6. bölüm / 7
KİRALIK SEZON6
Bölümler 7Şu an: 6
- 1 1-İlay2.859 kelime
- 2 2- Ayaz2.702 kelime
- 3 32.138 kelime
- 4 42.870 kelime
- 5 52.664 kelime
- 6 62.795 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 72.196 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda odamın içine vuran öğle güneşinin parlaklığıyla karşılaştım. Bütün gece zihnimde dönüp duran o magazin kabusundan sonra, alarm çalmadan deliksiz bir uyku çekmiştim. Yataktan doğrulup gerindim dün o kadar stresten sonra üzerimdeki ağırlığın büyük kısmı uçup gitmişti.
Hızlıca duşa girip çıktım ve dolabın önüne geçtim. Bugün hem biraz nefes almaya hem de dışarıda kendimden emin görünmeye ihtiyacım vardı. Seçtiğim kombin tam olarak bu ruh halimi yansıtıyordu Üzerime tam oturan koyu vişne çürüğü fitilli askılı atletimi ve yüksek bel, pileli beyaz şortumu giydim. Üstüne hafif, tiril tiril beyaz keten bir kimono alarak kombini tamamladım. Ayakkabı olarak aynı tonlardaki vişne çürüğü platform terliklerimi boynuma incecik zarif bir damla kolye ve kulağıma ise küçük vişne detaylı küpelerimi taktım. Elime de aynı renk ruj formundaki küçük omuz çantamı aldım.
Saçlarımın hepsini ellerimle geriye doğru toplayıp dağınık ama şık bir topuz yaptım yüzümün kenarlarına dökülen birkaç tutam saç da kombini tamamlamıştı.
Aynadaki son görüntüm içimi rahatlatmıştı. Telefonumu ve çantamı alıp merdivenlerden aşağı mutfağa doğru süzüldüm.
Evde tatlı bir sessizlik hakimdi. Annem her zamanki gibi mutfakta kahvaltı hazırlığı yapıyordu. Beni o şık ve enerjik haliyle görünce yüzü aydınlandı.
"Günaydın kızıım" dedi elindeki havluyla ellerini kurulayarak. "Bayağı dinlenmiş görünüyorsun. Dün akşamki o solgun halinden eser kalmamış."
"Günaydın annecim" diyerek tezgahın yanındaki sandalyeye oturdum. Masadaki taptaze ekmekleri peynirleri ve mis kokulu çayı görünce midemden gelen seslere engel olamadım. "Valla dün akşam resmen bir fırtına atlattım anne, sabaha kadar pilim bitmişti. Ama bugün bomba gibiyim."
Annem önüme taze demlenmiş çay bardağını koyarken masaya oturdu. "İyi olmana sevindim birtanem. Hem bak baban da işe gitmeden önce seninle ilgili internetteki o saçma sapan yorumların çoğunun kapandığını, kimsenin üstüne fazla gitmediğini söylüyordu. Sizin o adamla... şey, Ayaz'la ilgili durumunuzu da kafaya takma fazla. Hayat senin hayatın."
Kahvaltımı yaparken içim rahat bir şekilde annemle sohbet ettim.
Annemle sohbetimizin arasında mutfak kapısından neşeli ayak sesleri yükseldi. İçeri ilk giren, adeta fıstık yeşili bir bahar havası getiren İnci oldu. Yüksek bel yeşil keten şortu ve üzerine giydiği uyumlu yeşil krobuyla ışıl ışıl görünüyordu. Hemen arkasından ise uykulu gözlerini ovuşturarak, üzerinde okul forması ve sırtında tek askısı takılı çantasıyla küçük kardeşim Baran girdi.
