Kaybolmuş Renkler kitap kapağı

5. bölüm / 6

Kaybolmuş Renkler

Renksiz Yara Bandı

Vaveyla Yazarı: Ağlak Kuzucuk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Renksiz Yara Bandı

Savaşlar ve kavgalar başlayınca eski güzel anılar imkânsız gibi gelir insanın gözüne, gidişler ve terk edişler olunca kavuşmalar da sonsuz gibi gelir. Böyle hissediyordum. Gözlerinde gördüğüm duygularla böyle düşündüğünü biliyordum. Bitmiş bir ilişkiyi geri yaşayamazsın ki toparlamaya çalıştıkça hatalar mutlaka karşına çıkar. Ben kıvılcımdım. Önemsemeyen küçük bir kıvılcım...

O beni sevgisiyle, kiniyle, affedişleriyle, terk edişleriyle besledi, besledi ve besledi. Yanacağımızı bile bile yola çıkmış bir kıvılcımdım ben. Şimdi ise yakmaya belki de terk etmeye hazırlanıyorum.

💧💧💧

Onu bekliyorum.
Her zaman bekleyen ben mi olacağım bilmiyorum ama alıştım galiba. Eninde sonunda geliyor mu, geliyor gerisinin beni ilgilendirmemesi gerekiyor en azından kendime telkin ettiğim cümleler bu yönde. Murat iki dakika önce birbirimize teslim olacağımızı bilmese de gerginliğimin farkında ağzında arkadaşlarına dair bir şeyler geveleyip dışarı çıkıyor.
Bense onun içeri gelmesini bekliyorum. Ne kadar garip değil mi, az önce bedeni sevgiden tir tir titrerken gözlerimin içine bakmaya cesareti varken şimdi bir ceylan kadar ürkek ama Gece böyledir. Yanan gözlerimi odaya çeviriyorum karanlıkta onu göremesem de varlığı kalbimde bir yara öylece hissediyorum. Gelmesini ve kelimelerini bekliyorum öyle de yapıyor.
Rahatsız etmek istemediği birileri varmış gibi parmak uçlarında salona geliyor. Kalbimin tam karşısına oturduğunu bilmeden cümlelerimi bekliyor oysa ben onun gibi beylik laflar etmeyi beceremem.
Gidecek miydin diye sorsam o da bana evet dese ne yapabilirdim?
Kalması için cümleler düzemezdim. Belki eskisi gibi canım yanmazdı. Varlığına yeni yeni alışmaya başlarken yokluğunla terbiye olmaya bu sefer dayanamazdım.
Gözlerim yanıyor. Cümle kurmamı bekliyor, eninde sonunda birimizin konuşması gerekiyor, Gece bu yönde bir adımda bulunmuyor, aranızdaki ince teli kesmem için beni görevlendirdi ve kurban rolüne hazır bir şekilde ağlamak için bekliyor. Siz bilmezsiniz belki ama Gece ağlamayı çok sever bunun için hazırlanıyor.
"O bilet buraya gelmeden alınmıştı, kafanda neler kurduğunu tahmin edebiliyorum Yağmur bunlar çok yersiz..."

"Belki sen farkında bile değilsin ama o bavul geldiğin günden beri öylece orada yerleştirilmeyi bekliyor. Sen farkında bile değilsin ama ayakların geri geri gitmeyi bekliyor. Sen neden bunların farkında değilsin bilmiyorum Gece ama buraya yerleşmek için bir adımda bulunmuyorsun..."

Burnunu çekti.
"İstiyor musun?"

İstiyor muyum?
Burada benimle yaşamasını, benimle uyuyup uyanmasını, sabahları kahvaltı için kavga etmemizi, onu arkadaşlarımla tanıştırmayı, tek kişilik hayatıma fazla gelen geçmişimi yanımda istiyor muyum?
"Bu kadar sustuğuna göre ben cevabımı aldım."

