1. bölüm / 5
Kaybolmuş RenklerKüçük Kara Balık
Bölümler 5Şu an: Küçük Kara Balık
- 1 Küçük Kara Balık3.082 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Şarafatlı Sarı4.249 kelime
- 3 ...2.471 kelime
- 4 Kırılgan Gri Parçalar3.363 kelime
- 5 Renksiz Yara Bandı3.067 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anson Seabra-Peter Pan Was Right 🎶
Büyümek istemezdim. Kimse ellerimdeki renklerin solup sadece gri bir leke kalacağını, zamanımın hızlıca tükenip beni kendine mahkûm edeceğini, oyun arkadaşımın sonsuza kadar yok olacağını, söylediğim şarkıların acı çığlıklara dönüşeceğini, yatağımın altındaki canavarların insan suretine bürünüp bana saldıracağını ve bile isteye canımı yakacağını söylemedi.
Kimse bana hayatın bu kadar acımasız olacağından bahsetmedi. Kimse bana yalanlardan ve tonlarından bahsetmedi. Bu yükün ağırlığını sırtlanırken kaybedeceğim insanlardan bahsetmedi. Eğer bana söyleseydiniz büyümek için bu kadar sabretmezdim. Bana bir dilek hakkı verseydiniz sadece tekrardan çocuk olmak için kullanırdım. Bana birden fazla dilek hakkı verseydiniz sadece çocuk olup onu tekrar bulmak için uğraşırdım. Ona yalanların da olduğundan, herkesin kendi gibi olmayacağını bazılarının dost görünüp yakacağından bahsederdim. Ona Dünyanın çok kötü bir yer olduğundan bahsederdim.
💧💧💧
12 şubat 2026
Bugün her günüm gibi rutin geçmek zorundaydı. Öğleden sonra uyanıp önce kedinin karnını sonra midem bulanmasın diye kendi karnımı doyuracaktım, geri kalan vakitlerimde uyuyup iş için hazırlanacaktım. Rutinlerimi aksatmaktan nefret ettiğim gibi sürprizlerden de nefret ederdim. Doğum günleri, arkadaş kutlamaları veya sıradan parti organizasyonları bu etkinlikler hayatımdan uzun zaman önce insanları ile birlikte çıkmıştı.
Kapı çaldığında ilk olarak saate bakıp gerilmem de bu yüzdendi. Bu saatte kapımı kimse çalmazdı. Kedi de beklenmedik misafirimize sinirlenmiş gibi tiz bir şekilde miyavladı. Bu eve taşındığımdan beri nerden baksan üç seneyi devirdik rutubet kokulu yuvada(!) kimse rutinimi bozmamıştı. Karşımdaki kedi bakışlı kadın hariç...
İnsanlar senelerdir görmediği bir arkadaşını gördüğünde merhaba diyebilir. "Uzun zamandır ortalarda yoktun özlettin kendini" diyebilir. "Kilo vermişsin saçını kestirmişsin çok güzelleşmişsin" diyebilir ama insan seneler önce kendini terk eden sevgilisine ne diyebilir?
"Yağmur?"
Doğduğumdan beri aşina olduğum ismimi onun dudaklarından duymayalı seneler geçmişti. Boğazım kurudu. Sabah rutinimi bozmadan iki bardak su içmiştim. Gözlerim yanıyor, en son ne zaman ağladığımı hatırlamam. Kalbim boğazımda atıyor, kalp krizi geçiremeyecek kadar genç bu kadını dışarda bırakmak isteyecek kadar şaşkınım.
"Gece! "
Bu ismi en son başka bir kadının kollarında sayıkladım. Hayır onu aldatmadım.
"Seni buldum."
Onun ağzından çıkan cümleler kanımda öfkenin ateşini filizlendirdi. Hala aptaldı. Kaybolan biri yoktu ki. Ben ülke değiştirmedim. Bir ihtimal geri dönersin diye terk edildiğim şehrin iki saat uzağında bir şehre geldim ama ruhum o eve hayaletini bıraktı. O yüzden beni bulmuş olamazdı çünkü ben korkup kaçmamıştım. Bir giden terk eden ve kaybolan vardı ama ben değildim. Ben beklemiştim. Bir zamanlar Gece'nin gelmesi için dualar etmiş, yakarmış ve isyan etmiştim. Bir zamanlar kafayı sıyırmış delirmiş ve zehirlenmiştim ama asla kaybolmamıştım. O yüzden karşımdaki kadına sorularım vardı. Ona tekrar bakmayı denediğim de denediğim de diyorum çünkü hayal ettiğim gibi kalmamıştı. Bedeninden akan yağmur damlaları kapımın önünü ıslatıyordu. Buraya geldiyse eğer hesap vermek içindir herhalde. Bir de hasta bir geçmişle uğraşamazdım. Kapıdan bir adım uzaklaştım, kedimi kucağıma alıp salona yürüdüm. İçeri girmesi için davet edilmeyi bekliyorsa yollarına kırmızı halılar sermeyi seneler önce bırakmıştım.