"Günaydın dünyanın en güzel annesi ve..." İnci bana dönüp muzipçe gözlerini kıstı, "Türkiye'nin en çok konuşulan fenomeni"
"Günaydın tatlım" dedi annem İnci'nin yanaklarından öperken. Her zamanki gibi ikiz olmanın getirdiği o garip bağla yine birbirimizi tamamlar gibiydik ben vişne çürüğü tonlarında, İnci ise fıstık yeşili kombinimizle adeta renk paletinden fırlamış gibi duruyorduk. Doğum dakikalarımız bile peş peşeyken hayatlarımızın ritmi hep aynı atıyordu zaten. Baran sandalyesine kendini hışımla atıp önündeki zeytin tabağına uzandı. Uykulu gözlerini ovuşturup ekmeğine tereyağı sürerken bıkkın bir tonla konuştu "Sizde de bir haller var bugün. Kahvaltı masası değil, Moda Haftası kulisi sanki."
"Sana da günaydın ufaklık" dedim gülerek. Baran henüz magazin dünyasında kopan o fırtınadan tamamen habersizdi.
Kafamdaki düşünceleri dağıtıp masadan hafifçe doğruldum. "Ben artık kalkayım anne, Nisa beni kafede bekliyor. Geç kalmayayım" diyerek annemin yanağına hızlı bir öpücük kondurdum.
İnci muzip bir bakışla elini salladı. "Görüşürüz ikizim Enişteye de selam söylemeyi unutma"
Gözlerimi devirip gülümseyerek mutfaktan çıktım. Evden çıkıp sokağın başındaki duraktan boş bir taksiye bindim. Kendi arabam hâlâ tamirhanede olduğu için bu birkaç gün taksilerle idare etmek zorundaydım. Şoföre buluşacağımız kafenin adresini verdikten sonra derin bir nefes alıp çantamdan telefonumu çıkardım.
Ekranı açar açmaz dün geceden beri susmak bilmeyen bildirim dalgası yeniden yüzüme çarptı. Magazin sitelerinde hâlâ adımız geçiyordu ama hızımız biraz kesilmişti. Sayfaları hızla kaydırırken, ekranın üst kısmında gelen yeni bir mesajla duraksadım. Mesaj çağandandı
" İlay iyimisin. Seni çok merak ettim, ulaşmak istedim ama telefonlarım açılmadı. Bir açıklamayı hak ettim" Çağan’ın mesajını okuduğumda içimde hafif bir suçluluk dalgası yayıldı. Haklıydı, dün geceden beri herkes gibi o da deliye dönmüştü ve bir açıklama bekliyordu. Şoförün dikiz aynasından bana attığı merasimli bakışları görmezden gelmeye çalışarak parmaklarımı hızla klavyenin üzerinde gezdirdim. Çağan’la uzun zamandır devam eden, adını bir türlü tam koyamadığımız ama birbirimizin hayatında hep özel bir yerde durduğumuz o belirsiz ilişki, dünkü fırtınayla darmadağın olmuştu. Onu böyle bir haberle baş başa bırakmak gerçekten haksızlıktı.
Derin bir nefes alıp ekranı biraz daha kendime yaklaştırdım. Ne çok umut verecek kadar yumuşak, ne de tamamen kestirip atacak kadar soğuk bir dille yazmaya başladım. Çağan’a yalan söyleyip durumu daha da Karmaşık hale getiremezdim. Madem artık basına ve tüm dünyaya Ayaz’la bir ilişkimiz olduğu imajını verecektik, Çağan’ın da bu dalganın dışında kalması imkansızdı.
"Çağan selam... Merak ettiğin için teşekkür ederim, iyiyim. Haberlerde gördüklerin ve okudukların doğru. Ayaz'la bir süredir hayatımızda gelişen bir süreç vardı ve dün akşam biraz hızlı bir şekilde basına yansımış oldu. Sana bunu daha önce anlatamadığım için üzgünüm ama işlerin bu raddeye geleceğini ben de öngöremedim. Seninle aramızdaki o güzel dostluğa ve değere her zaman saygı duyuyorum, bu yüzden durumun altından başka şeyler arayıp kendini üzmeni istemem. Lütfen kendine iyi bak."
