4. bölüm · Kelebek Aşkı

İşaretin yolculuğu

Kelebek Misali

Ayağa kalkıp " o zaman gel ikinci işareti bulalım " dedim ona bakmaya cesater ederek,
yüzüne küçük derin bir tebessüm kondurdu sonra ayağa kalkıp gölün diğer tarafındaki yola doğru yürümeye başladı benim gelmediğimi görünce " beni takip et deniz." Dedi bende arakasında onu takip etmeye başladım yine bizi engelliyordu bu bariyer illa işaretleri mi bulmak gerek ? Uzun bir süre konuşmadık o yol aldı ben takip ettim uzun ağaçların arasında onu .En sonunda durduğunda ben bariyer yüzünden sendeledim ama dengemi hemen sağlayıp kafamı yana doğru eğdim nereye geldiğimizi görmek için gördüğüm manzara hayranlıktan olduğum yerde donmama neden olmuştu..

Yuvarlak büyük bir alanın içinde büyük bir ağaç vardı etrafı sularla kaplı olan ağacın kalın gövdesinden başlayan altın rengi dallarına uzadıkça açılıyordu dalları yerden iki metre uzaktaydı sadece, etrafındaki su ağacın üzerinden düşen tozlarla parlıyordu ,önümden küçük altın renginde bir kelebek geçip ağacın en üstüne doğru uçtu ,uçtuğu yere bakınca onun gibi binlerce kelebek olduğunu gördüm yavaşça yerimden çıkıp kelebeği takip ettim etrafımda altın renginde başaklar vardı hepsi ben hareket edince rüzgarla ağacın olduğu yere doğru eğildi saçım önüme gelirken onu geri ittirdim .

İlerledikçe önümde yol açılıyordu çağrıhanın arkamdan geldiğini hissettim " burası evrenin kalbi... Yüzyıllardır bu ağaç ayakta tuttu bu dünyayı kimse onu deviremez ama yüzyıllar önce bir kadına boyun eğip işaretini ona verdiği söylenir destanlarda " hayranlıkla ona döndüm " beni buraya neden getirdin peki ?" Tekrar önüme döndüm ağacın gövdesinin tam ortasında büyük bir kristal vardı ağaçın kalbi gibiydi içine işlemişti ama rengi ağaç tan farklıydı daha çok beyaza çalıyordu " bu evren seni sevdiyse belki bu ağaç ta sana ikinci işaretini verebilir diye düşündüm " dediğinde yavaşça ağaca doğru yürüdüm " gerçektenmi ikinci işareti verebilirmi bana " dedim daha da yaklaşırken" verebilir ama o ağaca kalmış seni severse koruduğu işareti sana verir " dedi biliyordum bu evren sadece güzel bir diyar değildi ruhu olan bir evrendi belki buraya daha önce gelenler şanslıydı ama onu anlamadıkları için bir daha gelememiş olmalılardı belki de çağrıhanın ailesi bu yüzden burada değildi bu evren anlaşılmak istiyordu... Bir adım daha attığım zaman ağaç yere doğru eğdi dallarını, selam vermek ister gibi şaşkınlıkla hemen çağrıhana döndüm kalbim o kadar hızlı atıyordu ki ona baktığımda sakin olmamı söyleyen bir gülümseme ve el hareketi yaptı derin bir nefes alıp tekrar önüme döndüm ,yürümeye başladım ağaca giden yolu bağlayan köprüye geldiğimde içimde hem heyecan hemde tedirginlik vardı ya işareti vermesse ?Suyun üzerinden geçerken ağaçın dalları başımın üzerinden bir kaç santim yüksekteydi ağacın küçük tozları saçıma bir yıldız gibi konup yere düşüyordu en sonunda ağacın büyük gövdesindeki kristalin önüne geldim başımı kaldırıp büyük beyaz kristale baktım o kadar güzeldi, büyüleyiciydi ki tekrar çağrıhana döndüm suyun diğer yarısındaydı benden uzaktaydı" şimdi ne yapacağım çağrıhan?" dedim sesimi biraz yükselterek " kristale dokun ve sadece bekle " dedi tam nasıl dokunayım diyecektim ki ağacın kalın dalları beni altımdan düşmeyeceğim şekilde tutup yukarı kaldırdı yapraklarının üzerinde kolayca dengede durabiliyordum şimdi tam önümdeki beyaz kristale elimi uzatmadan önce duraksadım ama cesaretli olmalıydım elimi yavaşça uzattım elim kristalin yanında küçücük kalıyordu

Birden sert bir rüzgar esti esinti ile birlikte gözlerimi kapattım daha sonra ise yüzümü okşayan bir esintiye dönüştü yavaşça gözlerimi açtım önümde benim defterimin temiz bir sayfası açılmış içinde bir işaret beliriyordu elimi çekmeli miydim ama ya çekersem işaret kaybolursa bende işaret tamamlana kadar bekledim eğer tamamlanırsa ağaç ban işareti vermiş oluyordu derin bir bekleyişin ardından defterin üzerinde iki kanat oluştu bu kanadın arsinda yıldız vardı etrafında ise dönen ışık vardı işaret bile ağacın rengindeydi sadece yıldız beyazdı aynı kristal gibi...