Peki neden şimdi gelmişti, Bir hafta önce de gelse aynı tepkiyi vermeyecek miydin Yağmur, İki ay önce de gelse beklenmedik gelmeyecek miydi, Beklemeyi en son ne zaman bırakmıştım?
Bu düşünce içinde ilk kendime daha sonra ona kızdım. Konuşurken sesimin öfkeli çıkmasının sebebi kendi içimde savaşlar vermemdi.
"Banyoya girmen lazım üşüteceksin."
"Konuşmamız gerekiyor Yağmur."
"Banyo soldan ikinci oda. Dolapların içinde temiz havlu var. Daha fazla uzatma da banyoya gir hasta olacaksın."
Sanki derdim sağlığı da onu düşünüyormuşum gibi. Hadi itiraf et Yağmur içten içe geldiği için mutlusun. Asla, o kadın benim Gecem olmayı bırakalı çok oldu.
Beni nasıl buldu peki?
Başım çatlıyor. O duş alana kadar zihnimi toplayıp biraz mantıklı düşünmem gerekiyor. Onun karşısında aklıma ihtiyacım var sadece aklıma. Anlaşılan yanında götürdüğü kalbimi çantasında tek parça getirmişti olsun artık ihtiyacım da yoktu. Kalkıp sıcak su koydum. Makine kendi kendine sesler çıkarınca iki kupa çıkarıp kahveleri bölüştürdüm. Evimde iki kupanın çıkması bile mucizeyken kahve suyunu ekledim. Kedi bir yerlere kaçmış olmalı. Bence o da Geceyi sevmedi. Tanısa kesin sever. İnsanlar onu tanıyınca hep sever zaten.
Kupaları masaya bırakıp sıkışan kalbim için biraz gözlerimi kapadım. İçerden su sesleri geliyordu. Kıyafet ayarlamam lazım birazdan işi biter.
Kapısı olmayan odama yürüyüp küçük dolabımı açtım. Siyah beyaz kazağımı ve eşofman altını çıkarıp havluları katladım. Onun yaptığı gibi kapıyı iki kez güçsüz bir şekilde tıklatıp eşyaları çamaşır makinesinin üstüne koydum.
Ev kokuyor, hayır rutubet değil davetsiz misafirleri yutup zehirleyecek bir koku. İlaçlatmakla geçer mi yıllanmış ceset kokusu...
Düzen bozmaya gelmediğini belli etse de öylesine alabilir miyim onu? Gülümsedim. Daha düne kadar ekmek almaya bile üşenen sen Geceyi eve alıp almamayı mı düşünüyorsun? Kahvemden koca bir yudum aldığımda sıcaklık boğazımı kapladı. Keşke bilincimi de kapayıp beni karanlığa boğabilseydi. Ne demişti o banyoya girmeden önce "Konuşmamız gerekiyor Yağmur."
Ben kelimelerimi tükettim. Sen bir açıklama yapmadan eşyalarını bile bırakmadın bana. Onları bile çok gördün. Oysa konuşsaydın ben bilseydim içine attıklarını elimden geleni yapardım. Konuşmak için hak vermediğin adama şimdi gelmiş konuşmamız lazım diyorsun. Her zamanki gibi konu sensin Gecem. Bana dinlemekten başka düşen ne var?
Banyodan su sesi kesilip dışarı çıktığında ondan tarafa bakmadım. Kahvemi küçük küçük küçük yudumlarla tüketmeye devam ettim. O da ıslak ayaklarıyla mutfağıma gelip kendine doldurduğum şekerli ve zehirli kahvesinden büyük bir yudum aldı. Dilinin haşlandığına yemin edebilirim. Bu konuda konuşmadı. Ağzını sadece sabahtan beri diline pelesenk olmuş cümleyi söylemek için açtı. 'Konuşmamız lazım.'
