4. bölüm / 6
Kırık evrenlerin fısıltısı~4~
Bölümler 6Şu an: ~4~
- 1 ~1~1.383 kelime
- 2 ~2~1.277 kelime
- 3 ~3~2.231 kelime
- 4 ~4~1.839 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 ~5~2.280 kelime
- 6 ~6~2.315 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“misafirlerimiz var” demesiyle içimdeki huzursuzluk bir anda büyüdü. Zaten garip olan her şey yetmiyormuş gibi şimdi bir de başka insanlar mı gelecekti? Ya da… gerçekten insanlar mıydı, ondan bile emin değildim.
Roya’nın yüz ifadesi anında değişti. Az önceki sert ve sorgulayan bakışlarının yerini ciddi bir gerginlik aldı. Gözleri kapıya kaydı, sonra tekrar Rayen’e döndü.
“Bu saatte mi?” dedi kısık bir sesle.
Rayen başını hafifçe eğdi. Sanki bu durum onu şaşırtmamıştı. Aksine… bekliyormuş gibiydi.
“Evet. Bu saatte.” İçimdeki sıkışma biraz daha arttı.
“Kim geliyor?” diye sordum ama sesim düşündüğüm kadar güçlü çıkmadı. İkisi de bana bakmadı bile. Sanki artık odadaki varlığım ikinci plandaydı. Dışarıdan ayak sesleri gelmeye başladı.
Yavaş… ağır… kararlı adımlar.
Kalbim hızlandı.
Refleksle birkaç adım geri çekildim. Sırtım duvara değdi. Soğuk taş tenime değdiğinde ürperdim ama gözlerimi kapıdan ayıramıyordum.
Kapı aralandı.
İçeri giren ilk şey… soğuk oldu.
Kapı açıldığı anda içeri dolan hava diğerlerinden farklıydı. Daha keskin, daha ağırdı. Sanki beraberinde görünmeyen bir ağırlık taşıyordu. Sonra… onlar göründü.
İki kişi.
Uzun boyluydular. Üzerlerinde koyu renkli, yere kadar uzanan pelerinler vardı. Yüzleri tam seçilmiyordu ama gözleri… evin içindeki loş ışıkta bile belirgin bir şekilde parlıyordu.
O an… içimde bir şey sıkıştı. Onları tanımıyordum. Ama… tanıyormuşum gibi hissettim. Bu his… hiç hoşuma gitmedi. İçeri girdiklerinde adımlarının sesi bile farklıydı. Sanki yere basmıyorlardı da… yere dokunuyorlardı.
Roya hemen dikleşti.
“Geç kaldınız.” dedi.
Ses tonu saygılıydı ama içinde hafif bir sertlik vardı.
Öndeki adam başını hafifçe eğdi. Kapüşonunun altından yüzünün sadece bir kısmı görünüyordu.
“Yol… sandığımızdan daha hareketliydi.” dedi.
Sesi… garipti.
Ne çok kalın ne ince.
Ama insanın içine işliyordu.
Rayen olduğu yerden kıpırdamadı.
“Sebebi?” diye sordu kısa ve net.
Adamın bakışları bir anlığına bana kaydı.
O an…
Nefesim kesildi.
Sanki içimden bir şey çekilmiş gibi hissettim.
Bakışlarını hemen geri çekti ama o bir saniye bile yetmişti.
“Sanırım…” dedi yavaşça, “…sebep burada.”
O an…
Herkes bana baktı.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki duyuluyordu.
“Ne demek o?” dedim, sesim titriyordu.
Ama cevap vermediler.
Rayen sonunda bana döndü. Bakışları daha keskindi şimdi. Daha kararlı. “Demek bu yüzden…” diye mırıldandı.
“Ne yüzden?” diye çıkıştım. Artık sabrım kalmamıştı. “Sürekli yarım konuşmayı bırakır mısınız?! Ben burada ne olduğunu bilmiyorum! Siz kim olduğunuzu bilmiyorum! Bu yer neresi bilmiyorum!”
Sesim yükselmişti.
Ama kimse irkilmedi.
Kimse şaşırmadı.
Sanki… bu tepkiyi bekliyorlardı.
İkinci kişi bu sefer öne çıktı. Diğerine göre daha sessizdi ama varlığı daha ağır hissediliyordu.
“Gerçekten bilmiyor.” dedi.
Bu bir sorudan çok… tespitti.
Rayen’in çenesi gerildi.
“Rol yapıyor olabilir.”
“Hayır.” dedi diğeri. “Eğer rol yapıyorsa… bu gördüğüm en iyi rol.”
