3. bölüm / 5
Kaybolmuş Renkler...
Bölümler 5Şu an: ...
- 1 Küçük Kara Balık3.082 kelime
- 2 Şarafatlı Sarı4.249 kelime
- 3 ...2.471 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Kırılgan Gri Parçalar3.363 kelime
- 5 Renksiz Yara Bandı3.067 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yorulduğumu, tükendiğimi söylersem ona haksızlık ederim gibi geliyor. En büyük haksızlığı onun yaptığını biliyorum elbet. Benim için hep daha fazlasıydı. Daha inatçı, daha yaramaz daha soğuk daha sosyal ve daha cesur...
Cesareti bazen aptallıkla karıştırdığı oluyordu gözleri kapalı uçurumdan atladığını fark ettiğinde onu toparlamak için ben aşağıda beklerdim. Belki de bu huyuma güvendiği için yapardı, ona asla soramadım. Ona asla soramayacağım o kadar çok soru birikti ki. Gökyüzünün neden mavi olduğundan tut televizyonun içindeki insanlara kadar bir çok soruma cevabın vardı senin.
Büyüdükçe sorularım ve cevapların şekil değiştirdi. Benim sorularım daha uzunken senin cevapların hep kasvetli olandı.
💧💧💧
Solumda hissettiğim tanıdık boşluk gözlerimi açmama sebep olan tek nedendi. Sabah birlikte uyuduğumuzu fark edip salona geçmiş olmalıydı. İnatçı keçi.
Dün yemekte olduğumuz görüntüler kare kare zihnimde canlanınca yattığım yerden doğrulup salona baktım. Rahat kıyafetler giymesi için onu uyandırabilirdim. Tabi koltukta uyuduğunu görseydim...
Yoktu. Ben bu hissi biliyordum. Ben bu filmin sonunu izlemiştim ve bildiğimiz mutlu sonlara hiç benzemiyordu. Bedenim paniğe kapılmadan önce kendime sakin olmam gerektiğini söyledim. Sakin ol eşyaları burada çantası yok ama ekmek almaya gitmiştir. O kahvaltı yapmayı sevmez ki.
Beynim sorularını sorup ardı arkası kesilmeksizin cevaplarını yapıştırıyordu. Pencereleri açıp soğuk havanın içeri girmesini sağladım. Yerde ona aldığım ayakkabıları kaldırıp diğer eşyalarının yanına koydum ve beklemeye başladım. Tanıdık panik ve anılar zihnime ilmek ilmek dolarken kendimi sadece sakin olmayı telkin ettim. Sigarası bitmiş olmalı...
17 Ağustos 2019
Hastaneden döndüğü ölü anlardan birisi daha.
Doktorlarla konuşup beklemek dışında yaptığı pek bir şey yoktu. Eve gidecek sıcak bir duş alıp sevdiği kadınla yemek yiyeceklerdi. Salonda televizyon izler sonra da uyurlardı. Son zamanlarda çok sık yaşanan bu rutini en kısa sürede değiştirmek için bir tatil planlamayı kafasına not etti. Gece de çok yorulmuştu ve ona bunu yaşatmaya hakkı yoktu. Kafasında bunların hesabını yaparken yorgunluktan dalgın olan bünyesi salon ışığının yanmadığını geç fark etti. Her akşam Gece onun için ışığı açık bırakır yorgun olduğunda uyumaya öyle geçerdi. Bu sefer unutmuş olmalı bu yüzden evde kimsenin olmadığını fark etmedi. Bekledi, markete veya yalnız kalmamak için bazı geceler Sezen teyze de kalırdı. Duş alıp çıktığında ne kapı sesi duydu ne de anahtar. Yemek masasının üzerinde bulduğu notu gördüğünde beklemekten vazgeçti...
Aklımdaki anıyı evin herhangi bir yerinde not aramak için dağıttım. Eğer gitmişse bir kağıt veya bir işaret bırakmış olmalıydı. Dün gece ne yaşadık da gitmesine sebep oldu?
Sözlerim onun kaldırmayacağı kadar ağır değildi. Yoksa öyle miydi?