Mesajı gönder butonuna bastığım an parmaklarım hafifçe titredi. Kalbimde ince bir sızı hissetsem de yapılması gerekeni yapmış olmanın verdiği o soğuk rahatlama içime yayıldı. Artık arkama bakamazdım rolleri dağıtılmış, senaryosu yazılmış bu hikayeyi sonuna kadar oynamak zorundaydım. Taksi kafenin önünde durduğunda ücreti ödeyip indim. İçeri girdiğimde köşedeki masada heyecanla beni bekleyen Nisa’yı gördüm. Beni gördüğü an gözleri fal taşı gibi açıldı ve hemen ayağa kalktı.
"İlay!" dedi fısıltıyla karışık bir çığlıkla, koluma yapışıp beni sandalyeye oturturken.
" Gözlerime, kulaklarıma inanamıyorum Sosyal medya sabahtan beri yıkılıyor, haber kanallarında bile sizin o ağır çekim videonuz dönüyor. Bana bak, aranızda ne var ve ben niye hiçbir şey bilmiyorum?"
Öfkesiyle karışık o katıksız merakı yüzünden okunuyordu. İki elini masaya dayayıp sitemle devam etti "En yakın arkadaşınım ben senin ya! Ayaz Ateş kim, sen kimsin? " Elimi hafifçe masaya koyup gözlerimi etrafta gezdirdim kafedeki kimsenin bizi dinlemediğinden emin olduktan sonra öne doğru eğildim.
"Nisa, bağırma lütfen, herkes bize bakacak" dedim fısıltıyla karışık bir tonla.
Nisa gözlerini devirip sandalyesinde öne doğru kaydı. "Bırak şimdi 'herkes bakacak' demeyi! Dün akşam o restoranda sırf sen geleceksin diye seni bekliyordum. Kafamı bı çevirdim öpüyordu adam seni ya. Şoktan garsona dondurma siparişi verecektim neredeyse, ilay, ben senin en yakın arkadaşınım, nasıl benden gizlersin böyle bir şeyi?"
Boğazımı temizleyip yüzüme mahcup ama bir o kadar da olayın ciddiyetini kabullenmiş bir ifade yerleştirdim. Ona gerçekte her şeyin bir kazayla başladığını ve devasa bir yalan senaryosu olduğunu söyleyemezdim bu sırrı şimdilik kimseyle paylaşmamam gerekiyordu.
"Nisa... Gerçekten özür dilerim" dedim mahcup bir ses tonuyla. "Sana yemin ederim amacım senden saklamak değildi. Ama Ayaz'la durumumuz o kadar yeni ve belirsizdi ki... İkimiz de basının ya da etrafımızdakilerin odağı haline gelmeden önce ne yaşadığımızı anlamak istedik. Birbirimizi tanıma aşamasındaydık sadece."
Nisa’nın çatık kaşları biraz gevşedi ama merakı hâlâ ilk anki gibi tazeydi. "İyi de dün akşam o restorandaki o gövde gösterisi neydi peki? Adam resmen 'Bu kadın benim' der gibi aldı götürdü seni"
Hafifçe gülümsedim, yanaklarımın kızarmasına izin vererek başımı öne eğdim. "İşler düşündüğümüzden çok daha hızlı gelişti. Dün akşam restoranda buluşup her şeyi sakin sakin konuşacaktık aslında, ama işte biraz öpmek refleks oldu"
Nisa tam ağzını açmıştı ki çantamın içinden telefonumun titreşim sesi yükseldi.
İkimiz de aynı anda sustuk.
Kaşlarımı çatarak çantamın fermuarını açtım. Telefonu elime aldığım an ekranda sadece bilinmeyen bir numara vardı. Rehberimde kayıtlı değildi ama numarayı görür görmez anladım onun olduğunu
Nisa hemen öne doğru eğildi. "Kim arıyor?"
Telefonu istemsizce göğsüme doğru çektim.
"Ayaz..."
Nisa'nın gözleri bir anda kocaman açıldı.
"Ayaz mı arıyor?"