"Sen cevap falan almadın, sen bana sormadan bazı kararlar almışsın ama cevap almadın."

Ayağa kalkıp karşımda dikildi. Tüm geçmişim tek bir kadından ibaretse onu tekrar ister miyim?
"Burada seninle sorgusuz sualsiz kalmama izin verir misin?"

Türkçe metni şuydu. 'Gidip gelmemin bir sebebi var ama seni ilgilendirmiyor. Hasta kafanda istediğini kurabilirsin, her hareketimden bir sonuç çıkarabilirsin ben kafese kapatabileceğin bir kuş değilim bir sabah kalktığında yanında olmazsam beni suçlayamazsın. Hepsine rağmen koluna girip mutlu pozlar verebiliriz çünkü seninle mutsuzluğu da yaşadım, alışkınım.' tüm bunlara rağmen beni kabul eder misin?

Bilmiyorum. Düz adamım ben sorular cevaplamayı sevmem, ortada bir sorun varsa bana bulaşana kadar müdahale etmem. Düz adamım ben kelimelerle aram yok onu en iyi sen yaparsın ben sadece hissedebilirim. Sorusunu cevaplama gereği duymadım, yatak odasına geçip temiz pike ve yastık çıkardım bir süre bu odayı kullanmak istemiyordum.
"Uykun gelirse yatak odasına geçersin, acıkırsan dün yemediğin pideler duruyor. Bir şey olursa beni veya Murat'ı arayabilirsin telefonum numaram değişmedi."

"Tamam."

Buna alışık değildim. Bana itiraz etmesini, inatlaşmasını, öfkeden kızarmasına, pat pat cevaplar vermesine alışkınım. Onunla oyun oynamak istiyordum, bunun için geç mi kalmıştık?
Alarmı kurup koltukta uyuya kalmaya çalıştım. Uykuyu pek sevmezdim, bu dünyadan kopmamı engellemiyordu aksine rüyalarımdan kaçmak için ayık kalmam gerekiyordu. Onun varlığı bu kadar belirginken zihnimde az önce yaşanacak ihtimaller peş peşe canlanıyordu. Sinirle yerimden kalktığımda hala inatla yatak odasında uyumayıp koltukta sıkışan bedeni irkildi ve gözlerini kapattı. Sinirli olmasaydım bu çocuksu hareketine gülebilirdim.
Duş aldıktan sonra hazırlandım. Evden çıkmaya hazırlanırken kedinin mamasını ve suyunu ekledim. Dışarı çıkmak üzereyken Alper'den gelen mesajla mutfağa yöneldim. Mekan açılışı için geleceğini bu yüzden acele etmemem gerektiğini söylüyordu. Dolaptaki pideyi ısıtıp üç bardak çıkardım.
"Bende seninle gelebilir miyim?"
"Hayır."
Kabahat işlemiş gibi sustu. Sakin ol Yağmur. Öfkenin kaynağı o değil. Gece küçük küçük küçük adımlarla alışık olmadığı kediye yaklaştı. Kedi önce onu kokladı. İkisi de yeniden tanışıyormuş gibi temkinliydi.
"Evde kalınca çok sıkılıyorum hem çalıştığın yeri merak ediyorum."

Tezgaha yaslanıp ellerimi kotun küçük ceplerine sıkıştırdım. Hades ona göre değildi. Bende artık ona göre değildim. Hades tepeden tırnağa kadar boka batmamın, kötü biri olduğumu fısıldayan yegane mabetti. Gece ise bunların gerisinde tutmam gereken kişiydi.
"Seninle konuşuyorum diye tüm yaşadıklarımı unuttuğumu düşünüyorsan bu fikri buhar etmem saniyeler alır biliyorsun."