Nefesim kesiliyor evin havası uzun zamandır ilk defa dar geliyordu. Parmaklarımın uyuşmaya başlamasıyla evin metre karesinin bir alakası olmadığını fark ettim. Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk nesneleri sesli bir şekilde saymaya başladım.
Koltuk, televizyon ve beyaz masa.
Ayrılığın aşamaları olduğunu duymuştum. Maddeler halinde sıralanan uzun ve sancılı bir süreçmiş kimileri yas tutmakla eş değer olduğundan bahsetse de ben kapımın çalınacağını hep biliyordum...
Telefonumu elime alıp hala bu şehirde olmasını ilk defa çok istediğim kardeşimi arayıp, konuşmasına fırsat vermeden kelimeleri ağzına tıkadım. Fazla vaktim olmayabilirdi.
"Gece gitmiş buraya gelmen lazım Murat çabuk ol."
Gece gitmişse bile Murat'ın yapabileceği bir şey yoktu ki. Tıpkı seneler önce Sezen teyzenin elinden bir şey gelmeyeceği gibi. O gelene kadar sakinleşip düşünmem gerek. Tüm önemli eşyaları evde bu iyi bir şey çünkü pasaport, kıyafetleri ve bilgisayarını bırakıp gitmesi neredeyse imkansız. O yüzden teknik olarak terk edilmiş sayılmam öyle değil mi?
Neden gittin, ekmek alma ihtimalini eleyeli çok oldu.
Bir saat sonra Murat eve geldiğinde gözlerine korku sinmişti.
"Gece ablam geldi mi?"
"Evin içinde bir de sen ara bakalım belki sadece canı saklambaç oynamak istemiştir."
"Gece abla giderken espri yeteneğini de götürmüş anlaşılan. Beni duvarı çerçeveyi indirme ihtimaline karşı mı aradın?"
Karşıma oturmak yerine mutfağa yürüdü.
"Siz çay bahçesinde ne konuştunuz belki de o yüzden gitti."
Kahve hazırlamak için dolaba uzanan elleri dondu kaldı ardından hızlıca itiraz etti.
"Bu yüzden gittiğini sanmıyorum eğer bu konu yüzünden gitmişse üzgünüm abi ama Gece ablanın büyük bir irade sorunu var demektir."
"Murat! Bana ne konuştuğunuzu anlat."
Derin bir iç çekip kupalardan birini bana uzattı.
"Sen önce sakin ol, geçmiş hakkında konuştuk o kadar."
Gözlerini kaçırdığında daha fazlası olduğunu hissediyordum.
"Birde şey demiş olabilirim tam hatırlamıyorum."
"Ne dedin?"
"Onun seni farklı bir heyecan için terk ettiğini söyledim."
Koltuk, televizyon beyaz masa mıydı? Sinirden evdeki eşyalar yerine Murat'ın bedeninde açacağım morlukları sayacaktım.
"Bana beni öldürecek gibi bakmayı keser misin?"
"Geceyle aramızda ne geçerse geçsin buna müdahale edemezsin. Sadece senin için demiyorum. Evet onunla ilişkimiz çok karmaşık uzun ve yorucuydu ama bitti. Geceyle ortak bir yola girmeden öncesinde tanışıyorduk o benim çocukluğum o yüzden hayatımdan tamamen çıkarmam ilkokuldaki yaramaz bana haksızlık olur anladın mı?"
Derin ve uzun bir bakıştan sonra pes etti.
"Aferin şimdi benimle beklemek zorundasın uslu uslu kahveni iç ve bana sıkıcı okulundan bahset. Kafamı dağıtmam gerekiyor."
Yıllardır bu anı beklemiş gibi susmadı. Gibi kelimesi fazlaydı. Yıllardır kapımı aileme kapatmıştım. İlk açtığım fırsatın şu an olması ise tam bir trajikomikti.
"Ne zamandır yok?"
Murat'ın okul anıları bitmiş olmalıydı. Saate bakıp ne zaman uyandığımı düşündüm.
"Bilmem ben uyandığımda gitmişti. Dört saat uzun bir zaman dilimi mi?"
"Ne için beklediğine göre değişir. Gece abla gelince kavga mı edersiniz?"