Başımı yavaşça salladım.
"E açsana"
"Bir dakika."
Telefon hâlâ durmadan çalmaya devam ediyordu. Nisa bu kez iyice yanıma sokuldu.
"Bir baksam?"
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü gerek yok."
Şüpheyle gözlerini kıstı. "Ne diye kaydettin?"
Bir an duraksadım. Onu daha kaydetmemiştim bile
"Nisa, bi dur lütfen" diyerek telefonu kucağıma doğru çekip hızla sandalyemden kalktım.
Nisa arkamdan, "İlay! Yüzüme kapatıp nereye kaçıyorsun? Gel buraya" diye seslendi ama onu duymamazlıktan gelerek kafenin daha tenha ve sessiz olan bahçe tarafına doğru adımlarımı hızlandırdım.
Telefon elimde hâlâ ısrarla çalıp duruyordu. Derin bir nefes alıp ekrandaki yeşil butonu kaydırdım ve cihazı kulağıma götürdüm
"Efendim Ayaz?" dedim, sesimin titrememesine ve dışarıya aşırı gergin yansımamasına özen göstererek.
"Nasıl gidiyor, nasılsın?" dedi hattın diğer ucundaki o rahat kendinden emin ses. Sanki dün akşamki kaosu ve hayatıma düşen bomba etkisini yaratan kendisi değilmiş gibi gayet kayıtsız duruyordu.
"Nasıl olayım?" dedim hafifçe gözlerimi devirip sesimi iyice alçaltarak. "Başıma açtığın belalarla uğraşıyorum. Neyse ne, niye aradın sen?"
Görünmez bir tebessümün sesi yansıdı telefonun ucundan. "Hiç... Öyle, ne yapıyorsun diye bir arayayım dedim."
"Sen kendini bu oyuna fazla mı kaptırdın acaba Ayaz?" dedim iğneleyici bir tonla, bahçedeki saksının ardında bir sağa bir sola adımlayarak.
"Alakası yok" dedi net bir şekilde. "Sadece merak ettim etraftan ya da basından birileri arayıp darladı mı, soran eden oldu mu diye kontrol etmek istedim."
"Şimdilik yakınlarım hariç kimse doğrudan sorgulamıyor" dedim derin bir nefes vererek. "Ama onların sorgusu bile yetti zaten."
"İyi, güzel" dedi Ayaz. Ardından kısa bir es verip asıl arama sebebini açıkladı "Bu arada... Benim yarın önemli bir maçım var. Statta olman gerekiyor."
Kaşlarım anında çatıldı. "Sebep?"
" Sebebi yok davet ediyorum seni. Sevgilimsin sonuçta "
"Ayaz, çıldırtma beni" dedim sesimi olabildiğince alçak ama sert tutmaya çalışarak. "Ne sevgilisi Allah aşkına? Bir gecede kurguladığımız saçma sapan bir senaryo yüzünden bütün planlarımı iptal edip senin maçına mı geleceğim?"
"Ben bir şey yapmıyorum zaten" dedi Ayaz, tavrındaki o sarsılmaz rahatlığı koruyarak. "Olanı yönetiyorum. İnsanların gözünde sen benim sevgilimsin ve yarın o maça gelip beni destekleyeceksin, bu kadar basit."
Bahçedeki taşların üzerinde huzursuzca adımladım. Adamla telefonda daha fazla laf yarışına girmek kendimi yıpratmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Üstelik haklı olduğu sinir bozucu bir nokta vardı basının eline koz vermek şu an isteyeceğim en son şeydi.
"Tamam" dedim bıkkın bir nefes vererek. "Tamam, geleceğim. Sırf daha fazla muhatap olmamak ve şu saçmalığı bir an önce atlatmak için geleceğim. Başka bir şey var mı?"
"Aferin" dedi Ayaz, sesindeki o zafer kazanmış alaycı ifadeyle. "VIP biletin ve araç bilgilerin gün içinde iletilir. Yarın gözüm üzerinde olacak, Fenomen Hanım."
