen cebindeki telefonu çıkartıp Hilal’i aramıştı.
“Alo, Berk. Bir şey mi oldu?” demişti hemen Hilal.
“Bir şey olmadı da sana bir şey soracaktım.”
“Dinliyorum.”
Deniz turlamayı bırakıp hemen Berk’in yanına telefonu tuttuğu kulağına yaklaşmıştı. “Şimdi biz senin davet ettiğin doğum gününe geleceğiz ya.” Cümlesini tamamlayamadan Hilal lafa atıldı.
“Kanka sakın gelemeyeceğiz deme. Ben onlara ne derim sonra? Gelmeyeceğinizi söyleme bana!” demiş ve bunu söylerken sesi yüksek çıkmıştı.
“Geleceğiz tabii ki de biz bu kıza ne hediye alacağımız bilmiyoruz. Düşündük ki sen bununla arkadaşsın, almak istediği bir şey var mı? Sen biliyorsundur. Bize yardımcı olsan.” Hilal biraz sessiz kaldı ve düşünmeye başladı.
Aklına gelen şeyle konuşmaya başladı. “Aslında almak istediği bir şey var,” dedi.
“Ne almak istiyor?!” diyerek bağırarak atlaya Deniz ise elini ağzına kapattı ve aynı şeyi daha kısık sesle söyledi. “Ne almak istiyor?”
“Defne, Kitap okumayı çok seven birisidir. Özellikle takip ettiği bir yazar yok. Her yazarı takip eder ve kitaplarını hemen almaya çalışır. Ama almayı çok istediği bir kitap ve seri var.”
Bunu duyan Deniz hemen lafa atladı. “Hangi kitap, hangi seri bu?” demişti ama bu sefer Berk’in eli Deniz’in ağzına uzanmış ve kapatmıştı.
“Denizciğim, şekerim bir sus ya,” demişti. En azından odalarında sadece o ikisi vardı. Zaten odada başka kalan yoktu hep ikisi kalmıştı. “Seni dinliyorum Hilal. Deniz’in kusuruna bakma biraz heyecan yaptı. Heyecanlanınca nasıl tepkiler verdiğini bilirsin.”
Hilal, “Biliyorum kanka hiç sorun değil. Defne, en son Gökçen üç adlı bir kitabı bitirmişti. Final kitabı olan dördüncü kitabı almak istiyordu ama bir türlü fırsat bulamıyordu. Ama onu muhtemelen Kübra almıştır. Çünkü aynı odadalar. Almak istediği başka şey,” diyerek düşünmeye başladı. “Buldum. Aynı yazarın başka bir seri kitabı var ismi neydi ismi ya.” Bir anda hatırlamış olacak ki, “Hah, hatırladım. İsmi; Bülbül Kapanı olması lazım. O serinin birinci kitabının daha kendisinde olmadığını biliyorum. Hatta o seriye başlamak için Gökçen serisinin bitirmeyi bekliyordu. O serinin birinci kitabını biriniz ikinci kitabını biriniz alabilir. Ayrıca K-pop dinlemeyi sever. Bende ona dinlemeyi sevdiği K-pop grubunun çantasını aldım. Olmazsa biriniz Bülbül Kapanı birinci kitabı alsın birinizde bir K-pop dergisi ya da çantası alsın.”
Deniz hemen Berk’in elinden telefonu almış ve Hilal’e fikirler için teşekkür edip kapatmıştı. Telefonu uzatırken “Kalk,” demişti.
“Ne kalk?” diyerek anlamadığını belirtmişti Berk.
“Gidiyoruz. Hemen merkeze iniyoruz ve Bülbül Kapanı kitabını alıyoruz.” Berk’in kalkmasını beklemeden kendi dolabına yönelip kilidi açtıktan sonra içinden kahverengi salaş bir kazak, baggy tarzında gri tonlarında bir pantolon ve üstüne montunu çıkartmıştı.
Erkek yurdunda da öğrencilerin giyinmeleri için perde asılmış bir alan vardı. Ama odada sadece Berk ve Deniz olduğu için o giyinme alanını kullanmıyorlardı. Bunun yerine yattıkları odada değiştiriyorlardı üstlerini.
Deniz dolaptan çıkardığı kıyafetleri kucağına alıp odaya tekrar girdi. Kıyafetlerini kendi yatağına atıp soyunmaya başladı. İlk önce pantolonunu sonrada sweatini giydi. Ama Berk yerinden kalkıp hazırlanmak gibi bir şey yapmamıştı.
