Kırık Kalpler kitap kapağı

3. bölüm / 6

Kırık Kalpler

Bölüm 3

Vaveyla Yazarı: Ahmet Deniz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3

Bölüm 3

Kader insanın karşısına türlü türlü şeyler çıkartır. Benim karşıma ise mahvolacağım bir insanı çıkarmıştı. Ben o kişiye âşıktım. Belki de sadece bir hoşlanmaydı. Bunu tam kestiremiyorum. Benim karşıma çıkan o kişiye değer vermiştim. Kendimden fazla değer vermiştim hem de. Ama bazen kaderin karşınıza çıkardığı şey sizin mutlu olmanız için değildir. Ne kadar çok severseniz sevin ya da ne kadar çok güvenirseniz güvenin bir anda her şey değişebiliyordu. Şimdi gülüyorsanız bir dakika sonra belki ağlayacağız. Kader her zaman karşımıza iyi birini çıkarmaz. Kırılmamız, düşmemiz, yara almamız gereken durumlarda vardır. O yaraları aldığımız zaman kendimizi toplamamız gerekiyor. Düştüğümüz zaman kalkmamız lazım. Kırıldığımız zaman o kırıkları tamir etmesini bilmemiz lazım.

Bana bundan bir hafta önce sadece bir çift yeşil göz, iki gamze seni ele geçirecek, o bakışları ve gamzeleri aklından silemeyeceksin, hep onları düşüneceksin deselerdi onlara tüm benliğimle katıla katıla gülerdim.

Ayna karşısında ne kadar bir süre geçti bilmiyorum ama aynanın Karşısından ayrılmıyordum. Nereye bakarsam aklıma o gözler, o gamzeler geliyordu. Bakışları bana bir yerden tanıdık geliyordu ama nereden?

“Kaç defa seslendim sana kızım beni duymuyor musun?” diyerek lavabonun önünde beni sarsan Kübra’nın sesini yeni duymaya başlamıştım. “Dur. Sakın bana bugünü unuttuğunu söyleme diyecektim ama sen iyi misin?”

“Ha… Evet iyim. Ne oldu ki?”

“Kızarmışsın. Ateşin falan mı var acaba? Yanakların kıpkırmızı. Sen iyi olduğuna emin misin? Hadi hazırlan hastaneye gidelim. Alo, benim sesim oraya geliyor mu?” diyerek beni sarsmaya devam etti. Ama benim tek düşünebildiğim yemyeşil gözler ve derin çukurlar.

“İyiyim. Evet, evet iyiyim,” dedim. Bu söylediğime inanmamış gibi bakıyordu benim kıymetli arkadaşım.

“Yok, bence sen hepten gittin. Defne, sen iyi olduğuna emin misin? Bugün günlerden ne, bugün hangi önemli gün var?”

“Bugün, lan!!! Bugün benim doğum günüm. Aklımdan çıkmış,” dedim çünkü gerçekten de bugünün benim doğum günüm olduğunu unutmuştum. Zaman nasıl bu kadar çabuk geçmişti. Ve o çocuğu görmemin üstünden sadece saatler geçti. Allah’ım hem de doğum günümde gördüm o çocuğu. Yoksa ben o gamzeli çocuğa… Düşüncelerimi dağıtan diğer oda arkadaşımın odaya girmesiydi. Ama ne girme. Bağıra bağıra telefonla konuşuyor. Sanırım artık oda değiştirmeliyiz.

Kübra’da sesten rahatsız olduğunu belli eden bir yüz ifadesi takınarak yanımdan gitti. Onunda benimle aynı fikirde olduğuna çok emindim. Bugün moralimi bozmamalıydım. Çünkü bugün benim doğum günüm ve ben doğum günümde o gamzeli çocukla karşılaştım. Bana bir yerden tanıdık geliyordu ama nereden?

