7. bölüm · Kimsesiz Fırtına: Zehirli Kalpler
7 bölüm "Uzak Yakınlık"
"İçimizdeki Fırtınada Kaybolanlara..."🌪️
_______________________________
Soğuk rüzgarın tenime işlediği bir sabaha gözlerimi açtım. Pencereden süzülen rüzgar, açık tenime temas ediyor, ardında bıraktığı ürpertiyi umursamadan yeniden süzülüp gidiyordu.
Döngü devam ediyordu…Gözlerim pencerede, dışarıya dalmış, rüzgarın beni esir alışını sessizce seyrediyordum.
Gri gökyüzü yağmurun habercisiydi,sanki güneş, gökyüzü ve bulutların arasında esir tutulmuş, çıkmak istiyor ancak tüm çabalarına rağmen o esaretten kurtulamıyordu. Tıpkı, düşüncelerimin beni esir aldığı gibi.
Aynanın karşısına geçip bir süre kendimi izledim, sabaha kadar ağlamış koltukta uyuya kalmıştım.
Acıdım kendime...aynadaki o halime..çok acıdım. İçimde dinmeyen bir acı, bir boşluk vardı. Gözlerimi kapatınca anılar canlanıyor açınca da gerçekler tokat gibi çarpıyordu suratıma..
Dün geceden sonra aynaya bakmak bile iğrenç hissettiriyordu.
Aşk... Belki de bana göre değildi. Ben o duyguya yabancıydım.
Sevilmek... Bu hayatta sevilmek nasıl olur, ne demek bilmezdim ki ben..
Kafamın içindeki sesler susmazdı, hep konuşurdu:
"Seni kendi ailen sevmemiş kızım, elin oğlu mu sevecek?"
Saçma!Çok saçma bir duygu. Ne yani hiç tanımadığım biri bana aşık olacak, beni deli gibi sevecek mi? Saçma olduğu kadar da komik.
Flashback...
17.10.2017..
-Anne, bak. Bu üniversiteye gitmek istiyorum ben. En büyük hayalim, televizyona çıkıp haber sunmak. Bu üniversiteyi okursam, hayalimi gerçekleştirebilirim. Ben eminim başarabilirim,ögretmenlerim de güveniyor bana.
Umutluydum, 17 yaşında reşit olmama 1 sene vardı daha ama ben hep kendimden emindim. Çünkü biliyordum,umutsuz yaşanmazdı ki..
-Ne? Çıkıp bizi rezil mi edeceksin televizyonda? Kızsın sen! Okumak da nerden çıktı?! Gitmeyeceksin üniversiteye! 3 çocuksunuz masraflarınızdan haberiniz var mı?! Kardeşin önemli bizim için.
Gözlerimin önüne gelen yaşlar önümü görmemi engellese de, daha dik durarak konuşmama devam ettim:
-Ben sizden para istemiyorum. Kendi gücüme okurum ben,hallederim kendim. Küçük kızın peki? Ona da mı izin vermeyeceksin okumaya? O da kız ya hani?!
-Hayır! O okuyacak,onu okutacağım. İkisinede kurban olurum ben. Okuyup bana bakacaklar gelecekte. İstediği gibi yaşayacaklar onlar.
Bu kez kendimi tutamadım, gözlerimden yaşlar birer birer süzülmeye başladı,boğazım düğümlendi ama zar zor konuştum:
-Ben peki? Ben bu evin çocuğu değil miyim anne? Neden bana böyle davranıyorsunuz ki! Nerede yanlış yaptım? Size ne gibi bir kötülük yaptım?
Ağlayarak sorduğum sorular karşısında, hiçbir cevap alamadım. Kocaman bir boşluk.
Sanki duvara konuşmuştum, beni umursamadan odadan çıktı.
Ve ben, içimdeki Fırtınada savruldum.. Kimsesiz Fırtınamda..
Flashback end..