Bu konuşma ben yokmuşum gibi yapılıyordu. Ve bu beni daha çok sinirlendiriyordu.
“Ben buradayım!” dedim sertçe. “Hakkımda konuşmayı bırakıp bana bir şey anlatmayı deneseniz?!”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra…
Rayen bana doğru bir adım attı.
Bu sefer bakışları farklıydı. Öfke vardı. Ama onun altında… başka bir şey daha.
“Anlatacağız.” dedi yavaşça. “Zaten başka seçeneğin yok.” Kalbim sıkıştı. “Ne demek o?” Rayen cevap vermedi.
Sadece kapıya doğru baktı. Sonra tekrar bana döndü.
“Çünkü…” dedi.
Kısa bir an durdu.
“…bu dünyaya giren herkes çıkamaz.”
O an…
İçimde bir şey gerçekten kırıldı.
Çünkü ilk defa…
Bunun bir kabus olmadığını hissettim.
Ve belki de…
Uyanamayacaktım.
🦋🦋🦋
Salonun ortasında volta atıyordum. Ben kendimi bile bilmezken bu tanımadığım insanların benim hakkımda saçma sapan yorumlar yapması beni gerçekten geriyor ve Şüphelendiriyordu.
Evet polise gitmeyi düşündüm ama burada o aptal ormanda gözlerimi açtığımda ne telefonum vardı ne de başka birşeyim..
Ve ben şuan bilmediğim bir yerde bilmediğim insanlarla ve hatta belkide bilmediğim bir ülkede ne yapacağımı bilmiyordum.
Bu lanetten nasıl Kurtulurdum?
Rayen gelen o iki adamla yukarıdaki odaya çıkmıştı. Roya da onların peşinden gitmişti ve bende bu salonda yalnız kalmıştım.
Kaçmayı denedim ama beceremedim evin çevresi askerlerle doluydu ve kapı pencere kilitlenmişti.
Acaba yabancı ülkedemiydim? Hayır eğer öyle birşey olsa bile ben buraya nasıl geldim.
O kız...
Herşey onun yüzünden başlamıştı. Benim onu bulmam gerekiyordu. Bir şekilde onunla iletişime geçmem gerekiyordu.
Bunu yukarıda ki O adama söylesem bunu kabul Etmeyeceğini çok iyi biliyordum.
Yutkundum ve koltuğa bitkin bir şekilde oturdum. Sağ tarafımda olan aynaya göz ucu ile kendime baktım.
Perişan hâldeydim. Hastane kıyafetlerim, tozlu spor ayakkabilarım, dağınık saçlarım ve şiş gözlerim...
Fiziken, bedenen çok yorulmuştum...
Gözlerimi kapattım ve başımı yasladım. Tam uyumak üzereydim ki Yukarıdan gelen sesler ile irkildim.
"Onu benden Alamazsınız! "
Rayenin sert sesi ile irkildim adamın öyle bir ses tonu vardı ki yukarıdan bağırması bile irkilmeme sebep oluyordu.
"Rayen anlamamak için direniyor musun? O kızın bizimle olması gerekiyor"
Benden bahsedildiğini anlamıştım hemen Doğruldum cümleleri ve sesleri algılamaya çalıştım.
"Size neden güveneyim ki? " Sen değil rayen ben neden güveneyim..
"Saray'dan haber geldi. Herkes pimyapta böyle bir kölenin varlığından haberdar"
Adamın sözleri kanımı dondurdu
Pimyap mı? Olduğum yer pimyap mı?
Hemen hemen tüm dünyayı gezmiştim ve daha önce böyle bir yer duymadığıma çok emindim.
"Olabilir ama şuan liderin evinde kim ne diyebilir? " Royanın sert sesi yankılanmıştı.
Bu kızın benden haz etmediğini biliyordum peki ya amacı neydi?
Adam histerik bir kahkaha attı "liderin evinde olması ne değiştirir roya? "
"Bertan bazen beni cidden geriyorsun.. " Rayenin sesi ile bir süre sessizlik olmuştu. Ya da ben duyamıyordum.
"Benlik birşey yok rayen sarayla ilgili sıkıntı var biliyorsun sayın kralımız böyle bir şeyi kabul etmiyor.... "
" Hay senin o kralına.. " Royanın bu dediği ile şoka uğramış hemde gülmuştüm..
Derin bir nefes aldım ve beklemeye başladım.
Merdivenlerden gelen sesle bakışlarımı o tarafa çevirdim. Rayen, roya , bertan ve yanındaki adam merdivenlerden iniyorlardı.