"Onu saatler önce kanıtladın canım. İstersen bir tur daha üzerinden geçelim kırıldığıma inanmamış gibi bir halin var."
Gülümsedim. Dudaklarım kurumuş olmalı, zil çaldı. Onu Geceyle baş başa bırakıp kapıyı açmaya koyuldum. Eve bu aralar o kadar davetsiz misafir(!) geliyordu ki kedi de bu durumdan şikayetçi olduğunu belli ederek tüylerini kabarttı.
Kapıda suratsız bir Alper'i beklerken Şansı içeri aldım.
"Hoş geldiniz paşam, siz bu evin yolunu bilir miydiniz?"

"Ulan ben senin gibi sabaha kadar içip zom olmuyorum, Sanatçı adamım ben prensiplerim var."

"Etik ahlaktan bahsedecek en son insan sensin. Geç hadi içeri de bende hazırlanırım."

Şansı içeri alıp Geceyle tanıştırmayı düşündüm. Bu düşüncem eyleme geçmeden Şans yanımda belirdi.
"İçerde biri var."

"Evet?"

"Burnuma kötü kokular geliyor ve ilk defa bu evden kaynaklı değil."

Şansı kafasındaki garip düşünceleri ile baş başa bıraktım. Gözlerini kısıp bakışlarını Geceye dikti. Onun bu hareketinin düşündüğüne dair bir işaret olmasını dilerdim ama onu tanıyordum. Dikkat eksikliği vardı ve kafası bizden hep biraz farklı çalışırdı.

Gece ise ondan bir haber Şansa gülümseyip elini uzattı.
"Merhaba, sen Yağmur'un bahsettiği arkadaşlarından olmalısın ben Gece."

Ona kimseden bahsetmemiştim. Tanıdığım insanları, arkadaşlarımı, kendi hariç yabancılarımı bile tanımıyordu. Gece de beni rahatsız eden buydu. O benim nefret ettiğim geçmişimden geriye kalan tek mirastı. Ne küçük kardeşim Murat ne de nefret ettiğim babam. Hepsini yerin metrelerce altına gömdüm. Üzerini tahtalarla örttüm. Ölülerim nefes alamaz, dışarı çıkamaz en önemlisi canımı yakamazdı. Sınırlarını, ölçülerini bilirlerdi. Gece ise başkaydı işte. Onu asla kefeye koyamamış terk ettiğini bilsem bile tamamen öldüremiştim. Hayalet veya araf bilemem ama sınırıma hep bir adım kala dururdu.
Nerde ne söyleyeceğini hesap edemediği gibi çenesini de tutamazdı. Kendi Hades'e gelmeyi istiyordu. Tanıdığını sandığı adamı, kafasındaki Yağmuru kafesinde görmeyi istiyordu. Yanıldığını görmeyi ilk defa istemiyordum. Bu yüzden Şansın cevap vermesini beklemeden daha başlamayan sohbetlerini böldüm. Hadeste zaten tanışacaklardı.

"Gelmeyi çok istiyorsan on dakikan var. Süren şimdiden başladı, hızlı olmazsan seni almadan giderim."

Gece oturduğu koltuktan yay gibi fırlayıp odama geçti. Bavulunu açtığını ve içinden kıyafetlerini ayırdığını görebiliyorduk. Bavulunu dandik dolabıma yerleştirseydi bu kadar oyalanmasına gerek kalmazdı. Küçük bir kafa hareketiyle Şansın kapının dışına çıkmasını istedim. Gece süresinin tükeneceğini düşündüğü için banyoya gitmekle ugrasmayacaktı ve benim odamın kapısı hala yoktu.
Dış kapıyı kapatmadan merdivenlere ilerledik. Kapıyı aralık bırakmayı unutmadım.
"Kim o kadın?"

"Tanıştınız ya işte. Gece ve Şans tanıştığınıza memnun olmadın mı, Bunca sene başımın etini yediniz birini bul diye beğenmedin mi 'cici yengeni?"

