Kaybolmuş Renkler kitap kapağı

2. bölüm / 5

Kaybolmuş Renkler

Şarafatlı Sarı

Vaveyla Yazarı: Ağlak Kuzucuk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Şarafatlı Sarı

Yelkovan akrebi kovaladı. Kum saati tüm kumlarını tüketti. Yıldızlar kaydı, kimse dilek tutamadı. Dalgalar denizlere karıştı. Güneş tüm mutluluğu ile doğdu ve battı. Bir yerlerde çocuklar oyunlar oynadı. Küçük şehirlerde büyük hayaller kuruldu, Büyük aşıklar sessiz göz yaşlarıyla vedalar ettiler kalplerinin birbiri için attığını fark etmeden. Apartmanın önündeki kır çiçekleri susuzluktan boyunlarını büktüler. Gece Yağmur'u bekledi. Zaman acımasızca aktı, kimse fark etmedi...

🌃

Ve Yağmur gitti. Zihnimde defalarca bu cümleyi tekrarlamama rağmen bedenim ihanet edip onu kapının önünde bekledi. Böyle olmasını elbette beklemiyordum. Bu evde bana tahammülü kalmamış üstüne üstüne gitmiş onu kışkırtmıştım. Beni kovmasındansa çekip gitmesi daha mantıklıydı.
Ve Yağmur gitti. Giderken yanında ruhumu sinirle söylediğim cümlelerimi ve eğer hala kaldıysa sevgisini de alıp beni bu eve mahkum etti. Şimdi ev daha ürkütücü ve pis görünüyordu. Islak kıyafetlerimi alıp makineye attım, mutfaktan aldığım çöp poşetini alıp salona geçtim elime geçen kutuları toplayıp evi havalandırdım.
Geçmiyordu. Yelkovan da akrepte bana ihanet etmiş zamanı bir türlü geçiremiyordu. Kapıyı kilitleme gereği duymadım tekli koltuğu pencerenin kenarına çekip Yağmuru bekledim. Eşyalarımı almak için onu beklemek zorunda değildim, buraya geldiğinde beni göremezse tekrar gittiğimi düşünebilirdi.
Cılız yıldızların ışığında tek ses kaynağım kedinin içtiği su sesiydi şıp şıp şıp...
Evde ses olmaması olmasından daha ağır geliyordu. Söylediklerini hak etmiştim. Onu terk ettikten sonra ayağına kadar gelmiş beni kabul etmesini eskisi gibi olmamızı umut etmiştim. Aşk insanın gözünü kör edecek gururunu yok sayacak kadar güçlü ve sınırsız bir duyguydu. Elimde küçük bir adres bilmediğim cadde ve sokakları arşınlayarak bu evi aramıştım. Boş dönmeye de hiç niyetim yoktu. Bir kumar oynamış hayatımı masaya koymuştum ya hep ya yek diyecek kadar ileri gidecektim.
Onu bulmuştum. Elimde sadece bir adres veren kişinin vicdanına kalmış sarı bir kağıt parçası ile yola çıkmıştım ve karşımdaydı. Mucize diyemeyecek kadar planlı kader diyemeyecek kadar mistik bir olayın içinde gibi görünsem de sadece güç ve parayla açıklanacak basit bir yönlendirmeydi. Bu durum Yağmur'un yokluğundan daha çok canımı sıkmıştı. Evet Yağmur hala gelmemişti. Neredeyse ikinci günü devirmek üzereydim. Midemin bulantısını kahveyle bastırmaya devam edersem isyan bayrağını çekecekti. Koltuğu yerinden kaldırmamış yatak ve pencere önü arasında neredeyse mekik dokuyordum.
Pes edip gitmem için yapıyorsa çok beklerdi. Beni denemek için yaptığı bir sınavsa eğer kazanmış olmam gerekirdi çünkü bekliyordum. Ne bir ödül ne bir ceza hiçbiri yoktu. Payıma düşen tek eylem beklemekti. Detaylı bir temizlik yapıp çöp evi adam etmeyi yarına bırakıp bölük bölük uykuma geri döndüm. Yarın da dönmezse polise gidecek kadar plansızdım. Eşek kadar adamı evine gelmiyor diye polise bildirme sürem yarın resmiyete kavuşuyordu çünkü üç koca gün geçmiş olacaktı. Deli kontrol manyağı bir kadından çok acılı bir sevgili olurdum. Pardon eski sevgili(!).
Sabahın kuşluk vaktinde uyanan bünyemin öğleden sonra uyanmasına kedi bile şaşırdı. Pencere rüzgarsız hava da bile ses çıkaracak kadar eskiydi. Bu ses sinirlerime baskı yaptığı için gece açtığım pencereyi kapatıp üç gündür yalnızlığıma dost olan kediye mama verip dışarı çıktım.
Adresimle apartmanı ararken define avcılarından farksızdım. Teknolojinin nimetlerinden yararlanıp mahalleyi bulmuş ama Kuşak apartmanın etrafında dönüp durmuştum. Yağmur sicim gibi boşalırken eski usullerle ilerlemek zorunda kalmıştım ve karşıma bu eski bakkal çıkmıştı. Dev marketler yüzünden kaybolmaya yüz tutan esnafı kurtarmak elbette ki pek umurumda değildi. Tek amacım Yağmuru bulmak olduğundan sadece ihtiyacım olan sigarayı alarak günü kurtarmıştım.
"Hoş geldin hanım kızım. Bulabildin mi deli oğlanı?"
"Buldum Eşref amca sağ ol çok yardımcı oldun."