Düşündüm. Ciddi bir şekilde eğer gelirse ne tepki vereceğimi düşündüm. Bu sefer camda bekleme sırası Murat'a geçmişti.
"Sence Sezen teyzeyi aramalı mıyız?"
"Bilmiyorum, kızını kaybettiğini mi söylersin yoksa terk edildiğini mi, hem de ikinci kez."
Günlük olaylardan sohbet edermiş gibi garip bir havanın içerisine çekilmiştik.
"Dün akşam yemeğe çıktık."
"Nasıl yemeğe çıkabilirsiniz, medeni normal çiftler gibi mi?"
"Abartma o kadar da kötü değiliz. Yani değildik. Sezen teyze davet etti Gece'nin burada olduğunu öğrenmiş veya biliyordu. Asıl bombayı söylüyorum. Babamda oradaydı."
"Bu yüzden mi gitti sence, ne söyledin?"
"Geceyle geldiği günden beri normal bir şekilde konuşmuyoruz Murat. Yemekte birlikte olduğumuzu söyledim. Bu kadar öfkeleneceğini biliyordum ama gideceğini tahmin etmedim."
"Ne olacak peki, birlikte değilsiniz. Sürekli tartışıyorsunuz, kız gidince de tahmin edemedim diyorsun Aklını ve duygularını tart ve söyle ona."
"Onunla birlikte olmak geçmişi yaşamak demek. O geri geldi ama onunla birlikte gidenler geri dönmedi. Ben bu eksiklikle baş edemiyorum..."
Abartılı cümlelerime gözlerini devirdi.
"Gitti de ne oldu kız kendi düzenini kurmuş, sense onun bıraktığı halinden daha betersin Gece ablanın suçu olsa bile ilişki dediğin iki kişiliktir abi ya tüm suçu ona atıp öfke nöbetleri geçiriyorsun ya da kendini suçlayıp derbeder oluyorsun bence şu an gitmesi bir ortan olmadığı için..."
Daha düne kadar Yağmur abi diyemeyen adımı yazmayı bırak ilkokulu işkenceyle bitiren kardeşim büyümüşte bana akıl verir olmuştu. Tüm bedenimi stres ve korku kaplamıyor olsaydı bu küçülmüşte büyümüş hallerine kahkahalarla gülebilirdim. Murat panikle kendini camdan aşağı sallandırmasaydı beklememek için uyurdum.
"Yanlış görmüyorsam şu gelen torbacı Gece abla."
"Nerede?"
Pencereye koşup Murat'ı kenara ittim. Siyah kapşonlu bir beden savsak adımlarla apartman dairesine girmek üzereydi. Murat çoktan merdivenlerden sekmeye başlamıştı. Sesi apartmanın içinde yankılanıyordu.
"Gece Abla!
Allah'ım şükürler olsun. Başına bir şey geldi sandık. Ne oldu sana, neden ağlıyorsun?"
Gece salona kadar Murat'ın kolları arasında yürüdü. Hastalıklı beynim yüzüme bakmamak için ayrı bir çaba sarf ettiğini düşündü.
Bazı anlarda ona olan nefretimin önüne geçen şeyler vardı. Gülümsemesi, sinirlendiğinde bana meydan okuyan gözleri şimdi de ağlamaktan ve soğuktan tir tir titreyen bedeni...
Murat'ı kenara itip ne olduğunu sormayı o kadar çok istedim ki.
Vücudum ihanet etse aklım mıh gibi yere çivilendi.
"Neredeydin?"
"Sizi endişelendirdiğim için üzgünüm, Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı."
"Bundan sonra evden sessizce sıvışmak yerine beni uyandırıp haber verebilirsin. Ya da aklını kullanıp bir kâğıda not yazabilirsin. Çok kullandığın bir yöntem aslında neden aklına gelmedi ki."
İşte beklediğim hareket ağlamasına rağmen kırmızı burnunu havaya kaldırdı ağzını açıp cevap verecekken Murat kahve bardağını gözünün önüne getirip Bana uyarıcı bir bakış attı.
"Yani sadece not bırakman yeterli demek istedim."
