3. bölüm / 6
Kırık HafızaGöz Altı Maskarası ve Devlet Ciddiyeti
Bölümler 6Şu an: Göz Altı Maskarası ve Devlet Ciddiyeti
- 1 Yeni Kitap Duyurusu45 kelime
- 2 Prolog1.766 kelime
- 3 Göz Altı Maskarası ve Devlet Ciddiyeti6.106 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bizden Olmaz; Beyler ve Hanımlar4.940 kelime
- 5 Bizden Gerçekten Olmuyormuş7.388 kelime
- 6 Unutulanın; tozu kalmaz zerresi kalmaz7.216 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Giriş, Gelişme, Nezarethane
"Hayatımın en absürt gecesinin, bir polis otosunun arka koltuğunda biteceğini söyleseler kafayı yediğimi düşünürdüm."
જ⁀➴ ♡
Göz bandımı çıkartıp sol tarafıma ayağını uzatan kim diye bakmak için can atıyordum. Ecrin'in ayağını iğrenerek ittirdikten sonra çift kişilik yatağımda sürünerek kendim için bir çıkış yolu aradım.
Arkadaşlarımla normal bir cuma gecesini kapatmış hep birlikte yeni günü, doğan güneşi selamlamaya karar vererek güya uyumayacağımız bir geceyi geride bırakmıştık.
"Sinem..."
Ecrin'in mırıltısıyla kısa bir anlığına kafamı çevirip ona baktım. Neden ters yatmıştı bilmiyordum üstelik evim küçük değildi L koltuğu kızların ikisine, açılabilen tekli koltuğu da Ecrin'e verdiğimi sanıyordum. Buna rağmen sabah yatağımda bir toplu taşıma aracı gibi sıkışmıştık.
Kısa koridoru hemen bitirdiğimde mutfakta sandalyenin üzerinde büzüşmüş diğer arkadaşımı gördüm; İrem'di.
"Günaydın." dedim onu görür görmez ardından salonun kapısında altındaki çarşafı yerle bir olmuş şekilde başka dağınık yatan Ceren'i gördüm. Neyse ki ben dağınıklığı seven birisiydim de şu anda herhangi bir katliam yaşanmıyordu.
"Günaydın canım, bebeğim. Kankam."
İrem'in sesiyle ona doğru kafamı çevirdiğimde bana yağ çekmesinin sebebini anlamak için geri salona baktım ama yattığı yatağı toplamıştı.
"Ne istiyorsun?" diyerek mutfağa ilerledim ve dün geceden kalan cips paketlerini, yarılanmış ve bitirilmiş pet şişeleri çöp poşetine koymaya başladım.
İrem cümlesine "Bugün akşam..." diyerek başladı. Son kelimeyi gereğinden fazla uzatınca kendine zaman kazanmaya çalıştığını anladım.
"Ee?" Dedim huysuzca.
Karın ağrısı neyse söylese ikimiz de rahatlayacaktık.
"Akşam kör randevum var." dedi tek solukta.
Olabilirdi İrem demek zaten bu demekti boş geçtiği bir günü yoktu sakince elimdeki pet şişeyle ona döndüm ama ona sakinliğim yerine huzursuzluğumu belli ederek "Ne?" dedim. Ne alaka dercesine söylediğim şeye karşılık "Kör randevu." dedi ve gülümsedi.
"Gözleri görmeyen biriyle mi buluşacaksın?"
İrem'in yüzü düştüğünde kendi iğrençliğime kahkaha attım.
"Sinem."
"Ne? Kör randevu dedin."
"İlk kez göreceğim anlamında dedim."
Çöp poşetini bağlayıp mutfağın girişine bırakıp yeni bir poşeti açarak son kalanları toplamaya başladım.
"Ee benden ne bekliyorsun?"
"Arkadaki masada oturur musun?" dedikten sonra ricasının önemini anlayarak artık toplamayı bıraktığım tezgaha yöneldi ve poşeti elimden alarak yüzüme olumlu bir cevap için bütün sevecenliği ile bakmaya başladığında ağzımdan çıkan kelime "Hayır." oldu.
"Daha bitirmedim ama bir dinle en fazla bir-"
"Bitirsen de cevabım değişmeyecek."
"Lütfen."
"İrem."
"Çok yakışıklı bir çocuk."
Omuzlarımı kaldırıp indirirken itiraz dolu sesim karşı tarafa ulaşıyordu da ulaşmıyordu. "Ben ne yapacağım? Senin buluşman iyi veya kötü geçince benim bir kazancım olmuyor. Boş boş masada oturacağıma evimde otururum."
"Üçlü date?"
"Beni ne sanıyor ne olarak orada olacağım?"
"Arkadaşım."
"Arkadaşın olarak neden randevuna geliyorum?"
"Güvenlik."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Güvenlik mi?"
"Ya çocuk sapıksa?"
"Bunu şimdi mi düşündün?"
İrem birkaç saniye sustu ve tekrar kendisi için şirin olduğunu düşündüğü bir gülücük sundu.
"Evet."
Gözlerimi kapattım ve derince bir nefes aldım.
"Allah'ım sabır."
İkinci çöp poşetini de alarak dış kapıyı açıp kovaya bırakmıştım ki salondan bir horlama sesi geldi.
Ceren hâlâ uyuyordu. Kapıyı bütün apartmanı inletecek kadar sert bir şekilde kapattığımda İrem yüzünü buruşturdu, Ceren ise irkilerek uyanmak zorunda kalmıştı. "Tamam."
İrem'in yüzü aydınlandı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Çok teşekkür ederim!"
"Ben gelmeyeceğim."
"Ne?"
"Sen ikisini götür."
İrem'in yüzündeki gülümseme silindi.
"İkisini mi?"
"Evet."
"Ecrin'le Ceren'i mi?
"Ecrin'i uyandır."
"İkisi de ayı gibi uyuyor." dedikten sonra salonun kapısından yeni uyanan ama salaklığı üstüne yuva yapmış Ceren'e baktı. "Akşama kadar ayılamaz bu." dedi.
"Ben de tam olarak bundan faydalanıyorum."
İrem bana baktı.
"Sen çok kötüsün."
"Hayır. Sadece randevuna üç kişilik güvenlik ekibi ayarlıyorum."
Salona doğru seslendim. "Ya kalkıp evimi temizleyeceksiniz ya da İrem'in buluşmasında kapı süsü olacaksınız ben oylama yapalım diyorum." derken ellerimi iki yana açtım.
Yatak odamdan "Ev temizliği!" sesi geldiğinde İrem'e dönerek keyifle "Bence de." dedim.
Saat beşi geçiyordu ve salondaki koltuğun üzerinde üç farklı çanta, sehpanın üzerinde yarısı içilmiş dört kahve ve benim olduğunu bildiğim bir saç maşası duruyordu.
Kızların hazırlanmasına yardım etmek gibi bir niyetim yoktu. Kendi haline bırakıldıklarında daha az konuşuyorlardı.
İlk olarak Ecrin yatak odasından çıktı. Üzerinde açık renkli bir kot şort onun üstünde ise küçük bir 07 yazısı bulunan beyaz ve kırmızı renkli Antalyaspor'u anımsatan ama forma olmayan bir tişört geçirmişti. Spor ayakkabılarını eline almış, saçlarını da gelişigüzel bir at kuyruğu yapmıştı. Ecrin'in hazırlanmak için harcadığı süreyi düşündüğümde bunun onun için fazlasıyla özenli bir görüntü olduğunu kabul etmem gerekiyordu çünkü yarım saatten az bir sürede hazırlanmıştı.
Ardından banyodan Ceren çıktı. Siyah ama üzerinde küçük noktaları olan midi eteğin üstüne ince askılı siyah bir bluz giymişti. Saçlarını düz bırakmış, küçük çantasını omzuna asmıştı. Sabah uyandırdığımız kişinin aynı insan olduğuna inanmakta zorlanıyordum.