Eşref amca Yağmuru bulmama yardım etmekle kalmamış "Deli oğlanın" akrabası olduğuma ikna olduktan sonra ona amca diyebileceğim kadar hayat hikayesini de anlatmıştı.
"Sen niye indin kızım? Bizim sıpayı yollardım Yağmur oğlumun evine zahmet ettin buralara kadar."

Yağmur oğlun da evine girmeyi zahmet etseydi senin sıpaya gerek kalmazdı amca demeyi çok istesem de kelimelerimi asıl sahibine sakladım eve bir gelsin asıl sıpa kim tüm mahalleye gösterirdim.
"Yorulmasın çocuk yağmur çamur her yer. Sen bana oradan bir sigara paketi versen bir de şu elimdekileri geçsen makbule geçer, birazda beyaz peynir alabilir miyim?"

Esnafı da bir kalıp beyaz peynirle kurtardığıma göre pelerinsiz kahraman olarak yalnız evime gönül rahatlığıyla döndüm. Yağmur'un oturduğu apartman dairesi demeye bin şahit olan eve çıkarken kapıyı açık bıraktığıma emindim. Elbette kediyi odaya kapatmak zorunda kalmıştım çünkü evde anahtar yoktu. Sıkı güvenlik önlemlerimi bir kenara bırakıp içeride bıraktığım telefonuma sövdüm. Harika bir de sokakta kalmıştım. Gözlerim sinirden ve üzüntüden dolarken ekmeğin köşesini koparıp ağzıma attım.
"Allah belanı vermesin Yağmur. Aptal pijamalarınla kurda kuşa yem olacağım."

"Apartmanın içinde olduğunu göz önünde bulundurursak anca farelere yem olursun."

Kapının arkasından gelen huysuz sese sarılabilirdim tabi Yağmur olmadığını bilseydim. Kapıyı açıp içeri girmemi sağladı.
"Koskoca üç gündür neredesin sen, ya başımıza kötü şeyler gelseydi."

"Gördüğüm üzere hala tek parçasın. Evimin kapısını han gibi açıp giden de sensin. Kedimi odaya kitleyen de sensin. Yani kötü şeyler derken evimden uzaklaşman hepimize iyilik olur."
Üç gündür nerde olduğunu deli gibi merak etsem de sormadım. Sormak için bahaneler ürettim ama kılıfını bulamadım. Canımı yakmak için bile dürüst davranıp nerden kaldığını rahatlıkla söyleyebilirdi ve ben bu cevaptan ölesiye korkuyordum.
"Benim eşyalarımı almam gerekiyor."

Gömleğini çıkartan elleri dondu. Giderken tişört giydiğine yemin edebilirim cümlemi tamamlamam için izin verdi.
"Adresi ararken eşyalarımı Orkide Otele bırakmıştım. Bir haftalığına oda ayırdım. Onları artık almam gerekiyor."
Yüzünde oluşan sırıtmayı tanıyordum. Ne zaman annemi kızdıracak bir hata yapsam Yağmur ispiyonlamak için annemin eteklerine yapışır bana da böyle gülümserdi. Canımı yakacak bir cümle kuracaktı.

"Sen yine de bir hafta daha uzat istersen. Ücretini ben verebilirim malum her an topuklarına vura vura gidebilirsin gibi geliyor."
Dişlerimi sıktım. Bu onu daha çok eğlenirdi. Cebinden bir anahtar çıkarıp masaya bıraktı. Gelip gelmemesini teklif dahi etmeyecektim çünkü gelmezdi. Bende anahtarı ve çantamı alıp çıktım.

Ayazda otele doğru yol alırken kapalı olan telefonumu açma ihtiyacı hissettim. Art arda gelen cevapsız çağrıları görmezden geldim. Bir kaç mağaza indirimi, sosyal medya bildirimleri ve annemden gelen mesajların hepsini silip telefonu geri kapattım. Donuk hava kırık zihnimin içerisine sızıp bedenimi canlı tutuyordu. Otele vardığımda çalışanlardan birine eşyalarımı getirmesini rica edip ücretini ödemek için resepsiyonla konuştum. Çok az kaldığım otel odasından ayrılırken yürümek gözüme işkence gibi geldi. Dönüş yolunda birilerinin taksi ayarlamasını bekledim.

Onunla nasıl konuşmam gerektiğini bilmiyordum. Üç gün boyunca nereye gidebileceğine kafa yormuş uçuk ve kansız senaryolarımın arasında en masumlarını sona bırakmıştım. Ailesinin evi buradan çokta uzakta değildi. Şehir dışında da olsa kolayca gidip gelmiş olabilirdi. Arkadaşlarında kalmış olabilirdi. Yağmur sosyalleşme konusunda benden daha deneyimliydi. Eminim ortak arkadaşlarımız dışında da dostluklar edinmiştir. En son ihtimal ise bir sevgilisi olabileceğiydi. Uzun zamandır ayrıydık. Elbette hayatına birileri girmiştir. Bu onun en doğal hakkıydı değil mi? Yaralı kırık kalbini saracak bir insan bulmak çokta imkansız değildi. Aptal kalp bir türlü doğru çalışmıyorsun.