"Kapatıyorum Ayaz" deyip cevabını beklemeden aramayı sonlandırdım.
Telefonu indirip derin bir nefes aldıktan sonra ekrana baktım ve numarayı daha fazla bilinmeyen olarak kalmaması için "Ukala Futbolcu" diye kaydettim. Telefonu tam cebime atıp masaya doğru ilerleyecekken bir an duraksadım. Nisa’nın o meraklı didikleyen bakışları gözümün önüne geldi. Masaya döndüğüm an telefonumu elimden kapıp rehberde ne yazdığına bakmak için her yolu deneyecekti. Eğer ekranda sadece numara görürse veya "Ukala Futbolcu" yazdığını fark ederse yalanım saniyeler içinde patlardı. En yakın arkadaşımı kandırmak istemiyordum ama bu devasa tiyatroyu da bozamazdım.
Oflayarak rehberdeki isim değiştirme ekranını tekrar açtım.
Parmağım klavyede gezinirken istemsizce "Aşkım" yazmayı düşündüm. Hatta harflere basıp ekranda o kelimeyi gördüğüm an mideme kramp girdi. "Ne yapıyorum ben ya, ergen gibi" diye fısıldayarak hızla sildim yazdığımı. Bir günlük sahte sevgilime böyle bir isim vermek kendime yapacağım en büyük hakaretti.
Doğrudan "Ayaz" diye kaydetmek de riskliydi sanki sıradan bir arkadaşımmış gibi dururdu ve Nisa’nın şüpheci radarlarına takılırdı.
Klavyede parmaklarımı gezdirip ismin yanına yumuşak, mesafeli ama bir o kadar da romantik duran beyaz bir kalp simgesi ekledim "Ayaz 🤍"
Ne ergen gibi abartılıydı ne de bir yabancı kadar soğuk. Tam da yeni başlayan, temkinli bir ilişkinin yansıması gibi duruyordu.
Kaydet butonına basıp derin bir nefes aldım. Telefonu sıkıca kavrayarak kafenin içine, masamıza doğru yürüdüm. Sandalyeme oturduğum an Nisa sabırsızca masanın üzerine doğru sarktı.
"Eee?" dedi gözlerini kısıp beni sorgulayan bakışlarla süzerek. "Ne konuştunuz arkada fısır fısır? "
"Hiç..." dedim, ses tonuma olabildiğince doğal ve hafif mahcup bir hava katmaya çalışarak. Sandalyeme tam otururken telefonumu ekranı yukarıda kalacak şekilde masanın üzerine bıraktım. Nisa’nın gözleri anında bir şahin gibi masadaki ekrana kaydı.
"Hiç mi?" dedi Nisa inanmayan bir ifadeyle. "Kafenin bahçesine kaçıp beş dakika boyunca 'hiç' için mi konuştun İlay? Ayrıca ne konuştunuz diyorum, yanakların bile hafif kızarmış"
Gözlerimi devirip çay bardağımdan bir yudum aldım. "Yarın önemli bir maçı varmış. 'Mutlaka gelmelisin, tribünde olman lazım' falan diye darladı. Bir de üzerine basının durumunu sordu işte."
Nisa’nın gözleri fal taşı gibi açıldı, masadaki telefondan kafasını kaldırıp bana baktı. "Ne? Yarın maça mı gidiyorsun? Yani gidiyoruz" kendisini eklemese olmazdı zaten
"Gidiyoruz derken. Nisa, adam tek kişilik bilet ayarladı bana. Sen otur oturduğun yere" dedim gülerek, Nisa'nın heyecanını bastırmaya çalışarak.
"Merak etme sen, ben bilet işini bir şekilde hallederim" dedi Nisa gayet emin bir tavırla, omuz silkerken.
"İyi de şimdiden bitmiştir o biletler" dedim şüpheyle. "Koca kulübün en önemli maçı, saniyeler içinde tükenmiştir."