Kübra’nın bana seslenmesi ile düşüncelerimi dağıttım ve lavabonun önünden ayrılıp çalışma masalarımızın olduğu yere doğru yürüdüm. Arkadaşım hemen dolabının yanında duruyordu. Ama dışarı çıkmak için daha çok erkendi. İkimizin de bugün dersi yoktu ama daha hazırlık yapmamıştık.

Sanırım bu dünyada kendi doğum günü partisini planlayan tek kişi ben olabilirdim. Çünkü arkadaşım ne kadar dil dökse de ben kendim planlamak istemiştim. Ona güvenmediğimden değil. Kübra’ya güvenim sonsuz tabii ki ama işte bende bu alışkanlık olmuş.

Çocukken doğum günlerim fazla kutlanmazdı. Bende kendi başıma marketten aldığım küçük kekler ile kutlardım doğum günümü. Annem ve babam boşandıktan sonra ise benim doğum günümü hepten unuttular. Bazen düşünüyorum da sanki onların çocuğu olmaktan çıkmıştım. İkisi de boşandıktan birkaç ay sonra başka birileriyle evlendiler. Annemin evlendiği adamdan bir erkek çocuğu olmuştu. Normalde ben annem ile yaşıyorum ama bazen annem sanki benim onun kızı olduğumu unutuyor. İsmimi söylerken hatırlamaya çalışıyor ya da yanlış isim söylüyordu. Ben bu duruma alıştım. Evden üniversiteye giderken ise beni yolcu etmeye gelen tek kişi teyzem olmuştu. Annemin beni artık unuttuğunu düşünüyordum. Çünkü beni asla arayıp nasıl olduğumu sormaz. Tatillerde evde bulunsam dahi benimle değil de üvey kardeşimle daha fazla ilgilenir.

Babamın ise evlendiği kadından ikiz çocukları oldu. Biri kız biri erkek. O kardeşlerim ile fazla görüşemiyorum. Babamın evlendiği kadının dediğine göre o çocuklara yanlış bir şey yapmamdan korkuyormuş. Annem ismimi unutan biri ama babam benim ismimi unutmaz. Annem beni ne kadar aramazsa bile babam beni aramayı ihmal etmeyen birisi. Annemin bugün doğum günüm olduğunu dahi unuttuğunu tahmin ediyordum. Çünkü saat tam öğle vakti olmuştu.

Hemen arkadaşımın yanına dolapların olduğu tarafa yöneldim. Artık akşam giyeceğimiz kıyafetleri ayarlamamız gerekecekti. Sonrasında bir kafeye gidip yaptırdığımız pastayı onlara teslim etmemiz gerek. Kübra dolabında kıyafet seçerken bir anda konuşmaya başladı.

“Aşkım senin neyin var bugün. Sanki kendinde değilsin. Hasta mı oldun?”

Sorduğu sorular bir yandan mantıklı sorulardı. Dışarıdan bakan başka birisi de belki aynı şeyleri düşünebilirdi.

“Yok, hasta değilim. Sadece birazcık gerginim. Ya hiçbir şey yolunda gitmezse diye düşünüyorum.”

“Nasıl yolunda gitmeyecekmiş?” diyerek çok güzel bir soru sormuştu. “Defne, sen sadece pastayı ayarlamak için iki haftasını vermiş birisin. Kafe de zaten kabul etti. Bugün pastayı onlara vereceğiz,” diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı.

Aslında haklıydı. Kafeyi zaten ikna etmiştik. Tekrar durumu açıklama gibi bir derdim yoktu. Onlar kabul etmişti. Hatta pastayı bile bizim getirmemizi anlayışla karşılamışlardı. Ama içimdeki bir ses sanki yolunda gitmeyecek diye konuşuyordu.

Kübra benim yine düşüncelere daldığımı görünce hemen elini omzuma attı. “Balım sen yine kendine kötü düşünceler mi yaratıyorsun? Bak asla kötü olmayacak tamam mı? Her şey yolunda gidecek. Bana güven.” Onun söylediği şeyler kafamdaki düşünceleri bir kez daha dağıttı. “Hem sana bir şey sormam lazım,” diyerek konuyu değiştirdi.

