Kırık Kalpler kitap kapağı

1. bölüm / 6

Kırık Kalpler

Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: Ahmet Deniz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 1

bölüme geçmeden önce duyuru yapayım durun.

bu kurguyu yaklaşık bir hafta önce yazmaya başladım. umarım beğenirsiniz. aklımda var olan bir kurguydu sadece kurgulayıp yazmak vardı. kitabın sonu hazırdı zaten ama nasıl başlayacağım hakkında hiç fikrim yoktu. biraz uzun sürdü bunu planlamam. sizleri daha ilk saniyelerden sıkmak istemem o yüzden kitap ayraç tasarımını görmenizi isterim.

bu ayracı ama biraz spoi içeriyor;

Bölüm 1

“Ya biriniz şu alarmı kapatacak mı?” diye söylenen oda arkadaşımın sesine uyandım. “Sabah dersiniz yoksa kurmayın şu alarmı ya. Abi biz sizin yüzünüze dersimiz olmasa bile erken kalkıyoruz,” diye söyleniyordu.

“Ne oldu Kübra? Kimin alarmı çalıyor?” diye sordum oda arkadaşım Kübra’ya uykulu çıkan sesimle. Arkadaşımın sinirleri pek yerinde değildi. “Ne olacak. Şu hale bak, dersleri öğleden sonra ama hanımefendiler sabah sekize alarm kurmuş. Benim bugün dersim yok ve uyumak istiyorum ama ben bu hanımefendilerin alarmını dinlemek zorundayım sanki.” Sesini kısık tutmaya özen göstererek konuşmuştu. Gerçi bu alarmın sesiyle sesini kısık tutmasa bile kızların duyacağı yoktu.

Yataktan kalktım ve diğer oda arkadaşımın komodininin üstünde duran ve alarmı çalmaya devam eden telefonunun ekranındaki alarmı kapattım. Ama Kübra pek memnun olmamış gibi yatakta hâlâ söyleniyordu. Sanırım artık oda değiştirmeye karar verecekti. Çünkü biz neredeyse iki yıldır aynı kızlarla oda arkadaşlığı yapıyoruz. Ve en kötüsü de hepimizin bölümü de dört yıllık bölümler. Yani biz bir buçuk yıl daha birlikte vakit geçirmiş olacaktık. Bu da sadece benim için değil Kübra içinde bir kâbustu.

Bende ayaktayken ve artık uyanmışken tekrar yatağa girip uyumak yerine lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Dolabımın anahtarını almak için tekrar odaya girdim ve komodin çekmecesinden anahtarı aldım. Anahtarı aldığımı gören Kübra yatakta bir anda doğruldu. “Defne, senin dersin mi vardı bugün?” diye sordu.

Normalde bugün dersim yoktu ama ben yine de biraz merkeze inip dolaşmak istiyordum. “Dersim yok ama ben biraz merkeze ineceğim. Sende benimle birlikte gelmek ister misin?” diye sordum. Çünkü biliyordum. Eğer Kübra’da bir kez uyanırsa bir daha kafasını yastığa koysa dahi asla uyuyamazdı. Geleceğini bildiğimden onu yataktan kaldırmak için fazla çabalamadım. Çünkü ben dolabıma doğru yönelirken o da kalkmış benim peşimden geliyordu. Ama bir o kadarda bitkin görünüyordu. Çünkü güz döneminin ilk sınavlarına yani vizelere çok az kalmıştı ve Kübra tahminimce sabahlayıp ders çalışmıştı.

Kübra ile çok iyi bir arkadaşlığımız vardı. İlk yılımda yurda ilk gelen kişi bendim. Bir sonraki kişinin gelmesini yaklaşık bir hafta boyunca beklemiştim. O bir haftalık beklemenin ardından Kübra çıka gelmişti. İlk o gün tanışmıştık Kübra’yla. Kendisi siyah saçlı, kahverengi gözlü bir kız. Hayvan sevgisi ise beni benden alır. Bende hayvanları seven birisiyim – köpeklerden korksam da – ama Kübra’nın hayvan sevgisi beni de aşıyor. Yolda bir kedi görse onu sevmeden yoluna devam etmez ve neredeyse on dakika o kedi ile oynar. Aşırı sakin kalabilen biridir. Her şeye karşı olumlu ve sakin yaklaşır. Ama damarına basılmadığı sürece sakin birisidir. Eğer Kübra ile tartışmaya girerseniz karşısında kazanma şansınız hiç yok. Haklı olduğu konularda kendini savunur. Haksız ise haksız olduğunu kabul eder. Dedim ya size Kübra damarına basılmadığı sürece sakin kalabilen biri.