"Yağmur bunu söyleyeceğim aklımın ucundan geçmezdi ama şakanın sırası değil dostum. Bak başka bir boka düştüysen yardımcı oluruz."

Kafasındaki kurduğu yersiz endişesinde haklıydı. Haklıydı da öznesi yanlıştı. Bunu onlara ben vermiş, aksini düşünmelerini istememiştim.
"Öyle düşündüğün gibi değil Şans, Hades'e gidelim. Bir şeyler içer konuşuruz şimdi değil."

Topuk sesleri kirli parkelerimi dövdü. İkimizde sesleri duyunca açılan kapıya döndük. Refleks olarak saatime baktım ama kaç dakika da hazırlandığını bilmiyordum. Yenilme ihtimaline karşı o da saatime bakmaya çalıştı bunu engelleyince konuştu.
"Kapıyı kapalı görünce gittiniz sandım."

"Biraz daha oyalanırsan giderim."

Her zaman atışmak için söylediği keskin cümlelerini bugün duymamayı seçip onu beklemeden ilerledim, beni takip ettiğini biliyordum. Şansın yanına oturmak yerine arkaya ona yakın oturdum. Bana baksa bile cümle kurmadı.
Yuvama vardığımızda içimdeki sıkıntı kendini kızgın bir köze bıraktı, Sonuçta burası Hadesti. Kırmızı neon tabelanın altında ilk halinden eser kalmayan silik küçük Latince söze baktım. O söze ihtiyacım varmış gibi hissettim.

"Lasciate ogni speranza voi ch'entrate"

Bu kapıdan her içeri girdiğimde bu söz beynimde yankılanır, dilim döndüğü kadar içimden tekrar ederdim. Bana göre Hades bu şekilde açılıyordu. Artık kimsenin fark etmediği bu söz herkesin mutlak gerçeğiydi. Kırk haramiler açıl susam açıl demişti ve olmuştu. Ben bu sözü içimden tekrar etmeyi bıraksam yuvam beni içeri almaya devam eder miydi?
Hikayesini Alperden öğrendiğim bu cümlenin, nerden doğduğunu da merak etmiş zamanında araştırmıştım. Bu yazıyı Gece fark etse Dante'nin şair kimliğinden tutun da siyasi bir figür olmasına kadar hepsini size anlatırdı. Benimse ilgilendiğim tek nokta cehennemin kapısına yazdığı bu cümleydi işte.

Lasciate ogni speranza voi ch'entrate;
İçeriye giren sizler, tüm umutlarınızı bırakın. Ancak bir hiç buraya girebilir, yani ben. Kapıda bekleyen güvenlik şeflerine selam verip giriş kapısından yerin altına doğru inen koridora yürüdük. Adının hakkını veren Tanrı Hades'e layık bir mekandı burası, koyu kırmızı ve siyahın hakim olduğu locaları, ışıklandırmaları vardı. Sahne karşısında rahatlıkla fark edilen barda çalışan Şahine selam verip kulise doğru Şansı takip ettim. Henüz açılış saati olmadığı için içerisi fazla tenha görünüyordu. Bu zamana kadar cümle kurmadığına şaşırdığım Gece sadece adımlarını adımlarıma uydurmakla yetinmişti.
Küçük bir giyinme odasından hallice olan kulisleri her zaman ki gibi fazla havasız ve basıktı. Normalde beni gördüklerinde duraklamaz enstrümanlarını sahne için ayarlamaya devam ederlerdi ama bugün pek normal bir gün değildi. Tüm gözler yanımda getirdiğim Gece'ye döndü. Şansla gelmiş, ona durumu açıklamış olmama rağmen onunda diğerlerinden pek farkı yoktu. Kimse konuşmayınca gözlerim Alpere döndü. Sonuçta Gece'nin varlığını bilen tek kişi oydu fakat onun da bakışlarında ki keskinlik huzursuz hissetmeme sebep oldu.
"Sizi eski bir arkadaşım ile tanıştırmak istedim."