Bedenimdeki titremeye engel olamadım, o gün kalbimin bir köşesinde hep kalacak. Annemin sözleri kalbimde derin bir yara açtı, yıllardır kabuk tutan bir yara. Ben o yaramı kimseye göstermedim,kimse bilmedi, sormadılar, ben de söylemedim.
İçimdeki acılar beni ayakta tuttu.
Bazı aileler çocuklarının en büyük şansıdır. Benim ailem en korkunç kâbusumdu..
Ben yaşadığım süre bu kâbus'un bitmesini diledim hep..
Bitmedi..
Keşke ölsem diye yalvardım her gece, daha çocuktum,küçücüktüm...
O gün ben Üniversite hayalleri kurarken ailem benim için bir gelecek hazırlamıştı oysaki..
Flashback...
17 yaşında Üniversite hayalleri kuran, çocukluğunu doya-doya yaşamamış ama gençliğini yaşamak için küçücük de olsa bir umut kırıntısı olan kız çocuğu.
Bir parça ekmek, sofraya beşinci bir tabak ve sandalye.. çok görülür müydü insana?
Bana görülmüştü.
Duvarın ardında, yakalanmaktan korkarcasına, küçük ellerimle ağzımı kapatıp nefes almam bile duyulur korkusuyla annem ve babamın konuşmalarını dinliyordum.
Her konuşulan cümle, babamın her lafı kalbime bıçak gibi saplanıyor,nefes almamı engelliyordu:
-Üniversite hayalleri kuruyor Kumsal, neymiş, gidip okuyacakmış!
Kalbim hızlıca çarpıyordu, duyulmasından korkarcasına elimi kalbime götürdüm.
Babamın söyleyeceği sözler benim için çok önemliydi.
-Biliyorsun, onu istemeye geleceklerdi, kızın haberi olsun, sonra gelirsiniz dedim. Her gün arıyorlar beni. Söyleyelim de bitsin. Hem boşuna hayaller de kurmasın.
Benim evimde okumayacak! Yük oluyor bana, zaten bütçemiz çok az. Yetişemiyorum hiçbirine. Gitsin artık başkası baksın ona, ben yoruldum. Benim bakmam gereken 2 çocuğum var.
Kalbime saplanan sancıyla sendeledim, duvara tutunarak deli gibi çarpan kalbimi önemsemeden pür dikkat ağızlarından çıkan kelimeleri dinlemeye devam ettim.
-Doğru söylüyorsun Oğuz, bence de evlenmeli yaşta artık. Söyle sen gelsinler, hemen yarın. Ben gidip konuşurum kendisiyle. Zaten başka seçeneği yok. Evlenecek!
Ani gelen öfkeyle kendime engel olamadım, kapını kırarcasına çarpıp oturdukları odaya girdim. Delirmiştim, çünkü bunu haketmemiştim.
-Ben Evlenmek istemiyorum! Ben okumak istiyorum! Anlıyor musunuz? Okumak!
Kendimi öldürürüm! Eğer böyle birşey olursa, kıyarım canıma, bir dakika bile düşünmem.
Öfkemi kontrol edemiyordum, bağırmama engel olamıyordum. Sanki çocukluğumu elimden alan bu ev, bu insanlar geleceğimi, gençliğimi de elimden almak istiyordu. Buna izin veremezdim! Küçük çocuk değildim artık ben.
Benim de yaşamaya, yaşıtlarım gibi özgür olmaya hakkım vardı.
Benim de mutlu olmaya hakkım vardı.
Flashback end..
O günden sonra hayatımda çok şey değişti.
Kararlarım,düşüncelerim,korkularım...
Masal'a kısa bir mesaj atıp hazırlanıp evden çıktım. Dün gece yaşananlar film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor, ellerim istemsizce dudaklarıma gidiyordu.
Yumuşak dudakları sanki yıllardır bu anı bekliyormuşçasına dudaklarıma mühürlenmişti.