"Yenge?"

Bu kelime bana o kadar uzaktı ki yoldan kalabalıktan birbirlerine söylediklerini düşündüm. Bir kez daha aynı kelimeyi duyduğumda taksicinin geldiğini düşünüp etrafıma baktım.
"Gece!"

Kaşlarını çatıp sesin geldiği yöne, araba farlarının arkasındaki kişiyi görmeye çalıştım. Işık o kadar yoğundu ki. 1.70 boylarında esmer bir genç bavullarıma doğru hamle yaptı. Kısa bir süre tedirgin olduktan sonra kim olduğunu hatırladım.
"Murat!"

"Merhaba Yenge."

Murat bavullarımı arabaya yerleştirirken onu izledim. Çok değişmişti. Abisine benzeyen yönleri var mı merak ettim.
Çocukken onların arasındaki abi kardeş ilişkisini çok kıskanırdım. Kardeşlerin birbirinin arkasını kolladığını ikisi sayesinde öğrenmiştim. Yağmurla kedi köpek gibi birbirimizi yemediğimiz zamanlar ikisi kavgaya tutuşur onları izlerdim.
Kapımı açmak için hamle yaptığımda koluma dokunup beni kendine çekti. Kısa bir sarılma olmasına rağmen küçük erkek kardeşim olduğunu hatırlattı. Gözlerinde abisine benzer suçluyan bakışlar aradım ama bulamadım afacan parıltıları yerli yerinde duruyordu. Arabayı çalıştırması ile konuşması bir oldu.

"Abim aradığında inanmadım ve gelmek istemedim ama şimdi seni karşımda görünce, Hoş geldin Gece Abla."

"Abin tam olarak ne dedi ki?"

"Senin Orkide Otelde olduğunu ve eşyalarının taşınması gerektiğini söyledi. Neden kendinin almadığını sorduğumda ise telefonu suratıma kapattı."

Tipik huysuz Yağmur. Bakışlarımı yola çevirdim. Bir süre sadece arabanın sesini dinledik. Sonra o sessizliğe dayanamayıp bir soru yöneltti.
"Buraya geldiğine göre abimle tekrar birlikte misiniz?"
Bu sorunun cevabını bende bilmek isterdim Murat. Belki aklımdaki soruların cevapları sendedir.
"Sorguya mı çekiliyorum acaba?"
"Estağfurullah abla. Sadece merak etmiştim ama seni rahatsız ettiysem..."
"Hayır rahatsız olmadım. Seninle sohbet etmeyi özlemişim. Aslında eve gitmeyi pek istemiyorum. Bir yerlerde oturup konuşsak Ne dersin?"
"Ama abim ne olacak?"
"Kocaman adam kendi başının çaresine bakar herhalde. Dön sola, sağa bir yere gidelim."

Murat'ın hareketlerinde tereddüt vardı bunu hissedebiliyordum. Kafası karışmış abisinden aldığı emirlere karşı gelip göze alabileceklerini tartıyordu. Alt tarafı bir çay içip döneceğimizi de hesaba katıp ona göre arabayı ana yolumuzdan saptı. Kısa bir süre sonra çay bahçesine vardık. Akşam karanlığında çok kalabalık olmayan aile mekanı ışıklarla süslenmişti. Garson siparişlerimizi baştan sağma alıp bizi birbirimizle bıraktı.
"Neden gittin Gece abla?"

Bu sorunun geleceğini elbette tahmin edebiliyordum ama insan ilk önce nasıl ve Yağmur'un evinde ne işim olduğunu sorardı.
"Sana anlatmadı mı?"

"O bile tam olarak neden gittiğini bilmiyor. Ne zaman senin konun açılsa bizi susturuyor. Babam bu konuda o kadar üstüne gitti ki. Bize hep aynı açıklamayı yaptı. Gecenin vardır bir bildiği kırmışımdır kalbini dedi ve sustu."

Kalbim sıkıştı. Zaman kazanmak için nefret ettiğim çayıma şeker atmadan boş boş karıştırdım.
"Bugün Yağmurla mı birlikteydin eve öğleden sonra geldi de merak ettim."
"Abimin geceleri çalıştığı bir mekan var arkadaşlarla oradaydım. Beni eve ısrarla sokmamasının bir sebebi olduğunu tahmin edebiliyorum ama o sebebin altından seni çıkmanı asla tahmin edemezdim."

"Mekan dediğine göre pub gibi bir yer mi, senin yaşın oralara girmeye yetiyor mu?"

Murat gülümseyip ikinci sorumu pas geçmişti. Bu sırıtmayı evet olarak kabul ediyordum.
"Abimle tekrar birlikte olmanıza çok sevindim. Eski günlerdeki gibi kıra mı geçersiniz yoksa burada mı yaşarsınız?"

Boğazım kurudu. Şekersiz sıcak çayımdan bir yudum aldım. Sorulardan kaçmak için sığındığım limanın çay olması ne kadar ironikti. Ben çay içmeyi hiç sevmezdim.
"Yağmurla birlikte değiliz. Yani onunla daha konuşmaya fırsatım olmadı ama ortada büyük bir sorunumuz yok bu yüzden en kısa sürede toparlayacağımıza inanıyorum. Hala birbirimizi seviyoruz."