Ben ise Kübra’ya göre biraz daha zıt kalıyorum. Çünkü ben biraz daha içek dönük birisiyim. Kübra ne kadar hayvanları sevmek için durup on dakika o hayvanı sevebiliyorsa ben sadece iki başını okşayabiliyorum. Kübra ne kadar hakkını yedirmeyip sesini çıkartabiliyorsa bırakın sesimi çıkartmayı hareket bile edemem. Bazen diyorum ki iyi ki ben Kübra ile tanışmışım. Çünkü benim sesimi çıkartamadığım yerde o benim yerime de sesini çıkartabilen biri.

Kübra lavaboya elini yüzünü yıkamak için yönelirken ben de kendi dolabımın kilidini açtım ve içinden bugün giymek için kıyafet seçmeye başladım. Kübra’nın sabahlayıp ders çalıştığını bilmeme rağmen ben yine de sordum. “Kübra sen yine sabahlayarak ders mi çalıştın?” Cevabını biliyordum ama yine de sormak istemiştim.

Cevap çok geçmeden geldi ve fazla da şaşırtmamıştı. “Evet. Kanka artık vizeler yaklaştı. Ben de biraz ders çalıştım o kadar,” dedi. Fazla üstelemedim çünkü benimde ders çalışmam gerekti. Ama Kübra bu konuda biraz abartıyor. Çünkü ders çalışmaya başladığı zaman en az yedi saat boyunca o derse çalışıyordu. Ders çalışmak kötü bir şey demiyorum ama bazen fazla ders çalışmak insanın kafasını yorabiliyor.

Sonunda ne giyeceğime karar verip kıyafetlerimi dolaptan çıkardım. Tam o sırada Kübra’yı pencereden dışarıya bakarken buldum. “Bence daha kalın şeyler giymen gerekecek,” dedi bir anda. Ona sorgulayan bakışlar attım. Bu bakışları görmüş olacak ki bir anda açıklama gereği duydu. “Dışarısı bembeyaz. Ve kar yağmaya devam ediyor.”

Söylediği şeye inanamayıp hemen kıyafeti dolaba fırlatıp onun yanına pencereye doğru koştum. Gerçekten kar yağmıştı. Ama dün hava çok güzeldi. Hatta hava güneşliydi bile. Demek ki kar yağmak için geceyi beklemişti. Hemen dolabıma koştum ve bu sefer tam kışlık bir kıyafet aldım. Bordo bir sweat ve onun altına tam uyacak siyah basic pantolonu dolabımdan çıkardım. Bunları giymek için hemen banyoya daldım. Muhtemelen Kübra’da şu an dolabından kıyafet seçiyordur çünkü bir kilit açma ve zincir sesi geldi.

Kıyafetleri giyinip hemen banyodan çıktım ve botlarımı giydim. Ben botlarımı giyip çalışma masama doğru giderken Kübra ise banyoya gidiyordu. Kübra banyodan çıkana kadar hafif bir makyaj yapmaya karar verdim. Biraz allık, hafif far, çok abartıya kaçmayacak bir rimel sürdüm ve tam rujumu sürecekken Kübra banyodan çıktı. O da hemen botlarını giyip yanımdaki kendi masasına oturdu ve o da aynı benim gibi hafif bir makyaj yapmaya başladı. Makyajı yaparken bana döndü ve “Kanka bugün kar yağmış ya hani,” dedi. Tahmin ettiğim şeyi yapacaktık. Bende ona döndüm “Ee kankacığım,” diye sordum. “Şimdi Defneciğim hep instagramda görüyorduk kar yağdığında bir sürü akım yapıyorlar ya hani. Diyorum ki biz de mi yapsak şu akımlardan.”