Elleri belime dolanmış,dudakları dudaklarımda..
Ben olayın şokunu yeni atlatmış, kendime geldiğimde kollarından zar-zor kurtulup suratına tokadı geçirmiş, evimden kovmuştum.
Pişman değildim, beni izinsiz öpmüştü, ben de, gerekeni yapmıştım.
Kapıdan çıkana kadar özür dilemişti oysaki..
Beni düşüncelerimden ayıran şey, garsonun sorduğu soruydu, kafeyle bizim mahalle arasında mesafe çok azdı, kendi kendime konuşarak kafeye varmıştım.
Garsona kendi siparişimi söyledim, her zamankinden az şekerli bir kahve. O sırada, önümdeki sandalye çekildi ve Masal bana elini uzattı;
"Merhaba, nasılsın Kumsal? Umarım iyisindir."
Teşekkür anlamında kafamı salladım. Garsona dönerek konuşmasına devam etti,
"Bana Orta şekerli bir kahve lütfen."
Garson siparişleri not alıp 5 dakika sonra getirdi. Bu 5 dakikada hiçbir şey konuşmadık.
En son dayanamayıp konuşmaya başladım,aramızda garip bir diyalog geçti.
-"Orta şekerli kahve, güzel seçim"
-"Az şekerli kahve, seninki de güzel seçim"
Yüzümüzü buruşturup bir birimize bakıp birden ikimiz de aynı anda gülmeye başladık.
Masalla garip bir şekilde benziyorduk,bunu şimdi farketmiştim.
O an ikimizin de aklına aynı şey gelmişti galiba, çünkü ikimiz de bir anda susmuştuk.
Eslem.
-"Bu gün, annemden öğrendim. Babam yurtdışına çıkmış,korumaları da almış, annem evde yalnız."
Yüzüne bakıyor, ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.
-"Kumsal, bize gidiyoruz!"
İçtiğim kahve boğazıma takıldı, bir anda kıpkırmızı kesildim. Öksürüğüm durmak bilmiyor, sanki boğuluyordum.
Kafede rezil olmuştuk evet! Herkesin gözü üzerimizdeydi.
Kahvelerimizi içip kalktık ve taksi çağırıp adresi söyledik. Bizi o evde neler bekliyor hiçbir fikrim yoktu, bildiğim tek bir şey vardı. O da, bu işin sonunu bilmememdi.
Taksi yine ve yeniden büyük villanın önünde durduğu zaman ikimiz de arabadan indik. Masal önce durdu, biraz evi gözetledi ve ardından kolumdan tutarak kapıya yöneldi.
Kapıdan girdiğimizde büyülendim adeta, kıpırdamadan yerimde donup kalmıştım. Çünkü karşımızda göz alıcı ve modern üç katlı bir villa vardı. Masal burada büyümüş olmalıydı!
-"Masal, sen burada mı büyüdün?"
Masal önce bana döndü, birkaç dakika suratıma ifadesizce bakıp derin bir nefes aldı ve kafasını iki yana sallayarak sorumu cevapladı.
-"Hayır Kumsal, ben burada büyümedim, bu eve ilk gelişimde 15 yaşındaydım. 15 yaşına kadar da babaannemle birlikte yaşadım."
Anlamsızca yüzüne bakıyordum. Hiçbir şey anlamadığımı anlamış olmalı ki, kolumdan tutup kapıya doğru çekiştirdi.
"Boşver Kumsal, uzun hikaye, bir ara oturup konuşuruz."
Kapıyı hizmetçi açmıştı, bizi salona geçirip ne içeceğimizi sorup mutfağa çekilmişti. Birkaç dakikanın ardından merdivenlerden, sarışın saçları omuzlarının altında, yüzünde samimi aynı zamanda tatlı bir gülümsemeyle bir kadın inmişti. Masalın annesiydi, çünkü Masal koşarak kadına sarılmıştı.