Kimseden ses çıkmadı. Görkem şaşkın bakışlarını Gece ve benim aramda sıkı tutuyor, zihninde karısına bu durumu açıklayıp partner adaylarını eliyor olmalıydı.
"Nasıl bir eski arkadaş?"

"Sen ve Sevgi gibi eski bir arkadaş."

Görkem karısının adını duyduğunda açılan gözlerini kıstı. Bir an önce işimin başına dönmek istiyordum ama dostlarıma bir açıklama yapmazsam sorularından kurtulamazdım.
"Yani sen evli misin, Yağmur evliymiş."
"Gevezelik etmeyi bırakın da sahneyi hazırlamaya başlayın daha çok işimiz var. Yağmur sana da kolay gelsin kardeşim işin çok zor görünüyor. "
O zamana kadar aramızdaki saçma diyologu dinleyip karışmayan Gece bir adım öne çıktı.
"Yağmur'un işi neden zor?"

"Terk edip giden bir daha gidebilir, onu hep ikilemde bırakacaksın. Belki öyle bir düşüncen yoktur ama önüne daha iyi bir fırsat geçtiğinde bavulunu toplaman kaç saniyeyi alır üç mü yoksa beş mi?"

İçtiğim, sarhoş olup bu adamın yanında ağzımı açtığım her geceye lanet olsun. Bu cümleden sonra ona döndüm. Dudakları açık kalmıştı ama saniyeler sonra sımsıkı kapanıp hakkını arayacaktı. Gözleri dolmuştu ama burda ağlamayıp içine atacaktı. Parmaklarını öyle güçlü sıkıyordu ki Alperi öldürmek istediğinden emindim. Bu saçma duruma müdahale etmek istemedim. Alpere cevabını verip susturabilirdim, ondan hesap sorabilir Gece hakkında bu şekilde konuşmasını istemeyebilirdim. Hatta özür dilemesini söyleyebilirdim. Yapmadım çünkü bu sorunun cevabını bende deli gibi merak ediyordum. Görkem ve Şans sohbetin renginin değiştiğini fark edince müzik aletlerini ve ses sistemini alıp Alper'in işaretini beklediler.

"İlişkim hakkında bu kadar detayı bilmeni anlıyorum tabi Yağmur'un dostusundur ama beni tanımıyorsun. Onu isteyerek terk etseydim şimdi onun yanında olmazdım. Sana neden açıklama yapıyorum onu da anlamış değilim bir daha benimle bu şekilde konuşursan bu kadar açıklayıcı(!) olmam."

Gecenin omzundan tutup kendime çevirene kadar kimse konuşmadı. Alper hiçte dost canlısı olmayan bir şekilde gülümsedi. Gece ise Alper'in üzerine atlamak üzereymiş gibi görünüyordu.
" Hadi biz gidelim cep herkülü, sizde sahneye çıkın papucumun starları."
Kulisten dışarı çıkarken bakışlarını tekrar Alpere yönlendirdi.
"Tamam, tamam kül oldu adam bakma artık."

Cevap vermedi.
"Gece bana bakar mısın?"

"İtraf et Yağmur, sende böyle düşünüyorsun sadece dile getirmeye cesaretin yoktu o kadar."

Sadece baktım. Söyleyecek başka cümlem yoktu, İtraz etmek istemiyordum çünkü haklıydı, bende böyle düşünüyordum. Gitmeden önce sıkılaşan kavgalarımızı düşündüm. Birbirimize söyleyemediklerimizi, yorgunduk, yıpranmıştık ve hala kendime itiraf etmeye korksam da bizden yitenlerin geri gelmeyeceğini biliyorduk. Bizim sonumuz belliydi Gece beni terk ederek bu durumu erkene çekmişti. O zaman neden hala onu suçluyordum?
"Ne söylememi bekliyorsun?"
Gözleri doldu ama bana bakmadı, dudakları hayal kırıklığı ile titredi.
"Buraya gelmem hataydı."