Tahmin ettiğim şeyi söylemişti. Çünkü her akım gördüğümüzde o akımı kaydediyor ve yapmak için bekliyorduk. Sadece benim telefonum değil onun telefonu da yapacağımız akımlarla doluydu. Tabii ki o akımlardan bende yapmak istediğim için hemen ayaklandım. “Ne duruyoruz o zaman Kübra.” Bunu duyar duymaz o da ayaklandı ve askıdan montlarımız alıp hemen odadan çıktık.

Bayburt’a ilk defa geç kar yağıyordu. Hem de doğum günümden sekiz gün önce. Artık tam yirmi yaşıma girecektim. Bu anı ne kadar çok beklediğimi bilemezsiniz çünkü çok yakında Erasmus’a başvuracaktım ve yirmili yaşlarımı yurt dışında geçirmeyi dört gözle bekliyordum. O çok beklediğim an ise sonunda geldi. Erasmus’ta gitmek istediğim ülke ise âşıklar şehri olan Fransa’nın başkenti Paris’ti. Belki hayatımın aşkı ile orada karşılaşırdım. Kim bilir. Hayat bu bizlere neler yaptıracağı belli olmaz. Kimleri önümüze çıkaracağı belli değildir.

Asansöre doğru yürümeye başladık. Daha saat sabahın sekiz buçuğu olduğu için uyanan herkes kahvaltı yapmak için yemekhaneye gidiyordu bu yüzden asansör her katta duruyordu. Zaten üçüncü katta olduğumuz için asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmaya karar kıldık.

Sonunda yurt binasından kendimizi dışarı attığımızda Bayburt’un her zamanki o keskin soğuğu yüzümüze çarptı. Bayburt’taki herkese, her şeye alışmıştık ama soğuğuna alışamamıştık. Her yıl daha beter soğuklar ile karşılaşıyoruz. Ama bu yıl biraz daha soğuk. Telefonu montumun cebinden çıkardım ve hemen hava durumu uygulamasına girip olduğum konumdaki dereceye baktım. Gördüğüm sayı ile dondum kaldım. Her iki anlamda da.

“Defne telefona neden öyle bakıyorsun?” diye sordu Kübra. Ekranı hemen ona çevirdim. “Oha! Kanka biz akımları çekmesek de olur. -22 derece ne?” O da benim gibi donmuştu. Hem de her iki anlamda.

“Kübra bence biz hemen yemekhaneye gidelim. Önce kahvaltı yaparız aradan biraz zaman geçtikten sonra çıkarız. Ben havanın bu kadar soğuk olduğunu bilsem ne seni sürüklerdim ne de kendim gelirdim,” dedim. Ama Kübra hemen atıldı ve itiraz etmeye başladı. “Tatlım ne diyorsun sen. İkimizin de dersi yok. Zaten erken kalkmışız. Hem bende bugün ders çalışmaya ara verecektim. Benim içinde iyi oldu aslında. Ama önce yemekhanede kahvaltı yapalım sonra bineriz dolmuşa kafeye gideriz oradan da marketten birkaç bir şeyler alırız sonra da yurda döneriz. Malum Bayburt’ta AVM yok ki gidip orada takılalım,” dedi. Onun sözünü ben bitirdim. “Neyse elimizdeki ile yetiniriz artık,” dedim. Çünkü hep aynı cümleyi kuruyordu. Ve bende artık bunu ezberlemiştim.

Ben cümlesini tamamladığımda ikimizde kahkahaya boğulduk. Gülmeye devam ederken aynı zamanda yürüyorduk. En sonunda kendimiz toparladık ve yemekhaneden içeri girdik. Bugünkü kahvaltıda pek fazla bir şey yoktu. Kaynatılmış yumurta yanında siyah zeytin ve çikolata. Bizde hemen diğer kahvaltı seçeneği olan böreklerden aldık. Her zamanki gibi kişi başı iki tane börek verdiler. Ben patatesli ve sosisli börek alırken Kübra hem patatesli hem de peynirli gül böreği aldı.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra yemekhanede biraz daha oturduk. Hem vakit geçsin diye bekledik. Kırk beş dakikalık bir beklemenin ardından yemekhaneden çıktık ve yürümeye başladık. Tabii ki yürürken sohbet de ediyorduk. En sonunda güvenliğe ulaştık. Hemen parmaklarımızı okutarak çıkışımızı yaptık. Dolmuş durağına doğru baktık. Şansımıza hem dolmuşlar vardı hem de bekleyen fazla kimse yoktu saysanız bir elin parmak sayısını geçmezdi. Bekleyenlere doğru ilerledik tam durağa geldik ve dolmuş hareket edip önümüzde durdu. Herkes sırayla dolmuşa bindi. Girişte ücretleri verdik ve öyle geçtik oturduk. Dolmuşlarda sevdiğim tek şey ya dolmuş kartıyla ya da nakit ödeyebilmemiz ücretleri. Kübra’yla beraber hemen arkalardaki boş dört koltuğa oturduk ve bekledik. En son dayanamayarak, “Ee, biz nerede inelim?” diye sordum. “Üniversite de mi, AVM görünümlü center’da mı, dört yolda mı yoksa en son durakta mı?”