Ceren "Ne bakıyorsun?" deyip eliyle saçını geriye attı ve "Rujum mu fazla?" diye sordu sesinde hafif bir telaş sezdiğimde dudaklarımı büküp kafamı salladım. "Hayır, çok güzel."
"Sabahki halimden eser yok eser."
"Özellikle sabahki halinle arandaki farkı bildiğim için daha bi alıcı gözle baktım."
İrem ise en son çıktı. Onu görünce istemsizce birkaç saniye durdum. Açık pembe, etek uçlarına doğru çiçek desenleri olan elbisesi dizlerinin biraz üzerinde bitiyor, ince askıları omuzlarına zarifçe oturuyordu. Krem rengi küçük çantasını koluna takmış, saçlarını da açık bırakmıştı. İnce altın renkli kolyesi ve küçük küpeleriyle normalden biraz daha özenli görünüyordu.
"Çok mu belli?" diye sordu.
Ben "Ne?" diye sormuşken Ceren:
"Evet." dedi.
Karşılığında İrem'den "Hazırlandığım." cevabı gelirken Ecrin:
"Elbise işte. Makyajın da bence senlik zaten. İnstana bakınca hep böyle olduğunu anlar."
Suratını buruşturdu. "Beğenmediniz neyi az yapmam lazım? Elbise işte yani neyi çıkartabilirim."
Aynası olan bir odaya gitmeye üşendiğim için çantamdan küçük aynamı çıkarttım ve oldukça kalıcı olduğunu bildiğim kırmızı ruju sürmeye başladım o sırada kızlar kendi aralarında konuşuyorlardı.
"Kırk beş dakikadır hazırlanıyorsun."
"Ama belli değil mi?"
"Aşırı belli."
"Kötü mü?"
"Hayır."
"Güzel mi?"
"Randevuna gideceğin belli oluyor."
"Güzel miyim yani değiştirmem gereken bir şey var mı?"
Aynayı kapatıp çantama attım.
"Güzelsin." dedim.
"Sen güzel olmuşsun, ben nasıl oldum?"
Yeni boyatıp keratin bakımını yaptırdığım ışıl ışıl parlayan sarı saçlarımı toplamaya kıyamayıp kendi halinde buklelere bırakmıştım. Etek ya da elbise tercih etmeyip yeni sezondan aldığım üzerime tam oturan kot tulum giymiştim. Düğmelerini boğazıma kadar iliklemeyip kırmızı fularımı bağlamıştım. Böylece rujum ve fularım birbiriyle eşleşiyordu.
İrem baştan aşağı beni süzdü.
"Sen de güzelsin."
"Tamamdır."
Kızlara döndüm. "Çocuktan ayrıldıktan sonra başka yere geçeriz, değil mi? Sınavlarımız yeni bitti. Bütler gelmeden biraz gezelim."
Saçımı yaparken kullandığım sabitleyici hemen yanımdaki Ecrin'in eline tutuşturdum. "Kanka arkalarına sık yapana kadar boynumu ve elimi yaktım bozulmasın."
Sırtım İrem'e denk gelecek şekilde arkasına ben oturmak için ilk hamleyi yaptım. "Ben geçiyorum köşeye..." der demez kendimi koltuğa bırakınca masadan yerin altına çökmüş buldum.
"Bu ne ya çöktüm. Osmanlı gibi boyumda kısa değil ama masayla..." elimle git gel hareketler yaparak boyumu masanın boyuna oturduktan sonra nasıl denk geldiğini Ceren ve Ecrin'e gösterirken söylenmeye devam ettim. "Farkıma bak, ben burada nasıl bir şey yiyip içeceğim?"
Arkama doğru dönerek İrem'e "Çok konforsuz. İnsan ilk randevusuna niye böyle bir yerde gelir? Bir de arabamı çok iyi yere bırakmadık."
İrem soluna dönebildiği kadar döndüğünde "Sus çocuk gelecek sus Sinem aşkım sus bak. Sorma bana bir şey. Arabanı da otoparka koyduk bir şey olmaz."
Ceren eline menüyü alıp masanın üzerine bıraktı.
"Ben ortaya patates, üç tane kola, bir de..." deyip bana baktı. "Sen ne içeceksin?"
"Bilmiyorum ya bakayım biraz."
Ecrin hemen bana döndü ve menüde görüp ilgimi çekeceğini düşündüğü birkaç seçeneği sunmaya başladı.
Ceren garsona seslenmek için elini kaldırdığı sırada İrem bir anda dikleşti. "Geldi."
Üçümüz aynı anda İrem'in baktığı yöne döndük. İrem'in yüzündeki heyecanı görünce bakışlarımı hemen önüme çevirdim. "Bakma."
"Bakmıyorum."
İrem'den hepimize "Bakmayın susun." uyarısı gelince "Limonata içmeyeceğim." diyerek konuyu değiştirdim ama kısa sürdü çünkü çocuğu merak ettiğim için "Ecoşş yer değiştirebilir miyiz?" dediğimde hemen kafasını sallayarak onayladı ve ben Ceren'in yanına geçtim. Pür dikkat karşı masaya odaklanmıştık.
Çocuğun masaya doğru yaklaşmasıyla İrem ayağa kalktı.
"Merhaba."
"Merhaba. İrem?"
"Evet."
"Ben Mert."
İkisi de aynı elini uzattığında İrem birkaç saniye ne yapacağını anlamaya çalıştıktan sonra doğru eli sıktı. Mert sandalyeyi çekip oturdu. İlk birkaç saniye normaldi.
Sonra garson geldi. "Bir şey alır mıydınız?"
Mert menüye bile bakmadan:
"Ben her zamanki." Dedi.
Şaşırarak birbirimize baktık.
İrem, Mert'e "Burası senin sürekli geldiğin yer mi?" diye sorunca rahatladık.
"Yok."
"Nasıl yani?"
"İlk defa geliyorum."
Gülmemek için kendimi sıktığımdan ağzımdan boğuluyormuş gibi bir ses çıktı. Ceren'in boğazını temizlediğini duydum. Ecrin'in ayağının benim ayağıma değdiğini hissedince ona baktım.
Gülme.
Dudaklarını birbirine bastırmıştı.
Mert garsona döndü. "Türk kahvesi." Dedi, garson "Tamam nasıl alırsınız?" Diye sorunca Mert tekrar "Türk kahvesi." Dedi. Garson bunalarak biraz da yüksek sesle "Tamam nasıl alırsınız?" Dedi.
İrem tekrar aynı cevabın verileceğinden emin olmuş ki artık çocuk yerine "Sade, şekerli nasıl içiyorsun?"
Mert düşünmeye başlayarak masa başında onları bekleyen garsona döndü. "Sen nasıl içiyorsun?"
Garson birkaç saniye boş boş baktı.
"Ben... kahve içmiyorum."
Ecrin'in omuzları titremeye başladığında kendimi tutamadım ve masanın altından uzak değildim oraya doğru eğildim biraz güldükten sonra kendimi zorla tutup çıktım.
İrem ise hâlâ kibar olmaya çalışıyordu.
"Ben orta içiyorum."
Mert garsona döndü.
"İki orta."
Garson uzaklaşırken Mert yeniden İrem'e döndü.
"Sen Instagram'daki fotoğraflardan daha farklısın."
"İyi anlamda mı?"
Mert hiç düşünmeden:
"Yok, kötü değil."
Ceren'in masanın altında ayağıma vurmasıyla dudağımı ısırdım kafamı kaldıramıyordum.
Bu çocuk neden böyleydi?
Ecrin başını önüne eğmiş, kahkaha atmamak için dudaklarını ısırıyordu. Mert'in söylediği son cümlenin ardından İrem birkaç saniye ne diyeceğini düşündü.
"Peki sen nerelisin?"
"Burada değilim aslında. İş için birkaç aylığına geldim."
