9. bölüm · Kiraz ağacı
Sayfayı çevirmen yeter
Aradan bir gün geçti.
Gece, Kirazlı’nın üstüne ağır çöktü.
Zeynep evdeydi.
Ama bu sefer sessizlik huzurlu değildi.
Yatağında kıvrılmıştı.
Üşüyordu.
Ama alnı yanıyordu.
Ateşi yükselmişti.
Nefesi düzensizdi.
Rüyayla gerçek birbirine karışmıştı.
Kiraz çiçekleri… anka kuşu… sesler…
Hepsi bulanık.
—
Kapı çalındı.
Cevap yok.
Bir daha.
Sonra kapı açıldı.
Ömer.
Ablası koşarak haber vermişti.
“Zeynep iyi değil,” demişti.
—
Ömer odaya girdiğinde bir an durdu.
Zeynep’i gördü.
Yüzü kızarmış, saçları dağılmış, nefesi hızlı.
Kaşları hemen çatıldı.
Yanına yaklaştı.
“Elimi tut,” dedi hafifçe.
Zeynep yarı baygın gözlerini araladı.
Onu seçmesi birkaç saniye sürdü.
“…Ömer?” diye fısıldadı.
Sesi çok zayıftı.
—
Ömer elini alnına koydu.
“Sıcaksın,” dedi.
Gereksiz bir cümleydi belki.
Ama sesi… beklenmedik şekilde yumuşaktı.
—
Bir bardak su uzattı.
“Biraz iç.”
Zeynep başını zorla kaldırdı.
Eli titriyordu.
Ömer bardağı tutmasına yardım etti.
Parmakları kısa bir an değdi.
Zeynep’in içi tuhaf şekilde sıkıştı.
Ateşten mi… başka bir şeyden mi, belli değildi.
—
“Gitme,” dedi Zeynep, neredeyse duyulmayacak
kadar kısık bir sesle.
Cümle odada asılı kaldı.
Ömer bir an durdu.
Sonra sandalyeyi yatağın yanına çekti.
“Oturuyorum,” dedi.
—
Zeynep gözlerini kapattı.
Nefesi biraz düzeldi.
Ömer elini çekmedi.
Sadece yanında kaldı.
Sessizce.
—
Tam o anda—
Kapı sertçe açıldı.
Ses odanın huzurunu paramparça etti.
Elif.
Gözleri öfkeli.
Nefesi hızlı.
Bir an durdu.
Sahneyi gördü.
Ömer, Zeynep’in yanında.
Eli hâlâ onun elinde.
—
Elif’in yüzü değişti.
“Ciddi misin sen?” dedi, sesi titriyordu ama yüksekti.
Ömer ayağa kalktı.
“Elif—”
“Elif falan deme!” diye bağırdı.
Oda yankılandı.
—
Zeynep gözlerini araladı.
Başını zorla çevirdi.
Her şey bulanıktı.
Ama sesi duyuyordu.
Net.
—
“Ben senin nişanlınım, farkında mısın?” dedi Elif.
“SENİN NİŞANLIN!”
Cümle odanın ortasına düştü.
Ağır.
Kesin.
—
Zeynep’in kalbi bir an duracak gibi oldu.
Kulakları uğuldadı.
“...nişanlı…”
Kelime zihninde yankılandı.
—
Elif devam etti.
Gözleri dolmuştu ama sesi sertti.
“Bu mu yani?” dedi, Zeynep’i işaret ederek.
“Bunun için mi beni yok sayıyorsun?”
—
Ömer’in yüzü gerildi.
“Yeter, burada değil—”
“Aaa evet, burada değil!” dedi Elif alayla.
“Çünkü burada hasta var, değil mi?”
Kısa bir gülüş.
Acı bir gülüş.
“Ne güzel… köylü güzeli hasta oldu diye başında
bekliyorsun.”
—
Zeynep’in nefesi hızlandı.
Gözlerini kapatmak istedi.
Ama kapatamadı.
Her kelimeyi duyuyordu.
—
Elif son bir adım attı.
“Beni onun için mi terk ediyorsun?” dedi.
Sessizlik.
Kimse cevap vermedi.
—
Bu… cevaptan daha ağırdı.
—
Zeynep’in gözünden bir damla yaş süzüldü.
Sessizce.
Kimse fark etmeden.
—
Ve o an—
Ateşten daha fazla yakan bir şey vardı içinde.
Kalbi.