Kadın Masalı görür görmez o kadar çok sevinmişti ki, ve o kadar sıkı sarılmıştı ki.. Bir an kıskandım.
Acaba nasıl duygudur diye geçirdim içimden. Sahi, nasıl bir duyguydu? Bir annenin çocuğunu sevip ona sarılması, iyiki seni doğurmuşum, iyiki sen benim kızımsın demesi. Nasıl bir hiss acaba?
Bu duyguları asla yaşamayacak olmam beni içten içe paramparça ediyordu.
Kısa ama duygulu bir sarılmanın ardından kadın beni farkedip kızından ayrıldı. Yavaş adımlarla bana doğru gelip,
"Sen Kumsalsın, ben Melek. Memnun oldum kızım" diyerek bana da sarıldı.
‘Kızım’ kelimesi bana ne kadar da uzaktı… Ne kadar yabancıydı.
Tanımadığım birinden bunu duymak bile beni böylesine duygulandırmışken, kendi ailemden duysam nasıl hissederdim diye düşünmeden edemedim.
Masal annesine benden bahsetmişti; çünkü onlar sadece anne-kız değil, aynı zamanda çok yakın iki arkadaştı.
Annesi ne içeceğimizi sorup mutfağa geçti,bu kadar hizmetçi dururken kahvelerimizi o mu yapacaktı?
-"Masal, bu kadar hizmetçi varken annen mi yapacak bize kahvelerimizi?"
-Evet Kumsal, biricik kızı gelmiş, o sever bana kahve hazırlayıp yemek yapmayı.
Neyse Kumsal, bunları boşver hadi evi gezdireyim sana. Eski odamı da gösteririm.
Kafamı sallayıp arkasından yürüdüm.
Villanın dışı geniş camlarla kaplı,açık bej ve beyaz tonlarda boyanmıştı. Etrafı zarif taşlarla süslenmişti. Her katın kendine ait geniş bir salonu, özel yatak odaları, misafir odaları ve modern tarzda tasarlanmış banyoları vardı.
Birinci kat-yani bizim şuan olduğumuz katta büyük pencerelerden ışık alan şık bir salon, açık mutfak ve geniş bir yemek masası yer alıyordu. Duvarlar yumuşak renklerde, zeminler ise sıcak ahşap rengindeydi.
İkinci kata çıktığımızda büyülenmiştim adeta. Çünkü evin en güzel köşesi burası olmalıydı. En huzur verici. Ömrümün sonuna kadar burada yaşayabilirdim.
Burada sessiz bir okuma köşesi, iki yatak odası ve geniş bir balkon vardı.
-Buranı kimse kullanmıyordu, babam bana ayırmıştı. Yani benim de uzun süren yalvarışlarımdan sonra burası sadece bana ait oldu. Hatta, buradaki odaların anahtarları bir tek bende var.
Kafamı salladım ve konuşmaya başladım,
-"Diğer katlardan farklı burası, garip bir huzur var."
Üçüncü kata çıktık, burada büyük bir süit oda bulunuyordu. İçerisinde kişisel bir salon,giyinme odası ve balkon mevcuttu.
Balkondan bahçeni inceledik, geniş ve özenle düzenlenmişti. Yeşillikler içinde tahta bir salıncak, huzur dolu anlar için mükemmeldi. Kenarda ise büyük bir masa ve oturma takımı yer alıyordu -- aile yemekleri ve akşam oturmaları için harikaydı. Keşke benim de evimin bahçesinde böyle güzel bir tahta salıncak olsaydı...
Bahçenin diğer dikkat çekici kısmı ise yüzme havuzuydu -- masmavi suyu, taş zeminlerle çevriliydi. Etrafında güneş şemsiyeleri ve şezlonglar diziliydi.
"Burası dışarıdan, bir huzur tablosu gibiydi...ama içindekiler, sessiz bir enkazın parçalarıydı."
Arkamda beni izleyen Masala bakarak konuştum,
-"Masal, Eslem burada dedin, sen bunun için getirdin beni. Bodrum katına inelim."