Uzun zamandır hissetmediğim yoğun bir ilmek yuttum. Belki de öyleydi. Belki de tarih tekerrür edecek tekrar sessizce acı çekecektik. Belki de yitip giden olmayacaktı ama suskunluğumuz bizi görünmez kılacaktı. O evden gitmesi onun için doğru bir karardı. Çünkü o ev artık mezarlıktı. Her zaman bildiğim ama sesli dile getirmediğim gerçeği onun yüzüne söyledim.
"İlk başta neden gittiğini anlamasam da şimdi fark ediyorum sen hayatını kurtardın..."

İtraz etti. Vicdanı yüzünden belki de kendini kötü hissediyordu. Belki de hep böyle hissetmişti. Kolay bir tercih değildi. Cümleme zorda olsa devam ettim;
"Artık neden gittiğini bu kadar kafama takmıyorum. Hayatını kurtardın, güzel bir mesleğin var, yurt dışına çıktın. Yeni insanlar, yeni bir dil belki de yeni duygular keşfettin. Sadece neden geri döndün?"
Işıklar kapandı. İnsanlar yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Ses sistemini ayarlarken tiz rahatsız edici sesler çıkarıyorlardı. Birinin adımı seslendiğini duydum. Şahin olmalıydı. Shot bardaklarını limonlarla donatmış üst kattaki serseri müşterilerimize götürmemi istiyor olmalıydı.
"Geri dön Gece. Yerleştirmediğin bavulunu topla. Yırtıp attığım biletleri tekrar satın al ve beni unut."
Önce Hades'i gösterdim.
"Burası..."
Parmaklarımı şakalarıma bastırdım ardından bedenimi gösterdim.
"Burası ve burası artık değişti. Ben eski çocuk değilim. Benim artık bir evim yok. Sana kızmıyorum yemin ederim içimde artık öfke yok."

"Gittiğimi artık merak etmiyorsan neden seninle kalamıyorum? "
Pişman olmandan korkuyorum. Seni tekrar kaybetmekten korkuyorum. Seni hala çok seviyorum.
"Fazla oyalandım sen bar kısmında otur, Bende işlerimi halledeyim. İstersen sahneye yakın bir yere de geçebilirsin, Keyfine bak."

Sorusuna cevap vermediğim için bozulsa da duruşunu bozmadan yönlendirdiğim kısma oturdu. Şahinin yanına vardığımda omuzları düşük bir kadın bıraktığımı biliyordum.

Şahinden aldığım tepsiyi yukarı taşıdım. Adımlarım daha ağır gibi hissediyordum. Masalara bıraktığım shotların ikisini kendime ayırdım. Gece uzundu ve bunlardan çok daha sert bir içeceğe ihtiyacım vardı. Boş kalan masaları toplamadan önce Şahine seslendim.

"Şahin acil "Jack Rose" hazırlar mısın, sipariş değil süsünü boşver."

"Kutlama mı var?"

Şahinin sihirli ve hızlı ellerinde içkimi hazırlanmasını beklerken kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Yok, cenaze sayılır."

Cümlemi espiri olarak sayıp gülümsedi halbu ki ciddiydim. Bardağımdan büyük bir yudum aldığımda ekşi bir elmadan farksızdı. İstediğimin bu olduğundan emin bile değildim önümde artık dev bir belirsizlik yumağı vardı. Ayaklı bir soru işareti...

Kulağıma dolan tanıdık melodiyle gözlerim mıknatıs gibi anında ona çekildi. Evrenin, zamanın veya Hadesin durduğu falan yoktu. Kitaplardaki gibi yer ayağımın altından kaymıyordu. Sadece geçmişin tanıdık kokusu burnuma doluyordu.