Sona doğru sesim güvensizlik yüzünden kısıldı. Murat sadece gülümsedi. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama bana acımış gibi hissettim. Bu yoğun hisle duruşumu ve kısılan kuyruğumu dikleştirip daha rahat olmaya çalıştım. Abisini öyle kırmıştım ki kardeşi bile sevgimize inanmıyordu. Onlara büyük bir güvensizlik bırakıp kaçmıştım.
"Belki de böylesi daha iyidir. Siz çocukluk arkadaşısınız birbirinizin her anına şahit oldunuz bu her ne kadar güzel görünse de bir süre sonra monotonlaşıp farklı heyecanlar istemiş olabilirsin seni yargılamıyorum."

"Murat, eğer anladığım şeyi ima ediyorsan..."

"Hayır Gece abla sadece anlamaya çalışıyorum. Abimi bir daha yarı yolda bırakmayacağının garantisini verebilir misin?"

Sinirle güldüm.
"Sen abine bir kazık daha atıp atmayacağımı soruyorsun. Bak abini korumaya çalışmanı anlıyorum ama onu benden korumaya çalışmanı işte bunu anlamıyorum. Benim Gece. Bilmem ismimin farkında mısın?"

Murat'ın bir cümle kurmasına daha izin veremeyecek kadar sarsılmıştım. Hep Yağmurdan beklediğim saldırıları başka birinden alınca midem düğümlendi. Konuşmasına fırsat vermeden kalkmak istediğimi söyledim. Kendini nasıl savunacağı umurumda değildi. Yağmur hariç kimsenin fikri umurumda değildi. Murat'ı beklemeden hesabı ödeyip arabaya yürüdüm.

Eve giderken kimseden ses çıkmadı. O söylediklerine alındığımı düşünüp üzerime gelmek istemedi aslında düşüncelerimle kalmak için bana bir fırsat verdiğinden habersizdi. Eve vardığımızda ışıkların kapalı olduğunu görüp Yağmur'un verdiği anahtarı kullandım. Murat'ın eşyalarımı odaya taşımasına yardım etmek için ışığı açtığımda yüreğim ağzıma geldi.

"Ya sen ne çeşit bir manyaksın, Karanlıkta oturup tüm gün gelmemizi mi bekledin?"

Yağmur bu cümleleri koltuğa söylemişim gibi istifini bozmadı. Kendimi sakinleştirmek için karşısına oturdum. Aşırı dramatik tepkimi görmezden gelip direkt kardeşine konuştu.
"Siz kaç saattir neredesiniz Murat?"

"Gece Ablayı almaya gittim işte, istediğin gibi. Sonra oturduk biraz."

"Ben sana sadece onu getir dedim. Hanımefendiyi gezdir, tozdur keyfinize bakın demedim."

Burada belirttiği hanımefendi olarak söze girmek istesem de abi kardeş arasına girmek istemiyordum bu yüzden koltuğa oturup dinlemeyi tercih ettim.
"Alt tarafı birer bardak çay içtik. Sevgilini rehin almadım geldik işte. Uzatmasan da arabayı sahibine vermek için artık eve gitsem."

"Sen ne zamandan beri çay sever oldun. O çay içmez ki..."

"Çocuğa bağırmayı bırakıp bana bağırdığın kısma geçsek vakit nakittir sonuçta. Sende git hadi evine, eşyaları ben odaya taşırım çok bir şey yok zaten."

Eşyalarımı alıp yatak odasına girerken Murat da dış kapıya yürümüştü. Bugünün hemen bitmesi için kaç koyun saymam gerekiyorsa bir an önce uyumaya hazırlanmalıydım. Salonda siniriyle kalan Yağmur'un asıl köpürme amacı ağzından fısıltıyla çıkan cümleden belli olmuştu.
"Beni annen aradı. Telefonunu bir daha kapalı tutma. Kadını endişelendirmişsin. Akşam yemeği için yarın buraya gelecek."

Sinirlenme sırası bendeydi anlaşılan. Aramalarına geri dönmüyorum diye Yağmuru araması gönlüme bir endişe tohumu ekti. Bu kadar kısa sürede ona ulaşması hep bu kadar kolay mıydı? Korkum sinirimin önüne geçti.
"Bunu bana sormadan nasıl kabul edersin?"

"Telefonunu açık tutsaydın öğrenirdin."

"Sen anneciğinle(!) oturup yemek yiyebilirsin ama ben gelmiyorum. O masaya oturmam için önce cesedimi çiğnemen lazım."

Bir yastık ve yorganı alıp artık yatağım olan koltuğa geçtim.
Bu hayatta asla dediğim birçok olayı yaşamıştım. Örneğin Yağmurla asla ayrılmayacaktık. Şimdi ise bana nefretle bakıyordu. Aileme hiç karşı çıkmayacaktım. Küçükken akıllı ve uslu bir kızdım. Şimdi ise çıkar ilişkisini güden bir ilişkimiz vardı ve düne kadar asla annemle oturup yemek yemezdim. Kimse beni bu masaya oturtamazdı. Yani Yağmur Demir hariç kimse demek istiyorum.