Cevap vermesini bekledim. Ama hemen cevap vermek yerine biraz düşündü. Sonra bana döndü. “Önce hangi kafeye gideceğiz ona karar verelim sonra da nerede ineceğimiz belli olur,” dedi. Aslında haklıydı ilk başta nereye gideceğimizi kesinleştirirsek zaten ineceğimiz durak direkt belli olurdu.

“O zaman benim önerim Kangoo. Oraya ne dersin?” diye sordum. Benim canım arkadaşım ben zaten nereyi önersem hemen kabul ederdi. Ve beni yanıltmadı hemen kabul etti. “İneceğimiz yer belli oldu,” dedi bir anda ve bağırarak şoföre seslendi. “ABİ ÜNİVERSİTE VAR!!!” Kübra’nın bağırmasıyla sağ olsun ben dahi kulaklarımı kapatmak zorunda kaldım. Teşekkürler Kübra sayende kulaklarım artık işitme yetisini biraz olsun yitirdi.

Dolmuştan indikten sonra kol kola Kangoo’ya doğru yola koyulduk. Yoldayken bir anda Kübra bana bir soru sordu. Ama hiç alakası dahi olmayan bir soru. “Kanka, sana bir soru soracağım. Hani sen on birinci sınıftayken sevgilin tarafından aldatıldığını söylemiştin ya bana. O şerefsiz seni kimle aldattı?”

Sorduğu soruyu hiç beklemiyordum yalan yok. “İyi de o nereden çıktı şimdi?” diye sordum merakla. “Kanka öyle merak ettim sadece. Sen söyleyeceğini söylemiştin sonra işin çıkmıştı söyleyememiştin şimdi aklıma geldi benimde.” Sorduğum sorunun cevabını bu kadar çabuk ve hızlı beklemiyordum açıkçası. Ama madem olayı anlatmıştım bari devam ettireyim değil mi? “Kübra önce bir kafeye girelim geldik zaten. Oturduğumuzda anlatırım,” dedim. Bunu dediğim an bir anda yere çömeldi. Bildiğiniz çömeldi. “Kübra instagram akımı yapmayalım şimdi,” dedim çünkü kafenin içindeydik. Kübra yere çömeldiği an birkaç gözün bizim üzerimize döndüğünü hissettim.

En sonunda siparişlerimizi verdik. Aradan beş dakika geçmeden barista siparişlerimizi verdi ve kafenin üst katına doğru yol aldık. Bazen kafelerin self servis olmasından nefret ediyorum. Küçük bir kafe olsa tamam derim ama büyük bir kafe olunca self servis bana biraz tuhaf geliyor. “En sonunda oturabildik,” dedi bir anda Kübra. Bu konu üzerine neden bu kadar taktı ben anlamadım.

“Tamam o zaman, anlatıyorum,” dedim en sonunda bende. “Şimdi şöyle ki, ben Arda ile ilk tanıştığımda ikimizde daha dokuzuncu sınıfa gidiyorduk. Ama o şehrin bir ucundaki lisede ben diğer ucundaki bir lisedeyim. Arda bir anda bana sürpriz yapmak için naklini istemiş ve benim olduğum liseye gelmiş. Tabi ben bunu bizim liseye geldikten bir hafta sonra öğrendim. Ben bunu öğrendikten sonra Arda bana okul teneffüsünde çıkma teklif etti. Ama orası nasıl kalabalık bir görsen.”

