4. bölüm / 6
Kazaen aşk 2Tam 6 ay!
Bölümler 6Şu an: Tam 6 ay!
- 1 Uyarı.291 kelime
- 2 Yıllar sonra (Üzgünüm yaptım)1.305 kelime
- 3 Rüya1.283 kelime
- 4 Tam 6 ay!1.144 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 İlk.1.702 kelime
- 6 Arya788 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu kitabı okuyan can, öncelikle teşekkürler. Hemde binlerce kez. Bir şey belirtmek istiyorum; Bu kitapta bir çok zaman atlaması yaşadık farkındayım ama bu zaman atlamalarını yapmak zorundayım. Tutupta Kumsal'ın bu altı ay boyunca ne yaptığını yazamam daha doğrusu yazmam.
Hepinizi çok seviyorum cansınız iyiki varsınız:
_______________________________________________________________________________
Gürültü her zaman insanın içini daraltmıştır. Eve gidip o sessizliği yaşamak varken kimse karma karışık olan bir ortama girmek istemez. Aslında bende böyleyim, ama şuan kendi yasalarımı çiğnedim diyebilirim.
Doğuma günler kala ve hala daha karnımda olan minik kızımız yani Arya'mız. Karnım artık kocaman olmuştu, yürümek bile zor geliyordu. Bir hava alanındayız, neresi olduğu önemli değil önemli olan Uras'ın gelmesi.
Bitsin bu özlem!
Evet bitsin iç ses, neden olduğunu ve ne zaman olduğunu anlamadığım bir şekilde ağlamıştım. Gözümden akan maskarayı temizlemekle meşkoldum. Ah, şu hormonlar! Yediler beni! Park edilen arabadan hızla indim, yolcuların indiği kapıya doğru yürüyecektimki Nil beni kolumdan tuttu.
-Nereye?
-Hayatımın anlamına!
Diyerek çıkıştım, kimseyi çekebilecek durumda değildim. Herkes arabadan indikten sonra çıkış kapılarına doğru ilerledik.
Bir kaç dakikadır buradayız. Anons ile kapılar açıldı. Gözlerim Uras'ı arıyordu. Elif'de aynı benim kadar endişeliydi, Miran iki ay önce iki yaşına girmiş kendimizce küçük bir parti yapmıştık. Annnesinin elini sıkı sıkı tutuyordu.
Kumsal:
-Hani nerede?(!) Yok!
Kayra:
-Yenge sakin ol. Seni görürde gelmez mi can kardeşim.
Doğru diyordu, gelirdi. Aramaya devam ettim.
Derken...
Gözlerim onu buldu. Sakalları hafif uzamış ve kas yapmıştı.
Makyajını kuşanmış öyle gelmiş ela gözlümüz.
Bak böylede ayrı bir yakışıklı! Gözümden bir damla yaş süzüldü, bakışlarımız kesişti. İlk önce gözlerime baktı sonrada karnıma. Bana doğru koşmaya başladı. Çaprazımda kaynanam ve kayınvalidem duruyordu. Yanıma gelmeden hemen önce valizi yere fırlatıp bana sıkıca sarıldı. O an fark ettim hıçkırıklarla ağlıyordu. Bende ağlamaya başladım.
Mert çoktan Elif ile sarılmasını bitirmiş oğlunu kucağında tutup zıplatıyordu. Uras ile benim için uzun sizin için kısa bir süre boyunca sarıldık. Sarılmanın ardınan gittiği gün yaptığı gibi karnımın hizasında diz çöktü:
-Ben geldim küçük kızım… Baban sonunda geldi. Seni hiç görmeden bu kadar özleyebileceğimi bilmiyordum. Annenle geçirdiğin her günün, benim kaçırdığım her anın hesabını kapatmak için değil… bundan sonra hiçbir anınızı kaçırmamak için geldim. İkinizi de çok özledim.
Dedi. Sonra anne ve babasına yöneldi.
Kaynanam:
-Gitme bir daha tamam mı kuzum?
-Tamam annecim. İlk ve sondu bu.