Öğleden sonra kaşla göz arasında kaybolup elinde kutularla geldi. Bu kadar alışverişi hangi para ve sabırla yaptığını merak ettim. Bunu ona sormak yerine aldıklarına bakıp dudak büzdüm.
"Ne oldu ayakkabılarını beğenmedin mi?"

"Beğendim, beğendim de boşuna emek vermişsin sabah kalkıp mağaza gezmek ayakkabı bulmak falan gitmeyeceğimiz bir yemek için bu kadar masrafa ne gerek vardı."

Sahte gülümsememe ortak olup o da gülümsedi.
"Barışma yemeği güzel olurdu diye düşünmüştüm. Kim bilir önce annenle sonra da benimle arayı düzeltirsin. Bir taşla iki kuş..."

Yalan söylediğini biliyorum. Sırf annemle yemek yemem için benimle barışmayacağını biliyorum ama işte o küçücük ihtimal yok mu?
Bırak annemle yemek yemeyi tüm suratsız sosyete ile yemek yemeyi kabul ederdim. Beni bu sınıfsal nefretimle baş başa bırakıp içeriye hazırlanmaya gitti. Bende hazırlamak için banyoya geçerken ona ithafen bağırdım.

"Senden nefret ediyorum."

"Seni burada zorla tutmuyorum."

Kısa bir duş alıp bana aldığı poşetleri karıştırdım. Ayakkabıları en son giymek için salonda bırakmıştım. İlk açtığım poşetin içinden tek kolu tül detaylı siyah bir elbise çıktı. Yağmurla görüşmeyeli moda bilgisinin baya baya geliştiğini düşünmek aptallık olur diğer poşette ise basit makyaj malzemeleri vardı. İçime kurt düşürmeye bayıldığım için bu seçimlerde bir kadın eli olabileceğini hissettim. Sıcak suyla gerilen kaslarımı gevşettim. Annemle yemek yemek bol bol sahte gülümsemeli geçeceği için Yağmur'un aldığı nude rujdan ziyade kendi rujlarımdan birini sürdüm. Savaş boyalarım ile tamamlandığımı hissettim.
Banyodan çıkıp salona geçtiğimde Yağmur kapısı bir sebepten dolayı yerinde olmayan odasında hazırlanıyordu.
"Ben hazırım çıkabilir miyiz artık?"

"Taksi bekliyoruz."
Kelimelerini söylerken beni baştan aşağı süzmüş şüphelendiğim moda bilgisini kendi tartısında değerlendirmişti. Yeşil gözlerinden dersinden geçip geçmediğimi anlamadım. Beklenen taksinin geldiğini haber veren korna sesiyle savaş meydanına gitmeye hazırdım.

Annemin seçtiği her halinden belli olan restoran lüks ve altın sarısı içindeydi. Bu kadar ışık olmayan migrenimi azdırdı. Giydiğim topuklular yere serilen kırmızı halıyı çiğnese de tonlarından pek bir şey kaybetmiyordu. Yolumuzu bir garson kestiğinde kafamı sağa sola oynatmayı bıraktım.
"Rezervasyonunuz var mıydı beyefendi?"

"Sezen Yılmaz adına..."

"Beni takip edin."

Sezen Yılmaz.
Tüm zarifliği ve güzelliğiyle masanın hakimiyetini elinde tutuyordu. Görünmez kartlarını dağıtmış, zarlarını masaya güzelce fırlatmış ve elini güzelleştirmek için biz iki piyonunu bekliyordu. Duruşunu bozmadan bizi selamladı.
"Hoş geldiniz çocuklar, Sizi tekrar görmek ne güzel. Yemek teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim Yağmur."

Yağmur kısa bir gülümsemeyle annemin cümlelerini kabul etmiş oturmam için sandalyemi çekmişti. Nezaket kurallarını unutmamış olması gözlerimi yaşarttı.
"Nasılsın Sezen teyze?"

"Kızımı tekrar ülkesinde ayakları yere sağlam basar görünce daha iyi oldum. Sen neler yapıyorsun Yağmur?"

"Ben daha iyiyim. Toparlanma aşamasını geçeli çok oldu ama kabullenme kısmında hala eksiklerim var."

Cümlesinin bitişinde espri varmış gibi güldü. Tatsız ortamı geren ve şu an ki durumda olabildiğince gereksiz bir şakaydı ama Yağmur acılarıyla gülmeye başladıysa bize de eşlik etmek düşerdi.
"Hepimiz için çok zor iyi tarafından bakalım hayat devam ediyor."
İkinci şaka da annemden geldi. Gerçi onun cümlesi şaka olamayacak kadar dramatik bir cümleydi, işin esprisi de yersiz olmasıydı çünkü hayat devam falan etmiyordu. Bu masaki herkesin hayatında bir durma noktası vardı. O noktanın da tarihi hafızamızda hep aynıydı. Önümdeki açılmamış şişeyi elime alıp açtım ve su doldurdum. Bakışlarımla garson ararken annem beni engelledi.

"Yemeklerinizi siz gelmeden önce sipariş etmiştim. Umarım hala deniz ürünleri seviyorsundur Yağmur. Bu restoran balıklarını özel olarak hazırlıyor."

"Sizin damak zevkinize güveniyorum Sezen teyze."