Sorusunu görmezden gelip aklımdaki soruyu ona sordum.
"Beni nasıl buldun?"
"Bunun bir önemi yok. Önemli olan seni bulmuş olmam değil mi?"
"Sen benimle buraya dalga geçmeye mi geldin Gece, kime sorsan gösterir bu evi zaten. Terk edilen bir adam arıyorum da hayatını sikip attım acaba nerde bulabilirim?
Bak gördün mü bu ev işte. Kendi başarınmış gibi çıkıp karşıma önemli olan seni bulmuş olmam diyemezsin. Sen beni terk ettin. Bir daha gururumu ayağının altına paspas yaparak söylememi ister misin sen beni terk ettin, canın sıkılınca korkunca, kızınca hayatından çıkarıp üstünden zaman geçince de şuralarda bir yerde Yağmur vardı ya düzenini altüst edeyim diyemezsin Büyü artık!"
Her bir cümle de öfkemle birlikte sesime de yansımış ve tabiri kesinlikle doğru olarak kükremiştim. Benimle alay ediyordu. Bak Yağmur seni bırakıp gittim ama geri de bulabiliyormuşum gördün mü?
Karşımda küçük bir yaprak gibi titredi. Boğazındaki yumrunun gitmesini için iki kere yutkundu. Büyük kahverengi gözleri beni bulduğunda sulanmış olmalarını önemsemedim. Haksız küçük kiraz dudallarını açıp kendini savununca da önemsemedim.
"Benim amacım bu değildi. Evet gittim ama nedenlerim vardı. Senin söylediğin gibi basit değildi. Gittim çünkü çok yorulduk. Gittim çünkü canım yanıyordu. Aklımdaki sana saygı duymak için gittim. Sen gözümün önünde erimeni izlememek için gittim, asla pişman değilim."
Biz Geceyle birbirimizden tamamen zıttık. O sevecen kibar ve uslu bir kız çocuğuydu. Bense kaba yaramaz ve huysuz bir çocuktum. Bu hiç değişmemişti. Bunu gözlerinde görebiliyordum. Geceye şimdi bir küfret de rahatla desem bana tavuk deme ihtimali bile vardı. Bu saydığım özelliklerimizin yanında benzerliklerimiz de vardı. Aynı kitap karakterlerini severdik, ortak insanlardan nefret ederdik ve öfkemiz işte o bir ateş topuydu. Orantısız öfkemiz birbirimize doğrultabileceğimiz tek silahımızdı. Gece dilini haşlayan kahve kupasını bana doğru fırlattığında zihnimden geçenler tam olarak bunlardı. Kupa beni es geçip duvarla buluştu ve bin bir parçaya dağıldı. Kafamı çevirip duvara ve yerdeki kırıklara baktım.
"Sen ne halt ettiğini sanıyorsun Aptal yaralanabilirdim."
"O kalın kafana bir şey olmaz merak etme!"
Öfkemiz yerini başka duygulara bıraktığında gözleri yumuşadı ama küçük burnu hala havadaydı. Kırıklar arasında birbirimize bakıp duruyorduk.
"Hala asalak bir kızsın Gece Yılmaz"
"Hala kaba bir çocuksun Yağmur Demir."
Cümlesinin sonunda etrafa bakındı. İçtiğim veya içtiğimiz birçok boş şişeyi ve hazır yemekleri gördü ama yorum yapmadı. Misafir ve gidici olduğunu hatırladı galiba. Yerdeki çöpleri önemsemeden Yatak odasına yürüdüm kedi bu kaostan nasibini almış dolabın içine kurulmuştu. Yavaşça yaklaşıp kediye seslendim.
"Gel kızım, gel hadi özür dilerim bak sana mama yedirmedim doğru düzgün gel de yemeğimizi yiyelim."
İnatçı hayvan. Onu orda bırakıp başka bir inatçı ne yapıyormuş diye salona geri döndüm. Islak saçlarına aldırmadan koltuğuma kurulmuş uzanıyordu.
"Git içerde uyu boynun tutulacak bana söyleneceksin."
Gözlerini açmaya tenezzül etmeden mağrur sesiyle konuştu.
"Kediyle aynı oda da uyumamam. Hem burası çok rahat ve geniş istersen yanıma gelebilirsin."
"Ne düşünüyorum biliyor musun?"