Bir anda lafımı bölüp, “Vay be ex enişteye bak sen,” dedi.

Sonra ben kaldığım yerden devam ettim anlatmaya. “Arda ile ben yaklaşık üç yıl boyunca sevgili olduk. Benimde o dönemler çok yakın olduğum bir arkadaşım var. Neredeyse yedi yıllık bir arkadaşım. Aynı mahallede falan kalıyorduk onunla. Bir gün bu arkadaşım Arda ile tanıştı. Ama benim sayemde. Tanıştıkları gün bir kafeye geçtik ve oturduk. Orada biraz sohbet muhabbet etmek istedik. Ama Arda bana bir anda soğuk davranıp arkadaşıma daha samimi davranmaya başladı. İlk o an anlamam gerekti ama mal beyinli olduğum için anlamadım. Aradan sadece iki hafta geçti ve Arda benden ayrılmak istediğini söyledi. Nedenini sordum ve bana verdiği cevap artık ilişkinin yürümediği oldu. İnanabiliyor musun?” Dedim.

“Allah belanı versin ex enişte. Benim tatlı pamuk gibi arkadaşım bunları mı hak etti. Püh sana yazıklar olsun.”

“Neyse işte ben durumu arkadaşıma anlattım ama arkadaşım hiç umursamadı. Ve düşün o benim en iyi en yakın arkadaşım bir de. Ben tabii Arda’nın beni aldattığından şüphelendim sonradan. Ve ben ardayı takip ettim. Benimle ayrılmasındaki sebebin arkasında hangi kız var diye düşündüm.”

Kübra bir anda araya girdi. “Kanka yoksa bu kız senin en yakın arkadaşın olan kız mı?”

“Dinle şimdi. Beni aldattığı kişi evet benim en yakın arkadaşım doğru. Ama atladığın bir şey var. Ve benim söylemediğim bir şey.”

“Kız çatlatma insanı. Ne olmuş olabilir ki demek istiyorum ama bu şeyin altından her an her şey çıkabilir. O yüzden Defne beni daha fazla meraklandırma ve heyecanlandırma ve söyle çabuk,” dedi bir anda. Sabırsız olduğu bu halinden anlaşılıyordu.

“Arda beni en yakın arkadaşım ile aldattı evet ama kanka benim en yakın arkadaşım hani şu yedi yıllık olan işte o arkadaşım erkek.”

Bunu dememle içtiği kahveyi bir anda tükürür gibi oldu.

“Nasıl yani lan. Arda seni en yakın arkadaşınla aldattı ama o en yakın arkadaşın erkek mi?”

“Evet kanka. En yakın arkadaşım erkek. Yani anlayacağın Arda eşcinselmiş. Ben bunca yıllık arkadaşımın ve sevgilimin eşcinsel olduğunu dahi bilmiyordum ya.”

“Aşkım sen sakin ol gel biraz temiz hava al istersen.” Beni masadan kaldırdı ve dışarıya doğru çıkmak için merdivenlere yöneldik. Tam kapıdan çıkacakken bir kişi omzuma çarptı o sinirle ve duygu patlamasıyla “Önüne baksana ayı,” diye çıkıştım.

Çarpan çocuk bana doğru döndü. Ama keşke dönmez olaydı.

“De- defne,” dedi bana doğru bakarak.

“Arda,” dedim gerçekten şaşırmış bir sesle.

Sonra arkasında biri olduğunu fark ettim bir anda göz teması kurduk ve yine ilk konuşan taraf orası oldu.

“Defne,” dedi.

“Ege,” dedim duygudan yoksun bir sesle.

selam yine ben. sizler sormadan söyleyeyim arkadaşlar yeni bölümlerin ne zaman geleceği hakkında şimdilik kesin bir şey yok ama ben zaten duyuru yapacağım. hem buradaki panodan hem de kendi instagram sayfamdan.

@okuyanblk buradan da duyuruları takip edebilirsiniz.

bu arada bölüm nasıldı? nasıl buldunuz? umarım beğenmişsinizdir.

hepinizi seviyorum üzümlü keklerim. bir diğer bölümde görüşürüz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

53okunma 27beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.