12. bölüm · Kiraz ağacı

KİRAZ AĞACI ALTINDA

Melis İste

Sabahın gerginliği gün boyu evin duvarlarına sinmişti.

Zeynep eve dönmüş, kimseyle konuşmadan avluya çıkmıştı. Elinde boş bir sepet vardı ama içine koyacak hiçbir şeyi düşünmüyordu. Bazen insan eline bir şey alır da sadece ne yapacağını bilmiyormuş gibi görünmek ister.

Gökyüzü açıktı. Baharın o serin ama parlak havası köyün üstüne yayılmıştı. Uzakta kuş sesleri, yakınlarda tavukların telaşı, bir yerlerden gelen odun
kokusu…

Ama Zeynep’in içi hâlâ dardı.

Sabah olanlar aklından çıkmıyordu.

Elif’in sözleri.

Ömer’in sessizliği.

Kendi kalbi.

Üçü de sinir bozucuydu.


Kapının önünde bir gölge durdu.

Zeynep dönmeden kim olduğunu anladı.

“Kapıyı çalmayı bilmiyor musun?” dedi.

Ömer arkasından cevap verdi.

“Çalsam açmayacaktın.”

Zeynep istemsizce dudak büktü.

“Büyük özgüven.”

“Doğru tahmin.”

"Yoksa ego mu demeliydim?"

Döndüğünde Ömer kapının yanında duruyordu.
Yorgun görünüyordu ama gözleri her zamanki gibi dikkatliydi. Sanki bir şey kaçırmaktan korkuyordu.

“Ne istiyorsun?” dedi Zeynep.

“Konuşmak.”

“Konuşacak bir şey yok.”

“Var.”

“Yok.”

“İnatçısın.”

“Sen değilsin sanki.”


Kısa bir sessizlik oldu.

Köy yolundan geçen keçilerin çanı duyuldu. Hayat, insanların duygusal krizlerini hiç umursamadan devam ediyordu. Ne kadar kaba.

Ömer bir adım yaklaştı.

“Dün gece duyduklarının hepsi sandığın gibi değil.”

Zeynep bakışlarını kaçırdı.

“Ben bir şey sormadım.”

“Ama kırıldın.”

Bu cümle fazla doğruydu.

O yüzden Zeynep sinirlendi.

“Kendini çok mu zeki sanıyorsun?”

“Hayır,” dedi Ömer sakince.

“Sadece seni okuyabiliyorum.”

“Ben kitap değilim.”

“Bazen kapalı kitap gibisin.”

Zeynep istemeden güldü.

Çok kısa sürdü.

Ama Ömer gördü.

Ve yüzündeki ifade yumuşadı.


“Gel,” dedi Zeynep aniden.

Ömer kaşlarını kaldırdı.

“Nereye?”

“Konuşmak istemiyor musun? Yürü o zaman.”

Hiç açıklama yapmadan avludan çıktı.

Ömer de peşinden geldi.


Köyün arkasındaki patika dar ve taşlıydı. Yol boyunca yabani otlar uzanıyor, rüzgâr eğilmiş dalları hafifçe sallıyordu. Zeynep önden gidiyor, tek kelime etmiyordu.

Ömer sonunda dayanamadı.

“Beni kaçırıyor musun?”

“Evet,” dedi Zeynep.

“Fidye olarak sabrını isteyeceğim.”

“Pahalıya patlar.”

“Zaten ucuz biri gibi durmuyorsun.”

Patika yükseldikçe köy arkada kaldı.

Sonra ağaçlar göründü.

Önce birkaç tane.

Sonra onlarca.

Kiraz ağaçları.

Beyaz ve pembe çiçeklerle dolu dallar gökyüzüne uzanıyordu. Rüzgâr estikçe yapraklar havalanıyor, etraflarında sessizce dönüyordu. Güneş ışığı dalların arasından süzülüyor, toprağın üstüne parçalı gölgeler bırakıyordu.

Ömer durdu.

Gerçekten durdu.

“Burası…” dedi.

Devamını getiremedi.

Zeynep ilk kez o gün rahat bir nefes aldı.

“Benim yerim.”


Yavaşça ağaçların arasına yürüdü.