Huysuz halim hala yerinde olmasına rağmen üslubumu yumuşattım.
"Bir daha ki sefere aklımda tutarım, biraz uyusam iyi olur. Akıl vermek yerine odanın kapısını yaptır."
İçeri girerken arkasından gülümsediğimi görseydi bir şeylerin değiştiğini fark ederdi. Murat bana da bir bardak verdiğinde karşıma oturdu.
"Sende evine git artık yorulmadın mı?"
"Bugün kalsam iyi olur. Sizin başınızda bir büyük olmayınca kavga ediyorsunuz."
"Burada kalacaksan dışardan yemek söyle hepimize dolap bomboş."
Murat'ı orda bırakıp Geceye bakmaya yatak odasına ilerledim. Burada kalmak istiyorsa koltukta gönül rahatlığı ile uyuyabilirdi.
"Büyüdükçe huylarımızı ödünç almışız."
"Ne diyeceksen çabuk söyle Yağmur uyumak istiyorum."
"Yaramazlıklarını diyorum. Benim rollerimi çalıyorsun ve bu senin gibi hissetmeme sebep oluyor."
Ağlamaya devam ettiğini karanlıkta bile fark edebilirdim. Gözleri sokak lambasının altında ışıl ışıldı.
"Benim gibi hissetmekte ne var uslu bir çocuk olmaktan neden bu kadar korkuyorsun?"
Uslu bir çocuk olursam bir bok yaşayamazdım. Annemin kulaklarımı çekmesine ihtiyacım vardı ve bu bilgiyi ona söylemek için henüz çok çok erkendi. Kahverengi gözleri dramatik bir hikaye dinlemesi için fazla hüzünlü bakıyordu.
"Bugün gitmenin sebebi yemekte birlikte olduğumuzu söylemem miydi, bu seni rahatsız mı etti?"
Şaşırmıştı. Yüzüme gözlerimin içine baktı ve özür diledi. Neden sesli dilemediğini merak ettim.
"Hayır, akşam çok eğlendim. Annemin surat ifadesi, sarhoş olmam ve sürekli hesap ödetmem aslında bakarsan en iyi aile yemeğimiz diyebilirim. Gerçi bazı yerler silik ve baş ağrılı ama hatırladıklarım zevkliydi."
Duygularımı ona karşı ifade edersem geriden geldiğim bir oyunda hükmen mağlup edilecektim.
" Seni eğlendirdiğimize sevindik(!). Karnın aç mı Murat yemek söyledi o gelene kadar uyuyabilirsin."
"Gözlerin ateş gibi yanarken öfken hala yeşilken kelimelerin neden bu kadar sakin anlamadım ama bana acımana gerek yok Yağmur."
Yaklaştım. Aramızdaki mesafeyi aşalı çok olmuşken bir nefeslik alan bıraktım. Gözleri gözlerimde gezindi. Kaç ceset saydı bilmem ama hazırlandı.
"Sana acımıyorum neden biliyor musun çünkü kendinden başkasını yakamıyorsun. Ateş bile olmayı beceremiyorsun."
Üstümdeki pijamaları çıkarıp bir kazak arayışına girdim. Telefonum çaldığında açmadan hazırlanmaya devam ettim.
"Nereye gidiyorsun?"
"Çalışmaya. İnsanların para kazanması faturalar ve yetişkin işleri ile ilgilenmesi gerekiyor sen anlamazsın."
"Bende Yağmur nereye gitti diyordum. İşte tam karşımdaymış."
Sabrımı sınıyordu. Bunu bilerek mi yapıyor tam anlayamasam da oyununa gelmeyecek kadar onu tanıyorum. Son söylediklerine cevap vermeden kapıya doğru yürüdüm. Murat gelen yemekleri masaya almış bizim salona kadar gelen tartışmamızın bitmesini bekliyordu. Galiba bu kapıyı yaptırma zamanım gelmişti. Aşağı indiğimde arabanın kapısına yaslanmış söyleniyordu.
"Ağaç olduk be kardeşim ne bitmek bilmez hazırlıkmış gören de damat sanacak."