“Ne oldu?”

“Şimdi, bu bizim Hilal var. Biliyorsun değil mi onu?”

“Evet, C blokta kalıyor,” diyerek bildiğimi belli ettim. “Ne olmuş ona?” diyerek bu sefer ben ona soru yönelttim.

“Ona bir şey olmadı. Sana bir şey sormamı istedi sadece.”

“Ne soracaksın ki? Yoksa bugün gelemiyor mu? O zaman iptal edelim. Ben herkesin bir arada olmasını istiyorum. Yarın yaparız benim için hiç sorun değil.”

“Defne dur sakin. Öyle bir şey değil bu. Partiye gelecek. Sadece yanında iki arkadaşını daha getirmek istiyor. Sana sormak istedi ama bir türlü fırsat bulamadı,” dedi.

“Kanka, benim için sorun değil. Kalabalık olmak daha eğlenceli olur. Zaten pastamız iki tane. Ama kim gelecek ki? Gelen kişiler Eda, Lidya, Su ve Hilal. Bir de biz. Hangi kızlar bunlar? Lidya ve Eda ile Sultan Fahriye kız yurdunda mı kalıyor?”

“Kanka gelecek kişiler Sultan Fahriye kız yurdunda kalmıyor,” dedi. O zaman gelecek kişiler bizim yurttandı.

“Yani gelecek kişiler bizim yurttan o zaman, değil mi?” dedim.

“Bizim yurttan da değiller.”

“Nasıl yani, hem bizim yurttan değiller hem de diğer kız yurdundan değiller. Bunlar hangi yurttan? Benim bilmediğim yeni bir kız yurdu mu açıldı?” diyerek çok makul gözüken bir soru sormuştum.

“Şimdi şöyle ki,” diyerek konuşmaya başladı Kübra. “Gelecek olan kişiler Kız değil. Onlar erkek. Ama sen gelmelerini istemezsen ben hemen Hilal’e mesaj atayım.” Söylediği şeyleri algılamakta biraz zorlandım. Hilal ile birlikte benim doğum günüme gelecek olan kişiler erkekti.

Kübra’nın telefonuna uzandığını gördüm. “Kübra,” diyerek onun telefona uzanmasını engelledim ve odağının bende olmasını sağladım. “Gelebilirler,” diyerek gelecek kişilerin gelmesini kabullendim. Neden böyle bir şey yaptım hiçbir fikrim yoktu. “Yani, demek istediğim şu ki, kalabalık olmak iyidir. O yüzden. En azından oyun oynarken daha eğlenceli olur.”

“O zaman ben Hilal’e olumlu mesaj atıyorum?” dedi. Kafamı olumlu anlamda salladım. Hemen çalışma masasında duran telefonu eline aldı ve Hilal’e benim onayladığımı yazdı. Ardından telefonunu masasının üstüne koydu ve bana sokuldu. Kulağıma fısıldayarak konuşmaya başladı. “Defne sana bir şey söylemek istiyorum ama sakın bana kızma,” diyerek ona kızmamam gerektiğini söyledi. Ama gram bir şey anladıysam ne olayım.

“Söyle Kübra. Ayrıca neden kızayım ki yani. Sen söyle.” Söylediğimle ona kızmayacağımı telkin etmiştim. Bana hâlâ tedirgin bakışlarla bakıyordu. Bu kadar söylemekten çekindiği şey ne olabilirdi ki.

Sonunda o çekinme faslını, söylemekten korkma faslını geride bırakmış olacak ki derin bir nefes aldı. “Senin doğum gününe Hilal iki arkadaşını getirecek ya,” dedi.

“Ee, getirsin kanka. Zaten bende kabul ettim kalabalık ve güzel olur dedim.”

“Ama ben ondan bahsetmiyorum. Benim demek istediğim şey şu ki bu iki arkadaş… Hani bunlar erkek ya. Diyorum ki, sen bunlardan birisiyle biraz yakın mesafede mi dursan? Yani birisiyle flört mü etsen?”