Elimi kristalden çektim sonra defteri elime alıp işaretin üzerinde elimi nazikçe gezdirdim bu bana ağacın verdiği bir hediyeydi...

Ağaç beni yavaşça aşağı indirdi yapraklarını incitmeden aşağı atladım ve hemen çağrıhanın yanına gittim eğer doğruysa mesafe daha da azalmış olması lazımdı yanına vardığımda en az altmış beş santim uzaklık kalmıştı evet ise yarıyordu ona baktım bana hayranlıkla bakıyordu" başardım çağrıhan ağaç bana işaretini verdi " dedim çocuksu bir heyecanla kafasını salladı " sen ikinci kişi oldun ağaç ikinci defa bir kişinin önünde boyun eğdi " yüzündeki gülümseme ve bana hayranlıkla bakan o gözlerini saklayamıyordu bende kendimi tutamayıp gülmeye başladım başardığım küçük şey bile beni mutlu ediyordu.

Aklıma gelen bir sorun ile ona döndüm " ne kadar zamanım kaldı çağrıhan burada biraz daha kalmak isterdim " dedim ama o benim gülüşüme takılmıştı soru mu duymamış gibiydi " hey,hey " dedim elimi sallayarak gözlerini kıpıstırarak bana baktı " hı" dedi dalgınlıkla o kadar masum duruyordu ki " ne kadar zamanım kaldı diyorum " dedim tekrar " bir yarım saatin daha var deniz " dedi " nereden biliyorsun " dedim şaşkınlıkla yanın da saat bile yoktu " rüzgar fısıldıyor" dedi arkasını dönüp yürümeye başladı bir anda yürüyüp gitmesi beni afallamıştı " hey ne oldu birden " dedim arkasından giderken ma soruma cevap vermeden toz olup gitti geriye sadece onun bıraktığı boşluğkta uğuldayan bir rüzgar kaldı neden bir den gitmişti yarım saatimi de onunla geçirmek isterdim oysa,gözlerim dolmuştu onu daha tanımıyordum ne beklerdim ki...

Ağır adımlarla ağaçtan uzaklaştım ormanın girişine geldiğimde ağacı görebileceğim şekilde oturdum elimdeki defteri bir kenera bırakıp elime bir kaç tane başak aldım artık gitme zamanını bekleyecektim.

Onun o masum halleri aklıma geldikçe hem gülümseyesim hemde ağlama isteği geliyordu elimdeki başakların başarıyla oynuyordum zamanımın tükendiğini biliyordum ama önümde bir hareketlilik olunca başımı elimden kaldırdım çağrıhanın pişman dolu yüzünü görünce şaşırmıştım hem bişe demeden çekip gitmesi hemde geri gelmesi bana doğru yaklaşırken ellerimin toza dönmeye başladığını gördüm ona baktım tekrar yüzündeki pişmanlık buradan okunuyordu görüşüm tamamen karardığında o artık yoktu tekrar gözlerimi açtığımda odamdaydım
.........🦋........
Yatağımın üzerinde yatmış öylece tavanı izliyordum keşke son kez bir şey söyleseydim ona son bir söz en azından aklı kalmazdı o pişmanlık dolu görüntüsü hayla aklımdaydı, gözlerim artık dayanamaz olmuştu yavaş yavaş kapanıyordu artık gözlerim ,karanlığa gömüldüğümde enson hatırladığım şey onun bana hayranlık dolu bakışıydı... Belki bir nedeni vardı ? ....

🦋

-Çağrıhanın anlatımı ile -
Ona tam seslenecekken toz olup gitmişdi bile onun bıraktığı beyaz renkli tozlara baktım ona öylece arkamı dönüp gitmemeliydim o güzel gülüşünü soldurmamalıydım ne apltal bir insanım ama benimde bir nedenim vardı yüzyıllar önce bu dünyada annemi de gözlerimin önünde kaybetmiştim tam bu ağacın önünde... Deniz de her üç saatin sonunda gideceği için mi yoksa burada annemi kaybettiğim o anılarımın canlandığı için mi arkamı dönüp gittim bende bilmem ama bildiğim bir şey var oda hem bu dünyanın onu sevmesi hemde benim onu sevmeye başlamamdır....