"Geldik işte biraz beklediniz diye incileriniz dökülmez. Gidelim artık Alper Hades'e varmıştır, bekletmeyelim."
Hades...
Benim cehennemim de cennetim de yasaklı meyvem de burasıdır. Her ne kadar gece eğlenmekten öteye gidemeyen zengin müşterilerin mekanı gibi görünse de yaşananlardan sonra kurtulma biletim burasıdır. Gece beni terk ettikten uzun bir süre sonra onun yaptığı gibi onun haberi olmadan onu terk etmek istedim.
Sandım ki salıncak kurduğumuz, sıra sıra sallandığımız zamanla isimlerimizi kazıdığımız büyük Dut ağacını terk edersem onu da bırakmış olurum. Yanıldığımı sanmıyordum. O kapıma gelene kadar gayet de başarmıştım.
Büyük Neon tabelanın önünde durduğumuz da Alper'i bulup haber vermek için can atıyordum. Sonra sahneye gözüm takıldı, çocuklar sahneyi ayarlayıp prova yapmak istediler. Mekanda çaldıkları her notayı Geceye armağan ettiğimi bilmiyorlardı. Sahnenin uzağına konumlanmış bar kısmında oturan çiftlere baktım. Silmem gereken masada sızdığımı ve ayılırken onu düşlediğimi bilmiyorlardı. Sabaha karşı mesai bitiminde sızan insanları tuvaletlerden toplarken onlardan pek bir farkım olmadığını nerden bileceklerdi.
Gözüm onu aradığında bar kısmında bulamadım. Sahneye döndüğümde gitarını akort ettiğini gördüm, beni fark ettiğinde bir anormallik olduğunu suratımdan anladı ve elindeki gitarı yanındaki Görkeme uzattı. Akorunu yarıda bırakan Görkem acele etmesi için Alper'i uyardı.
"Hayrola bir garipsin bugün."
"Seninle konuşmam gerekiyor ama ne tepki vereceğini kestiremiyorum."
Gözleri temkinli bir hal aldı. Aklındaki cümleleri kuramadan onun sözünü kestim.
"Düşündüğün gibi değil. Gece geri geldi."
"Geldiyse Hayırlı olsun zaten istediğin bu değil miydi?"
Alper beni bu şehre yerleştirip götümü başımı dağıtmama izin vermedi. Yaşadıklarım yüzünden acımayıp insan yerine koyan tek kişiydi. Diğerleri büyük bir sorunum olduğunu bilse de onlara yansıtmamak benim için daha kolaydı.
"Birazcık sadece yarım saat ciddi olsan ölmezsin."
"Biliyorsun sadece sana özel."
Evet. Bilmez miydim.
"Bak ben ne yapacağımı bilmiyorum. Onun gelmesini çok istiyordum. O gelince neler olacağını çok düşündüm ve hepsi mutlu sonla biten finallerdi ama..."
"Bu bir masal değilmiş onu fark ettin."
Derin bir nefes verdim.
"Aynen öyle. Neden gittiğini neden seneler sonra geri döndüğünü hiçbirini cevaplamadan öylece yanımda duruyor. Bana geçmişim gibi bakıyor Alper."
Alper barın arkasından bana Carlsberg kendine de Bud's çıkarıyor. Onun birasını gördüğümde yüzümü buruştursam da artık bu saçma tepkime eskisi gibi takılmıyor. Bu durumu bile Geceye bağlayıp suçlayabilirim. Çünkü değişeceğim, belki kalbim hala yas tutacak ama yüzüm gülmeye başlayacak en önemlisi iki kişi mi yaşamaya devam edeceğim o da bunu isteyecek mi?
"Sen daha iki gün önce burada tam oturduğum yerde yine ağlamadın mı?"
"Bunu nerden uyduruyorsun, onun için ağlamayalı seneler geçti. Ben kaderime ağlarım, anama ağlarım, burada geçirdiğim zamana ağlarım hatta seninle nasıl dost olduk ona bile ağlarım da Geceye artık göz yaşım kalmadı. Bitti o defter çocukluktu."
Betimlemeye bile tenezzül etmediğim çocuksu bir el hareketi ile hislerini(!) dile getirdi.