Babasınada sarılıp tekrar bana döndü.
-Ne zamanmış doğum?
-Yarın kontrol var. Orada belli olacak.
Yüzünde büyük bir gülümseme oldu. Önüme düşen bir tutam saçı kulağımın arksına alıp parmaklarını parmaklarıma bağladı.
-Hadi! Gidelim artık!
Mert:
-Doğru dedin. Benim oğluma ve karıma yapacağım süprizler var.
Çok yavaş yürüyorduk, dayanamayıp söze girdim;
-Uras, kaplumbağa olmaya çalışmıyorsak. Neden bu kadar yavaşız?
-Hamile olduğun için.
-Hamile olmam hızlı yürümemize engel değil.
Biir süre bekleyip, omzuna tokat atarak tekrar konuştum.
-Hem ne bu kaslar! Ben yokken karı kızla mı buluştun yoksa!
Kayra:
-Ayıp ediyorsun yenge!
-Ayıp falan değil! Kadınlara güzel gözükmeye mi çalıştın kocam bey!
Uras:
-Banane diğerlerinden, ben benim olana sahip çıkmakla sorumluyum.
Dudaklarımda belirsiz bir tebessüm oluştu. Arabaya çoktan varmıştık. Tek arabaya nasıl sığacağımızı dört salak nasıl akıl edemediğimizi sorgulamayın lütfen. Kayınvalidem sürücü koltuğuna, ben ön koltuğa diğer altı kişi ise sıkış tıkış arka koltuğa geçtiler.
Arkadan sesler geliyor.
Bakışlarım arakaya döndü. Herkes tam olarak binmiş sayılmazdı, Nil ve Kayra sol arka kapının önünde kavga halindeydiler. Kapı açık olduğu için seslerini duyabiliyordum. Küçük tek bir kişinin sığabileceği bir yer kalmıştı. Kavgayı bitirmeleri için seslendim.
-Strese sokmayın beni, doğururum buraya bak!
Herkes aynı anda:
-NE!
Uras:
-Sancın mı var hayatım?
-Kavgayı bitirsinler diye diyorum. Bir şeyim yok.
Hepsi derin bir nefes aldı.
Uras:
-Kayra, hadi lan! Yorma karımı!
Kayra bir oturacağı yere birde Nil'e baktı. İlk önce kendisi bindi, sonra bir hışımla Nil'i kendine çekerek kucağına oturttu. Artık ne kadar az yer kaldıysa, kapı iki-üç denemede kapandı.
Binanın önündeyiz, Uras bir yandan elimi tutarken diğer yandan valizini bagajdan almaya çalııyordu.
-Hadi evimize gidelim.
Dedim umut dolu bakışlarla. Valizi çuval gibi alıp, benimle beraber merdivenlere yöneldi. Elimdeki anahtarı evirip çevirdim, denediğim hiç biri tutmamıştı.
-Tamam, bu sefer olacak.
Bizim grup çoktan evlerine girmişti. Sçtiğim anahtarı deliğe sokup döndürdüm. Evet, bu sefer olmuştu!
Sevindiğin şeye bak. Sona başka anahtar kalmadı zaten.
Sevinç bozan gıcık. Evin kapısını açtığım gibi yaklarıma doğru eğildim. Doğruya dokuz aylık hamileyim, nasıl açabilirim bu bağcıkarı. Giyinmemede zaten Elif yardım etmişti. Uras daha kendi ayakkabılarını çıkarmaya yeltenmeden benimkileri çözmeye başladı. Ayakkabılar ayağımdan çıkınca eve doğru koştum. Odama gidip üstümdekileri çıkarmak istiyordu. Pijamalar her zaman daha güzeldi benim için.
Bir kapı kapanma sesinin ardından onun sesi yükseldi.
-Yarın erkenden gidelim kontrole. Kızımı görmek istiyorum.
-Sen kızının odasını gördün mü babası?