"Ben de burada okuyorum."
"Biliyorum."
İrem kaşlarını kaldırdı.
"Nereden biliyorsun?"
"Anlatmıştın."
Ecrin masanın altında ayağıyla bana dokundu ve telefonumu işaret etti hemen masanın üzerinden aldım ve gruba girdim Ecrin mesaj yazıyordu.
E: Bu çocuk çok tuhaf iletişimi bozku.
C: biraz mı
C:konusurken farkli bir dünya aciliyo türk kahvesinin ztn üc tane alternatifi var.
S: belki garson daha cok ilgisini cekmistir
E: AHHASSHKFKSAD SACMALAMA
C: türk olmayabilir???
Telefondan kafamı kaldırıp çocuğa tekrar baktığımda hiçbir şey anlayamadım sadece bunu da değil artık İrem'in ne anlattığını bile bilmiyordum.
"...eve gidip gitmediğimi sorar."
Ceren bana baktı anlamsızca ben de ona baktım.
İrem devam etti.
"Babam da belli etmiyor ama o da merak ediyor. Geçen hafta sırf beni görmek için geldiler."
Mert ilgisizce gülümsedi.
"Güzelmiş."
"Evet." İrem başını salladı. "Bazen çok karışıyorlar ama..."
Bir an durdu.
"Yine de insan alışıyor."
Telefonum yeniden titredi.
E: duygusal konuşmaya geçti kasjaksdas mesajı aldınız mı?
S: aldik aramamız ve kalkmamiz lazim
C: gercekten büyük bi güvenlik zafiyesi varmis
C: zafiyesi
C:zafiyesi
C: of klavye za fi yet i.
Gruptan çıkıp İrem'i aradım ve telefonu ters şekilde masaya bıraktım.
Arabaya bindiğimizde birkaç saniye kimse konuşmadı. Motoru çalıştırıp aynaları kontrol ettikten sonra arka koltuktan gelen sesle başımı hafifçe çevirdim.
"Telefonunu versene." arkaya doğru telefonumu uzattım. "Al."
"Siz benim randevumdayken ne konuştunuz?"
"Hiç."
Cevabım biraz fazla hızlı ağzımdan çıkmıştı.
Ecrin arka koltuktan güldü.
"Yalan."
Ceren de hiç beklemeden ekledi. "Çok şey konuştuk."
İrem yeniden telefona baktı. Mesajları aşağı doğru kaydırırken yüzündeki ifade her saniye biraz daha değişiyordu.
"Bu ne?"
Ses çıkarmadım.
"Bu ne demek?"
Ecrin'in kahkahasını duyunca dikiz aynasından ona baktım. İrem telefonu okumaya devam etti. "Bu çocuk çok tuhaf, iletişimi bozuk.'"
Ecrin omuzlarını kaldırdı. "Doğru."
"'Biraz mı?'"
Ceren kendini savunmaya çalıştı.
"O da doğru."
İrem parmağını ekranda aşağı kaydırdı.
"'Konuşurken farklı bir dünya açılıyor, Türk kahvesinin zaten üç tane alternatifi var.'"
Ceren bir anda sustu.
İrem başını kaldırıp ona baktı. Kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım.
İrem okumaya devam etti.
"'Belki garson daha çok ilgisini çekmiştir.'"
Bu kez doğrudan bana baktı.
"Sen bunu neden yazdın?"
"Ne bileyim? Bir ihtimal sundum. Bilimsel bir değerlendirmeydi."
Ecrin arka koltuktan kahkahayı patlattı. "'Türk olmayabilir???'"
Ceren ellerini kaldırdı.
"Bak, o an mantıklı gelmişti."
"Çocuk kahveyi nasıl içeceğini bilmiyor diye Türk olmayabilir mi?"
"Garson da bilmiyordu."
"Garson kahve içmiyormuş!"
"Evet ama biz bunu bilmiyorduk."
Başımı iki yana sallarken istemsizce gülmeye başladım.
Ecrin yeniden gülmeye başlayınca İrem de daha fazla dayanamadı. Geriye doğru koltuğa yaslandı.
"Tamam. Çocuk biraz tuhaftı."
"Biraz mı?" dedim.
İrem dikiz aynasından bana baktı.
"Sen sus."
Ceren arka koltuktan öne doğru eğildi.
"Peki tekrar görüşür müsün?"
İrem birkaç saniye düşündü.
"Bilmiyorum."
Ecrin hemen atıldı.
"Bence görüş."
İrem şaşkınlıkla ona döndü.
"Neden?"
"Merak ediyorum."
"Senin merakın için mi görüşeceğim?"
"Evet."
"Manyak mısın?"
"Biraz."
Gülerek kırmızı ışıkta durdum. "Tamam, şimdi asıl önemli konuya gelelim."
İrem kaşlarını kaldırdı.
"Neymiş?"
"Biz şimdi nereye gidiyoruz?"
Üçü birden aynı anda cevap verdi.
"Bar."
Direksiyona iki elimle tutunup başımı geriye yasladım.
Telefonumu tekrar açıp İrem'in gönderdiği konuma baktım. Haritadaki küçük mavi nokta, şehir merkezinden biraz uzaklaşıp ara sokakların arasına sıkışmış bir yeri gösteriyordu.
"Burası mı?"
"Evet."
Konumu biraz daha büyüttüm. Binanın fotoğrafına baktığımda kaşlarım kendiliğinden çatıldı. "Buraya mı gireceğiz?"
İrem arka koltuktan başını uzattı. "Evet."
"Daha iyi yerler biliyorum."
Ecrin hemen araya girdi. "Senin daha iyi yer dediğin yerlerin girişinde damsız almıyorlar."
"En azından merdiven altı değil."
"Burası merdiven altı değil."
"İrem, mekânın fotoğrafında merdiven var."
"Her yerde merdiven var Sinem."
"Bu bir savunma değil."
Ceren kahkaha atarak koluma girdi.
"Gel hadi. Beğenmezsek çıkarız."
Arabadan indiğimizde sokağın beklediğimden daha tenha olduğunu fark ettim. Mekânın önünde birkaç araba vardı ama içeriden gelen müzik sokağın başına kadar taşıyordu.
Çantamı omzuma biraz daha sıkı geçirdim.
"Ben burayı hiç sevmedim."
"Daha kapıdan girmedik."
"Kapıdan girmeden de bazı şeyleri anlayabiliyorum."
Ceren koluma girip beni kendine doğru çekti.
"Gel."
Kapının önündeki adam bizi baştan aşağı süzdüğünde istemsizce Ceren'e biraz daha yaklaştım. Adam kenara çekilip kapıyı açtı.
İrem içeri girerken dönüp:
"En azından insanlar kendi tercihiyle geliyor."
Ecrin hemen arkasından:
"Çok iğrenç."
İrem durdu.
"Ne?"
"Bar değil bu."
"Ne?"
"Pub."
"Farkı ne?"
"Eğlenmene bak."
İçeri girdiğimizde dışarıdaki sessizlik bir anda yerini yüksek müziğe ve birbirine karışan konuşmalara bıraktı. Loş ışıkların altında masalar birbirine oldukça yakındı. Birkaç kişi ayakta konuşuyor, bazıları dans ediyor, bazıları da sadece önlerindeki içeceklere bakıyordu.
Ceren bizi biraz daha içerideki boş bir masaya götürdü.
"Buraya oturalım."
Sandalyeye otururken çantamı kucağıma aldım.
Ecrin bana bakıp güldü.
"Çantana bir şey olmayacak."
"Biliyorum."
"Öyle sarılmışsın ki."
"Ben çantamı seviyorum."
"Çantan da seni seviyor belli."
İrem çoktan müziğe eşlik etmeye başlamıştı.
"Ben kalkıyorum."
"Daha oturmadın bile."
"Dans edeceğim."
"İrem."
"Ne?"