"Sen böyle kendini kandırmaya devam et. Bir gün bir bakacaksın bahanelerin tükenmiş, bu huysuz ifaden bile yitip gitmiş."
İçtiğim Carlsberg ağzımda kötü bir tat bırakıp cevaplarımı zehirliyor.
Herkesi kandırabilirdim. Onlara yalanlar veya duymak istediklerini söyleyip avutabilirdim ama kendime söyleyebileceğim yalanlarım sınırlı gerçeklerim ise acıtırdı.
"Teslim olmamı istiyorsun?"
"Hayır Mecnun! İplerini bırak tamamen kontrol onda olsun demiyorum aşk böyle bir duygu değil. Biraz o fedakarlık yapacak biraz da sen, bağırıp çağırmadan konuşmaya çalış bakalım nedenlerini sıralasın."
Telefonumu elime aldığımda acele tepkime gülmekle yetindi. Murat'a kısaca sabaha istediklerimi sıralamak için mesaj attım. Sakince konuşmak zor olamazdı.
"Belki buraya birlikte geliriz. Sizinle tanıştırmak için bile olabilir."
"Arayı seninle düzeltmek istiyor bizimle değil. Bizimle tanışırsa topuklarını vura vura geri kaçar."
Hades'in ilerleyen saatlerinde Alper akıl vermeyi bırakıp işine döndü bende işten izin almak zorunda kaldığım zamanı telafi etmeye daha fazla çalıştım.
İş çıkışlarım bir hafta öncesine kadar solgun geçerdi. Nefret ettiğim karanlığıma kucak açtığımı fark etselerdi ne tepki verirlerdi acaba. Çok büyük laflar etmemem gerektiğini bu ışıksız yollarda öğrenmiştim. Evde beni bekleyen birinin varlığı çok başka bir histi. Her ne kadar doğru düzgün konuşmamış olsak da evimde ses olmasını özlemiştim. Kediyi de o yüzden evime almamış mıydım? Mesele asla affedip kabullenmek olmadı. Ben onu affederdim. Nedenlere ihtiyacım vardı, mantıklı veya mantıksız herhangi bir açıklamaya hakkım vardı. Güzel sözlere veya bakışlarına değil sadece mantığıma hitap etmesi yeterliydi. Ne zaman onun hakkında düşünsem neden gelmiş olabileceğinden çok neden gitti sorusu canlanıyor zihnimde. Basit ve sahte sözlerden yeterince nasibini almış bana yalanlar söylemek çok basitti. Bir bakışıyla tek bir sözüyle öyle güzel ikna eder ki kapıyı ona ellerimle ben açabilirdim ama hayır, bunu yapmak yerine gözlerimin içine bakarak akşam ne yiyeceğimi sormuştu beni masa da buz gibi yemeğimle, kahkahalarla geçirdiğimiz yemek masamıza zehirli notu bırakıp gitmişti. Bu düşüncelerle girdiğim eve uyumak ve yarına bulanık zihnimi hazırlamak için Alper ile konuşmalarımı tekrarladım. Gece'nin uyuduğuna emin olduktan sonra kısa bir duş için banyoya ilerledim. Havluların yanına asılmış çantasının ıslanmasını önlemek için aldığımda beynimde bir düğüm oluştu. Boğazımdan yükselen kelimeleri kusmamak için kendimi tuttum. Mışıl mışıl uyuyan Geceyi apar topar uyandırıp neler olduğunu sorma iç güldümle savaştım.
Ayrılığın aşamaları olduğunu duymuştum. Maddeler halinde sıralanan uzun ve sancılı bir süreçmiş kimileri yas tutmakla eş değer olduğundan bahsetse de ben kapımın çalınacağını biliyordum. Tıpkı yine terk edileceğimi bildiğim gibi. Bu his tıpkı bir romatizma gibiydi. Bedenimde ara sıra nüks eden bir panik ataktan tek farkı geçmeyeceğini bilmemdi galiba. Elimi yüzüme soğuk su çarpıp girdiğim kapıdan hiç geçmemişim gibi sessizce Hades'e asıl evime geri yürüdüm.
Bölüm etkileşimi