Arkamı dönüp heybetli ağaca baktım rüzgarın her hareketi ile ağaç altın rengindeki tozlarını bırakıyordu etrafa, bu dünyada annem kadar temiz kalpli olan tek kişi deniz di bu ağaç o yüzden denizi kabul etmişti ;babam ise güç için almak isterdi bu ağacın özelliğini bu yüzden onlar bu dünyadan silinmişti bir ben ve annem kalmıştık taki annemi kaybedene kadar.... Denizi de kaybetmek istemiyordum bunu kendime itiraf ediyorum ama onun hastalığı ölümcüldü bu dünyaya geldiğinde kendini belli etmişti ,bu diyar onun acısını alıp götürüyordu eğer hastalığını hafifletecek veya yok edecek bir şey varsa onun da tek yolu vardı... " özür dilerim deniz en azından güzel bir hayat yaşamanı istiyorum " dedim beni duymayacağını bile bile rüzgara fısıldadım bu sözlerimi.....

🦋

- Deniz'in anlatımı ile -
Bugün arkadaşımı görmeye gidecektim en azından bugün izin almıştı belki yaşadığım o olayları anlatırdım ona ,yatağımdan kalkıp dolabıma ilerledim içinden askılı sarı çiçekli elbisemi aldım ve hasır şapkamıda alıp giyinmeye başladım.
Bugün saçlarımın ucunu dalgalı hale getirmiştim yüzüme allık, dudağıma ise gloss sürüp bıraktım bej rengindeki kol çantamıda alıp aşağı indim anneme seslenip " anne ben dışarı çıkıyorum " deyip kapıya ilerledim annem mutfaktan çıkıp " nereye gidiyorsun kızım?" Dedi ilk önce bakışımı görünce hemen anlamıştı arkadaşımın yanına gideceğimi " kendine dikkat et tamammı " kafamı sallayıp dışarı çıktım,kaldırımda yavaş yavaş yürüyordum çünkü bir yandan hala aklım çağrıhandaydı ona bir şey diyemeden gitmiştim zaman da tam bu zamanı bulmuştu ama! Of çantamın sapını tedirginlikle sıkıca kavradım bunu arkadaşım anlatsam bana deli dermiydi acaba? Çünkü buradaki insanlar buna pek inanmazlar aslında bu olayları yaşayana kadar bende inanmazdım ama başıma gelen güzel bir olaydı.

Onunla buluşacağımız kafeye geldiğimde önünde durdum bir kaç saniye sakin olmalıydım tam o anda önümden ilk oraya giderken gördüğüm gibi bir kelebek geçti hemen arkamı döndüm daha gidemezdim oraya onunla ,yüzleşmeye cesaretim yoktu işte bi beni rahat bırak etrafımda dönüp kafeye girdim herkes bana garip bakışlarla bakıyordu sadece gülümseyip boş olan camlı yere geçtim Tuğba daha yoktu canım arkadaşım yine geç kalmıştı.

Arkadaşımı tedirginlik ve stres içinde beklerken önümdeki sandalye çekildi başımı kaldırıp oturan kişiye baktım Tuğba... Hemen ayağa kalkıp "canım arkadaşım yine geç kaldın " dedim ona sarılarak oda bana sıkıca sarıldı " kusura bakma bir kaç işim çıktı." Benden ayrılırken yüzüme dikkatle baktı " seni bir dalgın gördüm gelirken bir şey mi oldu?" Dedi sandalyeye otururken bende yerime oturup ellerimi gergince birleştirdim " yo bişe yok " dedim gülümsemeye çalışarak.
Üzerinde beyaz bir tişört ve mavi kot pantalon vardı kahverengi çantasını masaya bırakıp " peki zorlamayacağım" dedj garsonu çağırırken garson yanımıza gelip " buyurun " dedi Tuğba gülümseyerek " iki tane orta şekerli kahve alabilir miyim lütfen" garson kafasını sallayıp yanımızdan uzaklaştı.
Ona şimdimi anlatsam bilemedim ama hemen konuya başlamak istiyordum " Tuğba.... Başka bir dünya gerçek mi sence ? " Diye sordum kafasını bilmem anlamında salladı " bence gerçek değildir ama var da olabilir bunu bilemeyiz sonuçta evren bir sürü sır saklıyor "dedi ellerim terlemişti ellerimi dizlerime silip " Ben... Ben başka bir dünyaya üç kere gittim ve sanırım oradaki birinden hoşlanmaya başladım Tuğba " dedim bir anda söylediğim bu cümleler arkadaşımı şoka uğratmıştı bana kocaman gözlerle bakarken garson gelip önümüze iki kahveyi de bıraktı biz ise gözlerimizi birbirinden ayırmıyorduk.......

Arkadaşlar pek bölüm yazamıyorum özür dilerim , sınavlarımda başladığı için yazamayacağım özür dilerim yazılılar bitsin yeni bölümler gelicek ♥️ ♥️
Arada bir atarım ama😁