"Gitmek kolay
Ya sonrası
Silebilir misin?
Sende kalan
Dudaklarımın nemini
Atamazsın biliyorum
Sende solan yüreğimi..."

Gece bakışlarını üzerimden ayırmadı. Bir işim olmamasına rağmen temiz bardakları silmeye başladım. Üçüncü bardağa geçmedim, geçemedim. Elimdeki bezi bırakıp koşar adımlarla sahneye doğru yürüdüm. Gece geldiğimi gördüğünde kaşlarını kaldırdı. Şaşırmış mıydı? Sanmıyorum.

"Gel hadi dans edelim. Buraya sadece çalışmamı izlemeye gelmedin herhalde."

Cevap vermesini beklemeden onu piste çektim. Tıpkı mezuniyet gecesinde olduğu gibi ilk ayaklarımıza baktı. Bu hareketi gülümsememe sebep olsa da bakışları bana dönünce kendimi toparladım.
"Şarkının sözlerini anlıyor musun Yağmur?"

Başta ne dediğini anlamadım. Konuştuğum ana dilimi nasıl anlamazdım ki. Ayak parmaklarının ucunda durup kulağıma yaklaştı.
"Ver bana düşlerimi,
Ver bana gülüşlerimi
Yanarsın ah yanarsın
Verirsen bana kendini"

Tamamen teslim olmamı istemek kolay da aynı hatayı tekrar etmek aptallık değil mi Yağmur? Gözlerine baktım. Eski Yağmur gibi filtresiz bir şekilde içimi okusun diye, uykusunda uzun uzun izlediğim yüzüne yıllar sonra ilk defa, beni bu dünya da anlayabilecek tek kişiye doya doya baktım. O an orman toprağına kavuştu. Onun yaptığı gibi yaklaşıp sıradaki kelimeleri ona söyledim;
"Silebilir misin sende kalan dudaklarımın nemini?"

Onu öptüm. Şarkı sözünü kanıtlamak ister gibi. Önceki hatalarımızı sıfırlamak için. Önce şaşırıp karşılık vermese de hemen uyum sağladı. Bu şarkı sözünden çok gerçek bir soruydu. Satır aralarını okudu mu bilmiyorum ama kendini geri çektiğinde gözleri parlıyordu. İşte şimdi isminin hakkını verip bana gece gibi bakıyordu. Gözlerine yıldızlar konmuş bir kadındı.

Geçmişi, gidişini, sırları ve geleceği düşünmedim. O an içimden ne geldiyse yaptım ve şimdi zafer sarhoşuydum. Alper haklıydı yarın gitmeyeceğinin garantisi yoktu. Onu nasıl burda tutacağımı hiç bilmiyordum ama bildiğim tek şey yarın gideceğini düşünerek tüm güzel şimdilerimi zehir edemezdim. Şu an ne yaşarsak yaşayalım geleceğimin anıları olacağı için tutunmak zorundaydım. Değişmiştim, değişmişti. Yanmıştım, yakmıştı, aşkımdan ölüp bitmiş acısını Hadeste çıkarmıştım hem de kollarımda dans eden kadın için, şarkı bittiğinde kollarımdan ayrıldı.
Kimi kandırıyorum gidişine alışamazdım. Kollarımdan ayrılığı andan itibaren onu özlüyordum. Bende engellerdim. Gitmemesi için uğraşırdım. Önemli olan şu an benimle birlikte olmasıydı. Konuşmadığımı görünce kaşlarını çattı. Çikolata göz bebekleri yüzümde gezindi.
"Şimdi işimin başına dönmek zorundayım. Biraz daha sabredip beni bekleyebilir misin?"
Küçük bir kız çocuğu gibi başını sallamakla yetindi. Yeni ayrıldığım dudaklarına bir buse daha kondurdum. Ben onu öptükten sonra gözleri sahnede gezindi ve kocaman gülümsedi. Neden yaptığını anladığımda parmaklarımla yüzünü kendime çevirdim.
"Hala küçük bir kız çocuğusun, nispet mi yaptın şimdi sen?"