Aksi sesime aldırmadan gözlerini açıp bana baktı ne düşündüğümü merak eder gibi büyük kahvelerini dikti.
"Nasıl bu kadar yüzsüz olabileceğini..."
"Bende ne düşünüyorum biliyor musun Yağmur?"
"Ne düşündüğünün bir önemi yok önemli olan tek şey evimi ne zaman terk edeceğin."
"Ya sen buraya tatil için falan mı geldiğimi düşünüyorsun Adama senin için geldim diyorum. Kovmaktan beter ediyor."
Yanındaki kırlenti alıp suratına fırlattım. Eski sevgilerin bile bir kotası olurdu ve Gece bu kotasını aşalı çok olmuştu.
"Seni yatağından etmek istemem burası küçük rahatsız edici ve kokuyor ama iyi bir koltuk. Bana birin hatırlatıyor. "
Oda mevzusuna geri dönmüştük anlaşılan.
"Düşünceli misafir ayaklarını geçelim. Beni terk ederken bu kadar ince değildin..."
Ne zaman bu mevzuyu açsam gözlerindeki camlar keskinleşiyordu. Canı acısın istiyordum. Canı o kadar çok acısın ki kendi ayaklarıyla geri dönsün. Çünkü ben yapamazdım. Onu kapı dışarı edemeyeceğimi bu koltuğa uzandığında anladım. Onu kapı dışarı edemeyeceğimi şampuanımı teninde hissettiğimde anlamıştım. Onu kapı dışarı edemeyeceğimi bardağı fırlatmadan saniyeler önce anlamıştım. Çünkü bana;
"Beni ne kadar kapı dışarı edersen et. Yuvama geri döndüğümü ikimizde biliyoruz. O yüzden sen beni bağışlamasan da bu kapı bana hep açık kalacak biliyorum..." dedi.
Galiba o da anlamıştı. Daha fazla konuşarak zihnimi bulandırmak istemedim. Odama geçip iş saatine kadar uyumayı tercih ettim. Beni izlediğini biliyordum. Belli etmemeye çalışsa da ıslak saçlarını hafifçe kaldırıp eylemlerimi gözlüyordu. Umurumda değildi. Buraya gelip kedimin ve benim düzenimi paramparça etmesi de geçmişte yaptıkları da kendi de umurumda değildi. Hatta kurutmadığı saçları onda baş ağrısı yapacaktı ve uyuyamayacaktı bile sinüziti buna izin vermeyecekti. Bu bile umrumda değildi.
Alarmımın çalmasına iki saat kala uyandım. Alışkanlıklarımın değiştiğini gösteren bir işaret daha kedim benimle değildi. İçeriden gelen seslere kulak verdim.
"Sahibine hiç benzemiyorsun, o ne kadar kaba olursa olsun sen beni insan yerine koyup dinliyorsun. Teşekkür ederim kedicik bir de adını öğrenebilsem. Adın ne bakalım?"
Kediden sadece basit bir ses geldikten sonra konuşmasına devam etti.
"Adını da sahibinden mi öğrenmek zorundayım. Lütfen beni onunla daha fazla muhatap etme tamam buraya onun için gelmiş olsam da bugünlük Yağmur kotamı doldurdum. Çok özlemişim biliyor musun hem çok değişmiş hem de aynı adam gibi..."
Konuşmamın devamı benim için iyi yerlere gitmediğini sıkışan kalbimden anlayınca içeri seslendim.
" Kedimin aklını bulandırma o hep haklının yanındadır."
Gece kedinin yanından kalkıp uyuduğu koltuğa oturdu bende yanındaki çekyattan almam gereken kâğıt parçasını aradım. Ne yaptığımı kaçırmamak için her hareketimi izliyordu.
"Kedinin bir ismi yok mu?"
"Kedi işte."
"Bu konu hakkında seni rencide etmek istemem ama daha yaratıcı olamaz mıydın?"
Çekyatın altında kitaplar öbekler halinde yığılmış ve tozlanmış duruyorlardı. Romanlar, şiir kitapları ve masallar arasında istediğim kitabı bulmakta zorlandım. Hangisinin içine gömmüştüm? Gece merakına yenik düşüp yanıma diz çöktü. Elleri hemen çocuk kitaplarına gitti.