Nisa gözlerini devirip gülümsedi. "Sen orasını hiç merak etme. Benim bulamayacağım bilet mi var bu şehirde? Rahat ol sen, ben bir yolunu bulup ayarlarım."
Ona doğru hafifçe eğilip gözlerimi kıstım ve imalı bir tonla sordum "söyle bakayım bana... Sen neden bu kadar çok gelmek istiyorsun bu maça?" Nisa gözlerini kaçırıp önündeki soğuk kahvenin pipetiyle oynamaya başladı. Yanaklarına hafif bir pembelik çökerken muzip ama bir o kadar da mahcup bir gülüş yerleşti yüzüne.
"İşte... şey" dedi sesini alçaltıp bana doğru iyice eğilerek. "Benim de Galatasaray'dan konuştuğum biri var zaten. Biz bayağıdır konuşuyoruz aslında... Hatta Ayaz'ın takımdan yakın arkadaşı."
Gözlerim anında fal taşı gibi açıldı. Nisa’nın bu rahat tavrı ve patlattığı bomba karşısında ne diyeceğimi bilemeyerek bir an kalakaldım.
"Ne?" dedim, sesimi kafedekiler duymasın diye bastırmaya çalışarak ama şaşkınlığımı da gizleyemeyerek. "Bana az önce 'En yakın arkadaşınım, benden nasıl gizlersin!' diye hesap soran kız, şu an bana Galatasaray’dan biriyle konuştuğunu mu söylüyor? Hem de Ayaz'ın takımdan arkadaşı"
Nisa muzipçe gülümsedi, yanakları hafifçe kızarırken omuz silkti.
"Ya öyle büyük bir şey değil henüz... Yani takipleşiyoruz, arada DM'den yazışıyoruz falan. Ama madem sen de Ayaz'ın maçı için statta olacaksın, ben de o bileti bir şekilde bulur yanına gelirim. Hem sana destek olurum hem de bizimkini canlı canlı izlerim işte, fena mı?"
Onun bu hallerine gülmekten kendimi alamadım. Bütün o gerginliğin arasında Nisa yine enerjisiyle havayı değiştirmeyi başarmıştı.
"İnanılmazsın Nisa, gerçekten inanılmazsın" dedim başımı sallayarak. "Sana laf yetiştirilmez. Kim bu gizemli hemen dökül bakalım?" Nisa, etraftakilerin duyup duymadığını kontrol eder gibi kısa bir bakış atıp ses tonunu daha da alçalttı.
"Oğuz..." dedi, gözleri parıldayarak. "Oğuz Gürler."
"Oğuz mu?" dedim şaşkınlıkla, kaşlarımı kaldırıp ona bakarken. " Peki yani, ne zamandır var bu durum? İlişkiniz ne zaman başladı tam olarak?"
Nisa bakışlarını hafifçe kaçırarak, parmaklarıyla oynamaya başladı ve çekingen bir ses tonuyla, "Yani... Yaklaşık bir aydır konuşuyoruz işte" dedi.
"Yuh kızım" dedim gözlerimi kocaman açarak. "Sen bayağı bayağı benden saklamışsın bir aydır! Bana gelip burada dürüstlük nutukları çekiyordun bir de"
Nisa hemen savunmaya geçip kaşlarını yukarı kaldırdı. "Bana bak. Asıl sen söyle, sizin Ayaz’la durumunuz kaç ay oldu bakayım?"
O an ne diyeceğimi bilemeyerek panikledim. Yalanımın patlamaması için zihnimde hızla bir rakam yuvarlayıp hiç istifimi bozmadan salladım "İki ay oldu bizim de..."
Nisa’nın ağzı bir karış açık kaldı, elindeki pipeti bırakıp masaya doğru atıldı. "İki ay mı? Yuh İlay! Asıl sen benden ne cevherler saklamışsın be. İki aydır koskoca Ayaz Ateş’le birliktesin ve ben tesadüfen dün gördüm zaten görmesem hiç söylemezsin öyle mi? İnanılmazsın gerçekten"
" Sende benden sakladın hanımefendi hayırdır bide beni sorguluyorsun" dedim, suçu biraz olsun onun üzerine atmaya çalışarak.