"Yok canım, sahne ışıkları gözümü aldı sadece. Hadi git sen ben çok eğleniyorum."

Gece kendi masasına geçtiğine bende Şahinden tepsi alıp üst locaları gezdim. Çerez tabaklarını ve boşları toplayıp dağınıklığı düzelttim. Eskiden Hades'in bu dingin saatlerinden nefret ederdim. Çünkü yalnız evime dönüp karanlığım ile baş başa kalıyordum. Şu an ne değişmişti ön göremiyorum ama köklü bir değişikliğe gittiğimi hissediyorum. Gece gittiğinde de böyle hissetmiştim. Altımı ıslatmayı kestiğim dönemlerden itibaren hayatım hep iki kişilikti. Hiç onsuz çocukluk ve gençlik anım yoktu. Sadece ergenliğe girdiğimiz bir dönemde insanların sürekli ikiz gibi gezdiğimizi görmesini istememiştim. Ne kadar aptalmışım. Başka arkadaşlarım ile takıldığımda en ufak olayda soluma dönüp ona göstermek gibi salakça bir huy edinmiştim. Çünkü o hep oradaydı...

Son masayı da silip boşları Şahine götürdüğümde çocuklar cihazları kaldırıyordu. İnsanlar yeni güne başlarken Hades'in uyku saati gelmişti. Onlara yardım etmek için yanlarına geldiğimde Gece kaşlarını çatıp telefonuna odaklanmıştı. Bir sorun vardı. Gözlerim anında Alper'e kitlendiğinde bilmediğine dair kollarını kaldırdı.
"Gece?"
Sesim boş Hades'in içinde yankılandı. Panikle telefonunu kapatıp bana döndü. Anlamıyordum ve huzursuzdum.
"Bir sorun mu var?"
Derin bir nefes alıp önündeki boş bardağı kafasına dikti. Bir şeyler hazırlamak ve ona sarılmak arasında kaldım. Geri dönüp gitmeden önce bana seslendi.
"Annem bizi tekrar akşam yemeğine davet ediyor."

"Birinin üstesinden geldik bir başka süslü yemek salonu neden seni bu kadar huzursuz etti. Kırmızı şarap servis etmiyorlar mı yoksa?"

Gözlerini devirip bana baktı. Asıl karın ağrısı birazdan peydah olacakmış gibi görünüyordu.
"Bizi süslü ve şık yemek salonlarına değil Kıra davet ediyor Yağmur."

Yutkundum. Nedendir bilmem paniğe kapıldım. Küçükken ne zaman adımı yüksek sesle söyleseler kalbime yersiz bir korku kaplardı. Yaramaz bir çocuktum ve bunu sergilemekten geri durmazdım. Bana kalsa her çocuk yaramazlık yapma hakkına sahipti. Karşımdaki iki örgülü saçlı kız çocuğu hariç bu hakkı ona çok gördüler.

"Kabul et, başka seçeneğimiz var mı?"

"Büyük ihtimalle yemekte baban da olacak tekrar bir aile yemeğini kaldırabilir miyiz?"
Ona yaklaşıp burnuna küçük bir öpücük kondurdum.
"Yara bandı gibi düşün Gecem. Küçükken yaralı dizlerin iyileştiğinde yara bandını ne kadar yavaş çıkarırsan o kadar canın yanardı..."
Hatırladığı küçük anımı kendi devam ettirdi.
"Annen üçe kadar sayardı ama hep iki de yara bandını çıkartmış olurdu."

"Sende her defasında üç sayısını soylemesini beklerdin. Bu sefer de ben üçe kadar sayacağım."

"Gerçekten sayacak mısın Yağmur?"

"Söz veriyorum daima üçe kadar sayıp hazır olmanı bekleyeceğim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18