"Küçük Kara Balık", "Küçük Prens", "Pinokyo", "Pamuk Prenses." gibi birçok renkli ve yıpranmış masal kitaplarının içlerinde çok çirkin bir el yazısıyla "Yağmur Demir" yazılıydı.
Babam kaybolmasın diye aldığı her kitaba ve deftere önce ismimi yazmayı tembih ettiğinden beri alışkanlık haline gelmişti. Hatırladığım kadarıyla içlerinde Gece'nin de ismi yazan masallar ve romanlar vardı. Aklıma getirmek istemediğim anılar canımı kanatırcasına zihnimde oynuyordu.
Geceyle okuldan didişmeden geldiğim sayılı günlerden biriydi. Babamın akşam ödevlerimizi bitirip bitirmediğini sorduğunu ise hayal meyal hatırlıyorum. Babam elinde hikâye kitapları ile bize sürpriz yaptığında yeni masal kitapları benden çok Geceyi heyecanlandırmıştı. Okumayı yeni yeni sökmeye çalıştığımız için hikayelerin altını hecelere bölerdik. Bu şekilde okunması daha kolay olurdu. Kitabın ilk sayfasındaki kara kalem izleri hala anılarımdaki gibi taze görünüyordu.
Denizin derinliklerinde yaşlı balık on iki bin çocuğu ve torununu başına toplamış onlara masal anlatıyordu."
Sobanın yanına kıvrılır küçücük akıllarıyla kara balık olmak isterlerdi.
"Bende okyanusları aşmak istiyorum. Acaba sular nasıldır?" dedi küçük kız.
"Sen yüzme bilmiyorsun ki nasıl nefes alacaksın suyun içinde." dedi oğlan çocuğu.
"Bülent amca anlatmıştı ya kocaman gemiler oluyormuş çalıştığı yerde atlarım birine giderim."
"Gidemezsin işte annen izin vermez."
"Annem kadar kocaman olduğumda izin verir."
Küçük çocuğun canı sıkılmıştı. Garip bir utangaçlıkla yüzünü astı.
"Yalnız mı gideceksin?" diye sordu saflığıyla,
Bilgili bilgili cevapladı kız. "Kara balık tek başına gitti."
"Korkmaz mısın peki sudan?"
"Sen olursan korkmayabilirim."
Elimdeki kitaptan zihnimdeki anılardan ortak bir alıntı çıktı o kadar beklenmedik ve yerindeydi ki bu refleks gibi döküldü dudaklarımdan.
"Elbette bir gün hayatın sonuyla yüzleşmek zorunda kalacağım. Ama bunun bir önemi yok."
Gece'nin bana bakıp devam etmemi istediğini biliyordum çünkü bu alıntının devamı da vardı. Zihnimden devam ettirdim.
"Asıl mühimi benim ölümümün ya da yaşamımın, başkalarının hayatını nasıl etkilemiş olacağı..."
Küçük Kara Balık büyümüş ve kirasını bile zar zor çıkaran yetişkine mi dönüşmüştü?
İstediğim zarfı masal kitabından aldığımda Gece'nin toparlanmasını bekledim. Bunu yırtıp atmayı, yakıp kül etmeyi ve bir kitabın arasına katıp satmayı bile düşünmüştüm. Beni yok etti başkalarına belki fırsat verir diye düşünmüştüm. Hiçbirini yapamadım. Eskisi gibi canlı bir renkte değildi mürekkebi yer yer dağılmıştı. Bir kısmında onun göz yaşları vardı bir kısmında benim. Kim bilir belki de birbirine bile karışmıştı da biz kavuşmamıştık. Neden yok edecektim ki?
Geceden kalan son hatıram çirkin acele bir el yazısıyla yazılmış bu mektuptu. Ondan kalan son hatıramın bu olmaması gerekiyordu. Mesela bir gülümseme veya pembe saç tokası olabilirdi ama benim payıma düşen klişe bir mektuptu. Mektup o kadar soğuktu ki her okuduğum da ürperir sıcak kahveleri bana uydurduğum bir renk gibi gelirdi.
Zarfı masaya usulca koyup Gece'nin bunu sindirmesini bekledim. Gece geçmişin hayaletlerini görmüş ve kavramıştı. Senelerce yaşadığım dostlarımdan ufak bir selam da bile beti benzi atmıştı. Hâlbuki kendi kelimelerinden bu kadar korkacak ne varsa bana da yazmaması gerekmez miydi,
Benim de korkacağımı düşünemez miydi?