Rayen ile göz göze gelmiştik. Bu adamda tuhaf birşeyler vardı ne zaman gözlerine baksam kanım donuyordu.!
Ağır ağır yutkundum. "Beni ne zaman bırakacaksın?! " Rayen bu cümleme güldü "öldüğün zaman köle! " Köle olduğumu zannediyordu ve ben hâlâ ona inandıramıyordum.
"Ben sana hâlâ kendimi inandıramadım sanırım diyorum ki ben köle filan değilim! Bilmiyorum hiçbir şey. " Öfkeli hatta nefret kusan bakışları ile bana bakıyordu "öyle mi? O zaman bu kolunda ki iz ne? Ne tesadüf ki kölelerin hepsinde de bu iz var! ".
Allahım sen bana büyük sabır ver lütfen!
Aptal adam!
"Rayen çok üzerine gittik acaba biraz dursak mı? " Royanın kurduğu bu cümle içimde ki umudu yeşertti bir ümit ona döndüm. "Hiç bana öyle bakma bende köle olduğunu düşünüyorum" Göz devirmiştim cidden mi?
Bertan ve yanında ki adam birşey demeden evden ayrılmışlardı. Sahi onlar kimdi?
"Yemek ye sonra yat sesini duymak istemiyorum! "
Nefret etmeye başlamıştım bu adamdan!
"Senin evinde yemek yemeyi bırak yanında bir dakika bile kalmam asla anladın mı? Asla"
Roya endişeli bir şekilde bir bana bir liderine bakıyordu.
"Bende sana çok meraklı değilim emin olabilirsin. Hem söylesene benim gibi biri , basit bir köle ile ne yapsın? "
Tam elimi kaldırıp ona vuruyordum ki bileğimden yakaladı ve kendine çekti resmen burun burunaydık. "Bana bak kendine hâkim olmayı öğren yoksa sana yapacaklarımdan sorumlu olmam duydun mu?! " Dişlerinin arasından öfkeyle bunlarlı dile getirmişti
"Sen kimsin ki bana dokunmaya, benimle bu şekilde konuşabiliyorsun ne haddine?! "
Rayen ve roya bana garip ve şaşkınca bakıyordu.
"Anlaşıldı sen anca zindanda akıllanırsın" Bir dakika ne demişti o zindan mı?!
Yutkundum ve gözlerinin içine baktım "saçmalama! Hangi Devirdeyiz? "
Rayen beni dinlemiyordu sadece gözlerinde öfke vardı. "Askerler! " Dedikten bir kaç saniye sonra dört asker önümüzde hazır bir şekilde bekliyordu.
"atın bunu zindana! Aklı başına gelene kadar da yemek vermeyin! "
Kolumdan tuttuğu gibi beni top gibi öne doğru fırlattı ve
Dört askerin önüne düştüm. Taş zemin soğuktu, dizlerim ve avuçlarımın temasıyla vücudum sarsıldı. Hızla toparlanmaya çalıştım ama Rayen’in bakışları hâlâ üzerimdeydi; gözleri adeta damarlarıma işliyor, kalbimi sıkıştırıyordu.
Askerlerden biri kolumu kavradı. Direndim, ama anlamsızdı. Güçleri, Rayen’in verdiği emirle birleşmişti.
“Hayır! Bırakın! Bu bir hata!” diye bağırdım. Sesim, salonun taş duvarlarından yankılanarak geri geldi. Ama kimse tepki göstermedi.
Rayen’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Ama bu, şaka değil; daha çok zaferi tadıyordu gibi bir his verdi.
“Bak… aklını başına alırsan, belki anlarız,” dedi dişlerini sıkarak. “Ama senin şimdilik öğrenmen gereken bir şey var: kurallar burada başka, ve senin için her şey tehlikeli.”
Zindana doğru sürüklendikçe nefesim hızlandı. Her adımda taşlar altımda çatırdadı, zincirlerin sesi ve Rayen’in topuklarının sert tıkırtısı kulaklarımda çınlıyordu.
Kapıya geldik.
Önümüzde demir kapı, kalın ve ağır, karanlıkta siyah bir gölge gibi duruyordu. Askerler beni kapıya itti. Çarpmak üzereyken Rayen son bir bakış attı.
“Hatırlaman gereken tek şey var…” dedi, sesi soğuk ama keskin: “Burada hiçbir şey göründüğü gibi değil.”