“Kalkmayı düşünüyor musun?” diyerek çok makul bir soru sormuştu.
“Üşeniyorum desem,” demişti. “Sakın üstüme gelip beni öldürme!” diyerek te uyarıda bulunmuştu. Çünkü biliyordu ne zaman kendisi üşeniyorum dese Deniz hemen üstüne geliyordu. Hatta koluna bir iki şamar atıyordu.
“O zaman kalk Berk!” Bu sinirli sesi duyan Berk hemen yatağından kalkıp kendi dolabına yönelmişti. O da sweat ve pantolon alıp odalarına geri dönmüştü. Ama o kıyafetlerini kendi yatağına koymak yerine boş olan yataklardan birine fırlatmıştı.
Berk’te soyunmaya başlamıştı. Sadece boxer ile kalınca Deniz bir kahkaha patlattı. “Neye gülüyorsun şekerim?” diye sormuştu merakla.
“Oğlum sen neden ördekli boxer giyiyorsun?” demiş ama gülmeye devam etmişti. “Başka boxerın mı yoktu şekerim. İstersen ben vereyim benimkilerden.” Konuşurken ara ara gülmüş konuşması bitince de aralıksız gülmüştü.
“Gülmen bittiyse şekerim gidelim mi? Hazırım ben.” Ama Deniz gülmeye devam ediyordu. “Ne var Denizciğim bir susmadın. Alt tarafı ördekli bir boxer giydim. Yani erkekler böyle şeyler giyemez mi diyeceksin?”
“Hayır, kardeşim. Giyer giyer de, ben senin giymene gülüyorum. Ama yakışmış. Yakıyorsun şekerim.”
“Öyle mi? Güzel olmuş mu gerçekten?” demişti. Bunu ciddi ciddi sormuştu.
“Öyle tabii. Hatta yönelimimi değiştirebilirim güzelim,” demiş ve daha gür bir kahkaha atmıştı Deniz.
“Deniz, Siktir git kanka. Belanı siktirtme şimdi bana. Alt tarafı don lan, bunun neresi komik. Ayrıca ben sana ciddi ciddi soru soruyorum. Soranda kabahat.
Deniz gülmeyi keserek arkadaşına döndü ve ciddi bir şekilde konuştu. “Kanka valla özür dilerim ama gerçekten yakışmış. Hani gerçekten yakıyorsun,” demişti.
İkisi de hazırlanmışlardı ve yolda sohbet ederek yürümeye başladılar ama dolmuş durağına gidip dolmuşa binmek yerine ön nizamiyeden çıkış yapmışlar ve onca yolu yürümeye başlamışlardı. Merkeze inene kadar yürümüşlerdi. Sohbet koyu olduğundan yorulduklarını hiç hissetmediler.
Merkeze geldiklerinde hemen kitabevine doğru ilerlediler. Uzaktan bakınca fazla kalabalık durmuyordu. Yaklaştıklarında kitabevinin içinin fazla kalabalık olmadığı netleşmişti. Hemen içeriye daldılar ve asansörle birinci kata bastılar.
Asansör bastıkları katta durunca hemen wattpad kitaplarının olduğu rafa ilerlediler. İkisi de pür dikkatle kitaplara bakıyorlardı ama Hilal’in bahsettiği kitabı bulamadılar. Deniz arkasını dönünce kutu gibi şeyler görmüş ve hemen Berk’i de döndürmüştü. Üstlerinde yazanları görünce o baktıkları şeylerin kutulu kitap olduklarını fark ettiler.
Hepsinin üstünde yazanlara baktılar ama Deniz’in gözü en arkalarda diğerleri gibi dikey değil de yatay konulmuş büyük bir kutuya takıldı. O gördüğü kutuya yaklaştı. Üstünde gördüğü yazı ile hemen kutuyu kucağına aldı.
Çünkü kutunun üstünde Bülbül Kapanı yazıyordu. Deniz’in kutuyu kucakladığını gören Berk hemen onun yanına gitmiş ve o da kutunun üstündeki yazıyı görünce sevinmişti. “Getir, hemen fiyatına bakalım,” diyerek bir öneride bulunmuştu Berk.