Ten rengi pijamalarım ile bebek odasına doğru ilerledim. O da arkamaydı. Aslında seçimi beraber telefon konuşması ve mesajlaşmalarımızla vermiştik, ama bu onun bu odayı ilk defa kendi gözleriyle görüşüydü. Kızımızın kıyafetlerini bile aramada beraber seçmiştik.
Odanın kapısını açtım. Oda kurulduğu gün girmiştim en son, o da kıyafetleri yerleştirmek içindi. Oda açık pembe renkler ile döşenmişti.
Çok hoş ve sade durmasını istemiştik. Uras beşiğe doğru bir adım attı,
-Çok güzel olmuş
Çekmecelerin bir tanesinden beyaz bir zıbın çıkardım. Omuz kısımlarından tutup aşağıya sarkıttım. Yanıma gelip zıbını elimden aldı. Bir süre baktı,
-Küçücük.
-Ne olmasını bekliyorsun?
-Fazla küçük ama.
-Yeni doğanlar için bu satılıyordu.
-Ya bir şey olduğu için bu kadar küçükse.
-Saçmalama Uras. Bütün yeni doğanlar için bu, özel üretim değil.
Zıbını yavaşça katlayıp çekmeceye yerleştirdi. Bu sefer gözüne pembe bir elbise takıldı. Eline alıp incelemeye başladı.
-Pembe renginden nefret eden Uras'dan bu Uras'a. Nedense şuan en sevdiğim renk.
Küçük bir kahkaha döküldü dudaklarımdan. Gözlerimden uyku akmasına rağmen ayakta durmaya çalışıyordum, bunu görür görmez bana kitlendi.
Kumsal:
-Aç mısın?
-Evet. Sen?
-Evet.
-Tamam...
Elbiseyi aldığı yere geri koydu ve beni kucakladı.
-Ne yapıyorsun?
-Seni yatağa götürüyorum.
-Neden söylemek yerine kucak yöntemini denediğini sorabilir miyim?
-Söylesem dinleyecek miydin?
-Hayır.
-O zaman.
Yatak odasına geldiğimizde beni yatağa oturttu.
-Evde yemek vard mı?
-Dolapta çorba var.
-Taman, sen uyu. Aklım sende kalmasın.
Gülümsemem ile yorganın altına girdim, girmem ile birlikte gözlerim kapandı.
-Kumsal. Güzelim...
Ne? Ne oluyor? Bir kaç saniye olmuştu sanki.
Hava kararmış canikom.
-Uyandıramadım seni, ne ağır uykun var kız!
Yatağın öbür ucundaki yastığa uzandım, tam kafasına indirecektim ki elindeki çorba kasesini gördüm. Yastığı başka bir tarafa savurup arkamdaki yastığa yaslanacak şekilde oturdum. Çorbayı karıştırmaya başladı.
-Bu gün hiç tekme atmadı. Bir şey mi oldu yoksa?
Elini karnımın üzerine koydu. O elini koyar koymaz, bir tekme attı Arya. Bir tane daha...
Durmadı. Üç-dört kere üst üste tekmeler savurdu.
-Çek elini karnımdan. Baba kız sevginiz yüzünden olan bana oluyor.
Elini çekip kaseden doldurduğu bir kaşık çorbayı bana uzattı. Yüzünde dalga geçer bir tebessüm vardı.
Bakalım yine ne gel-
-Sence sakal bırakmalı mıyım?
Bak bunun geleceğini ben bile tahmin etmiyordum.
-Efendim kocacığım?
-Sakal bırakmalım mıyım?
-Neden bu soru?
-Sanada danışmak istedim.
Uzattığı bir kaşık çorbayı daha içtim.
-Yaşlı dedeler gibi gözükmek istiyorsan neden olmasın?
-Vaz geçtim kızım beni öyle görmesin.
Son bir kaşık çorbayıda içip tekrar yattım. Uraas elindeki kaseyi mutfağa götürdü yanıma gelip. Üzerindeki tişörtü çıkardı. Yatağa yatıp, arkadan belimi kavradı ve gözlerim yavaşça kapandı...
Bölüm etkileşimi