“Saçmalama Kübra. Daha kim olduklarını bile tanımıyoruz. Sadece o iki çocuğun Hilal’in arkadaşları olduğu. Tanışırız evet ama hani daha ötesi olmaz. Çünkü ben daha yeni bir yüzleşmenin etkisinden çıkmışım. Bunu tam üstümden atmadan hayatıma yeni birini almam. Ya o hayatıma alacağım kişide Arda gibi benden bir şeyler saklarsa. Ya o kişide eşcinselse ve erkeklerden hoşlanıyorsa? Olmaz kanka. Ben böyle bir şeyi daha kaldırabileceğimi sanmıyorum.”

Kübra benim söylediklerimi başıyla onayladı. “Anladım ama yine de bir dene çok çok sorarsın erkeklerden mi yoksa kızlardan mı hoşlandığını.” Aslında mantıklıydı. Sorabilirdim. Birden yanımda doğruldu ve dolabının önüne geçip kıyafet seçmeye devam etti. Kendisi kıyafet seçerken bir anda bana seslendi. “Canım arkadaşım, sende kendi kıyafetlerini seçmeyecek misin? Hani bu senin doğum günün ya,” diyerek benimde giyeceğim kıyafeti seçmem için uyarıda bulundu. Ama haklıydı. Çünkü doğum günümde çok şık ve özenli olmam gerekiyordu.

En sonunda oturduğum sandalyeden kalkmayı başardım. Kübra’ya doğru ilerleyip onun dolabının yanındaki benim dolabımın hemen kapaklarını açtım ve içinden hangi kıyafeti giysem diye gözlerimle kontrol ediyordum. Dışarı buz gibiydi ama ben yine de mini bir şeyler giyecektim. Üstüne de bir hırka atardım olurdu.

Hemen gözüme kestirdiğim bir mini elbiseyi elime aldım ve banyoya yöneldim. Ben banyoya giderken Kübra’nın eline pantolon ve sweat gördüm. Olduğum yerde durup ona ve elindekilere baktım. “Kanka markete gitmeyeceksin bunu biliyorsun değil mi?” diyerek elinde tuttuğu kıyafetleri gösterdim.

O da bunu anlamış olacak ki hemen kıyafetleri havaya kaldırdı. “Kanka dışarısı soğuk. Bende mini bir şeyler giymek isterdim ama götümün donmasını istemiyorum.” Fazla üstelemedim. En nihayetinde o da haklıydı bu soğukta hasta olmamak mümkün değildi.

Banyodan çıktığımda Kübra’nın da hazır olduğunu gördüm. “Sen nerede giyindin?” diye sordum. Çünkü biliyordum o da giyinmek için sıklıkla banyoyu kullanırdı. Eliyle dolapların yanında perde ile kapalı olan yeri gösterdi. Normalde giyinme yeri orasıydı ama biz orayı pek kullanmak istemiyorduk. Hep banyoda giyinirdik. Sanırım diğer oda arkadaşımız odada uyuduğu için – uzun zamandır içeriden sesi gelmiyordu – Kübra orada giyinmek istemişti.

İkimizde madem hazırdık o zaman artık çıkabilirdik.

Yurttan sonunda çıkmayı başarabilmiştik. Güvenliğe gelip hemen parmaklarımızı okutup çıkışımızı yaptık. Dolmuşlara baktığımızda bir dolmuş durağa yeni geliyordu ve şansımıza bekleyen kimse yoktu. Koşar adım durağa gitmeye başladık. Kimse yoktu ama her an birileri gelebilirdi. Neyse ki kimse gelmedi. Hemen dolmuşa bindik.