"İlk randevunun üzerinden on dakika geçti."
"Randevu bitti."
İrem omuz silkip müziğe doğru ilerledi.
Arkadaşlarıma bakarak tek söylediğim "Ailemin görüşmeme izin vermediği o kızlar siz misiniz yoksa?"
Ceren kahkahayı patlattı.
"Ailen bunu söyleseydi haklı olabilir."
"Ben de onu düşünüyorum söylemediler çünkü tanışınca çok iyi numara yaptınız."
İrem sandalyesinden kalkarken başını iki yana salladı. Bir süre sonra müzik, kahkahalar ve kendi aramızdaki konuşmalar birbirine karıştı. İrem'in bütün gece beklediği eğlence sonunda başlamıştı.
Biz masada kalırken yan taraftaki erkek grubundan biri bize doğru yaklaştı. Elindeki şeyi gösterip bir şey söyledi.
Ecrin'in yüzü anında değişti.
"Yok, sağ ol."
Çocuk tekrar bir şey söylemeye çalıştı.
Bu kez ben başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Çocuk omuz silkip arkadaşlarının yanına döndü.
Ecrin bana doğru eğildi.
"Ben böyle şeylerden hiç hoşlanmıyorum."
"Ben de."
Ceren ise göz ucuyla masaya baktı.
"Ne?"
"Hiç."
"İsterseniz ben-"
"Ceren."
Bana baktı.
"Ne?"
"Boş ver."
Ceren birkaç saniye düşündü, sonra başını iki yana salladı.
"Tamam."
O sırada İrem uzaktan bize el sallıyordu. Masamızda ondan başka kimse kalkmayınca birkaç kere aynı el hareketini yaptı son çareyi elinde birkaç farklı kokteyl ile gelmekte buldu.
"İçin için gelin!" dedikten sonra "Çıkın çıkın gelin gibi oldu." diye bağırdı.
Ecrin ayağa kalktı.
"Ben gidiyorum."
"Sen de mi?"
"Dans edeceğim."
Ben ise masada kalıp başımı müziğin ritmine göre hafifçe sallıyor ve önümdekinden küçük yudumlar almaya devam ediyordum.
Bir süre sonra üzerimdeki gerginliğin azaldığını fark ettim.
Çantam hâlâ omzumdaydı.
Ecrin yanıma gelip kulağıma bağırdı:
"Sonunda rahatladın mı?"
"Biraz." elimdekini kokteyli kaldırdım. "Ne bilmiyorum ama beğendim bu ikinci!"
"Gördün mü? Dünya yıkılmadı."
Haklıydı.
Hatta birkaç dakika önce buraya gelirken çantama sarılıp çıkış kapısını gözümle kontrol eden ben değilmişim gibi, önümdeki içecekten küçük bir yudum daha aldım.
Müzik güzeldi.
İrem çoktan kendini pistin ortasına atmıştı. Ceren de ona katılmış, ikisinin ne yaptığını anlamaya çalışırken Ecrin'le birbirimize bakıp gülüyorduk.
"Burası o kadar da kötü değilmiş," dediğimde Ecrin'den onaylayan cümleler çıkmaya başladı. "Birkaç tekinsiz vardı ama defettik korkulacak bir şey yokmuş."
"Abartma. Biraz önce buradan kaçmak istiyorduk." dedim.
"Ama şimdi eğleniyorsun dimi?"
"Biraz."
Elime doğru uzanarak beni ayağa kaldırdığında çantama veda ettim ve müziğe göre oynamaya başladı. Aynı ritmi bulduğumda ikimizde eğlenmeye başlamıştık İrem'i yanımda gördüğümde "Eğleniyor muyuz?" diye bağırdı.
"Evetttt!"
Tam o sırada müzik kesildi ve öyle yavaşça olmadı bir anda oldu. Kaşlarımı çatıp başımı kaldırdım.
"Ne oldu?"
Önce kimse cevap vermedi sonra giriş tarafında bir hareketlilik başladı birkaç kişi aynı anda ayağa kalktı.
Kapının oradan yüksek bir ses geldi.
"Polis! Herkes olduğu yerde kalsın!"
İrem yanımda hemen sağımda Ecrin solumda donakalmıştı. Gözlerim Ceren'i aradığında bize bakanın tek o olduğunu gördüm.
Ecrin'in yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
"Sinem..."
"Ne?"
"Sanırım..."
Ecrin bana döndü.
"Dünya yıkıldı."
Çantamı almak için yerimden kıpırdadım birkaç adımda masaya ulaştığımda çantama ulaşmak kolay olmadı sandalyenin ayağı zeminde sürtünürken çıkan ses, bulunduğumuz masanın hemen yanında duran birkaç kişinin bakışlarını üzerimize çekti.
Tam çantamı elime almıştım ki arkamdan bir ses geldi.
"Hanımefendi."
Olduğum yerde kaldım.
Ecrin'in eli koluma yapıştı yavaşça kafamı çevirdim bize yakın olan kapının önündeki üniformalı bir polis bize doğru bakıyordu.
"Ben mi?"
Polis başıyla beni işaret etti.
"Evet, siz."
Çantayı kucağıma biraz daha çekip sıkıca sardım.
"Ben ne yaptım?"
Ecrin kulağıma eğildi.
"Daha hiçbir şey yapmadın."
"Ben de onu soruyorum zaten."
Polis birkaç adım daha yaklaştı.
"Çantanızı masanın üzerine bırakır mısınız?"
Kaşlarım çatıldı.
"Neden?"
Ecrin kolumu biraz daha sıktı.
"Sinem..."
"Ne var?"
"Bence sus."
"Ama neden çantamı istiyor?"
Karşımdaki polis kısa bir an yüzüme baktı.
"Kontrol edeceğiz."
"Neyi kontrol edeceksiniz?"
"Çantanızı."
"Onu anladım da neden benim çantam?"
Polis cevap vermeden önce arkasındaki kalabalığa baktı. Sonra yeniden bana döndü.
"Kıpırdamayın!"
Birkaç saniye yüzüne baktım ve Ecrin'e döndüm.
"Ben tuvalete bile gidemiyor muyum?"
Ecrin gözlerini kapattı.
"Sinem..."
"Ne?"
"Lütfen sus."
Ceren sonunda yanımıza geldi. "Biz hiçbir şey yapmadık."
"Ben yaptık demiyorum zaten." diye yükseldim.
"O zaman sakin ol."
"Ben sakinim."
Üçü de aynı anda yüzüme baktı.
"Neye bakıyorsunuz?"
İrem kısık sesle:
"Çok sakin görünmüyorsun."
Tam cevap verecekken kapının oradan ikinci bir ses yükseldi.
"Kimse çıkmasın!"
Elim hâlâ çantamın üzerindeydi.
O an gerçekten eve gitmenin bu kadar zor olabileceğini düşünmemiştim.
"Adınız?"
Bir an duraksadım.
"Sinem."
Yanındaki polis memuru ona döndü.
"Egemen, sonra şuna da bakar mısın?"
Başımı kaldırdım.
Egemen.
İsim nedense kulağımda bir saniye fazla kaldı ve yutkunduktan sonra yanımdakine "Hem polis hem de ismi devlet ciddiyeti taşıyor." der demez sağıma döndüğümde devlet ciddiyetini bana bakarken gördüm; her şeyi de görüyor ve duyuyordu.
"Kimlik verir misiniz?"
Derin bir nefes aldıktan sonra "Ben bir şey yapmadım yahu!" diye bağırdığımda "Yerinde dur!" karşılığını alarak yerime sindim.
Nezarethane beklediğimden daha soğuktu gerek atmosferi gerekse bodrum katta olduğunu belli eden iç karartıcı hava ve bunun yanında pisliğiyle kesinlikle olmak istemediğim bir yerdi.
Oturduğum bankın demir kısmına yaslanıp tavana baktım.