İkisi arasında sıkıcı ve iş ağırlıklı bir sohbet başladığında masadan kopmam çokta uzun sürmedi. Yemeklerimiz önümüzdeki tabaklara bırakıldığında servis için şaraplar da bardaklara dolduruldu. Hepsi bittiğinde garsona seslenip şişeyi de bırakmasını rica ettim, bu gece içtiğim sudan daha sert şeylere ihtiyacım vardı. Bu hareketim annemin onaylanmayan bakışlarına sebep oldu. Umurumda mıydı peki? Asla. Sırf bu şekilde bakışları için bir iki şişe de eve götürmek için satın alabilirdim.
"İş konusunda ne yapacaksın Yağmur, işin için konuşmuştuk teklifim hala geçerli tanıdığım hatrı sayılı insanlar var imkan sağlayabilirim."

Yağmur balığından aldığı büyük lokmayı yuttu ve kaçamak bir şekilde bana baktı. Belli ki benden sonraki hayatı hakkında konuşmayı pek sevmemişti.
" İşimi seviyorum Sezen teyze. Daha önce de konuşmuştuk belaya bulaşmadığım sürece gayet güvenli bir işim ve konforlu bir evim var. Fazlasında gözüm yok aslında bakarsanız şanslı bile sayılabilirim bazı insanların önüne böyle bir fırsat değerlendirmeyi bile beceremiyor."

Zevkle içtiğim şarap boğazımda alev aldı. Bozuntuya vermeden yemeğimi yedim. Yağmur Demir futboldan zerre anlamayan, babası hangi takımı tutarsa o takımı tutan, milli takımımdaki ilk on biri saymaya bilgisi yetmeyen bir insandı. Gelin görün ki bensiz geçen senelerinde moda bilgisi kadar futbol bilgisi de bir hayli gelişmiş, kalemde kaleci yokken gol atacak kadar da Fair Play(!) bir futbolcuydu.

Annem bizim dışımızda birini bekliyor olacaktı ki sohbetin ortasında ayağa kalkıp gülümsedi. Biz daha kim olduğunu anlamadan bize onur konuğunu tanıttı. Acilen garsonu maaşa bağlamalı, alt kattaki tüm mahzeni buraya boşaltması için onu ikna etmeliydim.
"Aile yemeği olmasını istediğim için Bülent'i de çağırmıştım sizin için bir sorun olur mu?"

Bu bir soru değildi. Soru olması için Bülent amcayı çağırmadan önce bize sorması gerekirdi. Tabağıma dahi dokunmamış olmama rağmen ağzımdaki kırmızı ruju nezaket kuralları dışında önümdeki beyaz mendile dokundurup Bülent amca masaya ulaşamadan ayağa kalktım.
"Yağmur artık gidelim mi doydum ben."

"Daha yeni geldik Gece. Otursana, Sezen Teyze çok iyi düşünmüş babamı uzun zamandır görmüyordum."

Cümlesini bitirdiğinde sakince ağzına biraz salata sıkıştırdı. Sakin olmadığını sol elinin titreyen bacağında olmasından anlıyor ama neden kalkmadığını anlayamıyordum. Bense burada mutlu aile tablosu çizemeyecek kadar tutuşmuştum. Bilinenin aksine çok şarap içmemiş küçük yudumlarla durumu idare etmiştim, yanaklarım alev alevdi. Bülent amca oğlunun karşısına oturduğunda benden bu kadardı. Bu gecelik dostum olan şarap şişesini alıp hiçbir şey söylemeden çıkışa yöneldim. Biliyordum bu mutlu aile tablosunda bir sorun olduğunu biliyordum.

Dışarı adım attığım anda rüzgar yüzüme vurdu. Elbisemin kirlenmesine aldırmadan kendimi merdivenlerden birine bıraktım. Beynimdeki düşüncelerin ardı arkası kesilmiyordu.

Yağmur masadayken babasını senelerdir görmediğini söylüyordu ama kalkmak için bir hamle yapmadı. Neden bu kadar sakin kafasındaki tilkilerde neler oluyor?
Peki ya anneme ne demeli o gülüşlerinin altında beni mi test ediyor yoksa göz dağı mı veriyordu. İplerimi bu şekilde mi tutmaya karar verdi. Şişeden bir yudum almaya devam ederken arkamda birinin varlığını hissettim.
"Biraz daha içmeye devam edersen seni eve taşımak zorunda kalırım."

"Gören de sırtında taşıyacak sanır korkma taksi paranı ben veririm."

Yanıma oturup elimdeki şişeyi benden izin almadan büyük büyük yudumlarla içmeye başladı ardından yüzünü buruşturdu.
"İçerde tam bir çocuk gibi davrandın. Biraz daha kalsaydın 'Bülent amcayı istemiyorum' diyerek topuklarını yere vuracaksın diye çok korktum."

Ayakkabılarımı ona doğru gösterip sırıttım.
"Yapabilirdim ama yeni alındıkları için kıyamadım ayrıca çocuk olan sensin. Yemekte kalmaya devam ettin benimle gelmedin bile!"

Güldü. Gülüşü kafamı karıştırdı çünkü eskisi gibi oyunbozan Yağmur gibiydi.
"Hala anlamadın mı?"

"Bilgin olsun diye söylüyorum bulmaca çözemeyecek kadar midem bulanıyor."