Zarfta artık zar zor okunan ama onun bildiği hitap şekli zarif el yazısıyla tam da karşımdaydı.
Sevgilim Peter Pan'a
Ne hamle yaptı ne de korkup kaçtı. Sadece bekledi. Oysa ben evi bomboş gördüğümde çığlık çığlığa adını haykırıp bir ses beklediğimde bu zarfa sarıldım. Onunla konuşuyor olmak için bile defalarca okuyup cevap verdim. Yanıtsız kaldığını bile bile kendime işkence ede ede yaptım.
"Açmayacak mısın, Hadi ama Gece bu kadar korkak olma. Alt tarafı eski sevgilimden bir mektup. İçinde ne yazdığını biliyor musun?"
Gecenin gözleri öfkeyle karardı. Bu benim kahkaha atmama sebep olsa da yuttum. Henüz kafayı yediğimi bilmesine gerek yoktu. Mektup hışımla alıp okumaya başladı.
Var olmayan ülkenin kahramanı Peter Pan,
Sen yaptıklarından, hissettiklerimden habersiz evimizde beni bekliyorsun. Bense ülkeni yok edeceğini bile bile gidiyorum. Çünkü sende biliyorsun ki Var olmayan ülkenin çocuğu büyüdü artık hayallere karnı tok. Artık Peter Pan'a ihtiyaçları yok. Oyun oynayacak yaşı geçtik. Keşke en saf hallerimizle kalabilseydik oysa masum dönemlerimiz çoktan zifiri karanlığa gömüldü. Bir zamanlar aşkla baktığım gözlerin şimdi bir çift yabancı bana. Artık hissetmiyorum. Son yaşadıklarımız bizi çok yıprattı. Birbirimizi düzeltmek için zaman tanıdım ama artık yapamayacağım. Böyle bir zamanda ellerini bırakmak kanatlarımı kırıyor içime tarifsiz bir acı veriyor tek diyebileceğim sana artık eski bir dost gibi değer verdiğim dışardan çok güzel gibi görünen bu ilişki içten içe beni çürüten zehirli bir sarmaşığa dönüştü. Şimdi ise oyunu bitiriyorum ben kaybettim sevgilim. Ben senin güçlü yanına temiz kalbine âşık oldum. Şimdi o güçlü yanına çok ihtiyacın olacak.
Bunları okuduktan sonra annemin yanına gideceğini biliyorum ama yapma lütfen. Sana yerimi söylememesi için yemin ettirdim.
Ben sadece sevgilimi değil, aynı zamanda oyun arkadaşımı da bırakıyorum. Şu an farkında değiliz ama biz alışkanlıktık ve seni bu prangalardan kurtarıyorum. Seni özgür bırakıyorum. Senden sadece şunu istiyorum. İçindeki saf çocuğu sende bıraktığım sevgimle besle.
Ailene bir açıklama yapmak zorunda değilsin. Ben uygun bir dille ifade ettim. Sana yük olmak istemedim. Sana kızmayacaklar suçlunun ben olduğunu sıkıldığımı dile getirdim.
Tüm ilklerim seninle oldu. İlk dans, ilk kavga, ilk resimlerimi sana çizdim. İlk öpücük ve ilk dokunuş...
Teşekkür ederim Peter Pan...
Mektubu bitirdiğine dair küçük bir hıçkırık kaçtı. Bitirdiğini anladığımda son kez vurdum onu, son kez tuş etme çabasına girdim. Elinde bana dair hiç hamlesi kalmadığını bildiğim için neye karşı kazanacağımı ve savaştığımı unutarak tekrar sordum ona.
"Beni terk ettikten sonra şimdi neden karşıma çıktın?"
Buna verebileceği bir cevabı vardı ama cevaplarından, yalanlarından çok sıkılmıştım. Ağlıyordu. Sınav zamanlarında gerginken tırnaklarını derisine geçirirdi. Şimdi de kaç yaşına gelirse gelsin terk edemediği huylarından birini belki de fark etmeden gözümün önünde tekrar ediyordu. Bilmiyordu. Ona sıktığım her bir kurşunun bana da isabet ettiğini bilmiyordu. Gece sorumu hiç cevaplamadı. Bende gerçek sebebini ondan öğrenemedim. Şah ve mat için eğildim dizinin dibine akan göz yaşlarına belli belirsiz bir öpücük kondurdum devam etmemek için öyle kastım ki kendimi başım döndü. Son bir öpücük sevgilim. Azrail için son bir şans verdin. Yavaşça fısıldadım yüzüne;
"Mektubunda bir hata var. Bu oyunda kazanan yok. İkimizde kaybettik sevgilim(!)"