"Ben buraya ilk defa geliyorum." dedim ve dümdüz karşımdaki polis masasına baktım. Boştu.
Ecrin yanımdan:
"Biliyoruz." dedi ve yavaşça devam etti. "Sen ilk defa geliyorsun da biz her gece burada mı yatıyoruz?"
"İlkler unutulmaz." deyip güldükten sonra ayaklarımı uzatabildiğim kadar uzattım oturduğum yerde kendimce esnedim. En son ellerim saçımı bulunca gelişigüzel topladım.
İrem ise hâlâ olanları anlamaya çalışıyor gibiydi.
"Ben gerçekten randevuya gelmiştim."
"Evet," dedim. "Sonuç olarak toplu halde nezarete geldik."
Ecrin yüzünü ellerinin arasına aldı. "Ben ne arıyorum burada? Biz neden öyle bir yere gittik."
"Ben gitmeyelim demiştim." dedim.
Ayağa kalkıp kapıdaki parmaklıklara ellerimi sardım. "Aç kapıyı gardiyan... ben on yaşındaydım çocukluğumu..." diye nereden bildiğimi bilmediğim bir şarkıyı mırıldanmaya başladım.
Birkaç dakika sonra dışarıdan ayak sesleri duyuldu.
"Aç kapıyı gardiyan, sevdiklerim yok burada."
Tam o sırada kapının önünden biri geçti. Kafamı yasladığım demirden kaldırıp baktığımda onu gördüm.
O da aynı anda bana baktı birkaç saniye boyunca göz göze kaldık. Nedense o an bütün söylediklerimi duyup duymadığını merak ettim ve arkamda sessizce oturan kızlara baktı. "Bence bütün sevdiklerin burada." dediğinde güldüm ama mekanı bastıklarından beri gereksiz sert yapıyordu o yüzden sinirliydim sanki hiçbir şey olmamış gibi başımı çevirip Ecrin'e baktım.
"Bence bana bakıyor." dedim.
Ecrin alakasız bularak "Sana bakıyor zaten." diye cevap verdi.
"Niye?" diye kelimenin sonunu uzatıp parmaklıkların özgür olan tarafına döndüm.
Tekrar kızların aralarında konuşmalarını duydum ama oralı olmadım. "Sen ne verdin buna?"
"Ben mi?"
"Evet."
"Hiçbir şey vermedim."
"O zaman kendi kendine böyle."
"Bence de."
Kızların konuşmasını duyuyordum ama ilgilendiğim şey Egemen Bey'in yüzüydü.
"Sinem Hanım."
Başımı sağa sola salladım.
"Test için gelmeniz gerekiyor."
Kaşlarımı çatıp ona baktım. Gözlerimi kırpıştırdım biraz yandığını hissediyordum. "Neden?" dedim sesim fısıltı gibi çıktı o sırada elimle gözümü ovuşturarak kaşımaya başladım.
Egemen'in yüzünde az önceki ifadenin aynısı vardı. Sakin, ciddi. Her zaman yüz ifadesi bu muydu diye düşünmeye başladığımda "Kontrol amaçlı." dedi.
"Kontrol mü?" dediğim sıralarda elimi yüzümden çektim. Göz göze geldikten sonra yüzüme doğru yaklaştı. "Ben iyiyim."
"Gözün." dedi elime baktığımda maskaramın aktığını gördüm. "Ne olmuş ya akmış bu." hırsla kızlara doğru döndüm. "Bir sürü para vermiştim nasıl akıyor?"
Ceren başını İrem'e yaslamış, İrem; Ecrin'e. Domino gibi duruyorlardı ve pür dikkat bizi izliyorlardı.
"Ne kullanıyorsun kızım sen?" sorusuyla hemen Egemen'e döndüm.
"Maybelline Lash Sensational Sky High Haze olan ama siyah renkli değil."
Kendi kendine derin bir nefes alıp çok kısa bir an sağına döndü Egemen'in dudaklarının belli belirsiz kıvrıldığını gördüm ama toparlayıp yüzüme dümdüz baktığında, "Güldünüz." derken çok önemli bir şeyi yakalayıp zafere ulaşmış gibi parmağımı kaldırdım.
"Hayır." dediği sırada anahtarıyla kilidi açtı ardından kapıyı geçmem için geri çekildi.
"Güldünüz."
"Her neyse. Onu sormadım." dediğinde omuzlarımı silktim. "Ama onu kullandım." diye cevap verdim.
Başımı iki yana salladım ve "Bence siz bana güvenmiyorsunuz." demeyi ihmal etmedim.
Egemen birkaç saniye sustu.
"İşimi yapıyorum."
"Ben de kendi işimi yapıyorum."
"Ne iş yapıyorsunuz?"
"Şu an mı?"
"Genel olarak."
Bir an düşündüm.
"Hayatta kalmaya çalışıyorum."
Eliyle işaret ederek "Yürüyelim lütfen." dedi.
Koridorun sonuna doğru ilerlerken birkaç saniye sessiz kaldık. Ben duvarlara, kapılara, üzerlerindeki yazılara bakıyor, o ise önüne bakıyordu.
Egemen başıyla yanındaki kadın polisi gösterdi.
"Sinem Hanım, bu arkadaşımız sizinle ilgilenecek."
"Tamam."
Kadın polis elindeki küçük kabı bana uzattı.
"Bunu alıp..."
Kaba baktım kadın polise baktım tekrar bana uzattığı şeye baktım. "Ben bir şey kullanmadım. Sadece birkaç yudum..." ne içtiğimi bilmediğim için net bir şey söyleyemedim ama yine de ağzımdan birkaç cümle çıkıverdi. "...birkaç bir şey içtim bu beni keş mi yapar? Buna işemek istemiyorum."
Egemen arkamdan:
"Doğal halim bu diyorsunuz yani."
Başımı hızla ona çevirdim.
"Siz niye hâlâ buradasınız?"
Benden sert bir çıkış beklemiyor olacak ki konuşmadan önce yutkundu.
"İşimi yapıyorum."
"Ama ben bunu burada yapamam."
Kadın polis "Tuvalet içeride." dediğinde yüzünde ciddi bir bıkkınlık gördüm.
"Ben biliyorum tuvaletin nerede olduğunu."
"O zaman sorun yok."
"Sorun tam olarak orada."
Egemen kaşını kaldırdı.
"Sinem Hanım."
"Efendim?"
"Tuvaletin kapısını kapatabilirsiniz."
Birkaç saniye ona baktım.
"Benimle dalga mı geçiyorsunuz?"
"Hayır."
"Bence geçiyorsunuz ben sadece bana verilen bir şeyi içtim. Masamıza bir erkek grubu gelmek istedi ama kullanmadık hem sadece neden ben buna..." dedim ve elime tutuşturulan kabı kaldırdım. "maruz kalıyorum?"
Kadın polis koluma hafifçe dokundu.
"Hadi."
Arkama dönüp Egemen'e baktım.
"Siz burada kalın."
"Zaten nereye gideceğim?"
"Bilmiyorum ama ben sizi çıkana kadar görmeyeyim." aklıma gelenle "Çıktıktan sonra da görmeyeyim."
Egemen yüzünde alaycı bir gülümseme ile "Hay hay." dedi.
İşimi bitirip aynada kendime baktım. Sadece rujum yerindeydi. Gözaltlarıma akan maskarayı elimi ıslatıp silmeye başladım.
Tekrar başladığım yere kadın polisle döndüğümde İrem'in "Yaşıyor!" diye ayağa kalkıp bana sarılması bir oldu. Tuvalette göz altlarıma akan maskarayı temizlerken hanımefendiye biraz bilgi vermiştim aramız iyiydi bunun kanıtı olarak bize gülerek "Tabii yaşayacak." dedi.
Ceren de hemen ekledi.
"Burası çok güvenli."
Kadın polis gülmemek için başını öne eğdi. "Evet, devlet kurumundayız."