Parmaklarıyla bir dalı tuttu.

“Çocukken buraya saklanırdım,” dedi.

“Evde ses yükselince… buraya gelirdim.”

Ömer hiçbir şey söylemedi.

Doğru olan buydu.

Zeynep devam etti.

“Kimse aramazdı. Zaten kimse nerede olduğumu merak etmezdi.”

Sesi sakindi.
Ama içinde yılların yorgunluğu vardı.

“Ben de kiraz ağaçlarıyla konuşurdum.”

Ömer hafifçe gülümsedi.

“Ne diyorlardı?”

Zeynep omuz silkti.

“İnsanlardan daha mantıklı şeyler.”

Rüzgâr esti.

Bir avuç çiçek yaprağı ikisinin arasından geçti.
Ömer etrafa baktı.

“Bunu bana neden gösterdin?”

Zeynep bir süre cevap vermedi.

Sonra ona döndü.

Çok net bakıyordu.

“Çünkü burayı kimse bilmez.”

Bu cümle, söylenenden daha büyüktü.
Ömer anladı.

Burası sadece ağaçlık değildi.

Burası sırdı. Sığınaktı. Yaralı bir kalbin kilitli odasıydı.
Ve Zeynep onu içeri almıştı.

Ömer yavaşça yaklaştı.

Aralarında bir adımlık mesafe kaldı.

“Elif…” diye başladı.

Zeynep başını çevirdi.

“Şu an ondan bahsetme.”

“Bahsetmek zorundayım.”

“İstemiyorum.”

“Ben istiyorum.”

Zeynep ona ters ters baktı.

“Ne kadar yorucusun.”

“Mesleki özellik.”


Sonra ciddileşti.

“Elif geçmişte kaldı. Bitmiş bir şeydi. Bunu sana borçlu olduğum için değil… seni yanlış bir şeyle
incitmek istemediğim için söylüyorum.”

Zeynep’in yüzündeki sertlik biraz çözüldü.

“Peki neden sustun?”

Ömer birkaç saniye düşündü.

“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”

Sessizlik
.
Bu sefer ağır değil.

Sıcak.

Şaşkın.

Gerçek.


Zeynep gözlerini kaçırdı.

“Beni kazanmış mıydın ki kaybedesin?”

Ömer hafifçe eğildi.

“Henüz değil.”

“Ne özgüven varmış sende.”

“Sen çıkarıyorsun.”


Zeynep gülmemek için uğraştı.

Başaramadı.

Gülüşü kısa, çekingen ama güzeldi.

Ömer o an ona bakarken başka hiçbir yere bakmadı.

Rüzgâr yine esti.

Bir kiraz çiçeği Zeynep’in saçına takıldı.

Ömer elini uzattı.

Yavaşça aldı.

Parmakları saçlarına değdi.

Zeynep’in nefesi değişti.


“Zeynep.”

“Ne?”

“Bana bir şey sor.”

“Neyi?”

“Gerçekten merak ettiğin şeyi.”

Zeynep uzun süre sustu.

Sonra çok kısık sesle sordu:

“Benimle neden ilgileniyorsun?”

Ömer’in cevabı gecikmedi.

“Çünkü sen sustuğunda bile çok şey söylüyorsun.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Ve ben… hepsini duymak istiyorum.”


Zeynep’in kalbi yine hızlandı.

Ama bu sefer kaçmak istemedi.

Aralarında sadece nefes kadar mesafe kalmıştı.

Tam o anda uzaklardan bir ses duyuldu.

“ZEYNEEEP!”

İkisi de irkildi.

Zeynep gözlerini kapattı.

“Ablam.”

Ömer başını göğe kaldırdı.

“Zamanlama mükemmel.”

“Kiraz ağaçları bile senden daha romantikti,” dedi

Zeynep.

“Bu hakareti kabul etmiyorum.”

Zeynep geri çekildi.

Ama bu sefer yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

“Haydi doktor,” dedi.

“Köye dönelim.”

Ve ilk defa…

Yan yana yürüdüler.

12.bölüm sonuuu

(Arkadaşlar uzun bir süre bölüm atamadım özür dilerim ufak bir problem oldu destekleriniz için teşekkür ederim)🤍🤍🤍