"Sezen teyze bilerek yapıyor. Sen ayağa kalkana kadar bu oyunda senin de parmağın var sanıyordum ama fazla fevriydin. Ya canımı yakmaktan vazgeçmiştin ya da senin dahi haberin yoktu. Amacını tam anlamasam da işin içinde babam varsa benim pek de hayrıma olmaz. Bu yemek, seçtiği mekân, bize karşı olan ince tutumu ve en sonunda babam çok ince bir davranış değil mi? Eve gidelim hadi."

Doğru söylüyordu. Annem bana göz dağı vermek için gelmişti. Geri çekilmem için düzenlenmiş bir yemekti. Yağmur da anlamıştı anlamıştı da benim bir hedef olduğumu fark edememişti. Oyun ona değil ayağının tozuyla gelen kız arkadaşına kurulmuştu.

"Hayır gitmek istemiyorum. Eğer canı oyun oynamak istiyorsa bizde en iyi bildiğimiz şeyi yapıp istedikleri gibi oyun oynayalım ama senin tarzında."

Yağmur'un kafası karışmış görünüyordu.
"Kuralları senin bozduğun bir oyunda oynamak ilk defa eğlenceli olabilir."

Yağmur bana dönüp yeşillerini karartı, dudaklarının kuruluğunu gidermek için hafifçe ıslattı. Kafasındaki tilkiler eski oyunun kurallarını ona fısıldıyordu.
"Unutma Gece, biz ailenin istenmeyen çocuklarıyız ve bu hep böyle oldu sadece bir gece yaramazlıklarıma ortak olacaksın Ümitlenme diye uyarıyorum."

Gözlerimi devirip kafamı hevesle salladım. İçimdeki çocuksu heyecanı durdurmak istemiyordum. Annem kontrollü korumacı ve aynı zamanda stratejik bir kadındı. Bu gece benim için oyundan çok savaştı.
"Bana güveniyor musun?"

Ona güvenmek mi? Sana öyle bir güveniyorum ki iplerin ucunda yürüyorum. Sana öyle bir güveniyorum ki hançer dolu sırtımı dönüyorum. Sana öyle bir güveniyorum ki Yağmur, savaşa silahım boş gidiyorum. Sorusuna cevap vermeden önce elimi uzattım ve içeri birlikte girdik. İlk girişimizden farklı olarak bu sefer çift gibiydik. Gerçek bir çift gibi. Yağmur elini belime atmış beni nazikce yönlendirdi. Garsonlardan birine boş şişeyi verip masamıza tatlı getirmelerini rica etti. Ne olduğunun bir önemi yoktu.

Masaya yaklaştığımızda gözler direkt Yağmur'un eline kitlendi. Bülent amca sinirlendiğini saklayamasa da annem bunu ustalıkla yapıyordu. Yağmur sandalyemi çekip oturmamı bekledi ve yanıma oturdu. Sandelyesini bana daha çok yaklaştırdı annem bu oyunumuza küçümseyerek baktı.
"Kusura bakmayın biraz geciktik neler kaçırdık?"

"Henüz bir şey kaçırmadınız oğlum. Bizde kalkmayı düşünüyorduk malum yaşlılık kafam kuru gürültü kaldıramıyor."

"Henüz gitmek için erken babacığım.
Geceyle size bir haber vermek istiyoruz tatlı söyledik."

Bülent amca konuşmadan önce annem araya girdi. Her zaman keyifli sesinden ziyade gergindi. Başına gelecekleri bu masadaki herkes biliyordu. Midem düğümlendi. Biz bu oyunu daha önce de oynamıştık. İki fark vardı. Masadaki figüranlar eksikti ve önceki yemeğimizde hislerimiz oyun malzemesi yapamayacağımız kadar toy ve gerçekti.
Parmaklarımı ritimle masa da oynatıyorken elimi tuttu. Nasırlı eli parmaklarımı öyle sıkı sıkı tutuyordu ki kan gitmiyordu. O da benim kadar gergindi.
"Sevgili ailem biz Geceyle tekrar birlikte olmaya karar verdik."

Rahatsız edici uzun bir sessizlik oldu. Annem konuşmaya başladığında gözlerimi kırık beyaz masa örtüsünden çektim.
"Kararlarınıza elbette saygı duyuyoruz. Babanda bende sizin mutluluğunuzu isteriz Yağmur. Ama bu bana aniden alınmış çocuksu bir karar gibi geldi.
Baban son olaylardan bahsetti ve biz şu an için bu birlikteliğin sağlıklı olduğunu düşünmüyoruz. Özellikle de senin sağlığın için."

Benim aksime tüm gece sadece su içen Yağmur göz dağı vermek ister gibi masanın üzerinden yarım kalan kırmızı bardağımı alıp yavaşça büyük bir yudum aldı. Annem kesinlikle bu evcilik oyunumuza inanmıyordu, Yağmura döneli daha ne kadar olmuştu?
"Babam son yaşananlardan bahsettiyse bu aralar onunla görüşmediğimi de söylemiştir Sezen teyze. Fikirlerini kendine saklayabilir. İki yetişkin olarak bu durum kimseyi özellikle son yıllarda bir kere bile eve parayla gelmeyen kumarbaz babamı ilgilendirmez değil mi?"

