1. bölüm / 6
Kırık evrenlerin fısıltısı~1~
Bölümler 6Şu an: ~1~
- 1 ~1~1.383 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 ~2~1.277 kelime
- 3 ~3~2.231 kelime
- 4 ~4~1.839 kelime
- 5 ~5~2.280 kelime
- 6 ~6~2.315 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kırık evrenin fısıltısı..
Benim adım Larin. Yirmi yedi yaşındayım ve hayatım, uzaktan bakıldığında çoğu insanınkinden farklı görünmez. Küçük bir kasabada yaşıyorum; öyle herkesin birbirini tanıdığı, sabahları aynı yüzlerin aynı sokaklardan geçtiği, günlerin birbirine karıştığı yerlerden birinde.
Her sabah uyandığımda ilk yaptığım şey perdeleri aralamak olur. O anı seviyorum. Güneş ışığı odamın içine ağır ağır dolarken dünya sanki birkaç saniyeliğine sessizleşiyor.
Sokağın karşısındaki yaşlı dut ağacı rüzgârla hafifçe sallanır, yaprakların arasından gelen o ince hışırtı çocukluğumdan beri bana tanıdık gelen bir ses gibi.
Penceremin önünde üç tane çiçek var. Aslında bir zamanlar daha fazlaydı ama çoğunu yaşatamadım. Annem her seferinde “Bir gün alışacaksın” derdi ama ben hâlâ aynıyım. Sulamayı unuturum, sonra bir sabah yapraklarının solduğunu fark edip suçluluk hissederim. Yine de garip bir şekilde bazıları hayatta kalmayı başarıyor.
Bazen o çiçeklere bakarken kendimi görüyorum; biraz dağınık, bazen ihmal edilmiş ama hâlâ ayakta.
Kasabamız büyük değil. Ana caddeden yürümek en fazla on dakika sürer. Fırının önünden geçerken sıcak ekmek kokusu insanın midesini acıktırır. Köşedeki bakkalın önünde her zaman aynı sandalye durur; üstünde bazen yaşlı bir adam oturur, bazen kimse olmaz ama sandalye hiç yer değiştirmez.
Sanki o da buranın bir parçası, tıpkı kaldırımlar, sokak lambaları ve eski taş binalar gibi.
Burada zaman biraz farklı akar.
Büyük şehirlerde insanlar sürekli bir yere yetişmeye çalışır derler. Bizde ise kimse acele etmez. Aynı yüzleri her gün görmek bazen sıkıcı olabilir ama aynı zamanda tuhaf bir güven hissi verir.
Kim olduğunuzu herkes bilir. Nerede büyüdüğünüzü, hangi okula gittiğinizi, hatta çocukken nasıl biri olduğunuzu bile.
Benim çocukluğum da bu sokaklarda geçti.
Bisiklet sürmeyi öğrendiğim yer hâlâ aynı.
Parkın köşesindeki bankta ilk kez tek başıma kitap okuduğumu hatırlıyorum. Yaz akşamlarında arkadaşlarla sokak lambalarının altında oturup saatlerce konuşurduk. O zamanlar hayat çok daha basit görünürdü.
Ama büyüdükçe bazı şeyler değişiyor.
İnsan aynı sokaklarda yürürken bile bazen kendini yabancı hissedebiliyor.
Ben de son birkaç yıldır böyle hissediyorum. Her şey aynı ama sanki bir şey eksik. Bunu tarif etmek zor. Sanki bu kasabada doğmuş, burada büyümüş olmama rağmen içimde başka bir yere aitmişim gibi bir duygu var.
Bazen yürürken bir sokağa dönüyorum ve birkaç saniyeliğine orayı ilk kez görüyormuşum gibi hissediyorum.
Sonra hemen geçiyor, her şey tekrar normale dönüyor.
Bu küçük anları kimseye anlatmadım.
Çünkü insanlar anlamadıkları şeyleri genellikle ciddiye almaz.
Ama asıl garip olan şey rüyalarım.
Çocukluğumdan beri aynı tür rüyalar görürüm.
Tanımadığım şehirler, garip gökyüzleri, hiç duymadığım diller… Ama rüyalarda her şey tuhaf bir şekilde tanıdık gelir. Sanki orada ilk kez bulunmuyormuşum gibi.
Uyandığımda çoğu ayrıntıyı unutuyorum.
Ama o his kalıyor.
Sanki o yerler gerçekten varmış gibi.