Nisa elini alnına vurup hafifçe güldü. "İnanılmaz gerçekten... Biz nasıl dostuz ya? Nasıl ikimiz de birbirinden böyle devasa şeyleri saklayabildik? İnsan en yakın arkadaşına söylemez mi?"
İçimden bir ses bağıra bağıra 'Çünkü benim ortada gerçek bir sevgilim yok Nisa hanım! Asıl sen benden basbayağı sakladın!' diye yankılansa da dışıma sadece mahcup bir tebessüm yansıtabildim.
"Neyse" dedim boğazımı temizleyip konuyu toplamaya çalışarak. "Olan oldu artık. İkimiz de sütten çıkmış ak kaşık değiliz işte."
Nisa da gözlerini devirip gülümsedi. "Öyle valla... Neyse, bu hesabı yarın statta detaylıca kapatırız artık"
"Tamamdır" deyip masadaki çantamı elime aldım. "Gelmişken boş durmayalım, story için güzel bir şeyler çekelim de takipçiler öldüğümü sanmasın. Sonra da kalkalım artık, herkes kendi işine gücüne dönsün."
Nisa hemen canlanıp telefonunu çıkardı. "Aynen! Şöyle 'her şey yolunda, modum harika' pozu ver bakalım."
Kafenin bahçesinde hızlıca birkaç estetik fotoğraf ve kısa bir video çektikten sonra masamıza dönüp hesabı ödedik. Kafeden çıkıp kaldırımda birbirimize sarıldık.
"Yarın statta görüşürüz o zaman" dedi Nisa göz kırparak. "Oğuz’dan bileti kapar kapmaz yanındayım"
"Görüşürüz canım, haber et mutlaka" deyip gülümsedim. Bende ilerde bir taksiye bindim.
Taksiye binip eve doğru ilerlerken telefonumun ekranı adeta alev almış gibi aralıksız titremeye başladı. Nisa’nın kafenin bahçesinde çektiği o kısa videoyu ve fotoğrafları kendi hesabımdan paylaştıktan henüz on dakika bile geçmemişti ki, etkileşim sayıları kontrolsüz bir şekilde fırlamıştı.
Ekranı aşağı kaydırdıkça gördüklerim karşısında gözlerime inanamıyordum. Altına binlerce yorum yağmıştı
"Kızın neşesinden ve rahatlığından belli, Ayaz'la harika bir uyum yakalamışlar"
" Kombinine bittim, eniştenin şansına bak"
"Dün akşamki o öpücük videosundan sonra bu gülüş... Kesinlikle çok aşıklar"
Ama asıl şoku, bildirim akışında sürekli karşıma çıkan yeni etiketleri görünce yaşadım. İnsanlar daha 24 saat bile geçmeden ikimiz adına fan hesapları açmaya başlamıştı
@ilayaz.ateş
@ayazilay.fc
@ilayaz_official
Profil isimlerini ve dün akşam restorandan çekilen o bulanık, ağır çekim videoların üzerine koydukları romantik müzikli editleri görünce elimle alnımı kapattım. "İnanılmaz..." diye fısıldadım kendi kendime.
Daha dün geceye kadar hayatımda adı bile geçmeyen bir adamla bugün adıma fan sayfaları açılmış, kurguladığımız o zorunlu senaryo insanların gözünde bir aşk masalına dönüşmüştü. Videoların altına yapılan "Çok aşıklar", "Harika bir uyum" yorumlarını okudukça hem içimden absürt bir gülme isteği geliyor hem de yarınki maçta bu beklentiyi nasıl karşılayacağımın stresiyle kalbim hızla çarpmaya başlıyordu.
Hızlıca Instagram'dan çıkıp ekranı kapattım ve kafamı taksinin camına dayadım.
Bölüm etkileşimi