Başımı çevirip onlara baktım. "Avukatımızı falan aramalı mıyız ne kadar kalacağız?"
"Test sonucu temiz çıkarsa çıkabilirsiniz." dedi yine bir itirazla doldu içim ve engel olamadım.
"Çakırkeyifiz temiziz çıkabiliriz."
Ne kadar süre kızlarla birbirimize yaslı bir şekilde beklemeye başladık bilmiyorum ama bir süre içim geçmişti.
"Serbestsiniz."
Gözlerimi açtığımda ilk yaptığım şey doğrulmak oldu.
İrem hemen kollarını açtı.
"Özgürüz!"
"Sonunda."
Ceren banktan kalkıp omzuna aldığı battaniyeyi geri yerine koydu. Hepimiz aynı anda üzerimizdeki kırışıklıkları düzeltmeye çalışırken kadın polis kapıyı açtı.
Dışarı çıktığımızda temiz havayı içime çekip derin bir nefes aldım.
"Bir daha buraya gelmek istemiyorum."
Ecrin başını salladı.
"Ben de."
İrem çoktan kaldırıma doğru yürümeye başlamıştı.
"Ben taksi çağırıyorum."
Ben de peşlerinden birkaç adım attım ama sonra durdum.
Arabam.
"Benim araba."
Ecrin arkasını döndü.
"Ne olmuş?"
"Orada kaldı."
Üçümüz aynı anda sustuk İrem bana doğru dönerek "Yarın alırsın." Dedi.
"Yarın nasıl alacağım?"
"Gidip alacaksın."
"Oraya mı?"
Birkaç saat önce baskın yapılan mekânın olduğu otoparka tek başıma gitmek hiç istemiyordum. Bir de arabamın çekilip çekilmediğini bile bilmiyordum böyle bir şey olabilir miydi onu da bilmiyordum.
Derin olmayan ama içimi sıkan bir nefes aldıktan sonra "Ben karakola sorayım." dedim.
Ecrin hemen:
"Biz de gelelim." dese de kafamı sağa sola sallayıp "Yok." dedim.
"Emin misin?"
Karakola doğru baktım. En azından güvenli bir kurumdu. Açıkçası hayatım boyunca hiç işim düşmemişti ama şimdi çıkarken tekrar girmek istediğimi söylediğimde hemen tükürdüğümü yalayacağımı hiç düşünmemiştim.
"Evet."
Aslında hiç emin değildim ama geriye doğru adımlamadan önce kızlara el salladım.
"Tamam, biz taksiye geçiyoruz. Bizi ara."
Kızlar taksiye binip uzaklaşırken birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Arabayı orada bırakıp gidemezsin Sinem, bugün almazsan sabah yine gitmen gerek.
Kendi kendime söylenerek tekrar karakola girdim. İçeri girdiğimde ortalık az önceki kadar kalabalık değildi aslında ortam zaten kalabalık değildi. Gözlerim istemsizce masaları taradı. Sonra onu gördüm.
Egemen, masasının başında oturuyordu.
Ayak sesim etrafa yayılmışken bir an durdum. Ne söylemem gerektiğini düşünürken o adım sesiyle başını kaldırdı.
Kaşları hafifçe çatıldı.
"Sinem Hanım? Bir sorun mu var?"
"Ben..."
Birkaç saniye ne diyeceğimi düşündüm.
"Evet size sormam gereken bir şey var."
Dudaklarının kenarı çok hafif kıpırdadı. "Ben sizi bir daha görmeyeceğimizi sanıyordum."
"Ben de." diyebildim usulca masasına doğru yaklaşırken.
Rahatça arkasına yaslanmadı ama oturduğu yerde dikleşti. "Az önce öyle demiştiniz." dedi ve kafasını hayırdır dercesine salladığında "Biliyorum." dedim.
"Çıktıktan sonra da görmeyeyim demiştiniz."
Yanak içini gerginliğimle ısırıp, utanç içerisinde "Hatırlatmasanız?" diyebildim.
"Hatırlatmam gerekti."
Gözlerimi devirdim.
Derin sayılmayacak bir nefes alıp kendime sakin olmam gerektiğini hatırlattım. "Arabam mekânın oradaki otoparkta kaldı. Çekildi mi, bilmiyorum."
Egemen sandalyesinden kalkıp karşıma dikildi.
"Çekilmedi."
"Emin misiniz?"
"Hiçbir araba çekilmedi."
İçim biraz rahatladı.
"Peki ben gidip alabilir miyim?"
Egemen birkaç saniye sustu.
"Tabii ki. Tek başınıza mı gideceksiniz?"
"Evet."
"Baskından sonra savcılığa sevk edilenler oldu pek tekin değil."
"Farkındayım." zaten geri dönme sebebim oydu.
"Gece oldu."
"Onu da biliyorum." dediğimde artık bu muhabbetten sıkıldığımı göstermek için çok az sesimi yükselttim.
"Peki neden tek başınıza gidiyorsunuz?" dediğinde yüzünü masaya çevirdi ve üzerinde bir şeyler aramaya başladı.
Görmese bile omuzlarımı silktim.
"Kızlar gitti."
Egemen tekrar bana baktı.
"Taksi çağırabilirsiniz."
"Arabamı orada bırakıp mı gideyim?"
"Yarın alırsınız."
Başımı iki yana salladım. "Ben arabamı orada bırakmak istemiyorum." Bir anlığına sustum ama ellerimi pantolonuma sürerek gerginliğimi en azından ellerimden atmak istedim. "Tek başıma gitmek de istemedim."
Egemen'in yüzündeki ifade değişti. "Tamam sabah olduğunda gündüz gözüyle alırsınız." Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Neden? Yardımcı olmak istemiyor musunuz? Ben burada bir vatandaş olarak sizden yardım istiyorum değil mi?"
Egemen birkaç saniye yüzüme baktı. Sanki söylediklerimi tartıyor, vereceği cevabı seçiyor gibiydi. Beni ret mi edecekti?
"Yardımcı olmak istemediğimi kim söyledi?" dediğinde kafamı hafifçe sağa eğerek siz, diye ifade ettim "Az önce sabah gidin dediniz." demeyi de ihmal etmedim.
"Çünkü gece vakti oraya tek başınıza gitmenizin güvenli olmadığını söyledim."
"Ben de zaten tek başıma gitmek istemediğimi söyledim."
"Onu anladım."
Sinirlenmeye başladığımı hissederek gerilmeye yüz tutan sesimle "E o zaman?" dedim üzerimdeki bütün agresifliğimle.
Egemen sandalyesinin arkasındaki ceketine uzanıp usulca giymeye başladı.
"Bekleyin. Ben geleyim sizinle."
Ceketini alıp üzerine geçirirken onu izledim sonra masasındaki anahtarları aldığında boğazımı temizleyip "Gerek yok." dedim umursamazca.
"Gerek var vatandaşa yardımcı olacağım."
"Az önce sizinle bir daha görüşmek istemediğimi söyledim."
"Farkındayım Sinem Hanım, sadece gece vakti bir vatandaş karakola gelip tek başına gidemediğini söylüyorsa, onu tek başına göndermem."
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
"Ben tek başıma gidemediğimi söylemedim."
Egemen kapının yanında durup bana baktı.
"Az önce söylediniz."
"Ben..."
Cümlemi tamamlayamadım.
Bana oldukça sevimsiz bir gülümseme sunarken "Çok konuşuyorsunuz." deyiverdi.
Kollarımı göğüsüm de bağlayıp bütün inatçılığımla "İlk kez gördüğüm bir polise güvenmek zorunda değilim." dedim benimle inatlaşmak istiyorsa kendisi kaybederdi çünkü bunu saatlerce yapabilirdim.
"Ben de ilk kez gördüğüm birini arabasına kadar götürmek zorunda değilim."