Eskiden bunun sadece hayal gücüm olduğunu düşünürdüm. Belki de fazla kitap okumaktan kaynaklanıyordur. Fantastik hikâyeleri her zaman sevmişimdir; başka dünyalar, başka kurallar, başka hayatlar…
Ama son zamanlarda bir şey değişmeye başladı.
Artık o tuhaf his sadece rüyalarda gelmiyor.
Bazen gündüz vakti, tamamen uyanıkken de oluyor.
Sanki dünya bir anlığına… kayıyor.
Her şey yerli yerinde ama aynı zamanda değilmiş gibi.
Ve en garip tarafı şu:
İçimde bir yer, bunun sadece bir başlangıç olduğunu söylüyor...
"Larin! Haydi artık kahvaltıya gel seni bekliyoruz. "
Aşağıdan gelen annemin sesi ile irkildim. Hemen önünde durduğum camı kapattım ve hızlıca odadan çıktım.
Of yine çiçeğimi sulamayı unuttum!
Kendime göz devirdim ve hemen sofrada yerimi aldım.
"Günaydın." Babam gazeteden gözlerini ayırıp kısa bir bakış attı ve
"Günaydın" Diye mırıldandı.
Annem ise gelip alnıma küçük bir buse kondurdu ve fincanıma çay doldurdu.
Sofraya bakınca acıktığımı fark ettim ve çok fazla beklemeden kahvaltı yapmaya başladım.
"Bugün hastaneye gidecek misin? " Babama döndüm ve olumlu anlamda başımı salladım.
"Evet gideceğim ameliyatım var. " Bugün tahminimce bir saat süren bir ameliyatım vardı.
"Çok uzun sürecek mi? " Babamın bu sorularını nedensizce garip bulmaya başladım.
"Yani bir buçuk saat sürer. Çocuk olduğu için biraz daha sıkıntı. Neden soruyorsun ki?
Babam anneme baktı ve bana tekrar döndü.
" Hiç sadece geceye kalmanı istemiyorum. "
Birşeyler dönüyordu ama üzerinde durmak istemiyordum. "Bilmiyorum bir sürü muayanem ve bir ameliyatım var işten çıkmam geceyi bulacak gibi. "
Annem biraz tedirgindi bana yansıtmamaya çalışıyordu ama bu bariz belliydi.
Kahvaltımı Bitirdikten sonra arabamın anahtarını aldım montumu giydim ve evden çıktım.
İçimde garip bir his vardı umarım bugün hastanede hiçbir sorun yaşamazdım.
Hastalar bana oldukça yetiyordu zaten. Derin bir nefes aldım ve arabaya bindim.
Şanslıydım ki trafik yoktu mesaiden bir yarım saat önce hastanede olmuş olacaktım.
Işığın yanmasını beklerken telefonum çaldı. Kimin aradığına bakmadan direkt açtım.
"Efendim? "
"Hocam merhaba sizi rahatsız ediyorum. Hastanız ameliyat için sorun çıkartıyor. Daha bir türlü hastayı hazırlayamadık. Bunun bilgisini vermek için aradım. "
Sınırlı bir şekilde ofladım.
"Aygül hemşire ben şuan yoldayım mesaim başlamadan orada olurum. Ne yap ne et o çocuğu ameliyata hazırla! Benim bunlarla Uğraşacak vaktım yok! Mesaim başladığı an ameliyatta olmak istiyorum! En ufak bir sıkıntı çıkmasın! "
Aygül hemşire tedirgin bir şekilde yutkunmuştu. Bunu telefonun öbür ucundan rahatlıkla duymuştum.
"Anlaşıldı hocam merak etmeyin hemen hazır olacak"
Bir cevap vermeden telefonu kapatmiştım. Gerçekten her çocuk hastamda bunu yaşıyordum ve artık bunalmıştım.
Bir kaç dakika sonra hastaneye varmıştım. Hemen arabamı park ettim ve hastaneye giriş yaptım.
Neyse ki çok kalabalık değildi.
Aygül hemşirenin bana doğru koştuğunu gördüm. Gülesim geldi ama durdum
"Hocam hocam! Hasta hazır zor bela ikna ettik! " Ona tebessüm ettim.
"Tamamdır bende hazırlanıp geliyorum anestezi yapılsın"
Aygül hemşire başını olumlu anlamda salladı ve gitti.
Bende hemen daha fazla beklemeden soyunma kabinine gittim üstümü Değiştirdim ve gerekli herşeyi giyip ellerimi kollarımı sterilize ettikten sonra hemşirelerin bana giydirdiği önlüğü giyerek ameliyathane kapısına giriş yaptım.