Ortamdaki garip havaya daha fazla dayanamazdım. Ellerim terliyor, midem bulanıyor ve başım işte o gerçekten çatlıyordu. İçtiğim şarap tesirini gösteriyor olmalı.
"Ben zamanında hatalar yapmış olabilirim oğlum ama bana olan öfkeni bu kızdan çıkarmaya gerek yok!"

"Bu kız" tabiri oldukça sakıncalıydı ama bu kelime masadakilerin zerre umrunda değildi. Çünkü herkes biliyordu ki bu kız yeri geldiğinde canım kızım yeri geldiğinde de gelinim hitaplarını dolduruyordu. Şimdi boş bir tenekeden çıkmış gibi değersiz görülemezdi. Yağmur da bu tabirini altını çizdi.

"Bu kız dediğin Gece, ikimizin arasındaki sorunlar sadece bizi ilgilendirir. Araya girip suyu bulandırmayın. Geceyi seviyorum. Tatlı sipariş etmiştim bizsiz yemek zorunda kaldığınız için üzgünüm gitmemiz gerekiyor size afiyet olsun."

Yağmur'un elini sıkıca tutup mekandan zaferle ayrıldık. Restorandan çıkar çıkmaz vebalı ellerimi ellerinden ayırmış ve yorum yapmamıştı. Bu hareketine bozulsam da yorum yapmadım. Onun için hastalıktan ibaretmişim gibi. Taksiye bindiğimize taksiciyi umursamadan onunla konuştum.
"Yağmur?"

"Efendim Gece?"

"Birlikte miyiz yoksa dışarda bana söylediğin gibi oyun mu oynadık. Beni affettin mi Yağmur bulutum?"

Taksici beyefendi sarhoş muhabbetlerine çok sık rastladığı için beni hesaba almadı bilmediği tek şey benim asla asla sarhoş olmayacağımdı. Yağmur soruma cevap vermedi. Sadece bana baktı bu öyle bir bakıştı ki sorumdan daha fazla cevap vardı. Onun bakışlarındaki kırgınlık kalbımin etrafına saçıldı. Kanattı ve yaraladı.

Eve geldiğimizde beni yatak odasında bırakıp kendisi salona geçti. Yatmaya hazırlanırken ona seslendim. Bir cevaba ihtiyacım vardı, her şeyden önce huzurlu bir gece geçirmem için tek bir cümleye tutunmam gerekiyordu. Sabısız ve donuk bakışlarını boşluğa dikip konuştu.
"Gelebileceğin kişi değilim, düştüğünde seni kaldırmayacağım, ağladığında saçlarını okşayıp seni göğsüme yatırmayacağım, her kalbin kırıldığında artık yanında ben olmayacağım, Gece. Seni asla affetmeyeceğim."

Kelimeleri kalbimi paramparça etti. Haklı mıydı, belki evet ama bu kadar acımasız olmak zorunda değildi. Ben sadece istemiştim, sıkılmıştım, yıpranmıştım, yıkmış yakmış ve yanmıştım. Bal dudakları beni asla affetmeyeceğini söylerken karanlıkta bile parlayan gözleri tam tersini mi söylüyordu yoksa benim kuruntum muydu?
Sesim çıkmadı. Bir şeyler söylememi bekledi belki dün yaşandığı gibi bağırıp çağırmamı, eşyalarımı toplayıp gitmemi onu haksız çıkaracak bir şeyler yapmamı bekledi. Ona sırtımı dönüp gözlerimi kapatmaktan başka bir şey yapmadım. Gitmiycektim.

Tatsız uykumdan beni uyandıran çalan telefonumu aramak için elimi yatağın sağına atmamla Yağmur'un bedenine çarptım. Ne zaman yatağa yattığından çok neden burada uyumaya karar verdiğine takıldım. Kokusu burnumu, kalbimi ve ruhumu dolduracak kadar yakındı. Geldiğimden beri sakin olmayan yüzünü ilk defa bu kadar duru gördüm. Yaşlanmıştı. Hayır Yağmur gerçekten çok yıpranmıştı. Göz altları sağlıksız kilo verdiği için koyulaşmıştı. Yastığa attığı elinde yara izleri vardı. Sanki parmak üstleri çok eskiden aşınmış gibi anlamlandıramadım biraz daha yakından bakmak için eğildiğimde telefonum tekrar çaldı ve Yağmuru huzurlu olduğunu tahmin ettiğim uykusundan uyandırdı.

"Aç artık şu telefonunu..."

Huysuz, sinirli ve uykulu sesine cevap olarak sadece esnedim. Telefonum açmak istediğimde susmuş karşı tarafın sabırsızlığı bu sefer de mesajla karşılık bulmuştu. Tanımadığım numaradan gelen yer bildirimi ağrımın başımdan çok kalbime geçmesini sağladı.

Banyoya geçip daha rahat giyindim sabahın soğukluğunu kırması için Yağmur'un İzmir seyahatinde birlikte aldığımız siyah ceketini üstüme geçirdim. Mutfaktan büyük bir bardak suyu bulanan mideme gönderdim ve çantamı kontrol ettim.

Mahallenin dışında kalan küçük butik kafede elleri ceplerinde olan adamı gördüğümde yüzünde aynı tiksinç ifadeyle beni bekliyordu. Midemin bir kez daha bulandığını hissettim ama bu kez alkol yüzünden olmadığını biliyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

53okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18