Dumura uğramış bir şekilde yüzüne baktım. Kollarım benden bağımsız ayrıldığında sesimden resmen hayal kırıklığı akarak konuştum. "Peki, sağ olun Egemen Bey." Birkaç saniye yüzüne baktıktan sonra elimle kendimi işaret ettim.
"Bana bugün çok yardımcı oldunuz."
Sesimdeki imayı anlamış olacak ki dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı.
"Rica ederim."
Kapıdan kendisini itip mi geçsem yoksa kendimi geri çekerek mi uzaklaşsam bilemeyip bunu düşündüğüm sıralarda eliyle kapıdan sonrasını işaret etti.
"O zaman çıkalım mı?"
Başımı iki yana sallayıp reddettim. "Ben kendim giderim."
Egemen kapıyı açarken bana baktı.
"Az önce vatandaş olarak yardım istiyordunuz."
"Fikrimi değiştirdim." dediğimde sesimin daha çok umurumda değil hissiyatı vermesini umuyordum.
"Beş dakika içinde mi?"
"İnsanların fikirlerini değiştirmesi için sadece..." Elimi açıp beş parmağımı suratına kaldırdım. "...beş dakikaya ihtiyacı olabilir." dedikten sonra kendimi olabildiğince geri çekerek kapıdan çıktım.
Bu kez gerçekten güldüğünü arkamdaki sesinden anladığımda hafifçe kendisine doğru dönerek "Şimdi ne için benimle geliyorsunuz?" diye sorduğumda başka bir kapıyı geride bıraktık.
"İşimi yapıyorum."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Her şey için bunu mu söyleyeceksiniz?"
Kafasını sallayıp "Büyük ihtimalle." dedi, sonra diğer masada oturan polis memuruna "Ekip aracını alıyorum ufak bir işimiz var." Diyerek haber verdi.
En son karakolun dışına doğru yürüdü ardından ben de çıktım.
Birkaç saat önce parmaklıkların arkasından bana bakarken yüzündeki o ciddi ifadeden eser yoktu ve nedense, arabamı almaya giderken yanımda onun olmasının bu kadar içimi rahatlatmasına hiç anlam veremiyordum. Polis işte dedim kendi kendime az önce kızlarında dediği gibi gayet güvenli bir devlet kurumu ve güvenli bir çalışanı diye kendimi ikna etmeye doğru giden bir konuşma içerisindeydim.
Sırtından baktığımda gözlerimi kıstım; kaç yaşındaydı? Fazla yapılı bir vücuda sahip değildi ama hiç fena sayılmayan omuzları vardı. Bu kez içimden güçlü olmalı o kadar baskına gidiyor, biz kızlar problem yaratmadık ama başka bir grupla dalaştıkları oluyordur diye geçirdiğimde Egemen polis aracının önünde durmuş bana bakıyordu.
"Geliyorum."
Sürücü koltuğuna oturduğunda hemen çantamdan telefonumu çıkartıp kızlarla olan gruba girdim. O sırada ben de yanına oturmuştum.
S: Arabamı almaya gidiyoruz.
S: Siz eve vardınız mı?
Arabaya bindikten sonra birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Ben camdan dışarı bakıyordum. Karakolun ışıkları arkamızda kalırken içimden derin bir nefes alıp soluma döndüm.
"Şunu da atlatmış oldum." diye mırıldandım ama gözlerim onun üzerindeydi.
Egemen gözünü yoldan ayırmadan sordu.
"Neyi?"
"Bugünü."
"Daha bitmedi." derken bana döndüğünde göz göze geldik.
"Ne demek o?"
"Arabanızı alacağız."
"Evet, onu biliyorum."
"Sonra eve gideceksiniz."
"Onu da biliyorum."
"Dolayısıyla bugün henüz bitmedi."
Bir an yüzüne baktım ve "Çok konuşuyorsunuz." dedim, az önce bana yaptığı gibi sesimi kalınlaştırmayı ihmal etmedim. Egemen bunu fark etti ama yüzündeki ifade değişmedi.
"Genelde konuşmam." dedi.
Sesinden bunun bir şaka olmadığını anlamıştım. Zaten ben de güldürmek için söylememiştim; sadece az önce bana söylediği şeyi bu kez ona geri vermek istemiştim.
Umursamazca "İyi." dedim. "Beni ilgilendirmiyor."
Tekrar camdan dışarı döndüm ve bir süre daha camdan dışarı bakmaya devam ettim.
Az önce yaşadığım her şeyi zihnimde sıraya koymaya çalışıyordum ama ne zaman bugüne dönsem aynı yerde takılıp kalıyordum. Saatler önce arkadaşlarımla birlikte girdiğim mekân, ardından çıkan kavga, polislerin gelişi, karakolda geçen o uzun saatler... Hepsinin üstüne bir de hiç tanımadığım bir polis memurunun arabasına binmiş, kendi arabamı almaya gidiyordum. Günün bu kadar saçma bir noktaya gelebileceğini sabah evden çıkarken söyleseler inanmazdım.
İçimdeki sessizliği daha fazla taşıyamadım. "Buraya yeni gelmedim."
Egemen gözlerini yoldan ayırmadan saliselik bir bakış attı. "Nereye?"
"Buraya işte iki yıldır burada yaşıyorum." Dedim ne alaka, diye sormasını ya da beni ilgilendirmez bana neden anlatıyorsunuz? demesini istemedim.
Bu kez yüzünü bana çevirmeden başını hafifçe salladı.
"İki yıl mı?"
"Evet."
"Belli oluyor."
Kaşlarımı çattım.
"Neyim belli oluyor?"
"Şehri henüz tanımadığınız."
Sesinde öyle ciddi bir ton vardı ki bir an gerçekten neyi kastettiğini anlamaya çalıştım. Sonra dudaklarımı büzüp camdan dışarı baktım.
"Tanımaya çalışıyorum.".
"Bugün biraz hızlı başlamışsınız."
Sinirle Egemen'e döndüğümde hırsla konuştum. "Siz mesela bir şehre gittiğinizde popüler yerlere gidip görülecek camileri gördükten sonra orayı gerçekten gezdiğinizi düşünüyor musunuz?" sustuğumda cevap vermesini bekledim.
"Genel olarak evet."
"Bence hayır." Dedim tekrar dönüp bana baktığında konuşmama devam ettim. "Bir yerin dört mevsimi görüp her gün güneşi batırsanız yine dününüz bugünle aynı olmaz. Burada yaşıyorum ama her günüm farklı. Evimden çıktığımda daha önce hiç görmediğim bir kediyi gördüğümde buranın farklı bir gününü yaşıyorum. Trafik bir gün az olup bir gün çok olduğunda eve varmam saatleri değil dakikaları bulduğunda farklı bir gün yaşıyorum. Bir gün yol kapalı olduğu için başka bir yol kullandığımda farklı bir şehri görmüş gibi oluyorum." Durup nefeslendim. "O yüzden saçma sapan bir yerde baskın yedim diye beni böyle biriymişim gibi görmenizi kabul etmiyorum."
Gözlerimi kapatıp başımı koltuğun arkasına yasladım. "O da size denk geldi. Genelde öyle şeyler yapmayız. İrem daha delidoludur bu seferlik gittiğimiz yeri o seçti."
"Bunu herkes söyler." dediğinde yüzünde ve sesince çok hafif bir alay sezdim. Yüzü net olmasa da onu tanıdığım şu birkaç saatlik sürede alay eden ses tonunu biraz tanımıştım.
Kısa cevabı karşısında istemeden gülümsedim. Birkaç saniye sonra başımı tekrar ona çevirdim. Direksiyonu iki eliyle tutuyor, gözlerini yoldan ayırmadan önüne bakıyordu. Az önce karakolda karşıma geçtiğinde olduğundan çok daha farklı görünüyordu. Orada yüzüne yerleştirdiği ciddi ifade yoktu. Daha rahat görünüyordu. Belki de üzerindeki üniforma yüzünden, belki de arabanın içinde olmasından.