Ameliyat bir buçuk saat sürdükten sonra nihayet Bitmişti. Ama bende bitmiştim.
İşlerimi Hallettikten sonra odama geçtim ve kontrol için gelen hastalarıma da baktıktan sonra mesaim bitmişti.
Son kez raporlarımı kontrol ettim ve montumu giydim saate baktığımda ise saat on buçuğa geliyordu. Sanırım acil bölümünde çalışmayıp tek geç saatlere kadar kalan doktor bendim.
Daha fazla hastanede durmak istemediğimden direkt kendimi dışarı attım. Arabaya bindim ve uzun süredir bakmadığım telefonuma baktım. Annemden beş çağrı babamdan ise mesajlar vardı.
Babam: kızım eve çabuk gel geç oldu.
Bu mesajına kaşlarımı çattım. Bugün ikiside çok garip davranıyordu. Nefes aldım daha fazla telaşlandırmamak için babamı aradım. İlk çalışta hemen açtı
"Baba işlerim bitti eve geliyorum haber vermek istedim"
Babam bir süre sessiz kaldı "tamam kızım merak ettik sadece uzun süre telefona bakmayınca korktuk"
Haklıydı ama işim gereği böyle olmak zorundaydı.
"Anladım fırsat bulamadım telefona cevap vermeye. Merak etmeyın geliyorum. "
Babam tamam diyip telefonu kapatmiştı. Bende müzik açıp sakin sakin arabayı sürüyordum.
Önümde ki trafiği görünce şok oldum bu saatte bu trafik normal değildi..
Hemen anneme trafik olduğu için geç kalacağım diye kısa bir mesaj attım.
O sırada da trafik polisinin bana doğru geldiğini gördüm ve hemen camı açtım.
"Merhaba hanımefendi kaza olduğu için yolu kapatmak durumundayız. Sağ taraftan gidebilirsiniz".
Bir bu eksikti sağ taraf yolumu uzatıyordu ama el mecbur gitmek zorundaydım.
" Tamamdır kolay gelsin" Dedim ve direkt sağa saptım.
Hava karardığı için Otobandan gitmek biraz beni ürkütmüştü ama fazla umursamadım.
Uzun farlarımı yaktım ve gaza bastım artık eve gitmek istiyorum içimde garip bir his vardı.
Ben yolda ilerken cadde'de sırtı bana dönük yere oturmuş ağlayan bir kız çocuğunu görmem ile anı fren yapmam bir oldu.
Korkudan titriyordum. Eğer fark etmeseydim onun ölümüne sebep olacaktım!
Bu çocuğun otobanda ne işi vardı?! Hemen arabadan indim ve yanına koştum.
"Canım benim ne işin var senin burada ailen nerede? "
Küçük kız başını kaldırdı ve bana baktı. Gözlerinin rengi çok ama çok garipti gözlerini görünce şokladım yüzü sararmıştı ama bana asla cevap vermiyordu
"Adın ne senin? " Diye tekrar soru sordum ama ona bile cevap vermedi
Kız bana çok dikkatli bakıyordu asla gözünü bile kırpmıyordu. Ürkmüştüm çok tuhaf hissetmeye başlamıştım sanki böyle biri kanımı çekiyor gibiydi
Kız hâlâ aynı şekilde aynı pozisyonda bakmaya devam ederken başım döndü vücudum karıncalanmaya başladı. Neler oluyordu bana?
Gözlerim kararmaya başlarken direnmeye çalışıyordum nefesim git gide daralıyordu. Önümde ki kız çocuğu ise kahkaha ile gülmeye başladı
Sanki beynimin içinden gülüyordu. Daha fazla direnemedim ve gözlerimi karanlığa kapattım...
Tık tık tık....
Kulaklarımda bu ses vardı ama ben gözlerimi açamıyordum. Açmak istiyordum ama gözlerim bana direniyordu.
En sonunda zor bela gözlerimi açabilmiştim. Yutkundum ne olmuştu bana böyle? Ne yaşamıştım ben?
Uzandığım yerden kalktım ve etrafıma baktım. İlk dikkatimi çeken mor bir gökyüzü oldu hem muhteşem hemde korkutucuydu.
Daha sonra etrafıma baktım ve bulunduğum konuma baktım resmen değişik bir Ormanın içindeydim ve önünde durduğum ağaç belkide bu Orman'ın en büyük ağaçlarından biriydi devasaydı ve bu devasa ağacın üstünde büyük bir saat vardı.
Şoklamıştım.
Burası neresi?
Neredeydim ben?
Bölüm etkileşimi