Masal kafasını sallayarak beni onayladı.
Salonun köşesinden başlayan ahşap merdivenler, duvar boyunca dönerek aşağıya doğru iniyordu. Her basamakta hafifçe gıcırdayan tahta sesi yankılanıyor, duvardaki loş sarı ışıklar yumuşak bir huzurla yolu aydınlatıyordu.
İndikçe hava serinliyor, hafif bir rutubet kokusu hissediliyordu. Merdivenin sonunda eski, koyu renkli bir kapı vardı. Kapıyı açtığımda karşıma geniş ama penceresiz bir bodrum çıkmıştı.
Duvarlarda solmuş tablolar asılıydı, köşede kullanılmayan eşyalar, birkaç eski mobilya ve raflar göze çarpıyordu. Sessizlik hâkimdi, sanki burası evin unuttuğu ama hâlâ nefes alan gizli bir dünyaydı…
Gözlerim onun korku dolu gözleriyle buluştuğunda bir adım sendeledim, duvara tutunarak ellerimle başımı kavradım.
Sanki aklımı kaybetmekten korkarcasına, sanki delirmemi engellemek istercesine..
Karşımdaydı... Buradaydı... Gözlerime inanamıyordum.
Duvarın bir kenarında oturmuş, dizlerini karnına çekmiş, başını ellerinin arasına almıştı.
Bu benim Eslemim değildi...Bu benim eski arkadaşım değildi...
Saçları omuzlarına dağılmıştı, gözleri kıpkırmızıydı; ağlamaktan yorgun düşmüş, bitkin bir hâli vardı. Ve çok zayıflamıştı..
Beni görür-görmez ayağa kalktı, yavaş-yavaş yanıma yaklaştı, onu uzaktan gören birisi delirdiğini zannederdi.
Karşımda duruyordu, gözlerindeki o karmaşa, titreyen elleri, sıkışan nefesi... Arkadaşımın bu hâli içimi paramparça ediyordu, kalbim hızlı hızlı atıyor, nefesim kesiliyordu.
Birden bana doğru uzandı ve kollarını etrafıma sardı. Sanki yıllardır kaybettiği bir parçayı bulmuş gibi... Ben de istemsizce karşılık verdim, ama kalbim korkuyla karışık bir hızla atıyordu.
Sonra bir anda geri çekildi, gözlerindeki karmaşa ve korku beni şaşırttı. Kurumuş,solgun dudaklarını zar zor aralayıp konuşmaya başladı;
'Seni...seni içten tanıyorum. Çok yakınsın bana...ama bir o kadar da uzaksın.'
Titreyen sesi ve sözlerindeki derin anlam, kalbimin en derinlerine işledi, sanki bir bıçak gibi saplandı ve büyük bir yara bıraktı.
Kendimi evden dışarı attım, koşuyordum...
Kimden kaçıyordum?
Neden ve Kimden?
Beni esir almış korkularımdan mı? Yoksa duygularımdan mı?
Rüzgar yüzüme çarpıyor, nefesim kesiliyordu.. Gökyüzü griydi ama içimde ondan da koyu bir karanlık vardı.
Durdum.
Her aldığım nefes ciğerlerime iğne gibi batıyordu.
Şimdi anlıyordum...
Ben aslında kendimden kaçıyordum.
'İnsan kendinden kaçar mı? Kaçabilir mi?'
Kaçamazdı.
Nereye giderse gitsin, duygularını, öfkelerini, umutlarını, hatalarını...içinde affedemediği ve affedeceğinden korktuğu insanları kendisiyle götürürdü...
Gözlerimi kapattım... Belki de ilk kez, içimdeki fırtınanın sesini bu kadar net duydum.
Ve...ilk kez, o fırtınanın benden hiç ayrılmayacağını fark ettim..
₺₺₺
Bebegim sizlere emanettir.❤️