Deniz, o bunu söyler söylemez hemen fiyatına bakmak için tarayıcının yanına gitmişti. Kutunun arkasındaki barkodu okuttuğunda Berk’in dili tutulmuştu. “Kanka birinci kitabını bulsak daha iyi olmaz mı? Çünkü orada dörtlü kutulu set yazıyor.”
“Olsun kanka,” diyerek Berk’in şaşırmasına sebep olmuştu.
“Olsun mu? Kanka sen iyi misin? Orada yazan fiyatı görmedin sanırım. Orada bin yedi yüz yazıyor kanka. Gerçekten alacak mısın?”
Deniz, Berk’in söylenmelerine kulak asmadan asansöre doğru ilerlemişti. Berk bir şeyler söylüyordu ama hiç duymuyordu. İkisi asansöre bindiklerinde Berk zemin kata basmış ve o da sessizce beklemişti. Asansör zemin katta durup kapılarını açınca Deniz hemen kasaya yönelmişti. Herkes Deniz’e ve elindeki kutulu sete bakıyordu.
Kasada fazla sıra olmadığı için kendisine sıra çabuk gelmişti. Kasadaki kişi dahi kutulu seti onun elinden alırken şaşkın bir şekilde bakıyordu.
Kasadaki kadın kutunun arkasındaki barkodu okutup fiyatı söyledi. “Kart mı nakit mi olacak?” dedi kasadaki kadın.
“Kart olacak,” deyip pantolonunun cebinden cüzdanını çıkartmıştı.
“Deniz, kanka emin misin? Bak ben hemen yukarıya bakıp birinci kitabını bulabilirim.” Önerisinde bulunmuş ama Deniz bunu da duymamış ve cüzdanından çıkarttığı kartla ödemeyi gerçekleştirmişti.
Geriye tek bir şey kalmıştı. Yurda gidecek ve hemen bu aldığı kutulu seti iyice güzel bir kutulamak kalmıştı.
O bu kitap setini alırken aklında tek bir kişi vardı. Bugün dolmuşta gördüğü ve yer verdiği kişi.
Yurda çıktıklarında hediyeyi paketlemişlerdi. Berk ise çıkmadan önce hediye olarak bir kolye ve küpe almıştı. Onları aldıkları yerde paketlemişlerdi.
Yurttan tam çıkacaklarken Hilal mesaj atmış ve geç geleceğini onu beklememeleri gerektiğini yazmıştı. Hangi pastanede olacağını da mesaj olarak yazmıştı.
Ellerinde hediyelerle erkek yurdundan çıkıp hemen dolmuşların olduğu yere gittiler. Şanslarına bir dolmuş hareket etmiş diğer dolmuş durağa gelmişti ve bekleyen kimse yoktu. Dolmuşa bindiler zaten biner binmez dolmuş hareket etmişti.
Üniversiteye yaklaştıklarında Berk Center’da ineceklerini söylemiş ve dolmuş center’ın önünde durmuştu. Hemen pastanenin olduğu yere doğru ilerlemeye başladılar.
Pastanenin önüne geldiklerinde kapıyı açan Berk’ti. Deniz’in buna tepkisi ise Berk’i birazcık güldürmüştü. Çünkü sanki suratsız gibi geziyordu. “Teşekkürler şekerim.”
İçeriye girip merdivenleri çıkmaya başladıklarında yine konuşmaya başlamışlardı. “Sence çok mu geç kaldık?” diye sormuştu Berk.
“Bilmiyorum, ama sanırım tam vaktinde geldik,” diyerek yanıtlamıştı Deniz.
Merdivenlerin sonuna ulaşınca Deniz’in bir çift yeşili bir çift ela gözle buluşmuştu. Orada gördüğü kızı tanıyordu. Bugün ona dolmuşta yer vermişti çünkü ellerinde iki poşet dolusu eşya vardı.
“Şey kusura bakmayın sanırım biraz geciktik,” demiş ve onun gözlerinin içine bakarak konuşmuştu. “Hilal birazcık gecikecekmiş o yüzden onsuz gitmemizi söyledi,” dedi. Sesi Defne’nin kulaklarımda sanki birer senfoni veriyordu. Ama en fena şey ise o yeşil gözlerini Defne’nin gözlerine dikip gülümsemesi ve gamzelerini ona sunmasıydı.
“Doğum günün kutlu olsun, Defne,” dedi ve elinde tuttuğu hediye kutusunu Defne’ye doğru uzattı.
Bölüm etkileşimi