Biner binmez zaten Lidya ve Su’yu aradı. Hemen çıkmalarını dolmuşta olduğumuzu ve dolmuşun beş dakika içinde kalkacağını söyledi. Hilal’i de aradı ama o biraz gecikeceğini söyledi. Anladığım kadarıyla odasında temizlik yapıyorlarmış. Arkadaşlarının ne zaman geleceğini sordu bir anda Kübra. Ama ben böyle bir şey merak etmiyordum. Neyse ki Defne merak ediyormuş gibi bir şey saçmalamadı. Ne konuştuklarını duymak istemediğim için – ayrıca merak da etmiyorum – telefonumu çantamdan çıkardım ve gelen mesajlara baktım.

Babam: Canım kızım seni arayamadım kusura bakma biraz meşguldüm. Doğum günün kutlu olsun. Hediyeni ben bugün kargoya verdim. Yakında ulaşır. Hediyeni aldığında ararsın beni. Sen arkadaşlarınla berabersindir. Ben rahatsız etmeyeyim. Seni seviyorum canım kızım. Doğum günün tekrar kutlu olsun.

Babamın mesajını gördüğümde bir nebze e ola iyi hissettim. Dolmuş kalkmadan birkaç dakika önce Lidya ve Su bindiler. En arkadaki dörtlü koltukları kaptığımız için dördümüz sığmıştık. Sonunda dolmuş hareket etmişti. Gideceğimiz yer belli olduğu için dört yolda inmek daha makul gelmişti. Dört yola girer girmez hemen indik. Ama indiğimiz gibi sert ve keskin bir soğuk bizi karşıladı. Yukarıdaki kampüsteyken bu kadar soğuk yoktu. En azından sadece soğuk var diye düşündüm ama birden bu soğuğa rüzgârda eklenmişti.

Dondurucu soğukta ve bu soğuğu daha da şiddetlendiren rüzgârda sonunda Hanedan Pastanesine girmiştik. Hemen üst kata geçtik ve boş olan ve kalabalık gelen kişiler için ayrılan yer şansımıza boştu. Hemen oraya geçtik ve koltuklara kurulduk.

Sohbet etmeye dalmışken kafeyi bir anda bir koku sarmaya başladı. Bu kokuyu bir yerde daha duymuştum. Ama nereden duyduğumu hatırlamıyordum. Çok tanıdık bir kokuydu. Birden merdivenlerde bir hareketlilik hissettim ve bakışlarımı oraya çevirdim.

Çok tanıdık bir ses kulaklarıma doldu. “Sence çok mu geç kaldık?” diye soruyordu birisi. Karşısında ona cevap veren kişinin sesi de tanıdıktı. “Bilmiyorum, ama sanırım tam vaktinde geldik.”

Tam o esnada merdivenlerden çıkı bizim olduğumuz tarafa yönelen iki kişiyle bakıştık. Ama benim odak noktam bir çift yeşil gözdü. Hiç beklemediğim bir anda bana bakarak gülümsedi. Şimdi hatırlamıştım. Bu oydu, gamzeli çocuk. Ama onun burada ne işi vardı.

“Şey kusura bakmayın sanırım biraz geciktik,” diyerek bizim olduğumuz masaya geldi. “Hilal birazcık gecikecekmiş o yüzden onsuz gitmemizi söyledi,” dedi. Sesi kulaklarımda sanki birer senfoni veriyordu. Gözleri beni bir düş ormanında gezintiye çıkarıyordu. Ama o gamzeleri, derin gamzeleri. Onlara söyleyecek söz yoktu. Beni dumura uğratan şey zaten o gamzelerdi. Ama en fena şey ise o yeşil gözlerini benim gözlerime dikip gülümsemesi ve gamzelerini bana sunmasıydı.

Hiç beklemediğim bir anda tekrar konuştu. “Doğum günün kutlu olsun, Defne,” dedi ve elinde tuttuğu hediye kutusunu bana doğru uzattı.

Arkadaşlar beni Instagram adresimden de takip etmeyi unutmayınız tüm duyuruları Instagram adresimden yapıyorum

İnstagram: @okuyanblk

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

48okunma 2beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.