"Hayır, gerçekten değilim."
"Ben bir şey demedim."
"Yüzünüz dedi."
"Yüzüm mü konuşuyor?"
"Şu an evet."
Başımı tekrar cama çevirdim. Dışarıdaki ışıklar arabanın camında kayıp giderken kendi kendime gülümsediğimi fark ettim. Hemen ifademi toparladım.
"Psikoloji okuyorum." dedim, sanki az önceki konuşmanın açıklamasını yapmak zorundaymışım gibi. "Birinci sınıfı yeni bitirdim. İnsanların yüz ifadelerinden bir şeyler anlayabiliyorum."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Demek yüzümü de çözdünüz."
"Siz de beni ve arkadaşlarımı tek bir yargıyla çözdünüz."
Bir süre sessizlik oldu. Bu kez sessizlik bana ilk baştaki kadar ağır gelmedi.
"Üstelik ben İzmirliyim küçük bir şehirden gelmiyorum." dedim sonrasında. Kendimi neden bu kadar açıkladığımı bilmiyordum ama böyle tanınmak istememiştim.
"İzmir."
"Evet."
"Buraya psikoloji okumak için geldim. Üniversiteyi kazanınca taşındım."
"Özel üniversite?" diye sorduğunda gözlerimi kısıp başımı ona çevirdim.
"Bunu nereden biliyorsunuz?"
"Kimliğinizi verirken cüzdanınızda öğrenci kartınızı gördüm."
"Tabii." dedim, biraz mahcup bir şekilde. "Ben de her şeyi bildiğinizi sanmıştım."
"Henüz o kadar yetenekli değilim Sinem Hanım."
"İyi."
Kollarımı göğsümün üzerinde birleştirip koltuğa biraz daha yaslandım. "Yurtta kalmıyorum. Kendime ait bir düzenim var."
Bunu anlatırken sesimde fark etmeden hafif bir gurur oluşmuştu. Yeni taşındığım bir şehirde kendi düzenimi kurmuş olmak hoşuma gidiyordu. Ailemden uzakta, kendi kararlarımı vererek yaşamak başta düşündüğümden daha kolay olmuştu.
Egemen birkaç saniye sessiz kaldı artık birbirimizi cevap vermek için bile umursamayınca telefonumu tekrar açıp kızların olduğu gruba girdim. Mesajların arasında birkaç dakika önce gelen son mesaj duruyordu. Parmaklarım ekranda gezinirken yeni bir mesaj geldi.
İ: Kiminle gidiyorsun?
Mesajı birkaç saniye boyunca öylece izledim hemen ardından bir tane daha geldi telefonum titredi.
C: Sinem neredesin?
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. Egemen gözlerini yoldan ayırmadan sordu.
"Ne oldu?"
Telefonu ona göstermedim ama mesajları tekrar okudum. İçimde birkaç dakika önce oluşan o anlamsız kırgınlığın yerini hafif bir rahatlama aldı.
"Bir şey olmadı."
S: Arabamı almaya gidiyorum.
İrem hemen cevap verdi.
İ: Kiminle?
Parmağım ekranın üzerinde durdu. Bir an Egemen'e baktım. Sonra tekrar telefona döndüm.
S: Polisle kanka
Gönder tuşuna bastığım anda Egemen bana baktı.
"Ne yazdınız?"
"Hiç."
"Arkadaşlarınız mı sordu?"
"Evet."
"Ne yazdınız?"
Telefonu kilitleyip çantama koydum. "Arabamı almaya gidiyorum dedim."
Egemen'in kaşları hafifçe kalktı.
"Doğru."
"Yani?" demiş bulundum alakasızca.
"Bir şey yok."
"Yüzünüz yine konuşuyor."
Bu kez başını hafifçe iki yana salladı.
"Psikoloji birinci sınıfı bitirmişsiniz ama biraz fazla yorumluyorsunuz."
"Bence siz biraz fazla saklıyorsunuz."
"Belki genelde konuşmam ve yüzümden de bir şey belli etmem."
Kısa bir sessizlik daha oldu sonra telefonum yeniden titredi.
Ekrana baktığımda İrem'den gelen yeni mesajı gördüm.
İ: Hangi polis?
C: Egemen mi
E: SİZ NE ARA İSİM ÖĞRENDİNİZ?
Kaşlarımı kaldırıp ekrana bakarken Egemen'e dönmeden mırıldandım.
"Başladılar."
"Ne başladı?"
"Hiç."
Telefonu kapatıp çantama koydum. Ama bu kez yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım.
Arabaya bindiğimizden beri konuştuğumuz her şey kafamın içerisinde dönüp durdu ve "Beni yanlış anlamayın." dedim.
"Yanlış anlamadım."
"Öyle vakit geçsin diye anlattım."
"Anladım."
"Dinlemek istemiyorsanız anlatmayayım."
"Dinliyorum." Bu kez Egemen hiç düşünmeden cevap verdiğinde bir süre ona baktım. "İsterseniz anlatın."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonra dudaklarımı birbirine bastırıp camdan dışarı baktım.
"Tamam."
Biraz sonra arabamın kaldığı sokağın ışıkları görünmeye başladı. Barın girişinde mühür vardı. "Mekan mı mühürlendi? Ne için?"
Ben doğrulup ön cama baktım.
"Evet madde satıyorlarmış."
Egemen yavaşladığında derin bir nefes aldım cidden ucuz kurtulmuştuk bu gece.
Park halindeki aracımı işaret ederek "Burada." dedim. Araç yavaşladı ve inmek için hazırlanmaya başladım. İçimde arabamı görür görmez bir rahatlama oluştu.
"Yaşıyor."
Egemen arabayı durdurup kafasını bana doğru çevirdi. "İsterseniz ben kontrol edeyim."
"Gerek yok."
Kapıyı açarken durup ona baktım.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Arabadan indim kendi arabama doğru birkaç adım atmıştım ki arkamı dönerek polis aracına baktım halihazırda tekrar yüz yüze gelirken başka bir şey söyleyeceğimi anlayarak camı indirdi.
"Ve..."
"Efendim?"
"Sormadınız hep ben anlattım ama ayıp olmazsa bir şey sorabilir miyim?"
Egemen birkaç saniye bana baktı. "Tabii."
"İsminizi karakolda öğrendim ama..." Bir an durdum. "Kaç yaşındasınız?"
Birkaç saniye yüzüme baktı. Sanki daha farklı bir şey soracağımı düşünmüş gibiydi.
"Bu muydu?" dedi hafifçe gülerek, "Evet." dedim kafamı sallayarak, tavrım başka ne olabilirdi der gibiydi.
"Yirmi üç." diye cevapladı beni hemen ardından kafamı sallayarak onayladım.
"Anladım."
Daha fazla konuşmadan birkaç saniye bakıştığımızda Egemen'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. "Şimdi sıra bende mi?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Neyin sırası?" dedim anlamayarak.
"Yaşınızı sormanın."
Bir an sustum ama gülmemek için kendi kendime direndim ve ifademi bozmadan "Yirmi bir." dedim.
"Belli."
Gözlerimi kıstım.
"Nesi belli?"
"Çok soru soruyorsunuz."
"Bu yaşla mı alakalı?"
"Bence biraz."
"Bence siz de çok cevap vermiyorsunuz."
Egemen hafifçe gülümsedi.
"Tek başınıza gidebilecek misiniz?"
"Hallederim."
"Hay hay."
Arabamın yanına yürüdüm son kez arkama dönüp baktığımda Egemen'in yüzünde yine o alaycı gülümseme belirdi ve başını hafifçe iki yana salladı.
"İyi geceler, Sinem Hanım."
Bu kez ben de tamamen gülerek arabamın kapısını açtım.
"İyi geceler, Egemen Bey."