Kapı kapanırken gözlerimi zor açtım. İçerisi neredeyse tamamen karanlıktı. Sadece küçük bir ışık hüzmesi, tavandaki çatlaklardan içeri sızıyordu. Havanın ağır, nemli ve keskin kokusu içime doldu.
Ayaklarım taş zeminde kaydı, ama düşmemek için kendimi zor tuttum. Zindanın duvarları soğuktu, yüzeyi nemliydi. Her nefes alışımda, bir çeşit metalik tat hissettim; kan mı yoksa pas mı… anlayamadım.
O anda anladım ki, Rayen’in sözleri boş değildi. Bu yer… çıkılmaz bir labirent gibiydi. Ve belki de… burada tek başıma kalacaktım.
Kendimi ileri itmeye çalıştım. Zindan derin ve karanlıktı, ama içinde bir hareket hissedebiliyordum. Sanki gözlerim görmese bile, bir şeyler oradaydı ve beni izliyordu.
“Beni… buradan çıkarmalısınız!” diye fısıldadım. Sesim kendi kulaklarımda tuhaf yankılanıyordu.
Ama cevap yoktu. Sadece, uzaklardan gelen bir hırıltı ve metalik bir çınlama duyuluyordu.
İçimde bir ürperti yayıldı. Bu sadece bir ceza değildi… bir uyarıydı.
Ve o an, fark ettim: burada kalırsam… artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Dört asker önümde dikildi, hazır ve soğukkanlı. Rayen arkada duruyor, gözlerinde tatmin karışımı bir öfke vardı.
“Yerde kal!” diye emir verdi biri, ama ben dizlerimi hemen toparlayıp ayağa kalktım.
Bir adım attım… iki adım… ve sonra hızlıca sağa atladım, elimi askerin koluna geçirip onu ittim. Taş duvar çarpışmanın yankısıyla titredi.
Diğer ikisi hızla üzerime geldi. Kaçacak yer yoktu, sadece reflekslerim vardı. Yumruklar, itmeler ve darbeler… her biri bana çarpıyor, ama ben bir şekilde geri püskürtüyordum.
Zindanın havası ağır, taşlar kaygı vericiydi. Ama öfke… öfke her darbeyi daha da güçlendirdi. Bir asker bana doğru hızla geliyordu; elimle kolunu kavrayıp savurdum, dengesini kaybetti ve yan duvara çarptı.
O sırada Rayen’in sesi yankılandı:
“Dur artık köle! ”
Ama ben durmadım. Dizlerim, ellerim ve kollarım… her hareketim bir hayatta kalma savaşıydı.
Bir an… göz göze geldik. Rayen’in bakışı hâlâ öfkeyle dolu ama içinde bir… şaşkınlık vardı. Sanki beklemediği bir direniş görüyordu.
Askerler yeniden saldırıya geçti, ama ben onları birer birer savuşturuyordum. Her yumruk, her savruluş, bu dünyanın bana yabancı olmadığını hatırlatıyordu.
Sonunda dört asker bir araya gelip beni çevreledi, nefesim kesiliyor, ter gözlerime akıyordu. Ama içimde bir direnç vardı; pes etmeyecektim.
Ve o anda fark ettim: zindanın taşları… sanki bana yardımcı oluyordu. Karanlıkta kaybolan gölgeler… hareket ediyor, beni koruyor gibi hissediyordum.
Ben bir köle değildim. Hiçbir zaman olmayacaktım...
O sırada reyanın yüksek sesle söylediği O cümle duvarlarda yankılandı
“Virethal ulsan drayko venithar.” gözlerimin içine bakıyor ve bu cümleyi tekrar tekrar söylüyordu.
O an çok garip birşey oldu...
Hareket etmek istedim ama hareket edemedim. Konuşmak istiyordum ama ağzımı açamıyordum. Sanki cidden donmuş gibiydim..
Felç gibiydim ve ufacık bir hareket dahi edemiyordum.
İki dakika sonra bu azap geçti ve bu şeyin etkisi geçtikten sonra kendimi bir anda yerde buldum ve derin derin nefes almaya başladım.
Rayen yanıma geldi ve yere çöktü "benimle oynamamalısın küçük köle sana daha nasıl bunu anlatabilirim? "
Az önce yaşadıklarım neydi öyle. Korkudan göğsüm hızla inip kalkıyordu.
Rayen ise aynı pozisyonda beni izliyordu.
Ona baktım ve dudaklarımdan sadece fısıltı şeklinde bu cümle çıktı..
"Ben gerçekten bambaşka bir evrendeyim"
Bölüm etkileşimi