Uzaklaştığımda dudaklarının titrediğini fark ettim.
"Ben böyle olacağını bilmiyordum. Sadece sen kaybetmedin sadece sen acı çekmedin benim de duygularım olduğunu ne zaman fark edeceksin. Haklısın tamam ama üzerime gelmek acılarını hafifletmez Yağmur."
Gece'nin ıslak gözlerinde yansımamı görüyordum. Aynı hırs aynı öfke bizi besleyen de zehirleyen de birbirimize duyduğumuz rekabet hissiydi. Onun gözlerinde fark ettiklerim benim gözlerimde de bulunuyordu ve en son isteyeceğim şey Gece'nin bunu fark etmesiydi.
"Buraya gelmen zaten saçmalıktı. Bizim ilişkimiz yıllar önce bitmişti. Kendine bir iyilik yap ve bensiz hayatına geri dön. Çünkü sen kapımı çalana kadar öyle yapıyordum."
Elindekileri kaybetmek üzere olan çocuğun paniği ile bana yaklaştı. Gözlerindeki hırs yerini kaybetme korkusuna bırakmıştı. Haklıydı kaybedecektik.
"Anlamıyorsun Yağmur sensiz bir hayatım yok. Yanlışlarımı ve kendimi düzeltmek için geldim ve hemen gitmeye hiç niyetim yok."
"Sen hala bir çocuksun! Yaşadıklarımız senin için oyunlardan ibaret ve bu sefer senin kurallarınla oynamaya niyetim yok. Ne de olsa dayanamayıp giden sensin Gece. Geldiğimde burada olma ya da fark etmez istersen kalabilirsin. "
Saati kontrol ettim daha gitmeme saatler vardı ama burada duramazdım. Ceketimi alıp kapıya yaklaştım. Histerik davranıyordu. Benim mantığıma karşılık onun sadece iç güdüsü hareket halindeydi. Rolleri değiştirmiş gibiydik bu sefer ben terk ediyordum onu kendi evime geri dönecek bile olsam o duyguyu tadabiliyordum.
Hesaplamadığım zaman dilimlerim olurdu. Obsesif bir insan olamayacak kadar düzensiz o düzensizliğin içinde rutin oluşturacak kadar da planlıydım. Karşımdakinin eylemlerini önceden hesaplamayı sevsem bile Geceyi tam bir sürpriz olduğu için daha çok severim yani severdim. Şimdi gitmemem için bana sarılmasını kalbimin boğazımda atıp midemin bulanmasını asla bir plana oturtamazdım. İlaçlar kullanmıştım. Küçüklü büyüklü haplar ama hiçbirinin onun yaptığı uyuşukluğa etkisi yoktu. Bedenim kaskatı kesildi, nefesim akciğerlerimi tıkadı. Bir anda on sigara içmiş gibi boğazım yandı ve ben sigara sevmezdim. Ellerim kapı kolunu tutmasa yere yığılabilirdim.
"Bırak beni işe geç kalıyorum."
Zar zor söylediğim cümlem kapının dışına çıkmamı sağladı. Belimde hala iki kol varmış gibi ağır ve sıcaktı. Nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Hep beklemiştim. Benim hayatım hep beklemekte geçmişti. Hafta sonlarını beklemiştim, Yaz tatillerini beklemiştim, Verilen sözlerin tutulmasını beklemiştim, dileklerimin gerçekleşmesini beklemiştim, okulumu bitirip yuva kurmayı beklemiştim. Annemi beklemiştim, onu beklemiştim...
Tüm bu beklentiler bana sadece acı ve keder getirmişti ama ben beklemekten asla vazgeçmedim. Sonunda o ayağıma kadar gelmişken ona dokunmamamın sebebi aptal gururum muydu?
Hayır bu kadar basit olamazdı.
Adaşım olan yağmur bedenimi ıslatırken ben bu sorudan ve evden kaçmak için yürüdüm. Onun varlığını evimde olduğunu bildikçe göğsümdeki ağrı ve düşüncelerim arttı. Düşüncelerim o kadar ağırlaştı ki altında ezildim ve yok oldum...
Bölüm etkileşimi
